Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Lloyd George Elenleri terk etti. Büyük Taarruz’un evvelindeyiz.

    Çok parlak bir politikacıydı, çok enerjikti ve çok büyük bir hatipti, büyük bir devlet adamı oldu; emperyalist aşamanın başlarında, devlet adamı olmak, Büyük Britanya emperyalizmini yaşatmak ve güçlendirmek demekti ve bunun için de reform gerekiyordu, Lloyd George, bu anlamda, reformisttir.

    İşçi sendikalarını hükümet daireleri ile yakınlaştırdı, tekeliyet’te propagandanın önemini anlayan ilk politikacıdır, kendine bağlı bir “Enformasyon” Dairesi, Department of Information, kurdu ve başına, romancı ve istihbaratçı John Buchan’ı getirdi, 9 Şubat 1917 tarihindedir, kurduğu aslında propaganda departmanıydı. Politikada demagojiyi bir yol olarak kullandı, emperyalizmin iç cephesi olan tekeliyet’in ancak sürüleşme ile mümkün olduğunu ilk görenlerdendir.” “John Buchan marifetiyle başlattığı ilk büyük kampanya, “Türk, Defol” oldu, “Turk Must Go” demek, popülaritesini artırıyordu; Lloyd George, Türkler’i Avrupa’dan çıkarmaya ve Türk idaresi altında bir tek Hristiyan’ın kalmamasına kararlı bir başbakandı, bu da politikasının bir yanıdır.  Diğer yanı ise Filistin’de bir Yahudi Devleti kurmaya yemin etmesidir, bir “Hristiyan Siyonist” olduğu kesindir. Demek ki, “Türkofob” ve “Filosemitizm” bir politikacı ile karşılaşıyoruz. Sf. 274

    Sofu idi, köktenci bir Hıristiyan’dı, diğer cephesi de var; Türkler’in yönetiminde bir tek Hıristiyan kavmin bırakılmaması için de yeminliydi. Elenler’in Batı Anadolu’yu işgal etmesi bu yeminin bir sonucudur, ilaveten Filistin’e İngiliz mandası ve Kuzey’inde, Kafkas Berisi’nde, bir Amerikan mandasını planlıyordu. Sf. 281

    İzmir’in Yunaniler tarafından işgali, Lloyd George’un kafasından çıkmıştı. Türkler‘in sadece Avrupa’dan atılması fikri değil, bu hepsinde vardı, Türkler‘in yalnızca Türkleri yönetmesi gerektiği formülasyonu, Lloyd George’undur. Doğru, 1920 Şubatı’nda, Paris’te, Türkler‘in ancak kendi kan ve dininden olanları yönetebileceği tezini, in territory peopled by men of his own blood and faith, Balfour ortaya atmıştı; yalnız, Balfour, bunu, Başbakan Lloyd George adına telaffuz ediyordu ve Lord Lloyd bu sözlerin kendisinin olduğu konusunda hiçbir tereddüt bırakmıyor. Sf. 296

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 274 ile 296 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1996 yılında, Erbakan-Çiller Hükümeti, yeni bir Türkiye-İsrael ittifakı imzaladı, hâlâ çok gizlidir ve iki devlet birbirine çok yaklaşmış oldu. Ortak askeri tatbikatlar bundan sonradır; Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı idi, İsrael’i ziyaret eden ilk Genelkurmay Başkanı olmuştu. Sf. 245

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 245) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ahmet Ertegün;

    “Ordu ve Türkiye’de İsrael;

    Geçmiş yıllarda, Türkiye ile İsrail dostluğu için çok çalıştım. Gide gide İsrael cumhurbaşkanı ile yakın dost oldum. O zamanlar iki ülke arasında sefir bile yoktu, üçüncü kâtip düzeyinde temsil ediliyordu.

    Yahudi lobisini bizim tarafa çevirmek için çok uğraştım ama bunu, en doğrusu, bizim Ordu gerçekleştirdi.

    Bir politikacı kalkıp İsrail ile işbirliği yapalım demeye korkardı, burası Müslüman memleketi. Ama Ordu her zaman Türkiye için en iyisini yapıyor.

    Türk Silahlı Kuvvetlerinin iki büyük özelliği var. Birincisi Atatürk’ün prensiplerini aynen koruyor, İkincisi Türkiye’nin iyiliğini diğerlerinden daha iyi anlıyor.

    Çok şükür, dünyadaki öteki örneklerde olduğu gibi bizim generaller kendi menfaatleri için çalışmıyor. Bunun içindir ki bizim Ordumuz hiçbir politikacının yapmaya cesaret edemediklerini yapıyor.” Hürriyet; 20 Ağustos 2002 Sf. 239

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 239) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2015); Erdoğan ve ekibi Siyonizm ile barışık olunca, paşalarımızın gereği kalmamış olmalı. Ergenekon soruşturmalarına bir de böyle bakmalı.

  • Ankara’da devrim gerçekleşti, Başbakan Menderes, düşürüldü ve daha sonra Fatin Rüştü Zorlu ile birlikte idam edildi. Bir bağ kurabilir miyiz, bilemiyorum. Not ediyorum.

