Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri

  • Baran: (Ermenice baran, ip) Dizi, sıra, sıra halindeki asmalar (yere çekilen bir ip hiza alınarak dikim yapıldığı için bu adla anılır) Sf. 291 Baclimac: (Yazarın anlatımına göre, hamur, yağ ve yumurtayla yapılan bir yiyecek) Şekerli ekmek. Hamur açılıp yağda kızartılır, üzerine şeker ekilip veya bala bandırılıp yenir, [bazlımaç: Mısır, arpa, darı ve buğday unlarından yapılan…

  • Duttan pekmez hazırlardık. Dut bizim ikinci ana ürünümüzdü. Bağlarımızın dut ağaçları eylülü yarıladıktan sonra bile ürün verirdi, başka yerlerdeki gibi sadece haziran, temmuzda değil, iri ve çekirdeksizdi, şiresinden parmakların birbirine yapışırdı. Her evin pekmezi olurdu. Önce siyahken gitgide sararır, katılaşır, taş gibi sertleşirdi. Bıçakla keserdik. Öyle de tatlanmış olurdu ki, içimiz yanardı. Duttan rakı, sirke,…

  • Neden gelin alırdık ki? Sadece oğlumuz için almazdık. Gelin evde çalıştırmak içindi de. Sf. 203 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 203) kitabından birebir alınmıştır.

  • Peki, biz ne yerdik? Hemen her gün çorba içerdik. Yazın içtiğimiz soğuk çorbaydı. Yarmayı, yani kırık buğdayı pişirir, ayrana karıştırır, ayran çorbası yapardık. Kışın sıcak çorbalardı, tarhana çorbaları. İki çeşit tarhanamız vardı. Ayran tarhanası ve üzüm tarhanası, ilki ayran, un ve yarmaylaydı, pişirir, güneşte kuruturduk. İkincisi ise, üzüm şırası, un ve yarmayla yapılırdı, aynı şekilde…

  • Sütü, yoğurdu, tereyağını tüketmesek de, ayranı içerdik. İçine ekmek doğrar, etrafına oturur yerdik. Biterse, tekrar doldurur, tekrar kaşıklardık doyana kadar. Ayrandan çorba pişirirdik, çortan ve tarhana yapardık. Sf. 201 Çayımız yoktu, kimse çay içmezdi, bilmezdi bile yiyecek şekeri de, İstanbul’dan memlekete dönenler okkalık, iki üç okkalık yuvarlak tahta kutularda, ağızda hemen eriyen cinsten, Türkçe “peynir…

  • Süt bir besin değildi, hammaddeydi bizim için. Kaynattıktan hemen sonra aşağı alır, mayalar, yoğurt yapardık. Ama yoğurdu da yemek için hazırlamazdık. Evde yiyecek bir şey olmasa bile, bir tabak yoğurt doldurup yemek gelmezdi aklımıza veya kırk yılda bir olurdu, onu da hep beraber değil, bizden biri yerdi. Hastaya, çocuğa da vermezdik. Yoğurt verilir miydi onlara?…

  • Biz süt de içmezdik. Sabah akşam inekleri, koyunları sağardık kap kap. Küleklerle sütümüz olurdu; ocakta kaynatır, aşağı alırdık. Bir bardak doldurup da içmezdik. Ben yirmi sekiz yaşıma kadar memleketteydim ve hiç süt içmedim. Zaten kahvaltı nedir bilmezdik ki sofraya süt getirelim. Biz sabah, öğle, akşam, her öğün yemek yerdik. Sadece biz değil, Surp Kevork’taki, Karabudak…

  • Biz sadece ayda bir kere taze, sıcak ekmek yerdik, tandırı yakıp ekmek pişirdiğimiz gün. Bizler bir aylık ekmek pişirir, yirmi dokuz gün kuru ekmek (1) yerdik. Ama bizim ekmeğimiz yuvarlak somun ekmeğine veya francalaya benzemezdi. Onların içi hamur, üzeri kabuk olur, çabucak küflenir. Ramazan pidesine de benzemezdi. O da kaim olur, içiyse hamur. Bizim ekmeklerimiz…

