Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Medya, Propaganda

  • Özellikle de beynin etkin kalmasını sağlayan kare bulmaca, okuma, araba kullanma, yeni beceriler öğrenme ve sorumluluk alma gibi bilişsel (zihinsel) egzersizlerin hastalıktan koruyucu etkileri de vardı. Aynı şey sosyal etkinlikler, sosyal ağlar ve etkileşimler, fiziksel egzersizler için de geçerliydi. Buna karşılık yalnızlık, kaygı, depresyon, acı ve üzüntüye yatkınlık gibi olumsuz psikolojik faktörler de bilişsel gerilemenin…

  • Kapitalist düzende devlet, kapitalistlerindir. Tekelli düzende, tekeller devletindir. Tekelli düzende devletin tekellerin olduğunu söylemek, gerçeğin binde birini anlatmak demek oluyor. Tekelli düzende devlet tekellerle de gerçekleşiyor. Tekelli düzende dünyanın her yanında büyük basın devletleşmiştir. Daha önce tekelli düzene geçmiş ülkelerde büyük basında çalışanların hepsi geri zekâlı ise, bu yaptıkları işin, hiçbir zekâ gerektirmemesinden kaynaklanıyor. Bir…

  • Bu da akla Madison’ın bir başka kaygısını getirir: “bir halk hükümeti, halkın bilgiye erişimi veya onu elde etme araçları olmayınca, bir farsa veya bir trajediye veya ikisine birden dönüşür, artık yazılmış bir Önsöz’den ibarettir.” Sf. 49 Alıntı; Halk Üzerinden Kazanç (Neoliberalizm ve Küresel Düzen) – Noam Chomsky, Ç; Süreyya Evren (Çok kötü çeviri), (Everest Yayınları,…

  • İnternet ciddiye alınmalı; diğer teknolojiler gibi onun da birçok imkânı ve birçok tehlikesi var. Çekiç iyi midir; kötü müdür diye soramazsınız. Ev yapan birisinin elinde iyidir, bir işkencecinin elinde kötüdür. İnternet de öyle. Sf. 400 Alıntı; Dünyayı Kim Yönetiyor? – Noam Chomsky, Söyleşiler; David Barsamian, Derleyen; Arthur Naiman, Ç; Ömer Çiftçi, (İnkılâp Yayınevi,  2. Baskı…

  • İnsanlar yeterince sindirilirse, halk örgütleri yeterince tahrip edilirse, insanlara ya eli silahlıların hükmünü kabul edecekleri ya da dinmeyen bir ıstırap içinde yaşayıp ölecekleri kafalarına vurularak belletilirse, yaptığınız seçimler istediğiniz gibi sonuçlanacaktır. Herkes de buna alkış tutacaktır. Sf. 247 Alıntı; Dünyayı Kim Yönetiyor? – Noam Chomsky, Söyleşiler; David Barsamian, Derleyen; Arthur Naiman, Ç; Ömer Çiftçi, (İnkılâp…

  • Birine bakarken onunla kurduğunuz ilişki, klavyeyle yazdıklarınıza cevap olarak birtakım sembollerin gelmesi durumunda kurduğunuz ilişkiden farklıdır. Doğrudan, kişisel temas yerine o soyut ve uzak ilişki biçiminin yayılmasının insanların hali tavrı üzerinde olumsuz etkileri olacağından kuşkulanıyorum. İnsani yönlerini zayıflatacağını düşünüyorum. Sf. 222 Alıntı; Dünyayı Kim Yönetiyor? – Noam Chomsky, Söyleşiler; David Barsamian, Derleyen; Arthur Naiman, Ç;…

  • Bu konuda Adam Smith’le aynı fikirdeyim, eşitliğe bir yönelim görmek istiyoruz. Sadece fırsat eşitliği değil, gerçek eşitlik: Kişinin, varoluşunun her aşamasında bilgiye erişme ve o bilgiye dayanarak kararlar alma kabiliyeti. O halde demokratik bir iletişim sistemi, büyük ölçüde halk katılımı içerecek ve hem kamu çıkarlarını hem de hakikat, dürüstlük ve keşfetme gibi gerçek değerleri yansıtacaktır.…

