Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür
-
10 Mart 1934’te, Bebek, Set Sokaktaki evinde koluna boryum klorid enjekte ederek hayatına son veren Kimyager Dr. Cevat Mazhar’ın ölümü doğrudan 1933 Üniversite Reformu ile ilintiliydi. Bu ülkenin endüstriyel kimya alanında yetiştirdiği ilk uzman olan Cevat Mazhar Bey, yıllarca hocalık yaptığı Darülfünun ani bir kararla İstanbul Üniversitesine çevrilirken, kadrodan çıkarılanlar arasındaydı. Hükümet, çoğu arkadaşına lise…
-
Maarif Vekili Dr. Reşit (Galip), 1 Ağustos 1933’te verdiği demeçte epey ağır konuşmuştu (bugünün Türkçesi ile): “Ülkede siyasi, sosyal büyük devrimler oldu, Darülfünun bunlara karşı tarafsız gözlemci kaldı. Ekonomik alanda önemli hareketler oldu, Darülfünun bunlardan habersiz göründü. Hukukta radikal değişiklikler oldu, Darülfünun yalnız yeni kanunları tedrisat programına almakla yetindi. Harf devrimi oldu, öz dil hareketi…
-
Maarif Vekili Reşit Galip 12 Eylül 1933 tarihli Milliyet gazetesine verdiği demeçte “ilimden ziyade idealistliğin ön planda tutulduğunu” söylüyordu. Nitekim tasfiye edilenler arasında Avrupa’da eğitim görmüş, uluslararası kuruluşlara üye olmuş, ödül almış, eserleri basılmış, modern araştırma kurumları kurmuş olanlar vardı; hatta birkaç kişi, çok önceleri rahmetli olmuştu. Sf. 118 Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler…
-
31 Temmuz 1933 günü ‘İstanbul Darülfünunu’ tabelası indirilerek yerine ‘İstanbul Üniversitesi’ tabelası çakıldı. 1 Ağustos tarihli Cumhuriyet gazetesi harekâtın bilançosunu veriyordu: “Mülga (kaldırılmış) Darülfünunun 151 hocasından müderris, muallim ve müderris muavinlerinden yalnız 59’u üniversiteye alınmış, mütebaki 92’si kadro haricinde kalmışlardır. Çıkarılanların 30’u Tıp Fakültesi, 17’si Fen Fakültesi, 5’i İlahiyat Fakültesi, 15’i Hukuk, 13’ü Edebiyat Fakülteleri,…
-
Darülfünunun reisi, görevini ‘Darülfünun Emiri’ aracılığıyla yerine getiren Maarif Vekili idi. ‘Emir’, okulun tüm müderrislerinin katıldığı seçimde en çok oy alan iki kişiden birinin Maarif Vekili tarafından atanmasıyla göreve geliyordu. Sf. 115 Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 115) kitabından birebir alınmıştır.
-
Falih Rıfkı Çankaya’da bunca çabadan sonra varılan sonucu şöyle anlatıyordu: “Bir akşam Atatürk sofra bittikten sonra benim, yanı başındaki iskemleye oturmamı emretti. ‘Dili bir çıkmaza saplamışızdır,’ dedi. Sonra, ‘Bırakırlar mı dili bu çıkmazda? Hayır, ama ben de işi başkalarına bırakmam. Çıkmazdan biz kurtaracağız,’ dedi.” Nihayet Ahmet Cevat Emre, Atatürk’ün “İki şeyde inkılâp olmaz: Dilde ve…
-
Aslında Güneş Dil Teorisi’nin temelleri 1932’de kabul edilen Türk Tarih Tezi ile atılmıştı. Bilindiği gibi bu teze göre tüm medeniyetlerin yaratıldığı yer Orta Asya’ydı ve Türkler bu bağlamda dünya yüzündeki tüm medeniyetlerin kurucusuydular. Sf. 110 Öte yandan fizyolojik araştırmaların da gösterdiği gibi insanın doğal olarak çıkarabileceği ilk ses ‘a’ sesi olmalıydı. Bu ‘a’ sesinin sürekli…
-
Bu bağlamda Mustafa Kemal, soyadı olarak ‘Atatürk’ü aldı. Kemal adını, “aslında Türkçede büyük kale anlamına gelen” Kamâl ile değiştirdi ve ölünceye kadar nüfus cüzdanında bu adı taşıdı. Sf. 109 Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 109) kitabından birebir alınmıştır.
