Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Mustafa Kemal Paşa

  • Cumhuriyet’in otuzlu yıllarda körüklediği balo merakı, 1940 ve 1950’li yıllarda dans öğrenmeyi Üniversite eğitiminin bir parçası haline getirdi. İstanbul’da dans okulu açıldı. Bir Grek kökenli dans profesörü vardı; iki öğrenci gelmiş, ücreti sormuşlar. Birisi az biliyormuş, profesör, saati yirmi lira demiş; diğeri biç bilmiyormuş, saatine on lira koymuş. Şaşırmışlar. Profesör açıklamış; az bilene dansı öğretmek…

  • Şizofreni, bir baskı karşısında, ruhsal yapının uyum gösterememesinden ileri geliyor; bir savunma sisteminin en ileri, patolojik anlamda en gelişmiş düzeyini oluşturuyor. Şöyle de söylenebilir; şizofreni, savunma mekanizmalarından regresyonun, gerileme, en ileri aşamasını meydana getiriyor. Sf. 86 Bir tez yazıyorum: Baskılar, şizofren yurttaşlar yaratmayı amaçlıyorlar. Tezin uzantısını yazıyorum: Şili’de Pinochet’nin yapmak istediği bütün bağlantı ve sorumluluklarından…

  • Ali Kemal’e göre Kuvayı Milliye İttihat ve Terakki’nin yeni şekliydi. (1) İttihat ve Terakki nasıl memleketi felâkete sürüklemiş ise Kuvayı Milliye de aynı şeyi yapacaktır. Türk ve Yunan orduları arasında harbe hazırlık bakımından büyük bir dengesizlik vardır. Kurtuluş askerî değil siyasî alanda aranmalıdır. Ali Kemal’in vatanseverliğini inkâr etmemek tarihe karşı ödenmesi gereken bir borçtur. Sf.198…

  • Yeni Cumhuriyet’in zaferi hiç de alçakgönüllü değil. Günde on kez bana yabancı, çıkarcı, Türk düşmanı diye sövüyorlar. Evde, Elise götüreceğimiz eşyaları ayırıyor. Kovulmadığımızı, isteğimiz üzerine kendimize seçtiğimiz bir ülkeye gittiğimizi söylesem de kanmıyorum. Büyük sıçrayışa arzulu olan diğer Sefarad kardeşlerimizin aksine, kuşkusuz silahlı askerler bizi sınıra götürmüyor, ama bizleri geçim kaynaklarımızdan ederek, Türk vatandaşlığına geçmeye,…

  • Birlikte yaşadığı Dona Rachele ile Kilise’de evlendi. Yortu günlerine ve dini törenlere katılmaya başladı. Çocuklarını vaftiz ettirdi ve Tanrı’dan korkan bir ebeveyn olarak “şeytana ve tüm şeytani işlere karşı olacağına” yemin etti. Dindarlığını başka yollarla da göstermek için çocuk yapmayan çiftlere vergi zorunluluğu getirdi, zinayı şiddetle yasakladı, frengiye yakalananları cezalandırdı. Ayrıca mayo ve mini etek…

  • Mevlevilik, Yunusiliğin daha entelektüel halidir ve sadece yasakları delmek anlamına geliyordu. “Atatürk, okul tatillerinde Selanik’e döndükleri zaman Mevlevi tekkesini ziyarete giderler, orada Mevlevi ayini dinler semah seyredermiş”, bu iddia, Büyük Kurtarıcıyı, bir müntesip (katılmış, üye olmuş) olmasa bile bir Mevlana hayranı yapmaktadır. Kültür Müsteşarı Mehmet Önder, önce şu bilgiyi veriyor: “20 Mart 1923 Salı günü…

  • “İbranicede Türkiye’ye, “Türkiye Memleketi” dendiği gibi “İsmail Memleketi” de denir. 1326’da Sultan Orhan, Bursa’yı ele geçirdiği vakit, orada bir Musevi Cemaati bulmuştur. 1416’da Şeyh Bedrettin’in sosyal devrimine katılarak İslamiyet’i kabul eden Torlak Kemal adında Musevi, Manisalı idi. 1521 yılında Rodos Adası, Kanuni Sultan Süleyman zamanında Türklerin eline düşmüş, esir edilen ve zorla Hıristiyanlığı kabul eden…

  • Bir nokta var, ümmi olması ayrı, Yunus açıkça cahilleşmeyi savunuyordu, yeni bir düzen, “Cumhuriyet” kurulmuştu, okumayı ve öğrenmeyi reddeden bir köylü âşığın doktrin haline getirilmesi, bir “yol”  olarak empoze edilmesi bir paradokstur ,.. Sf. 192 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 192) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Az sonra, isminin Rasim Ferit olduğunu öğrendiğim şaşı gözlü bir dok­tor gelerek, Atatürk’ün elini öptü ve işaret edilen yere oturdu, konuşmaya başladı. Kendisi mason imiş, sözleri de masonluk hikâyeleri. Atatürk, bir za­manlar kendisini de mason yapmak istediklerini, fakat kabul etmediğini söy­ledi. İstanbul’da da, mason üstadı azami, temyiz azasından Servet Bey ismin­de bir zatmış, istifa ettirmiş.”…

  • (Fahrettin Altay Paşa’nın anılarından alıntı;)  “Bir ara Tevfik Rüştünün küçük yaştaki kızı Emel gözüne ilişti. O’nu ok­şadı. Fakat uzun saçlarını beğenmedi, bunun modası geçti, diyerek, berberi Sabri’yi çağırttı ve orada saçları, modaya uyar şekilde kestirtti. ‘Bak, şimdi da­ha güzel oldun, modayı ihmal etmemeli’ diyerek, taltifte bulundu.” Sf. 131 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki…

