Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Sağlık, Tıp
-
Yönetimde hasta veya kaçık varsa, demokrasi asla yoktur ve bunu araştırıyoruz. Sf. 25 Alıntı; Caligula (Saralı Cumhur) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, Birinci Basım Mart 2007 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.
-
Banyodan çıktıktan sonra soğuk ayranla bir dilim francala yer, bazen ayranın yerine bir kâse yoğurt alırdı. Binde bir davetli bir konuk olacak ki, ayıp olmasın diye yemek yesin. Bazen sütlü kahveyle çay istediği de olurdu. İkindi kahvaltısı yapmaz, onun yerine bir bardak ekmeksiz ayran içerdi. Sf. 35 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal…
-
Devrin en ünlü rakısı olan Dimitrokopulo’dan Atatürk her gece yarım kilo içerdi. Mezesi de sadece tuzlu leblebiydi. Ara sıra da fava denilen zeytinyağlı, limonlu bakla ezmesini istediği olurdu. En sevdiği yemekler arasında kuru fasulye ve pilav geldiğini tekrarlamak isterim. Sf. 27 Alıntı; Atatürk’ün Uşağı Cemal Granda Anlatıyor – Cemal Granda, (Kristal Kitaplar, 1. Baskı Mart…
-
“İşte tam böyle bir “yoklama” sırasında koğuşlar arasında “kontrole çıkan” Şevket Bey, ayağında çizmelerle tren rayları arasından geçerken, vagonları manevra yaptıran lokomotifin altına düştü ve ayakları dizlerinden kesildi. Herkes telaşa düştü ve kendisine yardıma koşmak istedi. O ise kanlar içinde yerde yatarken yanına koşan çocukların yardımını reddederek, “Beni onbaşılar kaldırsın!” diyerek bırakmadı, çünkü onbaşılar Türk’tü,…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Mühürler balmumu üstüne basılır, çünkü Kur’an gündüzün mum yakmayı yasak eder, onun için mühür mumu kullanılmaz. Evet, dinî emirler gündelik hayata o kadar işlemiştir ki sıhhî gıda maddeleri sofralardan uzaklaştırılmıştır ve hastanelerde nekahet halinde bulunanlara bile kuvvet ilâcı olarak şarap yasaktır. Kan aldırmaya, Müslüman, ancak vicdan huzursuzluğu ile ve…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Gerçi padişah aynı zamanda halifedir, fakat bu sıfatla Müslümanlık hükümlerine sıkı sıkıya bağlı kalmaya bir kat daha mecburdur. Musa kanunları gibi İslâmlık da tamamıyla maddî birçok kanunları kapsamaktadır. Kendisine bağlı olanların düşünce tarzlarına belli bir yön çizer, birazcık olsun bilince ermiş bir aklın kabul edemeyeceği kaba, maddî zevkli bir…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 8 Kasım 1838, Malatya’da Ramazan) Şimdi biz Ramazan-ı Şerifte, yani o yüce oruç zamanında bulunuyoruz. Güneş gökte iken ne yiyebiliriz ne de içebiliriz; bir çiçeğin kokusu, bir tutam enfiye, bir yudum su ve hepsinden daha kötüsü çubuk yasaktır. Çoğu zaman akşam saat 5’e doğru kumandanın yanına gidiyorum, paşalar orada toplanıyor, hepsinin saati elinde.…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 18 Mayıs 1838, Sait Bey Kalesi) Kale kapısının altında yaralı kardeşini taşıyan bir Kürde rastladık, zavallı bacağından vurulmuştu, onu taşıyan kardeşi gözleri dolu dolu olarak kardeşinin yedi günden beri bu ıstırabı çektiğini anlattı. Cerrahı çağırttım, «manasız bir şey istediğini anlamıyor musun?» dermiş gibi, her seferince sesini daha yükselterek birçok defa «Evet ama Kürt…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 28 Aralık 1837, İstanbul) Ben imparator tribününün yerini şimdiki tımarhane, yani deliler yurdunun bulunduğu mevki olarak kabul ediyorum. Bu tımarhane de camiye aittir,. çünkü Türkler delileri ermiş olarak kabul eder ve onlara saygı gösterirler. Sf. 128 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 128)…
-