-
18 Ağustos 1934’te toplanan II. Türk Dil Kurultayı’nda, TDTC adı Türk Dili Araştırma Kurumu (TDAK) olarak değiştirildi. 3 Ekim 1934’te İsveç Veliahdı Güstav Adolf onuruna verilen yemekte yaptığı şu konuşma, tamamıyla Türkçe köklerden yeni bir dil yaratılabileceğini kanıtlama çabası gibiydi: “Bu gece yüce konuklarımıza, Türkiye’ye uğur getirdiklerini söylerken, duyduğum tükel özgü bir kavançtır. Burada kaldığınız…
-
4 Eylül 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti (TDTC) başkanlığı tarafından gazete ve radyolarda yayınlanan bir beyannameyle, Eylül ayının son günlerinde bir dil kurultayı toplanacağı kamuoyuna duyuruldu. Sofya’da yaşayan Agop Martaryan özel olarak davet edilmişti. Sf. 105 1934’te Mustafa Kemal Atatürk tarafından ‘Dilaçar’ soyadı verilen Martaryan, Türk Dil Kurumu’nda (TDK) 1936-1978 arasında görev yaptı. Sf. 105…
-
Türkiye’nin ilk güzellik yarışması, 1925 veya 1926’da İpek Film Şirketi tarafından düzenlenmişti. Melek Sineması’nda yapılan yarışmayı, sinemanın yer gösterici kızlarından Ermeni asıllı Matmazel Araksi Çetinyan kazanmıştı. Ama basın, organizasyon bozukluklarını bahane ederek, yarışmayı geçersiz saymıştı. Sf. 92 Ancak, halk havaya sokulmuştu bile. 25 Şubat 1929’da yapılan duyuruda katılma şartları şöyle sıralanmıştı: “1) Müsabakaya 16 ila…
-
Vali, Belediye Başkanı, Mustafa Kemal ve Kılıç Ali, Saffet (Arıkan), Nuri (Conker), Salih (Bozok) gibi seçkinlerin arasına girmeyi nasıl olduysa başaran Rıza Ruşen, iddiasına göre yemekte yapılan konuşmaların notunu tutmuş, bu notları yıllarca saklamış ve 1947 yılında yayımladığı “Atatürk’e Ait Birkaç Fıkra ve Hatıra” adlı kitabında yer vermişti. İddiaya göre, masadakilerden biri “Bursa Gençliği olayı…
-
Mart 1932 – Mart 1933 tarihleri arasında ABD’nin Ankara Büyükelçisi olarak görev yapan Charles H. Sherrill, Mustafa Kemal’le yaptığı görüşmelerin bazı bölümlerini 1934 yılında yayımlanan A Years Embbassy to Mustafa Kemal adlı kitapta toplamıştı. Sherrill kitabının 199-203 üncü sayfalarında, Mustafa Kemal’in dine bakışını şöyle anlatmıştı: [Gazi’nin] “Din konusundaki şahsi görüşleri hususunda söylediklerinin tamamına burada yer…
-
Peki, toplumun iliklerine işlemiş dinin böyle aniden sökülüp atılmasıyla ortaya çıkacak boşluğun ne ile doldurulması planlanıyordu? Ekim 1926da yazılmış olan, Samsun Milletvekili Ruşeni (Barkın) imzasını taşıyan ve Mustafa Kemal tarafından okunarak yanına çeşitli işaretler ve notlar konmuş olan, “Din Yok, Milliyet Var” başlıklı makale, dinden boşalan yerin ulusçuluk fikriyle doldurulacağının ilk ipucunu veriyor. Nitekim Türkiye…
