Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Tarih

  • II. Meşrutiyet Dönemi tarihçisi olan Murat Bey aslen Dağıstan Türklerindendir. Mizancı Murat Bey adıyla ünlenen tarihçimizin asıl adı Mehmet’tir. Siyasi nedenlerle Rodos Adasına kürek mahkûmu olarak sürülmüş, kitabını da burada yazmıştır. Murat Bey’in ayrıca “II. Meşrutiyet Dönemi Hatıraları” kitabı da ilgi çekici özelliklere sahiptir. “Tarih-i Ebul Faruk” cesur yaklaşımları ve yorumlarıyla dikkati çekmektedir. Hatta Osmanlı…

  • Büyük olasılıkla, Bizans’ın manastır sistemini esas alan bu kurum, onun kadar organize ve işlevsel değildi. Başlangıç yıllarında oldukça küçük yapılar olarak ortaya çıkmıştı. Kentlerde ve kırsalda manastırlar örneğinde olduğu gibi çığ gibi büyüyen zaviyeler, güvenlik, konaklama, yemek ve tarikatın evleri olarak dar bir işlev alanıyla çalışmaktaydı. Zaviyelerde bir zaviye şeyhi bulunurdu. Bizans manastırlarının mal varlığına…

  • Fransız İhtilâli’ni kapitalizmi kur­mak için yapmadılar, yalnızca kabiliyetsiz insanların görevlere gelmesine son vermek için isyan ettiler. Sf. 423 Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 423) kitabından birebir alınmıştır.

  • Resmi Tarihte eksiklik varsa mutlaka fazlalık ta olmalıdır.  Sf. 209 Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 209) kitabından birebir alınmıştır.

  • Procoplus’un Gizli Tarih’inde yazıldığına göre, o tarihlerde İstanbul’da, en azından yüksek kamu görevlilerinin karıları hep kocalarını aldatıyorlardı; aslında buna pek “aldatma” da diyemeyiz, herhalde aldanmıyor ve biliyorlardı. Sf. 141 Alıntı; İsyan I – Yalçın Küçük, (İthaki 11. Baskı 2005 – Sf. 141) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlkokullardaki yurttaşlık ve üniversitelerdeki tarih dersleri de hutbe okumaktır; bu nedenle cami ve üniversite, resmi tarihi kurumsallaştırma mekanizmalarıdır, bir ve aynı idiler, Arap dünyasında “üniversite” hâlâ ‘cami” sözcüğünden gelmektedir, ayrıştılar ve şimdilerde tekrar birleşmelerine tanıklık ediyoruz. Şart değil, ancak Cuma camilerinde nümayişleri, aslında ve Arabide “cami”. Cuma mescidi demektir, “cem” ile ilgilidir, “nümayiş” de numune…

  • Geleceği değiştirebilmek için önce geçmişi değiştirmek gereki­yor. Alıntı: Kurtuluş Yazısı – Yalçın Küçük ve Çelik Bilgin, (Dönem Yayıncılık 1. Baskı 1988 – Sf. 287) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir ülkede isim – bilim, onomastique ve mezartaşı okumaları gelişmemişse tarih biliminin gelişemeyeceğini ileri sürebiliyorum, onomastique Türkiye’ye her halde benim yazılarımla girmektedir ve mezartaşı okumacılığı ise henüz sistematik olmaktan çok uzaktır. Sf. 336 Alıntı: Tekeliyet II (Ansiklopedi) – Yalçın Küçük – (İthaki Yayınları 1. Baskı 2003 – Sf. 336) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şimdi korsan ambasadör’u (elçi) düşünebiliriz, sanıyorum fazladır ve tüccar= ambasadör uygundur. Bunun, tüccar ambasadörün belki de ilk işaretini Adam Smith’te buluyoruz; Ekonomi Politik’in kurucusu sayılan Smith namdar (namlı, ünlü) kitabında .. Levant Kumpanyasına, Turkey Kumpanyası da demektedir ve demek ki tarihte ilk ambasadörlerden bir tanesinin ya da netlikle bilinen ilk devamlı elçiliğin İngiltere tarafından İstanbul’da…

  • Birinci Selim, İdris-i Bitlisi’nin de yardımıyla Kürt iklimini zapt ettiği zaman, buraları yönetmemeyi tercih etmişti. Kürt feodalleriyle bir üst egemenlik üzerinden anlaşıyordu. Anlaşma yazılıdır ve feodal devlette, Lordun vasalları ile yaptıklarından çok daha ayrıntılı olduğunu tespit edebiliyoruz. Hükümdar ya da Hükkâm denilen Kürt prensleri, ayrı ayrı, askerlik ve vergi meselelerinde ve kuşkusuz yargıda egemen oluyorlardı…

