Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Hukuk

  • “İsyan Bölgesi İstiklâl Mahkemesi diğer adı Şark İstiklâl Mahkemesi heyeti, Diyarbakır’a 12 Nisan 1925’de vardıklarında, Üçüncü Ordu Müfettişi Kâzım Diyarbakırlı Paşa, Heyet’e, bütün yöreyi asi olarak gördüğünü ve buna göre tedbir alınması gerektiğini teklif etmiştir.” Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İsmet Paşa (Başvekil) 19 Mayıs 1925 günü, Samsun’da “TBMM’nin kanunlarına karşı gelenlerin derhal cezalandırılacaklarını ve Hükûmetin geçmişte işlenen suçları izleyerek sahiplerinin cezalandırılacağını” söyledi.” Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 122) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN YORUMU (2007): Yeni çıkan bir kanunun, çıkış tarihinden önceki olaylara da uygulanması yani makabline şamil olması tam bir…

  • “3 Mayıs 1925’ten itibaren bölgeye dışarıdan gelen gazete, dergi ve postalara sansür uygulanmaya başladı. 31 Mayıs’ta da Fransızca gazete ve mektuplara da sansür uygulandı.” Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 121) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN YORUMU (1993): Mademki bu isyanı İngilizler tahrik etmiş o halde neden İngilizce yayınlara değil de Fransızca olanlara…

  • “Ayaklanma Nisan ayı ortasında tamamıyla bastırıldı ve Şeyh Sait ele geçirildi… Yakalanan suçlular “İsyan Bölgesi İstiklâl Mahkemesi’nce yargılandı, Sıkıyönetim Mahkemelerine verilmediler… Ayaklanma bastırıldıktan sonra 20.4.1925’de, İnönü’nün Meclis’e verdiği önergede: Meclis tatile gireceğinden İstiklâl Mahkemelerinin görev sürelerinin 6 ay daha uzatılması, Meclis’in tatilde olduğu süre içerisinde Ankara İstiklâl Mahkemesinde verilecek idam cezalarının da Meclis onayına gerek…

  • “Kâzım Karabekir; Takrir-i Sükûn hakkında Meclis’te konuştu: “.. Bu tedbir yüzünden Meclis kürsüsünden söylenenlerin bile, halka iletilemeyeceğini ve halk egemenliği esasının yıkılacağını… İsmet Paşa Hazretleri eğer İstiklâl Mahkemelerini ıslahat aleti zannediyorsa pek ziyade (fazla) yanılıyorlar.” diyor….  Hükûmet önce İstanbul basınını İstiklâl Mahkemelerine sevk ederek (göndererek) susturdu.” Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf.…

  • “4 Mart 1925 tarih ve 578 Sayılı Takriri Sükûn Kanun:  Madde 1 Gericiliğe ve isyana ve memleketin sosyal düzenini ve huzur ve sükûnunu ve emniyet ve asayişini ihlâle (bozmaya, zarar vermeye) bais (sebep olan) bütün teşkilat, teşvikat (teşvikler), ve teşebbüsat (teşebbüsler, girişimler), ve yayını Hükûmet Reisi, Cumhurreisi’nin tasdiki (onayı) ile re’sen (doğrudan doğruya) ve idareten…

  • “İsmet Paşa Hükümetinin İçişleri ile ilgili programının 2. Maddesinde: Ayaklanma bölgesinde bir İstiklâl Mahkemesi kurulacak. Diğer memleket parçasında işlenen, siyasi ve asayiş (güvenlik) suçlarına bakan, Ankara istiklâl Mahkemesi kurulacak. Ayaklanma Bölgesi İstiklâl Mahkemesi idam cezasını derhal, Ankara İstiklâl Mahkemesi ise Meclis onayından sonra infaz edecektir. İç politika durumu ile ilgili bütün teşkilat , tesisat ve…

  • “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda (Anayasa’da) yapılan değişiklikle “Türkiye Devletinin dini, Din-i İslam’dır.” ibaresi kondu.” Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN NOTU (2007): Oysa 1921’deki Meclis’in çıkardığı Teşkilatı Esasiye Kanununda devletin dini yoktu.

  • “27.12.1923 günü Ömer Lütfi hakkında karar verildi 5 yıl kürek mahkûmiyeti. Gerekçe; Ömer Lütfi’nin Meşrutiyeti (yetkinin meclis ve padişah arasında paylaşıldığı sistemi)  Hilafetin papalık gibi kalmasını istemesi.” Ö. Lütfi Bey “Vatan sağ olsun” dedi. İstiklâl Savaşında Anadolu’ya silah ve cephane yollayan Ali Osman ihbar üzerine “Cumhuriyete ve Mustafa Kemal’e küfrettiği” için bir yıl hüküm giydi.…

  • “Madde 1 – Din’i veya Mukaddesat’ı Diniyye’yi (dinin kutsal değerlerini) siyasi amaçlara esas veya alet etmek maksadı ile cemiyet kurulması yasaktır. Bu gibi cemiyetleri kuranlar veya bu cemiyetlere girenler, vatan haini addedilirler. Din’i veya Mukaddesat’ı Diniyye’yi alet ederek, şeklen, devleti tebdil (değiştirme) ve tağyir (farklılaştırma) veya devletin emniyetini ihlâl veya Mukaddesat’ı Diniyye’yi alet ittihaz (kabul)…

  • “Hüseyin Cahit Bey savunmasında “Sizden merhamet istemiyorum., yalnız adalet istiyorum” der.” Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 38) kitabından birebir alınmıştır.  