  • Bir de nüfusun %80’lik diğer kısmı vardır. Bunlar Lippman’ın bahsettiği “eylemin izleyicileri” olup kendisi tarafından “şaşkın sürü” olarak da anılırlar. Emirlere uymaları ve önemli insanların yollarında durmamaları gerekir. Gerçek kitlesel medyanın (tabloid gazeteler, sitcomlar, Süper Bowl vs.) hedefidirler. Sf. 98 Alıntı; Dünyayı Kim Yönetiyor? – Noam Chomsky, Söyleşiler; David Barsamian, Derleyen; Arthur Naiman, Ç; Ömer…

  • Nazi Almanya’sından konuşursak, onların Propaganda Bakanı Joseph Goebbels bir keresinde şunu demişti: “Bir karenin hakikatte bir daire olduğunu ispat etmek, yeterli tekrar ve halkın psikolojisini anlayarak hareket etmek koşuluyla, imkânsız değildir. Bunlar yalnızca sözcüklerdir ve sözcükler biçim değiştirmiş bir halde fikirlerle giydirilene kadar bir kalıba sokulabilirler.” Bu fikri nereden aldığını hatırlamak önemlidir. İnsani müdahaleye geri…

  • Efendileri benim yazdığım konusunda ciddi bir iddia vardı, hiç önemsemedim; bu kitapların yayınlanması, üstelik büyük bir sermaye grubunun yayınevi tarafından çıkarılması çok değerlidir. Ben Efendiye yardım ettim, fazla yardım etmiş olabilirim, ben buyum ve herkese yardım ediyorum. Çok önemli, Türk tarihinde pek mühim bir kapı açıyorduk; Hürriyet Gazetesi ve Doğan Kitap yolumuzu meşrulaştırıyorlardı, yaptıkları budur.…

  • 28 Temmuz 1989 günlü gazetenizde, “akrabam” olduğunu “yakınlarımın benden utanç duyduklarını” ileri süren, adı, kimliği belirsiz bir kişinin mektubu yayımlandı. Karşılık verdim, böyle bir akrabam olamayacağım belirttim. Ve belirttim ki, değil yakınlarım, komşularım içinde bile hep sevilip, sayılırım. Başka türlü de olabilirdi, ama yok. Çekirdek ailem olan karım ve çocuklarımla normalin de üstünde, birbirimizi sever…

  • Hangisi önceliyor, çünkü İsrael Devleti’nin kuruluşu, 1946 yılında kesinleşmiş görünüyor ve Amerika’nın Türkiye’yi himayesi altına aldığını ilan etmesi, 1947, bu halde, İsrael Devleti’nin kuruluşunun, 1948 ve Türkiye’nin dünyada tanıyan ilk devlet oluşunun, 1949, öncesindedir. Acımasız bir Elen düşmanlığı ile çıkan Hürriyet Gazetesi ile Sefarad-renkli Demokrat Partisi’nin kurulması ise bir ve iki yıl evvelin hazırlıkları durumundadır.…

  • Başta Abdi ipekçi olmak üzere Milliyet gazetesi, onurlu bir çizgi izleyerek kardeşkanına neden olan silah kaçakçılığı üzerine cesurca gidiyordu. O günlerde basında bir dedikodu kulaktan kulağa yayılıyordu. Abuzer Uğurlu’nun da yakın arkadaşı olan, Ekspres adında küçük bir gazetenin sahibi, işadamı Kemal Derinkök Milliyeti satın almak istemekteydi. Özellikle Abdi İpekçi, Milliyet gazetesinin satılmasına, dolayısıyla susturulmasına kesinlikle…

