Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Cinsellik

  • Çinli kadınların ayak bağlama uygulaması kadar uç olan çok az uygulama vardır. Genç kızların, bazen çocuklukta dahi ayakları o kadar acı verici derecede sıkı bandajlanırdı ki ayakların normal gelişimi mümkün olamazdı. Gerçekten de o kadar sıkı bağlanırdı ki, ayak parmakları ayağın altına doğru bükülür ve bu yüzden de genellikle kırılırdı. Istırap pahasına kanla ve irinle…

  • Tabii burada, pek dindar Dostoyevskiy’nin kumara ve şehvete aşırı ve frenlenemez düşkünlüğünü tekrar not etmek zorunda kalıyoruz; yeridir. Sf. 288 Alıntı; Hasta Despot – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları  1. Basım, Kasım 2010 – Sf. 288) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dostoyevski şöyle devam etti: “Siz sağlıklı insanlarsınız; o mutluluğun nasıl bir his olduğunu, biz epileptiklerin nöbetten bir saniye önce duyduğu mutluluğun derecesini tahmin bile edemezsiniz. Muhammed, cenneti gördüğünü, orada bulunduğunu, kitabı Kuranda inanarak anlatıyor. Tüm zeki ahmaklar ise, kendilerinden pek emin, onun yalnızca bir yalancı, bir şarlatan olduğunu düşünür! Ama hayır, Muhammed yalan söylemiyor! O…

  • Galen, cinsel ilişkinin, hem ruh hem de vücut üzerinde iyileştirici etkisi olduğuna inanıyordu ve tabii savunuyordu; melankolik halde olan ve kızgın bir insan, cinsel ilişkiden sonra daha makul bir duruma geçiyordu. Ayrıca Galen’e göre, cinsel münasebet, aşka düşmüş ve aşkla kavrulan bir insanın ölçüsüz ateşini indirebiliyordu; tabii, ölçüsüz olduğu takdirde, insanı zayıf düşürdüğünü not etmekten…

  • Sir Edmund, papazı bir konuda bilgilendirmek gereğini duyuyor. “Biliyorsun, insanlar asılır veya boyunlarında demir halka sıkılarak boğulurken ereksiyon yaşıyorlar ve tam nefes kesilince boşalıyorlar”; şimdi bu sahneyi oynamak üzeredirler. Sf. 259 Alıntı; Hasta Despot – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları  1. Basım, Kasım 2010 – Sf. 259) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sodom” eski bir Filistin şehridir; ancak yaygın seks, genç oğlanlar ve hayvanlarla yapılıyordu, öyle ki, bu kentin adından pek çok sözcük çıkmış durumdadır, “sodomi”, erkekler arasında ve hayvanlarla yapılan anal seksi anlatmaktadır; sözcüğün “sefahat” anlamı da var. Yakup Kadri’nin “Sodom ve Gömere” romanından genellikle anlaşılan budur. Bunun dışında, İngilizce “sodomize” fiili, iradi veya zorla, anal…

  • Bir nokta, etimolojik düzlemde, “porn” sözcüğü ile “oruspu” kelimesi arasında bir fark bulunmuyor; “porn”, Antik Elenistan’da “fahişe’nin karşılığı olan sözcüklerden sadece birisidir. Ama şimdi, cinsel ilişkiyi tahrik için cinsel ilişkinin, sözle veya resimle ve her türlü estetik kaygıdan uzak olarak, temsil edilmesi anlamında kullanılmaktadır. Kısacası, erotizmde estetik var, pornografide tahrik ön plandadır. Sf. 258 Alıntı;…

  • Burada, “aşırı ve ölçüsüz dinsel ritüellere bağnazca bağlanma” ve “aşırı ve frenlenemeyen şehvet” kişilik çizgilerini okuyoruz ki son derece açıklayıcı olduklarında kuşku bulunmamaktadır. Buraya, “kaba donuk yüz ifadesi” de ilave edebilir; benim bu mediko-politik çalışmamda önemli yerlere sahiptirler. Neden mi, çok basit bir nedenle ve bu epileptik karakter çizgilerine baktığımda, “saralı cumhur” tasvirinin yerli yerine…

  • Julyus Sezar için yaşadığı dönemde rakipleri, “bütün kadınların kocası ve bütün kocaların karısı” yakıştırmasını yapmışlardı; yakıştırmadan öte olduğunu biliyoruz, Sezar da, epileptik idi. Caligula, ayrıca had safhada sodomi düşkünüdür; iki türünü de tatbik ettiği kayıtlıdır, ünlü tiyatro oyuncusu oğlanları altına alıyor ve bir diğerinin altına yatıyordu; sodomi budur. Cinayette ise eşsizdi ve erkek sevgilileri kadar…

  • Ölüm, bilincin kaybı değilse nedir? Orgazm, yaşamı sürdürmek için, anlık ölmek değilse, ne diyebiliriz; orgazm’ı da, zaman zaman “öldüm” sözü ile anlatıyorlar ve biliyoruz. Ortak yanları, bilincin kaybındadır. Sf. 188 Alıntı; Hasta Despot – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları  1. Basım, Kasım 2010 – Sf. 188) kitabından birebir alınmıştır.

