Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Beyin

  • Claudius doğduğundan beri hastalıklı, zayıf ve silik bir tiptir. Çocukken önce sıtma, sonra kızamık, sonra yılancık, sonra kalınbağırsak iltihabı ve en sonda çocuk felci olmuştu. Bir kulağı az duyuyordu, bir bacağı aksıyordu, kekemeydi, kalbinde de bir problem vardı, sık sık kalp ağrısı çekerdi. Ailecek, Julian ailesine uygun olmadığı düşünülür ve hiç sevilmezdi. Aslında çok zeki…

  • Tertip ve düzen insanları rahatlatıyordu. İnsan aklı da sınıflandırılmış bilgiyi daha rahat alırdı. İnsan aklı doğadan öğrendiklerini, kavramları, belli bir düzene sokmak ve raflara yerleştirmek isterdi. Aristoteles, insanların kavramlarına düzen getirmek isteyen, titiz ve düzenli biriydi. Bu tarzı ile mantığı bir bilim olarak kurdu. Hangi sonuçların veya kanıtların mantıksal olarak geçerli olduğuna dair kesin kurallar…

  • Sofist Protagoras (M.Ö. 487–420), “İnsan her şeyin ölçüsüdür.” diyordu. Yani iyi, kötü, doğru, yanlış hep insan ihtiyaçlarının sonucu idi. Protagoras, tarihsel süreçte, şüpheyi metod haline getiren ilk düşünürdür. “Her şey, bana nasıl görünürse benim için böyledir, sana nasıl görünürse senin için öyledir. Üşüyen için rüzgâr soğuktur, üşümeyen için değildir. Herkesin hemfikir olacağı kesin bir bilgi…

  • Güney İtalya’da Kroton adlı Yunan kentindeki tıp okulunda Alkmaion adlı bir düşünür, beynin duyuların merkezi olduğunu öne sürüyordu. Bu sırada sinir sistemine ait ilk saptamalarda da bulunuyordu. Duyu organlarından vücuda giren duygusal parçacıklar, salgı kanalları ve damarlar aracılığı ile beyindeki algılayıcılara ulaşıyorlardı. Alkmaion’a göre beden ölüyor, ama ruh yaşamaya devam ediyordu. Sağlık demek, vücutta dengede…

  • Ayakla ellerini hürleştiren atalarımızın başparmağı gelişmiş, bu da beynini tekrar geliştirmiştir. İnsan soyu kendi beyinsel evrimini beceri kazanıp, değer yaratarak, emeği ile geliştirmiştir. Yani İnsanın geldiği durum kendi çabasının eseridir. Alıntı; Bizimkiler I (İlkler MÖ 200.000 ile 1800) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 5) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evrim sürecinde, insana benzer niteliklere ulaşan ilk canlılara “Hominid“ (İnsanımsı) diyoruz. Bu Büyük Atalarımızı diğer canlılardan ayıran üç özellik vardır. Pelvis (leğen kemiği) onların dik durmasını sağlayacak şekilde değişmiştir. El başparmağı “oppozisyon“ durumuna evrilerek, elin iş yapmasını sağlayacak duruma gelmiştir. Beynin koruyucusu olan kafatası boşluğu 800 cc den fazla büyümüştür. Dik durabilen Büyük Atalarımızın elleri…

  • Üçüncü tavsiyem ki bunun en önemlisi olduğuna inanıyorum, olumlu düşünmektir.     Daha önce de anlattığım gibi, olumlu düşünmek genlerimizi “açarak”, beynimizi ve bedenimizi yararlı hormonlar üretmek üzere harekete geçirebilir. Kendi deneyimlerimden bunun doğru olduğundan eminim.   Her şey karşıtıyla var olur: Ön-arka, gece-gündüz, güç-güçsüzlük gibi. Bir şey ne kadar tek yanlı, ötesi yokmuş gibi görünürse görünsün, karşısında…

  • Bu inanç doğrultusunda hareket etmeye başladıktan sonra, hayatımda niyetimin takdir edildiğine kesin gözüyle bakmamı sağlayan olaylar gelişti. Gayretlerimiz “Büyük bir şey”in bizi kolladığını duyumsamama yol açacak biçimde meyve verdi. Genleri incelerken yaşadıklarım sayesinde eğer iyi genlerimizin “anahtarını” çevirerek yaşamayı öğrenebilirsek, içimizde saklı gücü normal sınırların bizi çok ötesine götürecek şekilde açığa çıkarabileceğimizi fark ettim.     …

  • Ver-ver” ilkesinin uygulanması genleri harekete geçirmenin etkili bir yoludur;  En iyisi hayata karşı “ver-ver” yaklaşımının benimsenmesidir. “Ver-ver” ilkesinin en tipik örneği anne-çocuk ilişkisidir. Anne çocuğuna hiçbir karşılık beklemeden, sürekli verir. Bilinçli olarak beklediği bir ödül olmamakla birlikte, yaptıklarıyla huzur ve mutluluk bulmakta, yaşadığı sevinç ve coşku yararlı genlerini de harekete geçirmektedir.      Benim görüşüme göre;…

  • Yaşamak için her gün vücudumuzdan dışarı atmamız gereken; dışkı, idrar, ter ve sümük gibi maddeler vardır. Saçımızı ve tırnaklarımızı da belli aralıklarla kesmemiz lazımdır. Boşaltım ve salgılama yapmaksızın bir gün bile yaşamamız mümkün değildir. Ancak, dışarıya attığımız bir madde vardır ki, bizde hiçbir zaman tiksinti uyandırmaz: Gözyaşı Hipokrat gözyaşını bir atıktan çok, beyinden gelen bir…