  • Selanik Yahudi komünitesinden gelen Mehmet Cavit de İttihat ve Terakki’nin Maliye Nazırı olduğu zamandan beri, Londra finans çevrelerine ve Londra siyasetine bağlı birisi kabul edilmektedir. Yaklaştığı ülkelerin siyasetini izleyenleri tasfiye etmekse Kemal Paşa’nın siyasetteki üsluplarından biridir. Sf. 87 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 87) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şeyh Sait’in adına bağlanan başkaldırı ne ölçüde önceden biliniyorsa, İz­mir suikastı hazırlığı, çok daha fazla, güvenlik güçlerinin avucunun içinde gelişmiştir; sanıkların, kamu görevlilerinin, idamdan kurtulan Kazım Karabekir Paşa’nınki dâhil her türlü açıklaması bu yöndedir. Bu, böyle bir hazır­lığın olmadığı anlamında değil, hazırlık var; ancak, hazırlığın bir bölümü iç­ki masalarında yapılıyor ve diğerlerini de polis biliyordu.…

  • Nutuk’un, usta yazar ve Kemalist gazeteci Falih Rıfkı Atay ve Ben de Yazdım ciltlerinin ise (Celal Bayar’ın 8 ciltlik anıları) , bir ara sol romancı olarak tanınan ve benim faşizan olduğunu ileri sürdüğüm ve şu anda, MHP ve Ülkü Ocaklarının benimsediği, Kemal Tahir tarafından kaleme alındığı konusunda yaygın bir kanı var. Ancak kanıtlanmış olmaktan uzaktır.…

  • Bu da, Ankara’daki yeni önderliğin “defeatist” bir psikolojiye sahip olma­sıyla ilgilidir; aynı psikolojiyle Musul Eyaleti’nin de katılması halinde, yeni coğrafyanın yönetilemez olabileceği değerlendirmeleri de ihtimal dâhilindedir. Kemalizm’e yüklenen gerçekçilik felsefesini, “Ne kadar küçük olursa, o kadar kolay yönetilir” bakış açısı olarak da değerlendirmek gerekmektedir. Sf. 84 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 –…

  • Ankara Fransız kuvvetlerinin Kilikya’dan çekilmesinden kısa bir süre sonra 17 Mart 1922 tarihinde Revanduz’a bir Türk Kaymakam tayin ediyordu, bu, Musul’da hak iddia etmek anlamındadır. Ancak aynı Türkiye 22 Nisan 1923 tarihinde, Irak-Biritiş kuvvetlerinin baskısıyla en ufak bir mukavemet göstermeden Kaymakamını geri alıyordu; yerine bir Kürt Vali atanmıştır. Sf. 82 Alıntı; İsyan II – Yalçın…

  • The Times gazetesinin 17 Ağustos 1925 tarihli sayısında Kürt liderlerinin idamı­nın Musul’da çok olumsuz bir hava yarattığını haber verdiğini kaydetmektedir. Aslında bunun aksini beklemek şaşırtıcıdır; daha önce de işaret etmiş bulunu­yorum, Milletler Cemiyeti’nin Kürt Sorunuyla büyük ölçüde özdeşleşen “Mu­sul” raporuna, i’lerin noktasını koyduğu bir zamanda, hiçbir gerek yokken kırk idamı yapmanın böyle bir sonucu istemekle…

  • İstanbul Hükümeti, Türk tarafında bulunan esir bir İn­giliz generali aracılığıyla teslim olduğunu, Büyük Britanya tarafına bildirdi­ğinde, müttefiklerin Türkiye’yi teslim almak için hiç de acele etmediğini bili­yoruz; daha sonra 30 Ekim 1918 tarihinde Türkiye’yle silah bırakma anlaş­ması imzalanmıştır. Teslimiyet anlaşması imzalandığı zaman bile, Musul’un çok az bir bölümü İngiliz kuvvetlerinin eline geçmiş bulunuyordu; imzalanmasından sonra da,…

  • Şeyh Sait ve kırk arkadaşının, İstiklal Mahkemesi’nde neredeyse bir ay kadar kısa bir zamanda yargılanmalarının ardından, Milletler Cemiyeti’nin Kürt ağırlıklı olacağı belli Musul Raporu’nun açıklanmasından on beş gün önce asılmaları var. Sf. 61 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 61) kitabından birebir alınmıştır.

  • Elen köken­li, Türkiye’de yetişme Fransız yazar Yerasimo, Elenlerin “Yalnızca Irak man­dası işinin iç sorunlarını çözmek için gerekli zaman süresince Türk Ordusunu meşgul etmek” amacıyla. Büyük Britanya tarafından Anadolu’ya çıkarıl­dığından hiç kuşku duymamaktadır. Sf. 69 Alıntı; İsyan II – Yalçın Küçük, (İthaki 2005 – Sf. 69) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türko-Mongol tarih geleneği için­de, 1923 ve 1924 yıllarında, Türkiye’de yerleşik Elen kökenli Hıristiyanları çıkarıp Selanik çevresinden Müslümanları ithal etmeyi açıklamak zordur; bizde emsaline rastlamıyoruz. Peki, “neden” ve bir sorudur. Ermenilerin, Türkiye aleyhine savaşa katılacakları, önemli bir gerekçeydi ve burada kesinlikle böy­le bir gerekçe yoktu. Kaldı ki öyle olsa bile, Elenlerin en çok savaşçı olabile­cekleri, İstanbul…