Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Hazar Türk Devleti

  • Bir kez daha Bury’nin satırlarına göz atalım: “Başkanlarının Yahudi dinini kabul etmekteki amacının siyasi olduğuna hiç kuşku yoktur. İslam dinini kabul etmek, halifenin ruhsal tebaası arasına karışmak demekti. Zaten halife, epey zamandan beri Hazarları kendi dinine girmeye zorluyordu. Hıristiyanlıkta ise, Roma kilisesinin vasalları durumuna gelme tehlikesi yatmaktaydı. Oysa Yehova’nın dini de saygın bir dindi, öteki…

  • Cassel ise, Hazar sistemiyle satranç arasında çok ilginç bir ilişki bulunduğuna dikkati çekmektedir. Bu çifte krallık, satrançta da şah (kral) ve vezir (bey) tarafından temsil edilmektedir. Şah tek başına durur, hizmetkârları tarafından korunur, gücü azdır, ancak adım adım ilerleyebilir. Vezir ise tam tersine, tahta üzerindeki en güçlü kişidir. Bütün tahtaya o hâkimdir. Ama yine de…

  • “Kağanın yönetim süresi kırk yıldır. Eğer bu süreyi bir gün bile aşarsa, adamları, ‘mantığının körleştiği, sezgilerinin bulanıklaştığı’ gerekçesiyle onu öldürür.” Îstahrî ise bunu daha farklı biçimde anlatıyor: Kağanı tahta çıkarmak istedikleri zaman boynuna ipek bir ilmik geçirip, soluksuz kalıncaya kadar sıkıştırıyorlar. Sonra soruyorlar ona: “Ne zamana kadar hüküm sürmek istiyorsun?” O zamana kadar ölmemişse, günü…

  • Hazarların gerek Yahudi olmadan önce, gerek olduktan sonra, bir kimseye dini bir zorlamada bulunduklarına ya da bu nedenlerden dolayı işkence uyguladıklarına ilişkin hiçbir belirti yoktur. Bu bakımdan, Doğu Roma İmparatorluğu’ndan ya da İslam’ın ilk çağlarından daha hoşgörülü ve daha aydın oldukları öne sürülebilir. Sf. 58, 59 Alıntı; On Üçüncü Kabile (Orta Asya’nın Yahudi Türkleri Hazarlar)…

  • Arapların Heredot’u olarak tanınan Mesudi’nin sık sık kaynak olarak kullanılan Altın ve Mücevher Tarlaları adlı kitabında bu konuda neler söylendiğine bir göz atalım: “Hazar başkentinin geleneğinde yedi yargıç bulunur. Bunların ikisi Müslümanların davaları için (şeriata göre), ikisi Hazarların davaları için (Tevrat’a göre), ikisi Hristiyanların davaları için (İncil’e göre), biri de Saqaliba, Rus ve öteki putperestlerin…

  • İbni Fadlan’dan, Yalnızca Başkirlerin “Phallus” putu onun ilgisini çekiyor. Tahtadan yapılmış bir penise tapmanın nedenlerini çevirmenine soruyor, aldığı cevabı da şöyle not ediyor: “Çünkü ben de dünyaya buna benzeyen bir nesneden geldim ve beni yaratan bir başka güç tanımıyorum.” Sf. 42 Alıntı; On Üçüncü Kabile (Orta Asya’nın Yahudi Türkleri Hazarlar) – Arthur Koestler, Çeviri; Belkıs…

  • “Kadınları, ne kendi erkeklerinin ne de yabancıların yanında peçe kullanıyor; vücutlarını da örtmüyorlar. Bir gün bir Oğuz’un evinde oturuyorduk. Karısı da yanımızdaydı. Biz konuşurken kadın bir ara vücudunun görünmemesi gereken bir tarafını açıp kaşıdı… Hepimiz gördük. Hemen ellerimizle gözlerimizi kapatıp, “Allah’ım, sen bize günah yazma,” diye yakardık. Kocası güldü, çevirmenimize şunları söyledi: “Sizin önünüzde açılmamızın…

  • “Ertesi gün Türklerden biri karşımıza çıktı. Görünüşü pek çirkin ve kirliydi, davranışları kaba ve nefret uyandırıcıydı. O sırada sağanak yağmur altında ilerliyorduk. O, “Durun!” diye bağırdı. 3000 hayvan ve 5000 kişiden oluşan kervan olduğu yerde durdu. Adam, “Biriniz bile bir adım ileriye geçmeyeceksiniz” dedi. Emrine uyup durduk.  “Biz Kudarkin’in (vali) dostlarıyız” dedik.” Sf. 40 “Bunlar…

  • Sık sık karşılaştıkları kar fırtınalarından birinde İbn Fadlân bir Türk’le yan yana yolculuk ederken Türk ona yakınmış: “Başbuğ bizden ne istiyor? Öldürecek bizi soğukta! Ne istediğini bilsek, hemen verir kurtulurduk?” demiş. İbn Fadlân buna cevap olarak, “Bütün istediği ‘Allah’tan başka Tanrı yoktur’ demeniz,” diye karşılık verince, Türk gülmüş: “Doğru olduğunu bilsek, söylerdik,” demiş. Sf. 39…

  • Bu sözcüğün de Çinceden geldiği ve gerçekte bir tepenin adından alındığı öne sürülmektedir. Ama sonradan bu sözcük, belirli özelliklere sahip dilleri konuşan, yani “Türki” dilleri konuşan bütün kavimlere mal edilmiştir. Dolayısıyla Türk deyimi, ortaçağ yazarlarının ve bazı çağdaş yazarların kullandığı anlamda bir ırktan çok, bir dil grubunu anlatan bir deyimdir. Bu açıdan bakıldığında Hunlar ve…