  • Japoncada “hastalık zihinden ileri gelir” diye bir özdeyiş vardır. Düşündüklerimiz genlerimizin işleyişini etkiler, hastalanmamıza ya da iyileşmemize yol açar. Hâttâ bâzı bilim insanları, genlerimizin ve işleyişlerinin mutlu bir yaşam sürüp sürmeyeceğimizi belirlediğine bile inanmaktadırlar.   Mutluluğu yöneten genler, herkesin içinde gizlidir, sâdece devreye alınmayı beklerler.   Bilebildiğimiz kadarıyla; genlerimizin yalnızca % 5-10’luk bir bölümü gerçek anlamda çalışmaktadır.…

  • Ruhsal travmaların genlerimiz üzerindeki etkileri, diğer bir deyişle, gen ve zihin arasındaki bağlantı, ilgi çekmeye başladı ve bu ilgi gelecekte de sürecek.  Etrafımızdaki dünyada olup biten sayısız olay, böyle bir bağlantının varlığına işaret etmektedir. Örneğin, yaşanan ağır bir şok, kişinin saçlarını bir günde ağartabilmektedir. Bunun aksi bir örnek de, kanser hastalığının son döneminde olan ve…

  • Bilinmezi bilmeye, anlaşılmazı anlamaya çabalamak, insanın doğasında vardır. “Yeni ne var?” sorusu; bilim insanına, evrimleşmenin bilimin kaderi olduğunu anlatan bitmeyen nakaratıdır. Doğamızda var olan bu merak etme hali değişime uğramadığı sürece, bilim de ilerlemeye devam edecektir. Alıntı; Genetik Zekâ (Yaşamın İlahi Sırları) – Kazuo Murakami, (Kozmik Kitaplar, 2008 – Sf. ?) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bazen Enver Paşa’da mistik bir ruh hali sezerdim.  O âdeta kendisini bazen, bu vatanı kurtarmağa memur edilmiş semavî bir murahhas gibi telâkki ediyor (algılıyor) görünürdü.  Alıntı; Harp Hatıralarım I (Birinci Cihan Harbi) – Ali İhsan Sâbis, (Nehir Yayınları, 1991 – Sf. 97) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sabatay’ın bir Yahudi’nin evinde aşk alemi yaparken Subaşı’nın baskınına uğradığını, Subaşı’yı evinde gören Sabatay’ın sara hastalığına tutulup, ağzından köpüklerin geldiği ve onlarla beraber olan Josef (Yusuf) Çelebi’nin kaçıp gizlendiği; Sf. 245 Sabatay, Sarrafbaşından ve oradaki halktan topladığı yardımlarla yanında karısı Sara ve birçok taraftarı ile El-Ariş yoluyla Kudüs’e dönerken Gazze şehrine uğruyor.  Orada Abraham Benjamen…

  • …onun çocukluğundan beri sık sık sara nöbetleri geçirdiği; bundan dolayı hadislerin ve okuduğu hurafelerin kolayca etkisinde kaldığı da rivayetler arasındadır.  …  Otuz Yıl Savaşlarında (1618-1648) Yahudilerin yaşadığı yerler yakılıp yıkılmıştır.  1648-49 yılında Polonya’da “Chmielnick”in Yahudi katliamı başlamıştır.  Alıntı; Dönmeler (Sabatayistler) Tarihi – Abdurrahman Küçük, (Aziz Andaç Yayınları,  7. Basım Temmuz 2005 – Sf. 218) kitabından…

  • İspanyol asıllı bir Yahudi aileden, 7 Temmuz 1626 yılını gösteren İbranî takvimine göre 5386 senesi, Ab ayının 9’unda İzmir’de doğmuştur.  Sabatay’ın doğduğu ev, İzmir’de “Lambard” sokağındadır.  Mor’lı bir bakkalın çocuğu Mordehay Sivi’nin oğludur. (Dipnot: İbranî takvimi, dünyanın yaradılışını, Hz. İsa’nın doğumundan önce ‘M.Ö. 3760 olarak alır.  Bu gün de aynı takvimi kullanılmaktadır.)  Sf. 211 (Babası)…

  • Bilinçli okur, hayat mücadelesi sırasında ani bir şeyle karşılaşırsa, belleği yıllar önce de olsa çok eskiden elde ettiği düşünce ve bilgiyi onun zihnine getirir.  Muhakeme sahibi olan kişi de hemen bu bilgi ve fikirleri mantığına göndererek olay karşısında tavır alır.  İşte okuma böyle yapılırsa yararlı olur.  Alıntı; Kavgam – Adolf Hitler, Ç; Oktay Ertaş, (Beda…

  • Bedenin en güçsüz olduğu dönemde (elli yaşlarına doğru) ruh en güçlü dönemindedir. Sf. 298 Alıntı; Hazar Sözlüğü – Milorad Paviç, Ç: İsmail Yerguz, Bir paragrafı farklı çevrildiği için dişil basım, (Mitos Yayınları, 2. Baskı Eylül 1966 – Sf. 298) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Fransız matematikçi, fizikçi ve politikacı Lazare Nicolas Marguerite, Kont Carnot;) “Ahirete inanan, tatlı ve teselli edici hülyalarla, dertlerini unutmaya çalışan ve ebedî hayat rüyasıyla oyalanan, uhrevî ceza ve mükâfat, Cennet ve Cehennem inancına saplanan bütün halklar; fakirliği, hastalığı, hep başlarını eğip sineye çektiler. Uhrevî hayat hayâli, onlara destek oldu ve felâket ve sefaletlerine kızgınlık göstermeden…