  • Montesquieu. ..  sıcak iklimlerle despotizmi özdeşleştirmektedir. .. Batı Avrupa misali ılımlı iklime sahip ülkelerde meşruti monarşi ve buna mukabil Arabistan ve iç Asya türünden sıcak iklimli bölgelerde despotizm olacağını netlikle kaydediyor. .. bir ek gözlem olarak anlayabiliyoruz. Sf. 157 Alıntı: Tekeliyet II (Ansiklopedi) – Yalçın Küçük, (İthaki Yayınları 1. Baskı 2003 – Sf. 157) kitabından birebir…

  • Büyük işletmelerin sahipliği kapitalistlerde olsa da, kontrolü menajerlere geçiyordu ki, bu kapitalizmi kapitalistlerden soyutlamak anlamına geliyordu. Burnham, bu tür görüşleri nahif bulmaktadır; mülkiyetin reel tanımını yapmayı deneyerek, kontrol kimde ise sahibi de o dur, demektedir. Sf. 45 Bir; demokrasi ile kapitalizm arasında ayrılmaz bir özdeşlik kurulamayacağını ifade ediyor; Burnham, kapitalizmin mutlaka demokrasiyi de beraberinde getireceği…

  • Oğuz Özerden Üniversiteyi bitirmiş ve “Yeni Asır” gazetesinde gazetecilik yapmış ve daha doğrusu yapmamış, bu kendi ikrarıdır. Sonra İngiltere’ye gitmiş ve dönüşünde seks hattı uzmanıdır, 900’lü hatlar olarak bilinmektedir. Yoksul aile çocuklarını, telefonla seks bataklığına çekmek anlamına geliyordu ve Oğuz Özerden, bu yolla çok büyük zengin olduğunu kabul etmektedir. Avrupa’da katedrallerin çok büyük bir bölümünü…

  • Kısaca İran kaynakları yerine Ferhengi Ziya’ya bakmayı öneriyorum, burada “cem, cemşad, Cemşid, Cemşidun” girişi aynıdır ve şu bilgi verilmektedir; “Padişahîler sülalesinin dördüncü ve en büyük hükümdarı Hz. Süleyman ile İskender’e de Cem denir.” Sf. 429 Alıntı: Tekeliyet I (Ansiklopedi) – Yalçın Küçük  (İthaki Yayınları 1. Baskı 2003 – Sf. 427) kitabından birebir alınmıştır.

  • Profesör Strayer, .. feodalizm, ya da feodal düzen, kamusal iktidar veya yönetimin özel ellerde bulunmasıdır. Kral vardı, fakat yönetim lortların, efendilerin elindeydi ve efendilerle vassallar, oğullar arasındaki hukuk da tümüyle özeldi; bu feodalitedir. Alıntı: Tekeliyet I (Ansiklopedi) – Yalçın Küçük, (İthaki Yayınları 1. Baskı 2003 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zafer tacı da zaman zaman korku kadar aklın yürüyüşünü durdurabilmektedir.  Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bugün toplum bilimlerinde doğru düşünmenin yeni yolları, arkeoloji ve tarih araştırmalarında gömülüdür. Alıntı: Sırlar – Yalçın Küçük, (YGS Yayınları 2. Baskı Mayıs 2002, Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarihçinin avantajı, bir tekil olayı, önceleyen izleyen olaylar sistemi içinde çözümleme imkânına sahip olmasıdır.  Alıntı: Tekelistan – Yalçın Küçük, (YGS Yayıncılık 4. Baskı – Sf. 289) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sümerlerin dili bitişimli dil, Türkçe de bitişimli dil. “Yemek” İngilizcede “eat”, Fransızcada ”manger” sözcükleriyle ifade ediliyor; “yedirmek” ise, İngilizcede “make eat” ve Fransızcada “faire manger” olarak anlatılabiliyor. Türkçede sözcüğün içine “dir” morfem’i birleştirilerek yeni bir anlam elde etmek, bu dillerin özelliğidir. Türkçede “yedirtmek” Fransızca “faire faire manger” İngilizcede ise çok zor ifade ediliyor. Bu bitişimli…

  • Osmanlının oluşumunda olumlu bir faktör; 1340 yılında “Black Death” kara veba salgını Avrupa nüfusunu 1500 yılında ancak 1340 öncesi nüfusuna geldi. Alıntı: El Kitabı – Yalçın Küçük, (Akış Yayıncılık 1. Baskı Kasım 1997 – Sf. 46) kitabından birebir alınmıştır.