Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Feldmareşal Helmut Von Moltke

  • (Moltke’nin Mektubundan; 27 Ocak 1839, Birecik, Urfa) Türkler at yahut eşeği olan bir insanın yaya yürümesine asla akıl erdiremezler; durur bakar ve hayretle: «yüriri» derler. Fakat yalnız gezmek, geleneklere yayan yürümekten de daha büyük bir tecavüzdür ve insan çok sefalet içinde olmalıdır ki arkasından gelip çubuğunu taşıyacak hiç olmazsa bir tembeli olmasın. Bir gün Malatya’da…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 23 Kasım 1838, Malatya) Burada, bizim taraflarda büyük bir asker topluluğunun vasfı olan babayiğitçe ve neşeli hayatı hiç aramamalısın. Bu adamlar sanki dedelerinin cengâver ruhundan tamamıyla sıyrılmış gibi. Birkaç gün önce altı nöbetçiyi nöbet yerlerinden alıp birlikte firar eden bir çavuşu kurşuna dizdik, ötekiler bunu gördüler ve «zavallı adam!» diye düşündüler. Paşa yakalanıp…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 22 Kasım 1838, Malatya) Yanımızda Dağıstan’dan sürülmüş bir Lezgi prensi var. O kadar mükemmel bir nişancı ki atı alabildiğine koşarken upuzun tüfeğiyle bir kuşu kurşunla vurabiliyor. Bu biraz avcı hikâyesi gibi görünüyor ama ben gözümle dört defa gördüm. İki defa karga vurdu, hayvanlar olduğu gibi kalıverdiler. Sf. 232 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Kasım 1838, Malatya) Esasen Türklerin prensibi (almalı vermeli) yani (sen de yaşa, ben de yaşayım) dır. Bu, gerçekten basit ve zevkli bir ekonomi prensibidir. Toplumun her sınıfı, en aşağıdaki müstesna, bundan faydalanır; en aşağıdakine ise sadece kaidenin ilk yarısı uygulanır. Bu sistem hakkında ileri sürülebilecek tek kusur o en aşağı sınıfın bütün…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Kasım 1838, Malatya’da Ramazan) Şimdi biz Ramazan-ı Şerifte, yani o yüce oruç zamanında bulunuyoruz. Güneş gökte iken ne yiyebiliriz ne de içebiliriz; bir çiçeğin kokusu, bir tutam enfiye, bir yudum su ve hepsinden daha kötüsü çubuk yasaktır. Çoğu zaman akşam saat 5’e doğru kumandanın yanına gidiyorum, paşalar orada toplanıyor, hepsinin saati elinde.…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Kasım 1838, Malatya) Bu memleketin geleneğine göre askerin evlere bizde olduğu gibi yerleştirilmesi kâbil değildi. Ya ev sahibinin ya da askerin evden çıkması lâzımdır. Malatya’da birinci yol tercih edilmiştir. Şehrin 12.000 kişilik bütün ahalisi bu kış, Asbuzu’da yazlık evlerinde kalmaya davet edildi. Şehir ise tek bir büyük kışla haline geldi. Orada artık…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 3 Kasım 1838, Malatya) Bu Türkmenler benim çok hoşuma gitti. Tabiî nezaketleri, iyi niyetliliklerinden doğma, bizimki ise terbiye ile elde edilme. Bizim çadıra toplananlara, benim yatağımdan daha garip gelen bir şey yoktu, hâlbuki bu bana pek Ispartalıca geliyordu ve sadece birkaç battaniye ile beyaz çarşaflardan ibaretti. Hele ben, yatmak için elbiselerimden bir kısmını…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 3 Kasım 1838, Malatya) Türk şehirlerinin genel olarak harap bir görünüşleri vardır, fakat hiç biri Konya kadar harap değildir. Konya’yı zamandan çok insan eli harap etmiş. Her yüzyıl kendinden öncekinin yıkıntılarından anıtlar meydana getirmiş: Hıristiyan Roma çağında kiliseler yapmak için eski tapınaklar yıkılmış. Müslüman]ar kiliseleri cami haline koymuşlar, bugün camiler de harabe halinde.