Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Feldmareşal Helmut Von Moltke

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Garzan Dağı’nda Ordugâh) Reaya, bütün memlekette Müslümanlardan fazla vergi verir. Ama mükellef oldukları haraç, bilindiği gibi, pek azdır. Eğer reaya bundan gayrı bazı işlere mecbur ediliyorsa bu da, eğer bu angaryalar sert ve tahkir edici bir şekilde yaptırılmıyorsa, haksız bir şey değildir, çünkü reaya bütün vergilerin en ağırından, askere alınmaktan…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Garzan Dağında Ordugâh) Ancak üç seneden beri yeniden Türk egemenliği altına girmiş olan bu memleketin durumu hakkında bilgi toplamaya uğraştım: Kürtler (bunlardan hangi sınıfa mensup olursa olsun bütün konuştuklarım) iki şeyden şikâyet etmektedirler: Vergi ve asker toplama. Zannımca imparatorluğun bütün geri kalan vilâyetleri de bunlardan şikâyetçi oldukları için burada kısa…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Türk askerleriyle aslında önemsiz olan bu sefere iştirak ettikten sonra biraz güven kazandım, meğerki hepsi bu iki alay gibi olsun. Bu askerler yaman savaştılar Gerçi bu savaşta, kuvvetini hiç kaybetmemiş olan kadere inanışları ve ganimet hırsları onların cesaretlerini kamçılayan muazzam kuvvetler olmuştu; çünkü düşmanları Yezidi’ler yani şeytana tapanlardı…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Kürtlerin mukavemetinin ana kaynağı, ömre süren nizamiye askerliği korkusu idi. Hatta redifleri bile bizim Landwehr’lerle kıyaslayamayız. Bunları, erlerine daha talimlerini bile tamamlamadan üçte bir maaşla belirsiz bir zaman için izin verilmiş bir nizamiye kıtası olarak nitelendirmek lâzımdır. Silâh altına alınmayan rediflerin maaşları devlet için önemli, fakat şahıslar için…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Türkiye’deki bir savaşta ekin tarlalarının konak yeri seçmede bana engel olacakları dünyada aklıma gelmezdi, fakat hal böyle oldu. Dost Kürt köylerinden geçiyorduk ve ekinlere sanki Teltow’un pancar tarlalarıymış gibi saygı gösteriyorduk; bu hareket tarzı çok akıllıca ve ne kadar övülse yeri. Bazen bizzat Paşa, kimse soygunculuk etmesin diye,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 4 Haziran 1838, Garzan Dağları) Böylece Garzan sarılmış olacak ve her yandan birden hücuma uğrayacaktı. Düşman 30.000 tüfekli olarak tahmin ediliyordu, fakat aralarında birlik yoktu, başlarında hiç bir önder bulunmuyordu. Mukavemet hareketlerinde onlara daimî şekilde kuvvet verecek hiç bir kale, hiç bir hisar mevcut değildi. Sf. 180 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 18 Mayıs 1838, Kürdistan Dağları Sait Bey Kalesi) Atlar, koyunlar, inekler, keçiler, gayet iyi vasıflardadırlar. Dağlarda kaya tuzu açıkta bulunur ve dağların içlerinde başka ne gibi hazineler saklı olduğunu, sanırım ki henüz hiç bir mineralog araştırmamıştır. Eğer böyle zenginliklere sahip olan bir memleketin dörtte üçü işlenmemiş bir halde durursa bunun sebebini halkın acıklı…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 18 Mayıs 1838, Sait Bey Kalesi) Kale kapısının altında yaralı kardeşini taşıyan bir Kürde rastladık, zavallı bacağından vurulmuştu, onu taşıyan kardeşi gözleri dolu dolu olarak kardeşinin yedi günden beri bu ıstırabı çektiğini anlattı. Cerrahı çağırttım, «manasız bir şey istediğini anlamıyor musun?» dermiş gibi, her seferince sesini daha yükselterek birçok defa «Evet ama Kürt…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Mayıs 1838, Dicle Kenarında Cezire) Bu Yezidîler, dağların kendilerine Araplara karşı korunmak imkânını verdiği her yerde büyük bir çalışkanlıkla ekip biçen Kürtlerdir. Şehirleri, Kral Şapur’un kuşatmış olduğu eski Singara’dır. Sf. 176 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 176) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Mayıs 1838, Dicle Kenarında Cezire (1)) Araplar, sınırların neresinde yabancı milletlerle temasa gelirlerse orada savaş vardır. İbrahim’in oğulları zengin ve verimli memleketleri pay etmişlerdi, yalnız İsmail ile kabilesi çöle kovulmuştu. Bütün öteki milletlerden ayrılmış olan Araplar için, yabancı ile düşman aynı anlama gelir ve el sanatlarının ürünlerini kendilerinin meydana getirmeleri imkânsız olduğu…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Mayıs 1838, Dicle Kenarında Cezire (1)) Türkler avı sevmezler buna karşılık büyük miktarda koyun ve keçi yerler. Sf. 166 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN NOTU (1) (2022); Cezire ada demek.

