Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Mustafa Kemal Paşa
-
Bir akşam yemeği sırasında sofranın en neşeli anında Atatürk, yine bu şekilde şakalaşan Nuri Conker’e dönüp; -“Sen reisi cumhur olabilir misin?” diye sordu. -“Olurum. Hem senden daha iyi idare ederim.” -“Öyleyse prova edelim. Geç otur bakalım koltuğa. Şimdi sen Reisicumhursun. Söyle bakalım ne yapacaksın?” Nuri Conker hiç istifini bozmadan keyifle Atatürk’ün koltuğuna oturdu. Çevresini şöyle…
-
Çankaya’daki Köşk’te bir akşam sofrasında Hukuk Fakültesi Profesörü Sadri Maksudî de konuk olarak bulunuyordu. Sofrada şarap içen Sadri Maksudî, Deniz Bank’ın gramer kurallarına aykırı olduğunu savunuyor ve bu düşüncesinden bir adım bile geri gitmiyordu. O konu orada kapandı. Aradan bir iki saat kadar geçmişti. Atatürk, bir ara bir şeye sinirlenmiş olacak ki, hala kendi tezinde…
-
Atatürk; -“Nuri Bey, Selanik’ten ne çıkar?” Nuri Conker, sanki bütün konuştuklarımızı biliyormuş da, beni korumak kararını yermişçesine: -“Bol Yahudi çıkar Paşam” demesin mi? Bunun üzerine Atatürk, yüzünde alaylı bir gülümsemeyle daha önce kulağına çalınmış dedikoduların tümüne karşılık verdi: -“Benim için de bazı kimseler, Selanikli olduğumdan, Yahudi olduğumu söylemek istiyorlar. Şunu unutmamak lazımdır ki, Napoleon da…
-
Atatürk’ün Foks’a düşkünlüğünü bilen bazı kimseler sofrada çok zaman onun bahsini açarlar, sadakatinden, büyüklüğünden dem vurup, neslini üreterek memlekete yaymayı teklif ederlerdi. Dalkavukluğuyla dikkati çekenler, Foks’un asil kandan geldiğini, kaynağının Avrupa olduğunu söyleyecek kadar ileri gidip “Köpek değil, adeta insan. İnsandan da akıllı” derlerdi. Atatürk bu konuşmaları belli belirsiz gülümsemeyle dinler, Foks’a bakıp başını sallardı.…
-
Atatürk, Behçet Kemal Çağlar’a dönerek -“Şu sofraya bak ve bir şiir yaz” dedi. Behçet Kemal derhal cebinden portföyünü ve kalemini çıkardı. Hiç düşünmeden bu ısmarlama şiiri birkaç dakika içinde bitirdi ve okudu. Sf. 120 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.
-
Yıl 1931. Dolmabahçe Sarayı’nda çok parlak bir düğün oluyor, generallerden birinin kızı evleniyordu. Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi olan Kemalettin Sami Paşa ve eşi de konuklar arasındaydı. Kemalettin Sami Paşa’nın eşi Arap dünyasında tanınmış bir prensesti. Prensesin aşırı süsü, çok geçmeden Atatürk’ün de dikkatini çekti. Canının sıkıldığını anlamakta gecikmedim. Bütün neşesi bir anda uçup gitmişti. Dans biter…
-
Birkaç gün sonra sofrada, Kılıç Ali, Recep Zühtü, Atatürk’ün çevresini çevirmişler, şuradan, buradan konuşuyorlardı. Bir ara Recep Zühtü, Atatürk’e: -“Paşam”, dedi. Reşit Galip’e biri demiş ki: “Hitler bugün konuşacak. Bunun üzerine Reşit Galip de şu cevabı vermiş: Bizim Hitler her gün konuşur.” Atatürk bu lafa kızmak şöyle dursun, kahkahalarla gülmüştü. Sf. 79 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı…
-
Toplantının en kıvamlı anında Atatürk, kapıda duran askerlerden ikisini çağırdı ve güreştirmeye başladı. Çoğunluk böyle yapar, gezilerinde olsun, Köşk’te olsun, yiğit Mehmetçiklerden birkaçını yanına çağırarak güreştirir, Türk gücünün nelere yettiğini gözleriyle görmek isterdi. Hatta yanında bulunan çok sevdiklerini, bu Mehmetçiklerle, istemeseler bile güreş tutuşturur, onların hırpalanışını hazla seyrederdi. Birkaç keresinde Mehmetçikleri kendisiyle güreşe davet etmiş,…
-
Bunun üzerine Atatürk’le Reşit Galip arasında şu tartışma geçti: -’’Yahu nasıl olur? Bu adam beni okutmuştur. Kültürü yerinde, ilme vukufu vardır. Soframda hocam hakkında böyle konuşmanı istemem. Beni okutan adam, nasıl Maarif Vekili olamazmış?” -“Değil seni okutmak, senin Allah’ını okutsa yine bu adam Maarif Vekili olamaz” O devirde dalkavukların yanında böyle medeni cesaret sahibi, sözünü…
-