  • Ermeni bir yazar da şu satırlarla karşımıza çıkıyor: “Hazarların büyük bir çoğunluğu küstah, iri yarı, kirpiksiz, kadın gibi uzun saçlıdır.” Sf. 19 Alıntı; On Üçüncü Kabile (Orta Asya’nın Yahudi Türkleri Hazarlar) – Arthur Koestler, Çeviri; Belkıs Dişbudak, (Alfa Yayınları, Nisan 2015 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Örneğin bir Arap tarihçisinin şu satırlarına göz atalım: “Hazarlara gelince, bunlar insanların yaşadığı toprakların en kuzeyinde, yedinci iklime yakın yerde yerleşmişlerdir. Saban burcunun altındadırlar. Ülkeleri soğuk ve rutubetlidir. Bu yüzden ciltleri beyaz, gözleri mavi, uçuşan saçları genellikle kızıl ve gür, bedenleri iri yarı, huyları soğuk kişilerdir. Ana nitelikleri vahşiliktir.” Sf. 19 Alıntı; On Üçüncü Kabile…

  • Hazar kabileleri, yeniçağın başlamasından önce Orta Avrupa bölgelerine, özellikle Rusya ve Polonya topraklarına göç etmiş, buralara yerleşmiş bulunmaktadır. Doğu Avrupa’da Yahudi topluluklarının en fazla yoğunlaştığı bölgelerin buraları olduğu da bilinmektedir. Tarihçilerin pek çoğu bu gerçeğe dayanarak Doğu Avrupa Yahudilerinin ve dolayısıyla dünya Yahudilerinin bir bölümünün, belki de büyük çoğunluğunun Sami ırkından olmayıp Hazar soyundan olmaları…

  • Bundan birkaç yıl sonra, MS 740 yılında Hazar Hanı’nın, sarayının ve askeri komutanlarının Yahudi dinini benimsediğini ve bu dinin Hazarların resmi dini durumuna geldiğini görüyoruz. Sf. 13 Alıntı; On Üçüncü Kabile (Orta Asya’nın Yahudi Türkleri Hazarlar) – Arthur Koestler, Çeviri; Belkıs Dişbudak, (Alfa Yayınları, Nisan 2015 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kılıçdaroğlu’nun Alevilikle bir ilişkisi yoktur ve bir Karay’dır. Davutoğlu ve Çiçek de Karay’dırlar; Yeni Cami inşaatı başlayınca, seçilen yere “Karaköy” dediler. “Karay” ya da “Karaim” Tarikatı’nın ya da dininin kurucusu, Annan bin Davut idi ve İbrani bir sözcük olan “annan”, Türkçe “bulut” anlamındadır ve bunlarda çoktur. Karabulut Kemal’in asıl soyadı bu idi, ailesinde yabancı isimler…

  • İbraniler “Karaim” diyorlar, memleketi esas itibariy­le Kırım’dır. Karaylar, hâlihazırda da bir Yahudilik mezhebi olarak varlar, ancak artık daha çok Kırım Türkleri ile Tatarlara ait bir “din” kabul etmek durumundayız. Sf. 482  Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 482) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devam ederken iki hatırlatma isabetli ve verimli olabilir; başkenti “Sarkel” olan Rusçası, “Belaya Veja” ki, “Beyaz Kale” anlamındadır, Hazar Yahudi Devletinin Türk olduğu kabul edilmektedir. Hazar Denizi ile Karadeniz arasındaki coğrafyada, kuzeye ve batıya doğru uzanan bu Türk devletinin, İran’a yerleşmiş İslam ile İstanbul’daki Hıristiyan İmparatorluklarının baskılarına dayanabilmek için Yahudi olduğu iddiasını biliyoruz. Sf. 109…

  • Sonunda, İsrael Devleti, 14 Mayıs 1948 tarihinde kuruldu, ancak, bundan iki haftadan daha kısa bir zaman öncesinde de, İstanbul’da “Hürriyet Gazetesi” yayına başladı. Sf.369 Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi’nin İbrani asıllı olduğunu ve gazetenin ilk günlerinde bir “Yahudi Gazetesi” iddiası o kadar yaygındı ki Simavi bir başyazı ile bunu yalanlamak zorunda kalıyordu. Yalanlasa da, bu düşünceyi…

  • Halen Safed şehri derelerinin nice yerlerinde Yahudi kanının aktığı yerler ve kayalar görülmektedir. Buradan kılıçtan kurtulan yüzbinlerce Yahudi, Yafa, Askalan, Akkâ, Sayda, Beyrut ve Halîle (Cebeliye) kalelerinden gemilerle kaçıp bu Selânik şehrine gelmişlerdir. Binlerce hile ve şeytanlıklar ile Selânik kalesine girmişler ve bir gece baskın yapıp, şehirde bulunan bütün Rumları öldürüp, Selânik kalesini ellerine geçirmişler…

  • (Nizam’ül-Mülk’ün Sultan Melikşah’a sunduğu Siyasetname kitabından;) Sayıları küçümsenemeyecek kadar çok olan Türkmenler her ne kadar bize bezginlik getirmişlerse de devlet üzerinde hatırı sayılır derecede hakları vardır. Nitekim devletin kuruluş aşamasında nice sıkıntılar göğüsleyerek hizmette bulunmuşlardır. Dahası hısım akrabadandırlar. Dolayısıyla onların evlatlarından 1.000’ine maaş yazılıp her daim hizmetle meşgul edilmelidirler. s. 147 Alıntı; Siyasetname – Nizamü’l-Mülk,…