Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Rüstem Paşa hazineyi doldurur. Saray bahçesinde yetişen çiçeklere kadar satar. Barbaros’un servetini oğluna intikal ettirebilmesi için bile, ona 200 köle ve 30 bin altın verilmiştir. Memuriyetlerde rüşvet ve peşkeş satma usulünü kural haline getirir. Büyük servet yapar, sayısız akarı, Bursa’da ipek tezgâhları, Elissa’da tuzlaları vardır. 5 bin cilt kitaplık bir kütüphanesi vardır. Tarihçiler, devlet işlerinde doğru ve yetenekli rical kullandığını yazarlar. Sf. 155

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 155) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yavuz Selim’in tahttan indirdiği babası Bayazıt iki milyon akçe tahsisatla (ödenekle) Dimetoka’ya giderken yolda ölür. Yavuz babasını belki de zehirlemiştir. Sf. 139

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 139) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yüksek mülkiyet ilkesini Fatih önemle uygulamıştır. 1476 yılından sonra imparatorluktaki emlak ve evkafın büyük kısmını ilga etmesi sonucu, devlet 20 binden çok köy ve mezraya el koymuştur. Fatih yeniden büyük miktarda araziyi tımar toprakları hâline getirdiği gibi yerinde bıraktığı emlak ve evkaf için de tasarruf edilen arazi gelirine göre eşkinci gönderme yükümlülükleri koyar. Toprak üzerinde devlet nezareti güçlenir, devlet daha askeri bir nitelik kazanır. Sf. 131

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fatih, 4 bin Sırp’ı aileleriyle birlikte İstanbul’a getirir, şehre bağlı çevreleri tutsaklarla şenlendirir. Bir kısım vergi dışında tuttuğu Yahudileri İstanbul’a getirir. Rabbin’e sahip olma izni verilir. Yahudiler için Osmanlı İmparatorluğu gettosuz ve pogromsuz yeryüzü cenneti haline gelir. Mülklerini istedikleri gibi kullanabilmekte, istedikleri gibi giyinebilmektedirler. İstanbul’un fethinden sonra Yahudiler Balat semtinde ayakta kalabilen tek gruptur. Barkan’a göre nüfus 40 bin, 1453’te 30 ila 50 bin, 1478’de 97 bin 956’ya ulaşır. 9.517 hane Müslüman, 5.162 hane Hıristiyan, 1.667 hane Yahudi’dir.

    1477’de İstanbul’da: 9.753 Türk, 31 Müslüman Çingene, İstanbul ve Galata’da 3.743 Rum, 818 Ermeni (384’ü Karamanlı), 1.647 Yahudi ve 382 Frenk evi vardır. Nüfus 60-70 bin hesaplanır. 1478 sayımına göre 8 bin 951 İslam hanesine karşı 3 bin 151 Hıristiyan Rum, Galata’da 535 Müslüman haneye karşı 592 Hıristiyan Rum vardır. Oysa fetih esnasında en fazla 50 bin tahmin edilen İstanbul’un Rum halkı hemen hemen tamamıyla dağılmıştır. Sf. 111

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fatih Mehmet 1451’de ikinci kez tahta çıktığında ücret artışlarını onaylamadığından ilk yeniçeri isyanı olur. Yeniçeriler Edirne’yi yakarlar. Pazar alevler içinde kalır, bütün pazarcı başları öldürülür, depolar yanar. Yeniçeri ücreti yarım akçe artırılır. Sf. 103

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizanslı tarihçi Dukas şöyle yazar: “Bayazıt Prusa’da (Bursa) oturuyordu… Sarayında temiz ve mütenasip vücutları ve güzel yüzleriyle seçilmiş erkek çocuklar ve kızlar vardı; orada genç ve taze erkek çocuklar ve güneşin ziyasından daha parlak kızlar mevcut idi. Bu çocuklar ve kızlar kimlerdi? Romaioilerin, Sırmiumluların, Ulahların, Albanitialıların, Hunların, Saksların (Saksonlar), Plegonialıların (Bulgarlar) ve Latinlerin çocukları idi. Her biri kendi lisanını letafetle konuşuyordu. Bayazıt bunların arasında oturarak şehvetini tatmin etmekten ve suiistimalden geri kalmıyor, erkek ve kızlarla eğleniyordu.” Sf. 81

