Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Mustafa Kemal Paşa

  • 1908 Meşrutiyeti ile İttihat ve Terakki Cemiyeti, imparatorluğa hâkim olmuştu. Devlet cemiyetin eline geçmişti. Fakat Osmanlı Devleti’ni ele geçirmek, toplumu ele geçirmek değildi. Oysa onlar toplumu, daha doğrusu halkı elde edeceklerine, devleti elde etmek istemekteydiler ve bu yoldan elde edilen ya da kapılan devlet, kurtarılabilir sanılıyordu. Devletin toplumda (hiç değilse bazı sınıflarla) organik bütünlüğü olmaksızın…

  • SOL YAN SAĞ YAN Yeniçeri-esnaf-ulema birliğinden gelen Doğucu-İslamcı halk cephesine dayanan:   Batıcı-laik bürokratik geleneği temsil eden:   Jön Türklerin Prens Sabahattin Kanadı Hürriyet Ve İtilaf Jön Türklerin Terakki Ve İttihat Kanadı İttihat Ve Terakki (Önce cemiyet, sonra fırka) İkinci Grup; (Birinci Büyük Millet Meclis’inde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde) Birinci Grup; (Birinci Büyük Millet Meclisi’nde Müdafaa-i…

  • Bu iki akımın (Batıcı-medeniyetçi-laiklik ile Doğucu- İslamcılık) çekişmesi kaçınılmaz olarak tali ve daha çok ideolojik kurumlar üzerinde süregelmiştir. İşte bu tali çekişmeler zaman zaman son derece şiddetli de olmuştur. Tümel çelişkinin belirlenmesini ve çözümünü günümüze kadar engelleye gelmiştir. İşte bu engellemedir ki, ister istemez sonunda, kapitalizmin Türkiye’de çıkar sağlamasını kolaylaştırmıştır. Hatta yine bu tali kavga…

  • Şimdi Paşa’nın konuşmasının bize göre en önemli kısmını birlikte okuyalım: “Biz, eski Anayasa ile Teşkilatı Esasiye Kanunu ile bir Anayasa düzeni içinde idik. O Anayasa düzeni, Meclisten çıkacak kanunların Anayasaya uygun olması lazımdır, kaydını koymuştu. Herkes bu kayda riayet edecektir; ama Meclisten çıkan bir kanunun Anayasaya uygun olup olmadığına da gene Meclis karar verecektir. Masum…

  • Şimdi bunları eleştirelim: a) Önce Osmanlılarda egemenliğin saray, ordu, medrese arasında bölüşülür gözüktüğüne katılmamak mümkün değil. Burada medrese ile ulema ve öğrencileri kastediliyor olmalıdır. Fakat bu bölüşme aynı zamanda hiyerarşik bir niteliktedir. Bunlar egemenliğin hiyerarşi içinde ortaklarıdır. Sarayın kapusu kullarıdır. Osmanlı sarayından birine biat etmek zorundadır. Bu bakımdan ikinci seçmen gibi görülmezler. Sf. 118 b)Osmanlı…

  • Celal Bayar, “fiili durum” dediği 27 Mayıs hareketinde, “Demokrat Parti‘ye karşı düşmüş ve devlete ortak olmuş iki grup vardır” der. Bunlar ordu ve aydın gruplarıdır. Ordu ve aydını şu kısımlara ayırmaktadır: “Anayasanın karakterine bakarak bu yeni ortakları ordu ve aydın diye niteleyebiliriz. Ordu, Millî Güvenlik Kurulu ile aydın, Anayasa Mahkemesi, Üniversite, TRT, Planlama ve hatta…

  • İsmet Paşa’nın sık sık tekrarladığı bir söz vardı. Bu, Lozan Sulh Konferansında Lord Curzon tarafından Osmanlı borçları konusu tartışılırken İsmet Paşaya söylenmişti; “Siz paraya ihtiyacınız olunca nasıl olsa bize başvuracaksınız” biçiminde bir sözdü bu. Hazin değil midir ki, bu sözleri söyleyen Paşa’nın CHP’si, 1950’den önce iktidarda iken, dış krediler almaya başlayan, bazı ikili anlaşmaları yapan…

  • 1908 Meşrutiyeti ile İttihat ve Terakki Cemiyeti, imparatorluğa hâkim olmuştu. Devlet cemiyetin eline geçmişti. Fakat Osmanlı Devleti’ni ele geçirmek, toplumu ele geçirmek değildi. Oysa onlar toplumu, daha doğrusu halkı elde edeceklerine, devleti elde etmek istemekteydiler ve bu yoldan elde edilen ya da kapılan devlet, kurtarılabilir sanılıyordu. Devletin toplumda (hiç değilse bazı sınıflarla) organik bütünlüğü olmaksızın…

  • Şerif Bey (Köprülü Şerif İlden) anlatıyor; “Bu akıbetin (1. Dünya savaşının kötü sonucu) bütün mes’uliyeti (sorumluluğu)  de bittabiî dünya ve ahirette âmillerine (yapanlarına) teveccüh eder (yönelir). Ne Enver başkumandan olabilirdi, ne de Hafız Hakkı merhum kolorduya kumanda edebilirdi. Her ikisinin, muvaffakiyetli bir surette (başarılı bir şekilde) esnâ-yı harpte (savaş sırasında) tabur ve alay kumandanlığını başa…

