Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: İstiklâl Mahkemeleri

  • İsmet İnönü yıllar sonra şöyle yazacaktı: “Eski Ankara Valisi Abdülkadir, İttihat-Terakki’nin, Meşrutiyetten evvelki fedailerindendir. Askerdir. Bizim sınıftandır. ‘Abdülkadir Antep’ diye tanırız. Son derece enerjik ve kararlı bir adam, Temiz bir adam. Çetin bir ihtilalci, ihtilal arkadaşlarına, ihtilal fikirlerine bağlı. Meşrutiyetten önce, en güç zamanlarda İttihat-Terakki’nin en gözde, en güvenilir fedaisi. Böyle bir adam, Abdülkadir, Millî…

  • Savcı, başlangıçta Rüştü Paşa, İsmail Canbulat ve Halis Turgut Bey hakkında “suikast planından haberleri olduğu halde hükümeti bilgilendirmemek” suçundan 10’ar yıl kürek cezası talep ettiği halde, bu üç kişinin kendilerini savunmaya kalkışmaları üzerine cezalarını idama çevirmişti. Giritli Şevki hem beraat etmiş hem de 6.500 lira para ödülü ile taltif edilmişti. Laz İsmail ile Bursa’da keşif…

  • Kâzım Karabekir’le Mahkeme Başkanı Kel Ali arasında Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası konusunda çıkan tartışmaların davanın bir suikast davası olmayıp bir siyasi dava olduğunu göstermesinden endişe ettiği anlaşılan Mustafa Kemal, mahkeme heyetini balo bahanesiyle konakladığı Çeşme’ye çağırmış ve çok ağır şekilde azarlamıştı. İddialara göre mahkeme kurulu, pencereden atlayıp kimseye görünmeden. İzmir’e dönmüştü. Sf. 375 Alıntı; Öteki…

  • Üç Aliler Divanı işbaşında; Zanlılar, ‘Suikastçılar’, ‘Onlarla İlişkili Olanlar’ ve ‘Eski İttihatçılar’ olarak üçe ayrılmıştı. 49 kişilik ilk iki grubun yargılanmasına 26 Haziran 1926 Cumartesi günü Millî Kütüphane’nin yanında bulunan Elhamra Sineması’nda başlandı. Baş zanlıdan Ziya Hurşit sözlü savunmasında şöyle demişti:  “Ben [Savcının iddia ettiği gibi] Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu tağyir veya tadile (değiştirme veya dönüştürmeye)…

  • 22 Haziran’da Mustafa Kemal’in Los Angeles Times için çalışan İsviçreli sanatçı ve gazeteci Emile Hilderbrand’a söyledikleri ise gerçekten kafa karıştırıcı idi: “Yoluma yerleştirilen bu katillerden bir grup beni ve maiyetimi taşıyacak otomobillere el bombaları yağdıracaklarmış. Hatta daha da ileri gittiler ve yıllardır benim davamla özdeşleşmiş, benim sadık bir siyasal arkadaşım olmuş, zaman zaman da danışmanlığımı…

  • Ama hocanın başını, Şapka Kanunundan 1,5 yıl önce yazdığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı 32 sayfalık risale ve Süleyman Nazif’le şapka konusunda yürüttüğü polemik yaktı. Sf.367 Atıf Hoca’ya göre zina ve hırsızlık suçları bile şapkaya oranla daha hafif bir günahtı. Şapka Kanunu çıktıktan sonra bu risale çeşitli yerlerde çoğaltılıp dağıtıldığı için 7 Aralık 1925’te yargılanıp…

  • Devletin bu tepkilere cevabı sert oldu. 23 Kasım 1925 sabahı Ankara’dan yola çıkan İstiklal Mahkemesi heyeti 1926 Şubatı’na kadar Kayseri, Erzurum, Rize, Giresun ve Ankara’da binlerce kişiyi yargıladı, resmî rakamlara göre 20, gayri resmî rakamlara göre 78 kişi idam edildi, yüzlerce kişiye 15 yıla kadar uzanan hapis ve kürek cezaları, sürgün cezaları verildi. Tahmin edileceği…

  • Ancak herkes böyle ‘uyumlu’ değildi. Başta Erzurum, Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Samsun, Trabzon ve Gümüşhane olmak üzere pek çok yerde, “din el-den gidiyor!”, “gâvur memur istemeyiz!”, “şapka istemeyiz!” sloganlarıyla gösteriler başladı. Çoğu küçük olaylardı ama 25 Kasım 1925 günü Erzurum’daki olaylar ancak silah zoruyla bastırıldı. Rize’de İmam Şaban ve Muhtar Yakup…

  • Bu zorlayıcı tedbirlerin de etkisiyle tüketim o kadar çok artmıştı ki, dünyaca ünlü fötr şapka imalatçısı İtalyan Borsalina Kardeşler’e ait bir gemi dolusu şapka Karaköy Limanı’nda anında satılmıştı. Çeşitli Avrupalı şapka imalatçıları da İstanbul’a “Şapka seferleri” düzenleyip, fötr, panama, kasket gibi şapka türlerini İstanbul’a getirdiler. Sonunda, fiyatlar çığırından çıktı ve şapkaya ‘narh’ konması gerekti. Hükümet,…

  • Bu tarihten itibaren halkın şapka ile imtihanı başladı. Durumun nezaketini anlayanlar telaşla başlarına koyacak uygun bir başlık arayışına girdiler. Ancak ülkede henüz yeterli sayıda şapka yoktu. Kimi başına kâğıt şapka, kimi kadın şapkası takmak zorunda kalırken namaz kılarken düşmeyen kopçalı kasketler yapmak gerekti. Bazıları şapkaları görünmesin diye şemsiye ile gezdi. “İstanbul’da Şapka Kanunu çıkar çıkmaz…

