Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Tarım, Köy, Doğa

  • Lundekvist’in Kafkasya Askerî Bölge Karargâh Başkanı’na Gönderdiği Gizli Mektuba Ek Olarak Yazılan Not (10 Ekim 1879) Zeytun Ermeni Meselesine dair; Fransa’nın 1861 Maraş Olayı’na dâhil olması ve Derviş Paşa’nın 1865’te Hozandağı’na askerî operasyon gerçekleştirmesi sonucunda Zeytun’un statüsü ilçe statüsüne gerilemiştir. Hükümet, buraya Türklerden bir kaymakam (Mart 1867) ve kadı tayin etmiş, iki mahkeme oluşturmuş, 200…

  • Tımar sistemi, Osmanlılara direkt merkezi hâzineden ödeme yapmaksızın ordu beslemelerinin topluma her türlü sosyal hizmeti götürmelerini kolaylaştıran bir sistemdi. Tımar sahibi, genellikle savaştaki hizmetleri karşılığında dirlik ihsan edilen bir sipahi olurdu. Sancak beyleri sıradan tımar sahiplerinden çok daha büyük dirlikler alır, ancak idari bakımdan onlarla aynı şekilde görev yaparlardı ve yıllık gelirleri iki yüz bin…

  • Silbuz dağını geçtikten sonra yine sık ve diri ağaçlardan oluşan bir ormana girdik. Burada belli belirsiz bir patika Herdiv köyüne uzanıyordu. Ormanın dış görünüşü ne kadar büyüleyiciyse, içi de bir o kadar korku vericiydi. Ebedi bir karanlık hâkimdi. Buradan geçen yolcu sadece önündeki sık çalılarla kaplı dar patikayı, yukarıya bakınca da sık yapraklı dalların oluşturduğu…

  • Tımar sistemi XVI. yüzyıl sonlarına doğru büsbütün yozlaşır. Murat III’ten itibaren bozulma başlar, sadrazam ve serdar kişiler “eskiden büyük bir hikmet ile vaz olmuş” bulunan kanunları ihmal ederek “rüşvet sebebiyle” tımar sahiplerini gelişigüzel azleder. Sf. 171 Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım…

  • Yüksek mülkiyet ilkesini Fatih önemle uygulamıştır. 1476 yılından sonra imparatorluktaki emlak ve evkafın büyük kısmını ilga etmesi sonucu, devlet 20 binden çok köy ve mezraya el koymuştur. Fatih yeniden büyük miktarda araziyi tımar toprakları hâline getirdiği gibi yerinde bıraktığı emlak ve evkaf için de tasarruf edilen arazi gelirine göre eşkinci gönderme yükümlülükleri koyar. Toprak üzerinde…

  • Çift bozanın zorla tarlasının başına getirilebilmesi ve çift bozan resmi alınması söz konusudur. Ama bu feodal düzende olduğu gibi kişisel ve özel bir tabiiyetin ve sahipliğin sonucu değil, devlet nizamıyla ilgili bir amme hukuku müessesesidir. Amaç üretimi korumaktır. Sipahilerin birbirinden raiyet (emirlerindekileri) çalması yasaktır. Kaçak köylüyü iade şarttır. Elinde bir “çiftlik” yeri olan reaya, Bursa…

  • Tımar, Osmanlı’ya Selçuklu ve İran Moğollarının mirasıdır. Nizamülmülk’ün askeri hizmet karşılığında dağıttığı iktalar Anadolu Selçukluları ve Osmanlı’da ana çizgileri ile bir tımar örneği teşkil edebilecek bazı özellikler taşır. Bu askeri dirliklerle, dağıtılan arazinin üstündeki halkın da sahibi yine hükümdardır. Dirlik sahibi, halktan miktarı ve nevileri kanunla saptanmış bir kısım vergi gelirini tahsile yetkilidir. Yetkisini aşanın…

  • Yaratılan şamata kadar dağıtılacak toprak yoktur. Buna karşılık tarım kesiminden sanayi hammaddeleri ve yiyecek maddeleri gelişini hızlandırmak, talebin artışın sağlamak vergi dağılımını tarım kesimine aktarmak için istenecektir toprak reformu. s. 49 Alıntı; İdris Küçükömer’le Türkiye Üzerine Tartışmalar, Yöneten; Ali Gevgili – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 1. Baskı Ağustos 2010 – s.…

  • Araç olarak sayılacak bir Toprak Reformu meselesi vardır. Toprak reformuna CHP eskiden beri taraftar, çünkü CHP bürokratı, toprak sahiplerini karşısında bulduğundan bu gücü bölmeyi düşünebilir. Acaba CHP nasıl bir toprak reformu istiyor? Çünkü Amerika da az gelişmiş ülkelerde toprak reformu ister. Amerika’nın amacı şudur: Tarımsal bölgede reformla üretim artırılabilir ve bu da sanayi ürünlerine talebi…

  • Bürokrasi, iki öne çıkan belirgin karakter kazanır, a) Sistem insansızlaşır (inhuman), insan duyu ve davranışlarından soyunmuştur. Ofis ya da makam vardır, bürokraside hizmet insana ya da halka değil makama, ofisedir, bizdeki deyimiyle “devlete hizmet” tir. Ve bununla insancıl girişkenlik (inisiyatif) ve sorumluluk kalkar, Batı anlamında girişime karşıt bir davranış belirir, b) İnsansızlık’la bağlamlı diğer karakter…