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 81) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1374’te Bizans İmparatoru İoannes V. Palaiologos ikinci oğlu Manuel’i saltanat ortağı yapmak isteyince hakkı çiğnenen büyük oğlu Andronikos, Murat’ın Edirne’de vekil bıraktığı Şehzade Savcı ile birleşir ve ikisi babalarına karşı başkaldırırlar. Murat ile Andronikos olayı haber alınca derhal Rumeli’ye geçerler. Murat asi kuvvetleri dağıtır, Dimetoka’ya kaçan Savcı’yı yakalar, gözlerine mil çektirdikten sonra öldürtür. İoannes’in de oğlunun gözüne mil çekmesini ister, imparator oğlunun gözleri tamamen kör olmamak üzere kızgın sirke döktürerek yarı kör bırakır. Bu tarihten itibaren Osmanlı şehzadelerine Rumeli’de Sancak verilmez. Sf. 76

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sivas sarayında yaşamış Fars edebiyatçısı Aziz Ibni Ardaşır Âstarabadi, “Bazn ve Razm” (Ziyafet ve Savaş) eserinde Murat I için “bilgi ve düşüncesi açık basit bir Moğol” der. Chalkokondyles ise ‘Kana susamış saldırgan. Onun için önemli olan ganimet isterisi değil, kan” der ama Hıristiyan beylerine ölçülü ve soylu davrandığını belirtir. Ona karşılık Gibbons, “Bizans Kilisesi mensuplarının nazarında bir kâfir ve İsa düşmanı idiyse de, Hıristiyanlara Papalıktan daha iyi davranmakla teveccüh ve muhabbetlerini kazanmıştır,” der. Sf. 74

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 74) kitabından birebir alınmıştır.

  • Babinger, Osmanlı yayılmasının ilk döneminde iki aşamalı geliştiğini yazar: “Önce iyi örgütlenmiş az sayıda akıncılar yolu açar, sonra göçer ve çiftçi kolonistler bu yoldan gelerek ve yerli halka zarar vermeden fethedilen topraklara el koyar.” Löwenklau bu bilgiye şunu ekler: “Osman’ın ordusu oldukça küçüktür. Bu yüzden, önce şehirleri çevreleyen araziyi ve mahalleyi boşaltır. Kırsaldan kopan şehir teslim alınır.” Sf. 65

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mustafa Akdağ, Türklerin Anadolu’ya gelişlerinde Bizans’ın şiddetli bir para darlığı içinde olduğunu ve bunun da Türklerle Rum halk arasında “Marmara İktisadi Ünitesi” denebilecek bir birliğin doğmasına neden olduğunu savunur. “Türk halk zümreleri yeni vatanlarının tabii ve iktisadi icaplarına pek çabuk uymaktaydılar; halı, sof, kuru meyve, hayvan, kereste, şap gibi maddeler bol bol ihraç ediliyordu. Sf. 61

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 61) kitabından birebir alınmıştır.

  • İorga, bir eserinde aynen şu görüşleri ileri sürmüştür: “Osmanlılar monarşik birliği ve mutlakıyetin sulh ve sükûnunu, bir tek efendinin hükmünü getirdiler. Osmanlılar bir kavim olarak değil, bir ordu, bir hanedan, bir hâkim sınıf olarak ortaya çıktılar.” “Bizans, Slav ve Osmanlı siyasi nizamları bir tek bütün içinde birbirleriyle kaynaştı.” Mahalli feodal hâkimiyetler, devrin umumi tarihi temayülünü temsil eden Osmanlılar önünde birer birer silindi ve Osmanlı birliği içine karıştı. Rumen tarihçisi anarşiden bıkmış olan köylü sınıfların yeni vahdetçi Osmanlı nizamına taraftar gördüğünü işaret ediyor ve diyor ki: “idareciler nadiren Türk menşeinde idiler... Subaşı, bey, kefalya; eski knez, voyvoda veya onların yakın akrabası veyahut imparatorluğun başka bir eyaletinden gelmiş bazen aynı sıfatla eski bir Hıristiyan’dan başka bir şey değildirler.” Fakat İorga da, idare sınıfına girebilmek için İslamiyet’i kabul etmenin bir şart olduğunu düşünüyor. Sf. 59

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gibbons ve Wittek’in tezlerinin içinde yer alan “Osmanlı İmparatorluğu’nun Rumeli’de kurulduktan sonra Anadolu’yu içine aldığı iddiası” da kuruluş tartışmalarının unsurlarındandır ve yine Köprülü tarafından eleştirilmiştir.