  • 1927’de okunan Nutuk’ta “Fesin kaldırılması zorunluydu. Çünkü fes, kafalarımızın üstünde, bilgisizliğin, bağnazlığın, uygarlık ve her türlü ilerleme karşısında duyulan nefretin bir simgesi gibi oturuyordu,” diyen Mustafa Kemal’in fes karşıtlığının genç yaşlarında yaşadığı iki olayla ilgili olduğu söylenir. Sf. 360 Mustafa Kemal, 28 Ağustos gecesi İnebolu Türk Ocağı’nda, ..  Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek,…

  • Başlangıçta süresi iki yıl olan bu İstiklal Mahkemeleri 4 Mart 1929’da hukuken sona erdiler ancak 31 Temmuz 1932’de çıkarılan İstiklal Mahkemeleri Kanunu ve ekleri, 1949 yılına kadar yürürlükte kaldı. Böylece İstiklal Mahkemeleri, tüm Tek Partili Dönem boyunca, rejim muhaliflerinin korkulu rüyası olmaya devam etti. Sf. 359 Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) –…

  • Hücreye döndüklerinde Mersin’de yayımlanan Doğru Söz gazetesi sahibi Ata Çelebi adlı bir komünist genç onlara mahkemelerin çalışma prensiplerini özetledi: “Burası bir cehennemdir, bir salhanedir. İstiklal Mahkemesi’ne getirilenlerin yüzde doksanı öldürülür (…) Eğer mahkeme sizi savunma için bildirilen günden önce çağırırsa, hakkında idam hükmü verilmiş demektir. Süreyi uzatmakta fayda yoktur. Yok, gününde çağrılırsanız, durumunuz şüpheli demektir.”…

  • Eşi Sabiha Hanım’la birlikte sahibi olduğu Resimli Ay dergisinde yürüttüğü demokrasi ve özgürlük mücadelesi ile Ankara’nın ve bizzat Mustafa Kemal’in tepkisini çekmiş olan Zekeriya Bey, ayrıca komünist olarak da tanınıyordu. O günlerde Resimli Ay’ın en önemli temalarından biri Millî Mücadele’nin sadece birkaç kahraman liderin değil, işçisinden köylüsüne, memurundan askerine, kadınından gencine tüm halkın eseri olduğu…

  • Zaten Mustafa Kemal daha 16/17 Ocak 1923’te İzmit Kasrı’ndaki basın toplantısında “İnkılâbın kanunu mevcut kanunlar üstündedir” diyerek, rotayı göstermişti. Hâkimler ile savcı arasındaki anlaşmazlık, “gerekirse kanunların üzerine çıkarız” görüşünün üstün gelmesiyle sonuçlandı. Sf. 354 Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 354) kitabından…

  • Şark İstiklal Mahkemesi’nin en genç üyesi Avni Bey, hatıralarında şöyle yazmıştı: “İstiklal Mahkemesi reisi ve azaları arasında normal bir münasebetin kurulduğunu görmek nasip olmadı. Herkesin kendine göre bir politikası, kendine göre bir hukuk anlayışı vardı. Heyet-i hâkime karar için bir odaya toplandıkları zaman, sık sık görüş ayrılıkları kendini gösterir, kavgalar başlar, bazen tabancalar çekilirdi.” Sf.…

  • 1793’te Fransa’da kurulan olağanüstü yetkilere sahip İstiklal Mahkemesi’nden esinlenilerek ’İstiklal Mahkemeleri‘ kuruldu. Mahkemelere en büyük itiraz, İkinci gurubun lideri Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey’den geldi. İstiklal Mahkemeleri, kanunla kuruldukları için hukuki idi ancak yargılama usulleri acısından hukuk dışıydılar, Çünkü üyeleri Meclis içinden seçiliyordu ama savcı hariç üyeleri hukukçu değildi. Kapılarının üstünde ‘İstiklal Mahkemesi Mücadelesinde Yalnız…

  • Cemiyet-i Akvam’ın (Birleşmiş Milletler’in)bir raporuna göre harekât sırasında 15 – 20 bin isyancı öldürülmüş, 206 köy, 8.758 ev yıkılmış, hükümet 20 milyon pounda yakın para harcamıştı. Bu miktar tüm Millî Mücadele sırasında harcanan paradan fazlaydı. Resmî rakamlarca “16 zabit, 106 nefer şehit olmuş, 17 zabit, 300 nefer yaralanmıştı” Tarafların kayıpları arasındaki devasa fark, Ankara’nın isyanı…

  • Açılan hendeklere yan yana dizilen ölülerin, (1) halen Diyarbakır Orduevi bahçesi – ile Alman Hastanesinin arasındaki bölgede yattığı rivayet olunur. Sf. 338 Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 338) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN NOTU (1) (2023); Bu ölüler Şeyh Sait ve arkadaşları.

  • Ancak, 13 Şubat 1925’te Bingöl’de patlak veren Şeyh Said İsyanı, ülkedeki tüm muhaliflere yönelik genel bir sindirme kampanyasının başlamasına vesile oldu. Fırtınadan TPCF de nasibini aldı. İddialara göre, ülkede demokrasinin yıllarca askıya alınmasını sağlayan 3 Mart 1925 tarihli Takrir-i Sükûn Kanunu çıkmadan bir süre önce, Başbakan Fethi Bey, TPCF Genel Başkanı Kâzım Karabekir’i ziyaret ederek…