  • Şerif Bey (Köprülü Şerif İlden) anlatıyor; “Velhâsıl Enver dar idrakli (algılı) bir muannid (inat), Hafız Hakkı geniş havsalalı (kavrayışlı) bir lâkayıd (kayıtsız adam) idi. Bu hassaların (özelliklerin) her ikisi de devlet işlerinde bir nâkısa-i dimâğiyye (akıl eksikliği), birer maraz (hastalık, arıza) değil midir? İşte 330’da (1914’te) orduların mukadderatı, bîhasebi’t-takdîr şu iki marizin (takdir edilmeyen şu…

  • Şerif Bey (Köprülü Şerif İlden) anlatıyor; “Enver çocukluğundan beri azimkâr ve muannid (inat) bir tabiat­ta idi; hilkatinde (yaratılışında) hakperestlik (adil olmak) ve insaf fazileti pek azdır. Terbiye-i fikriyesi (düşünce eğitimi) için okuduğu âsârı (eserleri) – İlmî, askerî, felsefi ne olursa olsun- kendi düşüncesine uydurarak anlardı. Çünki nefsine iti­madı (kendine güveni) çok idi. Hiçbir gün “Acaba…

  • Kapitalist rejim şuna inanmak istiyor: Kemalizm bir çözümdür. Eğer okullarda ve üniversitelerde Atatürkçülük, üstelik başlangıçtaki sınırlı radikalizminden uzaklaştırılmış haliyle bile, okutulursa, Türkiye’de sosyalist düşüncelerin yeşermesine imkân kalmaz; Eylülist Rejim de buna inanmak istiyor. s. 119 Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s. 119) kitabından birebir alınmıştır.

  • Samsun’da, Antalya’da, Zonguldak’ta, Kayseri’de ve diğer yerlerde, konaklarından, gayrimenkullerinden, geniş çiftliklerinden çıkartılarak, ağlaya ağlaya ülke dışına gönderilen çok zengin Elenler’in, “Rum” diyoruz, yerlerini, Sabetayistler aldılar. Çok büyük bölümünün hiçbir belgesi yoktu; o kadar öyle ki sabetayistlerin bir bölümü, suiistimallere isyan ettiler. Sulhi Dönmezer’in eşinin kardeşi R. Tesal’ın anılarında bu isyanın raporlarını bulmak mümkündür. Araştırılırsa, diğerlerini…

  • Edebiyat sevenlerden, henüz, despot çıkmamıştır. Bunu, tersine de çevirebiliyoruz, edebiyatı reddeden, bir Caligula’dır. Sf. 120 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Demek ki ileri safhada sara varsa, entelektüel kapasitesinin çok büyük ölçüde bozulmuş olduğunu görüyoruz; böylelerinin, dikkati çok zayıf ve ahlaki kontrolü pek eksiktirler. Bunlar hep kavgacı, huzursuz ve uyumsuz bir çocukluk geçirmişse, bu tür epileptik hastalar, olgun yaşlarda kriminal eğilimler sergiliyorlar. Entelektüel zafiyetin her türlüsünü gösterebiliyorlar ve hayvani davranışlar bunlar arasındadır. Sf. 109 Alıntı; Caligula…

  • Asil bir baba-oğul Augustus’a esir düşmüştü, ikisinden birisine yaşam bağışlamıştı, seçimi baba-oğula bırakmıştı, baba ölümü seçti, yaşamı oğluna bıraktı ve idam edildi, ama Şefin daha sonra oğlun da intihar etmesine “izin verdiğini öğreniyoruz; her iki töreni de seyrettiği kayıtlıdır. Sf. 87 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 –…

  • Hayâsız idi ve hayâsızlıkta hiçbir sınır bilmiyordu; sarayında yapılan bir nikâh töreni bitince, genç gelin için, “o benim karım” diyebiliyordu. Başkasının eşini almaya, Augustus-usülü evlilik dendiğini not etmiştim, ancak, Augustus, Tiberius’un babasına, eşi Livia’yı boşamasını söylemiş ve öylece evlenmişti. Senatörler, Caligula’nın bulunduğu yerlere eşlerini ve kızlarını getirmekten korkmaya başladılar; istediğini o anda alıp bir arka…

  • Despotizm ile irtica el eledir.        Birisi varsa diğeri mutlaka oradadır; Augustian dönemin incelemesinden bunu çıkarıyoruz. Şunu görüyoruz, halka dayalı rejimler, eninde-sonunda akılcıdırlar ve ayrıca geniş tabanı var; ulûhiyet’e ihtiyaç duymamaktadırlar. Şöyle de söyleyebiliriz, cumhuriyet ile sofuluk birbirinin düşmanıdırlar. Sf. 87 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf.…

  • Türkiye yönetici kliği, Kürt Savaşı’ndan memnundur. Bununla, Türkiye insanını transforme etmek imkânını bulduğunu düşünüyor. Sizlerin “aptallık” dedikleri, bir anlamda akıllılıktır. Türkiye, bir “düşmanlık” yaratmadan düzenini ayakta tutamıyor; bu düşmanlık masraflı olmakla birlikte pek işe yarıyor. Sf. 172 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 172) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanlığın bütününü hedef almayan hiçbir kurtarıcı, kurtarıcı değildir. Sf. 172 Alıntı; Tarihçe – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık, Ocak 1997 – Sf. 172) kitabından birebir alınmıştır.