  • Ersever basına çatmaya başladı. “Her aldığınız haberi doğru olup olmadığına bakmadan yazıyorsunuz. Geçen gün televizyonun karşısına geçtim. Uzun boylu, yakışıklı, yılların gazetecisi ve televizyon programcısı bir adamı seyrettim. Güya her haberi çekinmeden yaparmış. Yahu arkadaş, adam 1981 yılında Soğukoluk’tan yirmi tane kızı Ortadoğu’ya sattı. Sonra tutup Soğukoluk’un haberini yaptı! Mutlaka Soğukoluk’un patronlarıyla arası açıldığı için…

  • 1920 yıllarında Cumhuriyet Gazetesi’ni Yunus Nadi ile birlikte kuran Zekeriya Sertel’in çıkardığı solcu Tan Gazetesi’ne 1940 yıllarında gerici sürülerin saldırılarının planlanmasında Cumhuriyet, zamanın gizli örgütleriyle işbirliği halinde çalıştı. Bunu diğer çalışmalarımda gösterdim. 1950 yıllarının sonlarında, öğrenci eylemleri nedeniyle sık sık ilişki içinde olduğum Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara Bürosu’nda istihbarat şefi, 27 Mayıs sabahı gazetedeki görevine yüzbaşı…

  • Türkiye rejimi, 1949 yılında kurulan saldırgan NATO’ya girmek istiyor; Batı, Türkiye’nin her yanaşmasında izlediği yöntemi tekrarlıyor ve isteksiz davranıyor. Türkiye, yalvarıyor ve kendi oyunlarını sergilemeye başlıyor; bunlardan birisi içerde komünist tehlikesi olduğudur ve dışarıdan da Sovyetler Birliği’nin saldırmaya hazır olduğu izlenimini veriyor. 1949 yılında Türkiye’de komünistlerin tekrar örgütlenme çabalarında Türkiye’nin saldırgan NATO ittifakına girişini önleyecek…

  • Hiçbir ülkenin matbuat tarihinde böyle bir yalan makinası olduğunu sanmıyorum. Bundan bir önemli sonuç çıkarıyorum; Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye’nin büyük zenginlerine fazla büyük ve fazla ileri gelmektedir. Küçültmeye ve karartmaya kararlıdırlar. Aynı yolda ısrar ediyorlar. Artık her birinden daha küçük ve her birinden daha karanlık bir devlet peşindeler. Sf. 185 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın…

  • Ülkemizdeki pisliğin dibinde en saldırgan, en kan içici, en sömürgen, en ahlaksız, en kumarbaz, en cahil üç sektör var; pisliği üreten, tekstil, inşaat ve turizm sektörüdür. Sf. 119 Şimdi başlığını veriyorum Bir “TİT sendikacılığın son bulduğu alandır. İki, Tit te bilgiye gerek yoktur. Üç Tit, orospu ahlakının alanıdır. Dört; Son zamanlarda “dünya evine giren, bütün…

  • Bu sözcük, Fransızca “magasin” ve İngilizce “magazine”, bizim “mağaza” olarak kullandığımız “mahazin” ya da “hazane” sözcüklerinden geliyor, Batılılar tarafından ilk kez İspanya’da kullanıldığını kabul edebiliriz, Arap egemenliğinden kalmadır ve “ambar” ve “depo” anlamı esastır, “mahzen” de köklerinden birisi olmaktadır. Tüccarların, çeşit çeşit mallarını depo ettikleri yer idi, çeşitlilik belirleyici olmaktadır. Matbuat ve televizyona “magazin” olarak…

  • Koyu dinsellik ile judaize tarikatların eksiğini tv’ler ve magazin tamamlamaktadır. Din ve magazin, birlikte bozuyorlar. Tekeliyet için insanı bozmak esastır ve bozucuların bozulduklarına tanıklık ediyoruz. Kuantum fiziğine uygun düşüyor ve buradan devam ediyoruz. Sf. 65 Alıntı; Gizli Tarih (Fitne) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 2. Baskı Ekim 2010 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.