  • “10 Aralık 1923’te İstanbul’a gelen İstiklâl Mahkemesi heyeti 11.12.1923’te Tanin Gazetesi sahibi ve Müdürü Hüseyin Cahit (Yalçın), İkdam Gazetesi sahibi Cevdet ve müdürü Ömer İzzettin, Tevhid-i Efkâr Gazetesi sahibi Velid ve Müdürü Hayri Muhittin Beyler “Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun” 1. Maddesine göre tutuklandılar. 14 Aralık’ta Baro Başkanı Lütfi Fikri Bey, Hilafet yaveri Ekrem Beyler de gözaltına…

  • “İstiklâl Mahkemesi Savcısı’nın bir emri ile her vatandaşın tutuklanabileceğini ve bunun için “Tevkif Tezkeresine” (Tutuklama Emri yazısına) gerek olmadığını… İstiklâl Mahkemelerinin Millet Meclisinin kararı ile kurulduğunu, sivil asker tüm yöneticilerin mahkemenin emrinde olduklarını, idam yetkisinin Meclis’e ait olmakla beraber, gerekirse mahkemenin de infaz (cezanın uygulanması) yapabileceğini anlattı.” Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 –…

  • “Cumhuriyet’in ilanından sonra, 8.12.1923’de Ağa Han ve Emir Ali’nin, Hilafet’in Papalık gibi, kalmamasını isteyen mektubuna istinaden (dayanak yaparak) Başvekil İsmet Paşa, İstiklâl Mahkemesi Kanununu teklif etti ve kabul edildi. Ve bu mektupları yayınlayan gazetelerin sahipleri, yöneticileri ve önemli yazarları mahkemeye sevk edildiler. İlk önce İstanbul Barosu Başkanı Lütfi Fikri Bey gözaltına alındı ve tutuklandı.” Alıntı:…

  • “1920 den 31.7.1922’ye kadar bu mahkemelerin idam kararları temyiz (kararın yeniden görüşülmesi için bir üst mahkemeye başvurma hakkı) edilmiyordu. Sonra, idam kararları TBMM’nin onayına bırakıldı.” Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri – Ergün Aybars, (1993 – Sf. 4) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İstiklâl Mahkemesi 1920’de kurulmuş, 1927’ye kadar çalışmış, ancak kanun 1949’da yürürlükten kaldırılmıştır. .. Bu konuda, Ahmet Süreyya Özgeveren’in anıları, Faik Günday’ın “İzmir Suikastının İçyüzü” adlı yazısı, Kılıç Ali’nin hatıraları belli başlı kaynaklardır. .. En önemli belgeler TBMM arşivindedir. Arşivde duruşma dosyaları, mahkemenin yazışmaları ve karar defterleridir. Ancak dosyalar İçişleri Bakanlığınca alınmıştır.” Alıntı: İstiklâl Mahkemeleri –…

  • “İstiklâl Mahkemesinde yargılanıp idam edilen Kırşehir Mebusu Rıza Bey, Padişahın gönderdiği Ankara Valisi’ni dağa kaldırdığını, Atatürk’e Ankara’nın yolunu açtığını ve onu Çankaya’ya kendisinin oturttuğunu söylerdi.” Alıntı: Suyu Arayan Adam – Şevket Süreyya Aydemir (1993 – Sf. 380) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1993): Şevket Süreyya, Türkiye’ye döndükten sonra, komünizm suçundan istiklâl Mahkemelerine çıkmış ve 10 yıla mahkûm olmuş. Bu mahkemenin ilk celsesine (duruşmasına) giderken, hâkim, Hikmet Şevki adındaki bir gazeteciyi şapka taktığı için dövmüş. İkinci celsede, o arada Şapka Kanunu çıktığı için, Şevket Süreyya aynı hâkimi şapkalı görmüş. Alıntı: Suyu Arayan Adam – Şevket Süreyya…

  • “Vatan Gazetesi’nin 5 Kasım 1924 günkü sayısındaki Başyazar, “Eleştiri eğilimi gösteren en özgür düşünceli yurttaşları zaman zaman susturmaya çalışan, tekelci bir siyasal yöntem, gelişme ve ilerleme için öldürücü bir cehennem durumundadır.” … Yazar, “Yurt düşüncesi ile çalışmak, yalnız işbaşındaki kişilere mi – Tanrı’ca – tekel biçiminde verilir bir erdem midir?” … Tanin Başyazarı 4 Kasım…

  • “Türkiye’de detektif romanlarının yazılmayışının sebebi, sorgulamalardaki tek yöntemin dayak ve işkence olmasındandır.” Alıntı: Sosyal Demokrasi Gündemi – Faik Bulut (1993 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN NOTU (2007): Detektif romanlarının yazılmaması ve okunmaması insanımızın hayal gücünü ütopik yapısını zayıflatan bir gerçektir.