  • Julyus Sezar ve Caligula’ya ilaveten Dostoyevskiy’in de bir şehvet düşkünü olduğunu not edebiliyoruz; ilk ikisi için, “bütün kadınların kocası ve bütün kocaların karısı” yakıştırması yerindedir, sodomist ve sodomize oldukları noktasında da “tarih” kayıtlarına rastlıyoruz. Dostoyevskiy için ise, tacizci ve/veya “ırz düşmanı” işaretleri var. Dolayısıyla, ortalama saralıların hiposeksüel olduklarını kabul etsek dahi, “büyük” sara hastalarının şehvet…

  • Fakat Mehmet, heyecanlarına daha çok basınç uygulamak istiyordu ve kendisini çok heyecanlandıran noktaya gelmişti: “Sonra oğlan çocuklarına da sahip olacaksınız; çok sayıda, çok güzel ve asil ailelerin oğlanları sizin olacak.” Sf. 391, 392 Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 391, 392) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kimya” adında, yanında büyümüş, terbiye almış, melek huylu zahir ve batın edepleri ile süslü, güzel bir evlâtlığı vardı. Üstelik bu kızda, tasavvuf ehline yaraşır bir safiyet, bir gönül zenginliği mevcuttu. Mevlâna, küçük yaşından beri, onu kendi çocuklarından ayrı tutmamış, öz evlâdı gibi sevmişti. Onu benimle evlendirerek, böylelikle Konya’ya yerleşmemi uzun uzun düşünmüştü. Sakındığı hususlar da…

  • Yollara sular dökün. Bahçelere müjdeler verin… Bahar kokuları geliyor, O geliyor, o! Ay parçamız, canımız, yârimiz geliyor. Yol verin, açılın, savulun, Beri durun, beri! Yüzü apaydınlık, ak pak Bastığı yerleri aydınlatarak, O geliyor, o! Sf. 174 Servi revanım geldi. Bak Allah aşkına! Bak şu baharın şevkine.. Ey güneş, dökül saçıl seraba! Sevgilim gibi cömert, Bir tohum…

  • Rüzgârın sesinde, rüyalarımın üveykinde hep Mevlâna. Yıldız şavklarında, cami şadırvanlarında gördüğüm daima Mevlâna. Sen canımın içindesin, canımsa senden habersiz… Dünya seninle dolu, dünya senden habersiz… Gönlüm, canım nasıl bulsun seni? Çünkü sen, tümüyle gönüldesin… Sense gönülden habersiz. Ey maşukum, ah Mevlâna’m; Sf. 128 Gün geçtikçe acım daha da derinleşiyordu. Baktım olmuyor, bari Mevlâna’mı ilk gördüğüm…

  • Üstelik Mevlâna’yı son zamanlarda ailesi dışında hiç bir kimse ile görüştürmemeye başlamıştım. Günü benimle başlıyor, gecesi benimle bitiyordu. Allah muhabbeti insanların dedikodu türünden gevezeliklerinden tabiî ki taşkın olmalıydı, o bir elmastı, ne işi vardı tenekelerin yanında. Kanı kaynayan, dili benim kadar sivri, bakışı delici, hoyrat Alâeddin bir sabah babasının hücremden çıkışı sonrası birden içeri dalıp:…

  • Mevlâna ile günler süren halvet ile haldeş olduk ama sırlarıma vaki olmaya hazır görmek için onu da sınavlardan geçirmeliydim. Bu sınavlar önemliydi. Eğer diğerleri gibi en ufak bir tereddüt gösterirse, o gece sessizce Konya’yı terk edecektim. Bir sabah odamın kapısını vurdu. -Gel Mevlâna’m gel. Otur. Senden bir isteğim olsa yapar mıydın? -Tabii söyle. –Bana gönlümü…

  • Kafasını kaldırdı, bana öyle bir baktı ki olduğum yerde bayılmışım. Kendime geldiğimde Mevlâna başımda bekliyordu. Mevlâna elimi tutarak ve yaya olarak kendi medresesine götürdü. Birlikte bir hücreye girdik. Bu hücre kuyumcu Selahaddin’in hücresidir. Orada bir süre baş başa kaldık. Sf. 50 Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011…

  • Tanzimat Dönemi’ne kadar, Türk erkekleri, kadını sevmeyi ve kadına âşık olmayı bilmiyorlardı, zengin güçlülerin hepsinin bir “oğlan” sevgilisi vardı. Oğlanlara “divan” yazarlardı; kadın ise, sevmek için değil çocuk doğurmak içindir, anlayış buydu; değişimi, Mısırlı prenseslerle başladı. Sf. 114 Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biz Arabi’yi, esas olarak, İran’dan aldık. Arabi bilgimiz dahi ikinci eldir; “ne Arab’ın yüzü ne Şam’ın şekeri” sözümüzün aslı da, “ne didar-ı Arap ne şir-i şotur” olup, ne deve sütü ne Arap’ın yüzü, demektir. Deve sütü, ol tarihte şimdiki viagra değerindeydi ve çok pahalıydı; zenginler Arap ellerinden ithal ediyorlardı. İrani’ler, dillerini yok ettiklerini ve uygarlıklarını…