  • Kadınlarımızın da giysileri aynı kaldı. En ufak bir değişiklik bile olmadı. Biz erkekler de istemedik. Gözlerimiz kadınlarımızın kıyafetlerine aşinaydı, ortaçağa, yüzyıllar öncesine uzanıyordu. Uzun gömlekler, renkli manusadan uzun şalvarlar giyinirlerdi. Üstüne de, Suriye işi uzun boy entarisi. Önü açıktı bu entarilerin, eteklerini üst üste getirip bizimkilerden iki kat veya daha geniş kuşaklarla bağlarlardı. Mendillerini de…

  • Ama Tehcir’in arifesindeki yıllarda, biz erkeklerin yöresel kıyafetleri neredeyse görünmez oldu. Salta, şalvar, entari giyen kalmadı. Sadece orada burada köyden hiç dışarı çıkmayanlarda görünür oldu. Herkes İstanbul’dan, yurtdışından getirilmiş pantolonları, ceketleri giyinirdi. Türkler ve Kürtlerse yöresel kıyafetlerini giymeyi sürdürdüler. Sf. 192 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 192)…

  • Eğinliler, Divriğililer, Arapkirliler, daha güneyde Gabanmadenliler (Kebanlılar), Darendeliler gibi, biz Armıdanlılar da entari giyerdik, ayaklarımıza kadar inen Suriye işi entari. Önü açıktı, tek bir düğmeyle iliklerdik boynumuzu. Bizimki, yani erkeklerin entarisi kadınlarınkinden farklıydı. Eteklerini üst üste getirir, belden bir kuşakla bağlardık. Bizimkiler, kadınlarınki gibi yandan yırtmaçlı değildi. Yenlerimiz de farklıydı; kadınlarınki muska biçiminde üçgenimsi ve…

  • Türkler, Kürtler giysilerini evlerinde, kendi boyadıkları yünlerden hazırlarlardı. Köyde değil de, dağlarda, çay kenarlarındaki mağaralarda yaşayan çoban Kürtler şalvar, salta da giymezlerdi. Şehirlere yolculuk ettiklerinde veya peynirlerini, yağlarını satmaya katırlarıyla köye indiklerinde, üstlerinde sadece uzun gömlek ve uzun don olurdu. Karşımızdaki, Şavak, Avaz dağlarının Kürtleri böyleydi, karşı geçedeki Dersim Kürtleri de. Satacak bir şeyleri olmazdı.…

  • Salta ve şalvardan ibaretti giysimiz. Bizim yöresel kıyafetimizdi. Mavi kumaştandı. Mavi çuhadan da olurdu. Sf. 191 Bu mavi ve beyazlar daha çok biz Ermenilerin giysilerinin rengiydi. Sf. 191 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 191) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN NOTU (2015); Harput folklor ekibinin kıyafeti de mavi ve…

  • Kürt kadınları gelir, ellerini üstümüze koyar, “piş piş” yaparlardı. Harsiglerimize benzemeyen kadınları görünce seslerimizi daha da yükseltirdik. Sf. 73 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 73) kitabından birebir alınmıştır.

  • Güzellikleriyle ünlü Tamzaralı kadınları gördüler açık kapıların eşiğinde. Zara-Zimara-Tamzara, ille Tamzara. Tamzara’dakiler en güzelleriydi. Karşılıklı üçer kişilik Tamzara barını ve şarkısını hatırladılar. “Tamzara’nın tandırları, beyaz beyaz baldırları, le le le le Tamzara,” Sf. 44 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biz kırıntıya “losunk” derdik. Ne kadar küçük, ufacık olursa olsun veya bir ceviz, dut kırıntısı yere düşmüş olsa bırakmaz, toprağıyla moprağıyla yerdik. Sf. 57 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mırza Dağı, Munzur (Mıntzuri) sıradağlarıdır. Sf. 9 Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.