    Gibbons’a göre Osmanlıların büyümesi yeni grupların ona katılmasıyla mümkün olmuştur. Osmanlılar, ancak Balkanlar’daki fetihlerden sonra Anadolu’daki topraklarını genişletebilmişlerdir. Balkanlar’daki fetihleri, tahrip ve yağma maksadıyla yapılmış bir akın değil, planlı bir yerleşmedir. Osman ve onun küçük aşireti çobanlıkla geçinen müşrik Türklerdi. Moğollardan kaçıp Anadolu’ya geldikten sonra Müslümanlığı kabul ettiler ve dostça ilişkiler içinde oldukları Hıristiyan Rumları da Müslüman olmaya zorladılar. Böylece ortaya çıkan Osmanlı ırkı doğduğu yerde mevcut unsurların birbiriyle kaynaşmasından oluşan karışık ve yeni bir ırktır. Müşrik Türkler ve Hıristiyan Rumlar, İslam dinine girmek suretiyle bu yeni ırkı beraberce oluşturdular. Devşirme kurumu bunun bir aracı oldu. Bununla beraber dinsel özgürlük ilkesine bağlı kaldılar. Osmanlı devleti esas kuvvet ve kudretini Rumeli’de kazandı ve o sayede Anadolu’da rakiplerini alt edebildi. Balkan yarımadası Hıristiyanları İmparatorluğun kurulmasına yardım ettiler. Sf. 57

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Alman bilim adamı J. Marquart 1914’te Komanlar konusunda W. Bang ile birlikte yayınladığı kitapta “Osmanlıların mensup olduğu Kayı boyunun, Moğolistan’daki Kayı kavmi olduğunu, o nedenle Osmanlıların Kayı boyundan gelen Türkleşmiş Moğollar” olduğunu öne sürer. Sf. 55

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mutafçiyeva, mülk sahipleri olarak yedi kategori öne sürer:

    1)Osmanlı hanedanının üyeleri, en başta kızları, kocaları ve çocukları,

    2)Vezirler,

    3)Yüksek memur ve birlik komutanları,

    4)Akıncı subayları ve çocukları,

    5)Anadolu beyleri,

    6)Saray görevlileri,

    7)Devlet sorumluluğu yüklenen şeyh ve dervişler. Sf. 29, 30

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 29, 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çift bozanın zorla tarlasının başına getirilebilmesi ve çift bozan resmi alınması söz konusudur. Ama bu feodal düzende olduğu gibi kişisel ve özel bir tabiiyetin ve sahipliğin sonucu değil, devlet nizamıyla ilgili bir amme hukuku müessesesidir. Amaç üretimi korumaktır. Sipahilerin birbirinden raiyet (emirlerindekileri) çalması yasaktır. Kaçak köylüyü iade şarttır.

    Elinde bir “çiftlik” yeri olan reaya, Bursa muduyla 4 mud ekmekle yükümlü, hiç ekmezse bedel-i öşür 50 akçe öder. 2 mud ekerse 25 öder, 4 mud ektikten sonra reaya serbest kalır, istediği işle meşgul olabilir.

    Toprağı bırakıp başka sipahi yanında çalışan veya arabacılık, gemicilik, balıkçılık, ırgatlık, ticaret gibi işler yapanlar 10 yıl içinde göç ettirilebilir.

    Çiftbozan resminin bir hususiyeti de, seyyit, sipahizade, berat sahibi, yağcı ve Yörük gibi askeri sınıf mensuplarıyla şehir sakinlerinin bu mükellefiyetten muaf olmasıdır. Bu zümreler tarım yaparken toprağın öşür ve resmini verirler, sonra istedikleri zaman tarımı bırakabilirler.

    Hastalık, yoksulluk ve ihtiyarlıktan dolayı âciz kalandan da bu resim alınmaz. Zaten sipahi 3 yıl boş kalan toprağı başkasına verebilir. Sf. 28, 29

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 28, 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kosova ve Anadolu savaşlarında da bir hayli Hıristiyan bulunur.  Murat I’in ordusunda önemli sayıda Hıristiyan yardımcı kuvvet vardır. Kosova savaşında hayli Hıristiyan vardır. Timur’un tarihçisi Nizameddin de bunu yazar: Balkan Beyleri Ankara Savaşı’na katılmıştır. Sf. 26

    Bosna’da başlangıçta yalnız Üsküp sancağında Türk sipahi atanır. Ancak hemen 1469’da 135 tımardan 111 tanesi Hıristiyanlarındır. Sf. 27

    Slav soylularının tımar bağışı olarak din değiştirme sorunuyla karşılaştıkları gibi, Hıristiyan sipahilerde de İslam dinini kabul ederek daha büyük tımar bağışı elde etme davranışlarına sık rastlanır.

