Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Ahlak, Etik

  • Fakat Mehmet, heyecanlarına daha çok basınç uygulamak istiyordu ve kendisini çok heyecanlandıran noktaya gelmişti: “Sonra oğlan çocuklarına da sahip olacaksınız; çok sayıda, çok güzel ve asil ailelerin oğlanları sizin olacak.” Sf. 391, 392 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 391, 392) kitabından birebir alınmıştır.

  • Büyük toprak sahipleri, vebanın bir daha gelmeyeceğini düşündükleri zamanlarda, kaybettikleri feodal haklarını geri alabilmek için baskıya ve zor kullanmaya başladılar. Bu ise, çok büyük düzensizliklere ve köylü isyanlarına yol açtı. On dördüncü yüzyılın sonuna doğru Osmanlı kuvvetleri Balkanlar’a yerleşirken, Avrupa köylü ayaklanmaları ile yanıyordu. Sf. 49 Burada durmuyor, ölülerle cinsel ilişkiye girdiler ve bu ilişkilerde…

  • “Kimya” adında, yanında büyümüş, terbiye almış, melek huylu zahir ve batın edepleri ile süslü, güzel bir evlâtlığı vardı. Üstelik bu kızda, tasavvuf ehline yaraşır bir safiyet, bir gönül zenginliği mevcuttu. Mevlâna, küçük yaşından beri, onu kendi çocuklarından ayrı tutmamış, öz evlâdı gibi sevmişti. Onu benimle evlendirerek, böylelikle Konya’ya yerleşmemi uzun uzun düşünmüştü. Sakındığı hususlar da…

  • Yollara sular dökün. Bahçelere müjdeler verin… Bahar kokuları geliyor, O geliyor, o! Ay parçamız, canımız, yârimiz geliyor. Yol verin, açılın, savulun, Beri durun, beri! Yüzü apaydınlık, ak pak Bastığı yerleri aydınlatarak, O geliyor, o! Sf. 174 Servi revanım geldi. Bak Allah aşkına! Bak şu baharın şevkine.. Ey güneş, dökül saçıl seraba! Sevgilim gibi cömert, Bir tohum…

  • Rüzgârın sesinde, rüyalarımın üveykinde hep Mevlâna. Yıldız şavklarında, cami şadırvanlarında gördüğüm daima Mevlâna. Sen canımın içindesin, canımsa senden habersiz… Dünya seninle dolu, dünya senden habersiz… Gönlüm, canım nasıl bulsun seni? Çünkü sen, tümüyle gönüldesin… Sense gönülden habersiz. Ey maşukum, ah Mevlâna’m; Sf. 128 Gün geçtikçe acım daha da derinleşiyordu. Baktım olmuyor, bari Mevlâna’mı ilk gördüğüm…

  • Üstelik Mevlâna’yı son zamanlarda ailesi dışında hiç bir kimse ile görüştürmemeye başlamıştım. Günü benimle başlıyor, gecesi benimle bitiyordu. Allah muhabbeti insanların dedikodu türünden gevezeliklerinden tabiî ki taşkın olmalıydı, o bir elmastı, ne işi vardı tenekelerin yanında. Kanı kaynayan, dili benim kadar sivri, bakışı delici, hoyrat Alâeddin bir sabah babasının hücremden çıkışı sonrası birden içeri dalıp:…

  • Mevlâna ile günler süren halvet ile haldeş olduk ama sırlarıma vaki olmaya hazır görmek için onu da sınavlardan geçirmeliydim. Bu sınavlar önemliydi. Eğer diğerleri gibi en ufak bir tereddüt gösterirse, o gece sessizce Konya’yı terk edecektim. Bir sabah odamın kapısını vurdu. -Gel Mevlâna’m gel. Otur. Senden bir isteğim olsa yapar mıydın? -Tabii söyle. –Bana gönlümü…

  • Kafasını kaldırdı, bana öyle bir baktı ki olduğum yerde bayılmışım. Kendime geldiğimde Mevlâna başımda bekliyordu. Mevlâna elimi tutarak ve yaya olarak kendi medresesine götürdü. Birlikte bir hücreye girdik. Bu hücre kuyumcu Selahaddin’in hücresidir. Orada bir süre baş başa kaldık. Sf. 50 Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011…

  • 28 Temmuz 1989 günlü gazetenizde, “akrabam” olduğunu “yakınlarımın benden utanç duyduklarını” ileri süren, adı, kimliği belirsiz bir kişinin mektubu yayımlandı. Karşılık verdim, böyle bir akrabam olamayacağım belirttim. Ve belirttim ki, değil yakınlarım, komşularım içinde bile hep sevilip, sayılırım. Başka türlü de olabilirdi, ama yok. Çekirdek ailem olan karım ve çocuklarımla normalin de üstünde, birbirimizi sever…

  • Tanzimat Dönemi’ne kadar, Türk erkekleri, kadını sevmeyi ve kadına âşık olmayı bilmiyorlardı, zengin güçlülerin hepsinin bir “oğlan” sevgilisi vardı. Oğlanlara “divan” yazarlardı; kadın ise, sevmek için değil çocuk doğurmak içindir, anlayış buydu; değişimi, Mısırlı prenseslerle başladı. Sf. 114 Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Grigor Güzelyan’ın Tanıklığı (D. 1903, Musa Dağ, Kabusiye Köyü) Bizim muhacirler o merhametli ailenin (Rum Ailesi) iyiliğine nasıl cevap verdiler dersiniz? Bir gece sekiz-on kişi Apput Baytarlar’ın kuyusunun kapağını açıp buğday çalmışlar. Sabah, “büyük” anne durumun farkına varmış ve oğullarını bundan haberdar etmiş. Onlar demir şişler ve torbalarla Ermenilerin yanına gitmişler. Kurnaz Ermeniler çukur kazıp…

