Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Yalçın Küçük

  • Generalliğe terfi ettiği gün, “Yahu bu iş çok ucuzladı, ben de general olursam, herkes olur…” diyecek kadar sat ve samimi idi. Sf. 100 Türkiye’de askerlerden, özellikle popüler generallerden şeklen faydalanmak, son yıllarda Moda olmuştu. Fikir alanında oldukça kuvvetlenen Türk solcuları da bu modaya uyarak Paşa’nın pesine düştüler. Paşa’nın psikolojik durumu sola kaymaya çok müsaitti; yenik…

  • Orhan Erkanlı’nın da anlatacakları var. Bir bölümü şöyle; “1950 seçimlerini DP kazanınca zamanın kumandanlarının grup halinde İsmet Paşa’ya gelerek ‘Paşa’m Ordu emrinizdedir.’ dedikleri ve samimiyetle Paşa’dan emir bekledikleri, Paşa’nın bu teklifleri reddettiği bir hakikattir.” Diğer bölümü de şöyle: “Başka bir subaylar grubu adına bir heyetin Kristal Gazinosu’nda, Bayar ve Menderes’le görüşerek ‘genç subaylar sizinle beraberdir,…

  • 9 Subay Olayı’nda, zamanın gizli örgütün başkanı olan Yarbay Faruk Güventürk de tutuklanıyor. Bunu da o kadar önemli görmüyorum. Daha önemlisi var; Yarbay Güventürk dâhil diğer tutuklu subaylara, tutuklanma sırasında, üstlerinin yardımı kayda değiyor. Hemen her yerde, yüksek rütbeli subaylar, gizli örgüt mensuplarını, yönetime vermek yerine korumayı seçiyorlar. Binbaşı Ata Tan’ı tutuklamak için görevli Albay,…

  • Financial Times’ın önde gelen kadro elemanlarından Türkiye uzmanı David Tongue Ecevit’le görüşüyor ve izlenimlerini Hasan’a anlatıyor. Hasan Cemal de Günlüğü‘ne alıyor; David Tongue’un Ecevit değerlendirmesini aktarmam gerekiyor: “Ecevit bu rejimin daha uzun sürmesinden yana gözüküyor sanki. Çünkü kısa sürede sona ermesini kendi kişisel parti içi hesapları açısından uygun görmüyor. Kişisel bir yaklaşım var”. Bir İngiliz…

  • Hasan Cemal, hangi zincirin halkaları olduğu konusunda görüşlerini açık etmiyor. Yalnız Ecevit’in ne düşündüğünü açıklıyor: “Terörün üstüne kararlılıkla gidiliyor olmasından memnun”. Gerçekten çok açık oluyor. Devam ediyor: “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı konuşmasında Evren Paşa’nın orduya sızmalar’dan söz etmesinin üstünde durdu. Bu konunun ciddiyetle izlenmesinin, yarım kalmamasının büyük önem taşıdığına işaret etti”. Daha açık olabilir mi?…

  • Tezleri açarak tekrarlayabiliyorum; devlet ile demokrasi arasında bir nitelik farkı yok. Ancak demokrasi gerçekleştiği ölçüde devlet gücünü daha yavaş uygulayabiliyor. Katılım, devletin çelişkileri bastırma işlevini ortadan kaldırmıyor; hızı azaltıyor. Sf. 51 Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bülent Ecevit, kısa mesajında, bunu tekrarlamak gereğini duyuyor. “Türkiye’nin bu duruma getirilmesinde ordunun bir kusuru yoktur. Orduyu karşımıza almadan ve tedirgin etmeden mücadelemizi sürdürmeye çalışmalıyız.” Askeri müdahalenin bir haftası dolmadan, bir anayasal düzene son veren komutanları bu kadar ısrarla ve bu kadar açık bir biçimde kusursuz ilân eden bir başka “demokratik güç” veya burjuva demokrat…

  •  “Biz” kütleye nitelik içermek istiyoruz. “Onlar”, niteliği yok edip, posayı yönetmeye çalışıyorlar. “Biz” kütleyi elektriklendirmek istiyoruz. “Onlar”, elektrik veriyorlar. “Biz” çalışıyoruz, çabalıyoruz; bir zaman alıyor, ayağa kaldırıyoruz. “Onlar”, falakaya yatırıyorlar. Sf. 7 Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Faşizm, yönetenler arasındaki çelişkilerin etkisizleştirdiği devlet durumudur. Yönetenler arasında çelişkinin etkinliği, devletin, yönetilenlerden kaynaklanan çelişkileri kurutma hızını kesiyor. Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Görülüyor; faşizm ve demokrasi devletin iki ayrı hızda hareketliliğini anlatıyor. Bir devlete hem cellat, hem de papaz gerekiyor. Cellat aşırı çelişkileri törpülemeye yarıyor. Papaz son görevi yerine getiriyor. Ancak yalnızca bunun için değil, papaz, dünyalı sorunlara düşsel çözümler uydurmak için de gerekiyor. Kapitalist mantığın tarih içinde ilerleyişi, ne yazık, beklenenlerin aksine, papaz ihtiyacını azaltmadı; tersine…