…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 2 Eylül 1838, Malatya’daki Ordugâh) O zamanlar Anadolu’da güz ekimi bilinmemekteydi. Bu yüzden da kış birden bire bastırırsa bütün ürün yok olurdu. Sf.217 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 217) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 2 Eylül 1838, Malatya’daki Ordugâh) Elbise bakımından Doğululardan sahiden çok şey öğrenebiliriz. Uzun zaman ve inceden inceye gözlemler yapmış olan ve romanlarında bu memleketin âdetleri hakkında birçok bilgince kitaplardan daha doğru bir fikir veren Morrier, frak gören bir Türk’e şöyle dedirtir: «Frenk! Senin memleketinde kumaş pek pahalı olsa gerek!» Paris’in Stanbi’sinin yahut Viyana’nın…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 2 Eylül 1838, Malatya’daki Ordugâh) Eskiden Türklerin yazın kürk giymelerine akıl erdiremezdim, fakat memleketimde hiç bir zaman kullanmadığım halde, ben de burada bütün yaz sırtımdan çıkarmadım. Gündüzün 28 dereceye kadar sıcak çektikten sonra insana gecenin 14-15 derecesi adamakıllı soğuk geliyor. Birçok yerliler yaz kış, gece gündüz üst üste iki üç kürk giyiyorlar, çünkü…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 23 Temmuz 1838, Harput’ta Mesire) İpeğin, bu nefis metaın üretimini Asbuzu’ya sokmak için Bursa yahut Amasya’dan birkaç ipekçiyi buraya getirmenin ne kadar faydalı olacağına Paşa’nın dikkatini çektim, çünkü burada en aşağı 20-30 bin dut ağacı var ve şimdiye kadar bunların yalnız meyvesinden faydalanılıyor. Sf. 208 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Temmuz 1838, Harput) Silâhlı maiyetim de pek zayıftı, fakat gördüğümüz kabul, çok geçmeden bütün tasaları dağıttı. Konak yerinin ihtiyarı hemen koşup geldi, beni atımdan indirdi, kendi çadırına götürüp en iyi minderlerinin üzerine oturttu. Karısı (kabilenin en güzeli değil, en ihtiyarı) eski şark usulünce misafirinin ayaklarını yıkamaktan vazgeçirilemedi. Çubuk eksik değildi, fakat kahve,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Temmuz 1838, Harput) Sanırım ki bütün Asya’da Samsat kadar böcekli yer yoktur. Gece yarısına kadar zor dayandım, adamlarımı ata bindirdim ve güneş doğarken altı saat ötedeki Adıyaman’a (Kürtler buraya Hassunmanna, ya da Hesn Mansur (Hısnımansur) diyorlar) varmıştık. Sf. 206 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Temmuz 1838, Harput) “Evim senin evindir.” sözü âdet olsun diye söylenmiş bir laftan ibaret değildir; Sf. 205 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 205) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 22 Temmuz 1838, Garzan Dağındaki Ordugâh) Bir askerî hareket daha lâzım oldu. 14 bölükle bir sürü başıbozuk son derece dik bir tepeyi dört bir yandan sarmak üzere gönderildi. Tepeye tırmanmak için beş saat lâzım geldi ve bu arada nizamiye askerleri on altı ölü ile altmış kadar yaralı verdi. Kadınlar bile nizamiyenin üzerine ateş…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Garzan Dağı, Ordugâh) Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra askerlik süresi 15 yıl olarak kabul edilmiş, daha sonra 7 yıla indirilmişti. Sf. 197 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 197) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağı, Ordugâh) Reşit Paşa tarafından zaptından hemen sonraki sayım bu şehirde (Garzan’da) 600 Müslüman ve 200 reaya ailesi bulunduğunu göstermiştir. Bunlardan birincilerinden ilk defa 200 asker, yani %5-6’sı birden, silâh altına alınmıştır; üç sene içinde Müslüman halk 400 haneye kadar inmiştir. Tam bu kasabayı gördüğüm bu sıralarda askere…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağı, Ordugâh) Hükümetin, âdil olmanın sadece adalet icabı değil, aynı zamanda akıllıca ve menfaate uygun olduğunu kabule başlamasını görmek sevinilecek şey. Mehmet Paşa’nın küçük askerî kuvvetinin, hükümete sadık kalmış olan köylerin mal ve mülklerine ne büyük bir titizlikle saygı gösterdiklerini ne kadar övsem azdır. Ordugâhta bir pazar kurulmuştu,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Kürdistan, Garzan Dağında Ordugâh) Bu yüzden herkes kimde çok varsa ondan çok alınacağını bildiği için, kollarını kavuşturup oturuyor ve geçimi için zorunlu olan kadarını yetiştirmekle yetiniyor. Sf.195 Mil karelerce arazi dut ağaçlarıyla kaplı da bir okka bile ipek elde edilmiyor. Bu güzel denizlerden geçen buhar gemilerinde Avusturya, İngiliz, Rus ve…