  • Asya’da, Ön Asya’da bu mekanizmayı mükemmelleştiremeyen ve ikta verme işlerini kan bağlarıyla yürütmek isteyen hükümdarlıklar uzun ömürlü olmamışlardır. Osmanlıların başarılarından biri de buradadır (kulluk sistemi). Fatih Sultan Mehmet’in 20.000 kadar özel mülk halindeki köye ya da malikâneye el koyup tımarlı hale getirişi gibi. Sf. 59 Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel…

  • Doğrudan üreticiler genel olarak tımar (ikta) sistemi ile gözetilip denetlenecektir. Tımar sahibi, köylülerin tasarrufuna bırakılmış toprak düzenine müdahale edemez. Köylü, ailelerine (Osmanlı reayası: Müslüman, Hıristiyan) verilmiş sınırlı toprak içinde kapalı tarla sistemi ile serbest çalışır. Oysa Avrupa’da feodal lord kendisi çiftçi olarak geniş toprağını serf aileleri arasında olduğu gibi, ürünler arasında da yeniden düzenleyebilir; açık…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 2 Eylül 1838, Malatya’daki Ordugâh) O zamanlar Anadolu’da güz ekimi bilinmemekteydi. Bu yüzden da kış birden bire bastırırsa bütün ürün yok olurdu. Sf.217 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi, 1969 – Sf. 217) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Moltke’nin Mektubundan; 23 Temmuz 1838, Harput’ta Mesire) İpeğin, bu nefis metaın üretimini Asbuzu’ya sokmak için Bursa yahut Amasya’dan birkaç ipekçiyi buraya getirmenin ne kadar faydalı olacağına Paşa’nın dikkatini çektim, çünkü burada en aşağı 20-30 bin dut ağacı var ve şimdiye kadar bunların yalnız meyvesinden faydalanılıyor. Sf. 208 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 15 Haziran 1838, Garzan Dağı’nda Ordugâh) Reaya, bütün memlekette Müslümanlardan fazla vergi verir. Ama mükellef oldukları haraç, bilindiği gibi, pek azdır. Eğer reaya bundan gayrı bazı işlere mecbur ediliyorsa bu da, eğer bu angaryalar sert ve tahkir edici bir şekilde yaptırılmıyorsa, haksız bir şey değildir, çünkü reaya bütün vergilerin en ağırından, askere alınmaktan…

  • (Moltke’nin Mektubundan 28 mart 1838, Malatya) Malatya’ya vardık. Burası 5.000 kadar, kerpiçten yapılma düz damlı evden mürekkep önemli bir şehir; hatta camilerin ve hamamların kubbeleri bile balçıkla sıvanmış. Bütün avlular toprak duvarlarla çevrili, şehir baştan aşağı aynı kurşunî renkte. Pencere camının icadı yerküresinin bu kısmı için olmamış. Bir kimsenin, insan sever bir camcı sıfatıyla, bu…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 19 Mart 1838, Mezraa) Keban Madeninden yola çıkarak derin bir boğazdan üç saat aşağı indik, nihayet üzerinde dağınık olarak tek tük Kürt köyleri serpili, az arızalı fakat yüksek bir bölgeye vardık. Kar hâlâ etrafımızı çevreleyen yüksek sarp dorukları örtüyordu. Yolumuzun her yeri de kardan kurtulmuş değildi. Biz ilerledikçe arazi de gittikçe daha sık…

  • (Moltke’nin Mektubundan 8 Mart 1838, Tokat) Samsun’un görünüşü pek hoş; eski bir Ceneviz kalesi, birçok güzel yapılı Türk konağı, birkaç taş cami ve han, ta uzaktan göze çarpıyor. Bütün kasaba bir zeytin ormanıyla çevrili, bu zeytinlikler dağı kaplıyor ve aralarından sevimli köşkler ve bahçe evleri bakıyor. Tepenin dorumunda bir Rum köyü var, onun arkasında da…

  • (Moltke’nin Mektubundan 31 Mayıs 1837, Kızanlık) Kızanlık Avrupa’nın Keşmir’i, Türkiye’nin Gülistan’ı, güller diyarıdır. Bu çiçek burada, bizim taraflarda olduğu gibi saksılara ve bahçelere değil, tarlalarda, tıpkı patates gibi çizilerek dikilmiş. Böyle bir gül tarlasından daha iç açıcı bir şey tasavvur edilemez. Sf.105 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth Von Moltke, Çeviri; Hayrullah Örs (Remzi Kitabevi,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 7 Nisan 1836 Beyoğlu, İstanbul) Eğer her hükümetin ilk şartlarından biri güven uyandırmak ise, Türk idaresi bu ödevini asla yerine getirmemektedir. Rumlara karşı olan muamele, Ermenilerin, Osmanlı hükümetinin bu sadık ve zengin uyruklarının, haksız yere ve zalimce ezilmesi, birçok şiddet hareketleri, herhangi birinin sermayesini ancak zamanla kâr getirecek bir işe yatırmasına müsaade etmeyecek…