-
İlk Türkçe ezan ise 3 Şubat 1932’de Kadir Gecesi’nde Ayasofya Camii’nde okunmuştu. Sf. 74 Gayrı resmî kaynaklara göre ilk Türkçe ezan, 20 Aralık 1931 tarihinde Babaeski’de okunmuştu. Sf. 74 1 Şubat 1933’te Bursa Ulu Camii’nin imamı nedense göreve gelmemiş, onun yerine cemaatten Topal Halil ezanı, Tatar İbrahim ise kameti (erkekler tarafından farz namazlarından önce okunan…
-
Mustafa Kemal’in modernleşme projesinde baloların çok önemli bir yeri olacaktı. Batı tarzı kadın erkek ilişkileri, eğlence tarzı, giyim kuşam, adabı muaşeret kuralları ve daha bir dizi yenilik bu balolar aracılığıyla topluma aktarılacaktı. Mustafa Kemal’in isteğiyle sadece Müslüman erkek ve kadınların katıldığı ilk balo, 9 Eylül 1925’te İzmir’de düzenlendi. Sf. 66 Şevket Süreyya Aydemir’e göre, Ankara’daki…
-
Ancak şurası gerçek ki, Ankara iki saatlik Menemen Olayı’nı hem Nakşibendi Tarikatı üzerinden dini kesimleri sindirmekte, hem de 1930 yerel seçimlerinde büyük başarılar kazanan (Menemen’de belediyeyi kazanan) Serbest Fırka’ya destek verenlere gözdağı vermekte başarıyla kullandı. Çünkü 8 Mart 1931’de Menemen’de sıkıyönetimin sona ermesine kadar tutuklamalar devam etmiş, 2.200 kişi sorgulanmış, 606 kişi yargılanmıştı. Bu bağlamda…
-
Bazı çevreler, olayın Nakşibendi Tarikatı’nı sindirmek için bizzat Ankara tarafından örgütlendiğini, Derviş Mehmet’in faaliyetlerinin ağustos ayından beri bilindiği halde engellenmediğini, Menemen’deki askeri yetkililerin olaya kasten müdahale etmediğini, Kubilay’ın adeta kurban edildiğini, bekçileri jandarma ateşinin öldürdüğünü, olaylarla bağlantısı kanıtlanmayan Esad Efendi’nin, Ankara tarafından potasyumlu serum zerk edilerek saf dışı edildiğini iddia ediyor. Ancak bu iddialar da…
-
Sonuç olarak; Derviş Mehmet adlı mistik meczubun cerbezesine kapılmış beş cahil ve safdilin, esrarlı sigaraların verdiği cesaretle sahneledikleri mehdilik gösterisi, basiretsiz yöneticiler sayesinde büyümüş, göstericiler, aşırı güvenle bu gözü dönmüş adamların üstüne yürüyen, hatta birine tokat atan Asteğmen Kubilay’ı vahşice öldürmüş, halk da olan biteni adeta bir tiyatro seyreder gibi izlemişti. Bütün bunlar olurken askerler…
-
15 Ocak 1931 günü 105 kişinin yargılanmasına başlandı. Muğlalı Mustafa Paşa, 18, 19, 20, 21, 24 ve 25 Ocak oturumlarında bütün sanıkları sıkı sıkı sorguladı. 24 Ocak 1931’de savcı A. Fuat Bey iddianamesini sundu. 25 Ocak’ta karar açıklandı: 37 kişiye idam, 41 kişiye çeşitli hapis cezaları verilmişti. Evini açmak, silah bulmak, tütün satmak, ip satmak,…