  • Tigran Gevorgi Cebecyan’ın Tanıklığı (D. 1888, Ayntap [Antep]) Zeki Paşa atlılarına, eğer sağ kalanlar da varsa tamamıyla yok olmaları için, ölülerin üzerinden üç-dört kere basarak geçmelerini emreder. Onun sözlerine inanmayan sadece dört genç cesetlerin altında saklanmış olarak kalırlar ve gece çıkarak Suvar’a kaçarlar. Onlar bize gelip bunları anlattılar. Diğer taraftan Paşa o kadar intikamla dolmuştu…

  • Vergine Torosi Mayikyan’ın Tanıklığı (D. 1898, Maraş) Katliamdan sonraki üçüncü gündü; ama çömlekçi fırını gibi kızarmış olan kilisenin duvarları hala sıcaktı. İçeri girdim ki ne göreyim! Türk kadınların her biri kilisede bir yer kapmış kimsenin kendi sınırından içeri girmesine izin vermiyor ve birbirine bağırıyor: kim sınırımı aşarsa öldürürüm!…’ Benimle gelen kadın bana dönerek dedi ki:…

  • Hovsep Bıştikyan’ın Tanıklığı (D. 1903, Zeytun) 1915 yılma kadar, Zeytun’da otuz bin Ermeni vardı. Türkiye’de yalnız Zeytun’un nüfusu sadece Ermenilerden oluşuyordu. Sf. 652 Aynı Çeçenler sonbaharda mallarla birlikte geri geldiler; bunlar hem İstanbul taraflarından, hem Konya tarafından, ülkenin her tarafından getirilen Ermenilerin serveti, elbiseleri, takıları, altınları, paralarıydı, ne istersen, aklından ne geçerse vardı! Ne maldı…

  • Sırbuhi Danieli Galtakyan’ın Tanıklığı (D. 1902, Yozgat, Menteşe Köyü) Abilerime gelince 1915 başında jandarmalar köyümüzü kuşattılar ve saldırdılar. Erkekleri topladılar, köyden dışarı çıkardılar ve biz tüfek atışlarının sesini duyduk. Ağlama ve feryatlar içinde köylülerle vadiye gittik; onların cesetlerini getirdik ve gömdük. Ablalarımdan Yester evliydi ve beş yaşında bir oğlu vardı. Türk jandarmalardan biri ablamın kocasını…

  • Suren Sargısyan’ın Tanıklığı (D. 1902, Sebastiya [Sivas], Koçhisar Köyü) Köyün muhtarı olan amcam Abig Sargısyan oraya buraya koşuyor, zaptiyelerin kibrit çakıp evimizi ateşe vermelerine ve anneme vurmalarına engel oluyordu. Sonunda rüşvet karşılığı evimizi yakmaktan vazgeçtiler; ama zavallı annemi yanlarında götürdüler. Zavallı anneme bütün gece tecavüz etmişlerdi. Ertesi gün onu yarı ölü halde geri getirdiler. Biz…

  • Harutyun Torosi Grigoryan’ın Tanıklığı (D; 1898 Erzurum, Avırdnik Köyü) Jandarmalar su içilmesine izin vermiyorlardı; “Ya bir altın verin; ya da bakire bir kız” diyorlardı. Kadınlar mecburen idrarlarını su kabına yapıyor ve içiyorlardı. Sf. 314 Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları,…

  • Ğukas Abroi Karapetyan’ın Tanıklığı (D. 1901, Moks Bölgesi, Arnabat Köyü) Biz Cezire’nin Dekabra Köyü’nde 18 gün kaldık. İyi kalpli bir Kurmanci aile bizi evine aldı; bize yemek verdi. Onların babalarının ismi Muhammed’di. O beni çok sevdi ve yanında sakladı. Bir adam gelip, beni kendisine vermesi için efendime üç kuruş teklif etti; ama efendim beni ona…

  • Ağavni Mıkırtiçi Mikırtiçyan’ın Tanıklığı (D; 1909 Bitlis) “Türk komşumuz Yusuf Efendi bize acıyıp faizleri evine götürdü Kürt Hamidiye askerleri gelip anneme “Altınlar nerede” diye sordular. Annem korkudan “işte burada, güğümün içinde” diye cevap verdi Altınları alıp gittiler. Bizi saklayan o Türk komşu altınları kendisine vermediği için anneme kızdı ve bizi evden çıkardı.” Sf. 167, 168…

  • (Belge; 23 R. I. Termen, 1907 Yılında Van, Bitlis ve Diyarbakır Vilayetlerine Yapılan Araştırma Gezisinin Raporu.) Ermeni toplumunun devrimcilere yaklaşımı düşmanca olmasına rağmen, toplum onlardan kurtulamıyor. Türkiye Ermenilerinin uzun süreden beri yaşadığı kölelik ile etraflarındaki Müslümanlara kıyasla sahip oldukları yüksek düzeydeki meziyetler Türkiye Ermenilerinin karakterlerine birçok olumsuz özellik kazandırmıştır: Dalkavukluk, kurnazlık, nefret, gizli düşmanlık, kıskançlık…