Şapka Devrimi’nden sonra fes bir kenara atılmış, herkes şapka giymeğe başlamıştı. Şapkayla beraber, bunu giyecek olanların kafa ölçüleri de ortaya çıkmıştı. 1930 yılında Ankara’dayız. O zamanın Milli Eğitim Bakanı olan Dr. Reşit Galip elindeki bir makineyle herkesin kafatasını ölçüyor. Dolikosefal mi, Brakisefal mi? Yani biz hizmetkârların konuşmalarına göre hayvan mı, yoksa insan mı? Hatırımda kaldığına…
-
Bursa’da bir hafta kaldıktan sonra otomobillerle Yalova’ya gittik. Otomobiller deyince sanmayın yüzlerce otomobil vardı. Sadece sekiz tane. Biri açık yazlık, biri kapalı iki Lincoln, üç Buick bir Benz Mercedes. İkinci Cumhurbaşkanı zamanında bu sayı on sekize çıkmıştı. Oysa ismet İnönü, Rusya’ya yaptığı geziden döndüğü zaman, Sovyet yönetiminin etkisinde kalarak bakanların altından arabalarını aldırmak istemişti. Tevfik…
-
Müstahdem arasında polislikten emekli olmuş Kemal adlı bir de sofracı vardı. Askerliğini Köşkte hizmet ederek yapıyordu. Bir akşam sofrasında üç kadeh içkiden sonra Atatürk bize dönerek şaka şeklinde: –’’Dünyada ne kadar Kemal varsa hepsi eşektir…” dedi. Sofracı Kemal şaşaladı. Ne diyeceğini bilemedi. Toparlandı. Dili tutulmuş gibiydi. Dudakları titriyordu. Gözlerini Atatürk’ün yüzünden ayıramıyordu. Hepimiz bunun altından…
-
“Atatürk” soyadının tek kalması gerekliydi. 17 Aralık 1934’te 2622 sayılı kanunla da Atatürk soyadını başkalarının alması önlendi. Sf. 42 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.
-
Atatürk, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra adını uzun bularak Mustafa’yı kullanmamış, sadece Kemal’i kullanmıştır. Soyadı Kanunu’ndan sonra aldığı yeni harflerle yazılmış nüfus hüviyet cüzdanında adı (Mustafa’sı atılarak) sadece “Kemal” (1) olarak yazılıdır. “Atatürk” soyadını başkalarının almamasına ilişkin kanunda da öz adı “Kemal” diye yazılıdır. Sf. 41 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1.…
-
Banyodan çıktıktan sonra soğuk ayranla bir dilim francala yer, bazen ayranın yerine bir kâse yoğurt alırdı. Binde bir davetli bir konuk olacak ki, ayıp olmasın diye yemek yesin. Bazen sütlü kahveyle çay istediği de olurdu. İkindi kahvaltısı yapmaz, onun yerine bir bardak ekmeksiz ayran içerdi. Sf. 35 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal…
-
Atatürk tekrar beni çağırdı. Yemek isteyecek sanıyordum. Fakat O’nun aklı hep benim ismimde değil miymiş? -’’Ulan bu ismi sen mi koydun, yoksa baban mı?” diye bar bar bağırmaya başladı. Çok korkmağa başlamıştım. Benim korktuğumu görünce daha fazla bağırıyordu. Sf. 27 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007…
-
Devrin en ünlü rakısı olan Dimitrokopulo’dan Atatürk her gece yarım kilo içerdi. Mezesi de sadece tuzlu leblebiydi. Ara sıra da fava denilen zeytinyağlı, limonlu bakla ezmesini istediği olurdu. En sevdiği yemekler arasında kuru fasulye ve pilav geldiğini tekrarlamak isterim. Sf. 27 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart…
-
“Ben dokuz aylıkken babam ölmüş.” Atatürk üzüldüğümü yüzümden okumuş olacak ki, birden sesini yumuşattı: “Anneni tanıyorsun ya yeter” dedi. Ve biraz durduktan sonra ekledi: “Ben de babamı tanımıyorum ya…” Sf. 27 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.
-
Cumhuriyet rejiminin kurulmasına rağmen herkes Atatürk’e “Paşam” diye hitap ederdi. Beylik, paşalık kalktığı halde bu “Paşa” lık, Atatürk için kalkmadı. Bu, ölünceye dek sürdü. Sf. 26 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart 2007 – Sf. 26) kitabından birebir alınmıştır.
-
Leyla Neyzi, 1949 yılında İstanbul’da doğan Fatma Arığ ile bir mülakat yapar. Bu mülakatta, “Ben çocuğuma bütün açıklığıyla her şeyi anlattım. Sabetayist olmaya benim de hiç niyetim yok. Ama bu kültürü yok saymaktansa, iyi taraflarını görmek ve bununla da iftihar etmek lazım” diyen Arığ; Sf. 408 “Anneannemin niye namaz kılmadığını sorguladığımda hep, ‘biz Atatürkçü’yüz’ cevabını…