    Eşit sosyal ve ekonomik durumları Türk-İslam ve Slav-Hıristiyan sipahiler arasında ister İslam, ister Hıristiyan olsun, gerek reayayı ve gerekse yüksek feodal soyluluğu ortaklaşa hedef alan sınıfsal bir dayanışma oluşturur. Sf. 28

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 26 ile 28 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Halil İnalcık, Romen tarihçi İorga’dan şu alıntıyı yapar; “Osmanlılar bir kavim olarak değil, bir ordu, bir hanedan bir hâkim sınıf olarak ortaya çıktılar. Bizans, Slav ve Osmanlı nizamları bir tek bütün içinde kaynaştı. Sf. 25

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf.25) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnalcık’a göre, “Osmanlı istilasının mahiyet ve esprisine ait eski kanaatlerde bir hayli değişiklik yapmak ve bilhassa bu istilayı bir haçlı seferi mistiği içinde Hıristiyanlık dinini ve Hristiyanları yok etmek için harekete geçmiş bir taassup dalgası halinde görmekten vazgeçmek lazımdır. Hakikaten, elde mevcut arşiv vesikaları, Arnavutluk için olduğu kadar, fethe ait bir tarihe ait olmadıkları halde bu memleketlerin feth ve ilhakından bir iki nesil sonra, Hıristiyanlık dinini muhafaza eden sipahi beylerine ait misalleri ihtiva eder…”

    “Mesela Murat II devrinde fetihten 20-25 sene sonra (1431 – 1432) Arnavut sancağının tahrir sonuçlarını özetle de mevcut 335 parça tımardan 100 kadarı Engürü’den ‘sürülüp getirilmiş’ Türk soyundan sipahilerin elinde.. 56 tımar eski Hıristiyan – Arnavut beylerine bırakılmış. Ayrıca bir metropolit ile üç piskoposa da birer tımar verilmiş. Geriye kalanlar Padişah ve sancakbeylerinin kullarına veya adamlarına dağıtılmış, Werner bu bilgiyi tekrarlarken bir de ekleme yapar: “Bu da % 16 tutmaktadır. Bunların 19’u babadan oğula geçmişti..” Sf. 24

    “(1454/55) tarihinde Teselya’da mevcut 182 tımardan 36 sı Vulçitrin, Piriştine tarafından 170 tımardan 27’si, Vidin bölgesinde 185 tımardan 18’i, 1469 defterine göre Bosna ve Hersek bölgesinde 467 tımardan 111’i Hıristiyan sipahilerin elindedir.” Sf. 24

    Avusturyalı Osmanlı tarihçisi Paul Wittek, uç Osmanlılar fethedilen yer halklarına tam bir müsamaha içinde yaklaştırdığını ve kaynaşmayı kolaylaştırdığını söyler. Sf. 24

    Osmanlıların taarruz ettikleri memleketlerin uygarlığına o derecede intibak etmeleri, akritojların (Bizans sınır askeri) kitle halinde onlara iltihakını ve hisarların ve küçük şehirlerin kendiliklerinden teslim olmalarını daha kolay bir hale getirmiştir. Sf. 25

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 24, 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Böylece kılıç miktarına dönüş, tımar sipahiliğinin nesiller boyunca aile mülkü halinde güçlenmesine engel olur. Esasen incelemeler tımarların elden ele büyük bir süratle devredildiğini gösteriyor. Bunlar yeniden tayin, terfi, feragat, mübadele ve mazuliyet yollarıyla gerçekleştiriliyor. Sf. 22

    Sahib-i arz da dense, tımar “vazifeye bağlı maaş” niteliğindedir. Mülkün geliri değildir. Sipahinin hizmete yarar erkek evlatlarından birine veya birkaçına tımar verilir. Ama mutlaka aynı tımar değildir ve kıymeti de düşüktür. Sipahi tımarının “kılıç” denen ve bir başlangıç kadro maaşı teşkil eden çekirdek kısmı var. Gösterilen yararlılığa göre ilerleme zammı yapılıyor. Bu büyüme evlada tam ve aynen intikal etmez. Sf. 22

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı’nın Bizans’ın tımar sistemini aldığını söylemek, Selçuklu tımar sistemini yok saymak ve Türkleri her türlü kültür ve teşkilat mirasından yoksun bir göçebe aşireti saymak demektir. Sf. 19

    Elbette Bizans’ta da “tımarlar” vardı, İmparatorlar, Osmanlı Padişahları gibi devlet topraklarının bir kısmını, üstündeki çiftliklerle birlikte istediklerine temlik veya vakfedebiliyordu. Sf. 20

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 19, 20) kitabından birebir alınmıştır.