  • Şu sözler, aynen Robespierre’indir:          “Ya cumhuriyetin içerideki ve dışarıdaki düşmanlarını boğacağız veya cumhuriyetle birlikte yok olup gideceğiz. Bu durumda politikamızın ilk kaidesi, halkı akıl yoluyla, düşmanları da terör yoluyla yönetmektir.” Sf. 27 Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnönü, Frenkçe bir deyişle, 27 Mayısçılardan, ateşten kendi kestanelerini almasını bekliyordu. CHP, 27 Mayıs’tan kendi yapamadıklarını yaparak, önünü ve yolunu açmasını istedi. İstediği kısmen yerine geldi. Sf. 38 Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 38) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilim, olgu’ya şiddet uygulamaktır; ayrıştırıyor. Sf. 49 Alıntı; Türkiye Üzerine Tezler III – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınları, 3. Basım 1990 – Sf. 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): 25 Ekim 1920’de Yunan Gediz’den çekiliyor. 26 Ekim 1920’de Mustafa Kemal Paşa Batı Cephesi Komutanı’na telgraf çekiyor “Sevgili Yoldaş” diye başlayan bir telgraf çekerek, resmi Türkiye Komünist Fırkasının kurulduğunu bildiriyor. Bir mektup ta Çerkez Ethem’e yazıyor ve “Muhterem Yoldaş” diye bitiriyor. Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995…

  • BAKKAL’IN NOTU (1995): Mustafa Suphi, eski İttihatçı, İttihat ve Terakki’den İktisat Bakanlığını istiyor, vermiyorlar ve kinleniyor. İttihat ve Terakki’den ayrıldıktan sonra Pantürkist akımlara katılıyor. Sonra sosyalist oluyor. Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 674) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Çerkez Ethem’in “Telgraflı Ayaklanması” resmen 27 Aralık 1920 tarihinde başlıyor ve 4 Şubat 1921 tarihinde sona eriyor. Bir aydan fazla sürmüyor. “2 Subay ve 12 er şehit oluyor.” (1) Bu şehit hesabı bile ciddi bir çatışma olmadığını kesinkes gösteriyor.” Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 693) kitabından birebir…

  • “Politikada önemli olan, her zaman altın fırsatlar yaratmak değildir. Bu riskli ve her zaman mümkün olmayan bir yoldur. Politikada, tabii burjuva politikasında, önemli olan “maniple etmek” ve kendi akışı içerisinde çıkacak olan fırsatları kullanmaktır. Türkiye entelijansiyası bunu bir türlü kavramak istemediği için, her siyasal gelişmenin çözümlemesini yapmaktansa, beyinleri kısırlaştıran, polis düğümleri arayıp çözmeyi tercih etmiştir.”…

  • “1931 Yılı Ağustos ayında Cumhuriyet gazetesi, “Vatan haini Arif (Gazeteci Arif Oruç) dün iki gençten dayak yedi” başlığı ile çıkıyor.  Son Posta ise Eylül ayında “Yarın (Gazetesinin) sahibi, (Arif Oruç’tan alınan son haber) lokanta açmaya karar verdi” başlığı ile çıkıyor.” Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 613) kitabından…

  • “TKP’nin yerine, “resmi” Türkiye Komünist Fırkası kuruluyor. Başkanı Mustafa Kemal’in kendisi. Çerkez Ethem’in Kuvvai Seyyaresinin yerine Yeşil Ordu kuruluyor.” Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 617) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İnönü zaferi olmasa, Mustafa Kemal ve arkadaşları bunu yaratırlar. Yaratmak zorundalar. İhtiyaçları var.    Tarihsel olarak ise İnönü Zaferi yok. İnönü bucağında bir meydan muharebesi ve İnönü zaferi yok. Buna karşın Gediz’de bir zafer olmasa bile bir başarı var. Nutuk’ta ise şunlar var; “… Gediz’de yenildik!”  Gediz taarruzu Ali Fuat Paşa’nın Batı Cephesi Komutanlığı dönemini sona…