  • (Moltke’nin Mektubundan 28 mart 1838, Malatya) Malatya’ya vardık. Burası 5.000 kadar, kerpiçten yapılma düz damlı evden mürekkep önemli bir şehir; hatta camilerin ve hamamların kubbeleri bile balçıkla sıvanmış. Bütün avlular toprak duvarlarla çevrili, şehir baştan aşağı aynı kurşunî renkte. Pencere camının icadı yerküresinin bu kısmı için olmamış. Bir kimsenin, insan sever bir camcı sıfatıyla, bu…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 19 Mart 1838, Mezraa) Keban Madeninden yola çıkarak derin bir boğazdan üç saat aşağı indik, nihayet üzerinde dağınık olarak tek tük Kürt köyleri serpili, az arızalı fakat yüksek bir bölgeye vardık. Kar hâlâ etrafımızı çevreleyen yüksek sarp dorukları örtüyordu. Yolumuzun her yeri de kardan kurtulmuş değildi. Biz ilerledikçe arazi de gittikçe daha sık…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 16 Mart 1838, Keban Kıyısında Fırat Madeni) Keban Madeni kasabacığı önce ta aşağıda görünür. Dar bir sıra halindeki diş diş sivri dağların eteğindedir. Bu dağlar nehrin geniş bir yay çizmesine sebep olur. Garip şekilli taşıtlarla karşıya geçtik. Kasabacık çok güzel inşa edilmiş, bu sarp dağ yamaçlarında bulunan gümüş madeninin geliriyle geçiniyor. Kasaba en…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 16 Mart 1838, Fırat Kıyısında Keban Madeni) Sadece benim hançerle yemek yiyişime şaşıyordu, çatalıma bu adı vermekteydi. Sf. 151 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 151) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 16 Mart 1838, Fırat Kıyısında Keban Madeni) Hep biteviye kar çölündeki yolculuk 14 Mart’ta Hasançelebi’ye kadar sürdü. Bu köyün evleri düz toprak damlarla örtülü, arkalarını da bir tepeye vermişler, öyle ki bu taraftan gelindiği zaman insan evlerin farkına varamıyor. Bana da öyle oldu ve bir evin damına atımı sürdüm. Az kalsın baca yerine…

  • (Moltke’nin Mektubundan 8 Mart 1838, Tokat) Samsun’un görünüşü pek hoş; eski bir Ceneviz kalesi, birçok güzel yapılı Türk konağı, birkaç taş cami ve han, ta uzaktan göze çarpıyor. Bütün kasaba bir zeytin ormanıyla çevrili, bu zeytinlikler dağı kaplıyor ve aralarından sevimli köşkler ve bahçe evleri bakıyor. Tepenin dorumunda bir Rum köyü var, onun arkasında da…

  • (Moltke’nin Mektubundan 8 Mart 1838, Tokat) Avusturya’nın uzun harekât hattı, Türk devletinin en savaşçı kavimlerinin: Boşnakların, Sırpların ve Arnavutların oturdukları yarı vahşî, yolsuz vilâyetlerden geçmekteydi. Bu kavimler savaşçılık meziyetlerini bugün de muhafaza etmektedirler. Rusya ise Türkiye ahalisi arasındaki dindaşları ve sahil vilayetleriyle olan deniz bağlantısı yüzünden çok kolaylık görmüştür. Fakat Rusya da pek korkunç bir…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Mart 1838, Tokat) Zafer gururu, tatlı bir iklim ve zengin bir toprağın beslediği tembellik, fakat özelikle din, Doğuyu olduğu yerde bırakmıştır. Sf. 140 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 140) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan 28 Aralık 1837, İstanbul) Türklerin genel bir hücuma hazırlandıkları bu sırada şehirde ikilik, cesaret kırıklığı ve kıtlık hüküm sürüyordu. Rumlar en amansız bir düşmanlıkla, âyin sırasında mayalı mı yoksa mayasız mı ekmek kullanılacağını tartışıyor ve vatan hizmetinde kullanılmak için ellerinden alınmasın diye hazinelerini yere gömüyorlardı. 29 Mayıs 1453 sabahı kuşatmanın elli üçüncü ve…