(Moltke’nin Mektubundan 27 Şubat 1837, İstanbul) Osmanlı imparatorluğunda veba yok olursa Avrupa’daki karantina da ortadan kalkacaktır. Bu sayede Doğunun limanları Avrupa, Amerika ve Hindistan’a 14 ilâ 40 gün yakınlaşacaktır. Bütün yolculuklar kısalacak, gemide çıkan bir veba vakası yüzünden uğranılan şahsî tehlikeler ve büyük masraflar ortadan kalkacak ve sigortalar bu kadar yüksek olmayacaktır. Bunun doğrudan doğruya…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 22 Şubat 1837, İstanbul) Fakat eğer bir Frenk vebaya tutulursa, yüz Türkün bu akıbete uğramış olmasından daha çok patırtı ediliyor. Bununla birlikte hastalığın bir defa kendini gösterdiği yerde en ciddî tedbirlere başvurulması, bütün elbiseler, yataklar ve halıların yıkanması, bütün kâğıtların tütsülenmesi, duvarların badana edilmesi ve döşeme tahtalarının ovulması lâzım. Bunun büyük bir evde…
-
(Moltke’nin mektubundan 18 Ocak 1837, Büyükdere, İstanbul) Türkler hayırseverliklerini hayvanlara karşı bile gösterirler. Üsküdar’da bir kedi hastanesi bulursun, Beyazıt camiinin avlusunda da güvercinler için bir bakım yeri vardır. Evlerde asla köpek bulunmaz, fakat sokaklarda bu sahipsiz hayvanlardan binlercesi, fırıncıların, kasapların sadakalarıyla ve aynı zamanda kendi emekleriyle yaşarlar çünkü köpekler burada temizlik memurlarının görevini hemen hemen…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 12 Şubat 1836, Arnavutköy İstanbul) Tandır, (1) üzerine kocaman bir yorgan örtülü bir masadır. Yorgan yandan yere sarkar. Masanın altına bir mangal konur, etrafında da alçak bir sedir vardır. Bacaklarını masanın altına sokup yorganı burnuna kadar çektin mi, artık değme keyfine! Bütün aile burada birbirine sokulur; çene çalınır, ekarte, domino veya tavla oynanır;…
-
(Moltke’nin Mektubundan; 20.01.1836, İstanbul) Bu pek esaslı bir temizlenme. İnsanın bir Türk hamamında yıkanmayanın ömründe hiç yıkanmamış olduğunu söyleyesi geliyor. Sf. 24, 25 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 24, 25) kitabından birebir alınmıştır.
-
İslam’da felsefe doruk noktasına, Ebu Ali İbn Sina (980 – 1037) ile vardı. Orta Asya’da, Buhara’da Şii bir ailede doğdu. Harika çocuktu. On altı yaşında, hekimlere öğüt veriyordu. On sekiz yaşında matematik, mantık ve fizik hocası olmuştu. Gençliğinde babası ile tartışmaya gelen İsmaililerden etkilendiği sanılır. İslam imparatorluğunu dolaşarak, gezici hekimlik yaptı. Bir süre, batı İran…
-
Lesbiazein fiili, emmek anlamına geliyordu. Yunan haremlerinde ve Roma’da kadınlar arasında göz yumulan bu uygulama, sakalı çıkmaya başlayan özgür bir erkek için utanç verici bir iğrençlikti. Lezbiyenlik iki kadının gerek duygusal, gerekse fiziksel anlamda eşcinselliği olarak bilinir. Kısaca bir cinsel yönelimi ifade eder. Tarihin ünlü kadın şairi Sappho’nun yaşadığı Lesbos adasına izafeten sonradan verilmiş bir…
-
Atina’da erkeklerin fahişelik yapması, bunu yapan kişinin vatandaşlık haklarını yitirmesine neden oluyordu; aynı kişi politika yaparken yakalanırsa, ölümle cezalandırılıyordu. Bu, kadınların zina yapmasından daha yüz kızartıcı bir suç olarak kabul ediliyordu. Kadınlara zina nedeniyle ölüm cezası verilemiyordu. Kadın fahişeliği günlük hayatın parçası ve kârlı bir işkoluydu. Genelevler ayıplanmaz hatta merkezi yerlerde kurulabilirlerdi. Yaşlı zengin hanımlara…
-
Aristoteles, insanların çoğalmasını sağlayan kadın erkek ilişkisini ve aralarındaki aşkı küçük görmekteydi. Çünkü eksik yaradılışlı kadına duyulacak aşkın yüceltilmesi mümkün değildi. Gerçi kadın ve erkeğin çoğalması için çiftleşmesi gerekliydi ama bu süreç “aşkın dünyevi bir biçimiydi.” Bu aşk biçimi; bilgeliği seven erkeklerin, ulaşmaya çabaladıkları “göksel aşk“ değildi. Atinalı erkekler, “cesaret, yüreklilik ve erkekçe sevgiler aramalı,…
-
… pederastirinin Girit’ten Sparta’ya yayıldığını, peşinden kimi Yunan şehirlerince de benimsenerek Yunanistan’a yerleştiğini, diğer teorilerden daha kuvvetli bir olasılık haline getirmektedir. Teori ne olursa olsun pek az kültürde eşcinsel ilişkiler Yunanistan’da olduğu kadar öne çıkarak toplumsal kurallara dönüşmüştür. M.Ö. 630 civarına gelindiğinde ise Pederastri artık bir Dor geleneği olarak biliniyor ve yayılıyordu. Öte yandan…