    General Refik Tulga, daha sonra orgeneral, 27 Mayıs Devrimi komitesine girmemekle birlikte, devrimin güçlü askerlerinden birisi idi. Şimdi şunu biliyoruz:

    Refik Tulga, İsrael Maslahatgüzârına, bütün yüksek rütbeli subayların İsrael’i şartsız desteklediklerini ve Genelkurmay’ın İsrael’e çok büyük sempatisinin olduğunu söylüyordu. Ben de, Adnan Menderes’in, Sabetayizmin Karakaşi kolundan olduğunu ekliyorum, Hürriyet Partisi, Kapanî ağırlıklıydı, arada rekabet olabilir ve burada duruyorum. Sf. 241

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 241) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kısaca budur, ama pek çok soru çıkıyor; nasıl oluyor; İngilizci Kamil Paşa’nın torunu ve yetiştirmesi Yusuf Hikmet Bayur, birisi 1927 tarihinde olmak üzere, iki kez, Büyük Kurtarıcının genel sekreterliğini yapıyor, üstelik ilki, Nutuk’un yazılışına bağlanmaktadır. Mustafa Kemal, Nutuk için, İngiliz Kamil’in torununu yanına almış olmaktadır; sorudur. Nasıl oluyor, Yahudi Kamil Paşa’nın damadı ve sultan yaveri Naci Paşa, “Eldeniz”, Mustafa Kemal Paşa’ya tarih öğretmeni ve yakını oluyor; zor sorular ve tükenmiyor, devam ediyorlar. Sf. 212

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 212) kitabından birebir alınmıştır.

  • Agop Paşayı lutf et, padişahım sadrazam yap

    Deninin üstüne gelen de bir deni olsun

    Sadaret möhrini memnu ise vermek musulmane

    Yehudiden usandık bir zaman de Ermeni olsun.

    Hazır esvap satan kavmi yehuddan birisi

    Bana bir kaşkariko eyledi külliyet ile

    S….. m ben anın ecdadını emma nideyim

    Sadrazam gücenir gayreti milliyet ile

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 211) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2015); Deni; alçak. Memnu; yasak. Kaşkariko; tezgâh, dolap

  • İki, benim tarih araştırmalarından çıkardığım teoremlerden birisi, tarihimizde kim övülmüş ve yükseltilmişse, mutlaka Yahudilik ile bağlantılıdır, Yahudileri memnun eden işler yapmış olduğunu düşünmemiz verimlidir. Buna en güzide bir misal olarak, Kanuni Süleyman’ı verebiliyorum, bizde yoktu, “Muhteşem” sıfatını Yahudi tarihçilerinin yakıştırdıklarını düşünüyorum. Diğeri bunun tersidir, tarihimizde kim ve ne kötüleniyorsa Yahudilik bundan rahatsız olmuş demektir; Tanzimat karalamasını bütünüyle, İbrani etkisine bağlamamız pek yerindedir. Sf. 204

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 204) kitabından birebir alınmıştır.

  • Soner Yalçın şu bilgiyi de veriyor: “İngiliz belgelerine göre, Özbekler Tekkesi postnişini Şeyh Süleyman Efendi, 1821-1890, konuk olarak dergâha gelen kişilerden topladığı istihbaratı, İngiliz Büyükelçisi Henry Layard’a, para karşılığı veriyordu.” Bu bilgi ile ilgili olarak benim iki işaretim var, birincisi, Özbekler Tekkesi de henüz araştırılmayı beklemektedir.

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 204) kitabından birebir alınmıştır.

  • Taceddin Dergâhındaki odasına devam edenler ya arkadaşları ya da Adnan Adıvar ve Hikmet Bayur gibi karakterinden asla şüphe etmedikleri insanlardı.” Kaydın devamında şu var: “İzzet Paşa Heyeti, Ankara’ya geldikten sonra onun eski bir arkadaşı bu odaya devam edenler arasında idi: Münir Bey.” işte hepsi budur, Adnan, Hikmet ve Münir, benim aradıklarım da bu üçüdür.

    Marşı yazan bu üçlüdür.

    Tabii Ersoy’un da katkısı var, ancak bugün dahi incelenebilir, manzumenin hiçbir dörtlüsü, Akif’in diğer şiirlerine benzememektedir ve manzumenin son derece eklektik olduğunu görebiliyoruz ve göstermiş bulunuyorum. Bir heyet tarafından yazıldığından kuşku duyamayız ve bir akrostiş diyemeyiz, ama içine başka çağrışımları olan sözcük ve ibarelerin sızdırıldığı tuhaf bir metin ile karşı karşıyayız. Yazanların üçü de İbrani asıllı ve tarikatçı idiler; metin ile ahenk halindeler. Sf. 202

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 202) kitabından birebir alınmıştır.

  • Babası dışında diğer önemli hocası ise “Selanikli Esad Dede” idi, bazı kaynaklar, Esad Efendiden Arabî dersi aldığını ileri sürüyorlarsa da, dersinin Farisi olması ihtimali daha yüksektir. Nitekim Damat Ömer Rıza, “Selanikli Esad Dede’den Gülistanı Hafız Divanı’nı ve Mesneviyi” okuduğunu haber veriyor. Öte yandan, Selanikli Esat Dede’nin Yahudilikten mühtedi olduğu konusunda ise ihtimal değil kesinlik var, kaynaklarımız açısından, bir şüphe ile karşılaşmıyoruz. Bunlar arasında Mithat Cemal’de, “Farisi bilir, Fatih Camiinde Yahudi mühtedisi bir Esad vardı, ondan okudu” notunu buluyoruz. Öyleyse, Akif, babasından Nakşibendî ve Esad Dede’den Kabala öğrenerek büyümüştür. Güzel, diyorum ve pek uygundur.

    Ragif Ersoy’un, Karaim olduğunu ise daha önce göstermiştim.

    Ahfadından İbrani kökleri, ben de, Soner Yalçın da tespit ediyoruz. Sf. 191

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 191) kitabından birebir alınmıştır.

  • Elmalılı Hamdi Efendi ile birlikte yapacaklardı, Elmalılı veya “Almalılı” bir İbrani adıdır ve çok yaygındır, ahfadının İbrani aslını tespit edebiliyoruz; Hamdi Elmalılı’nın eline geçen bazı çeviri denemelerini Elmalılı’nın “cezalet” açısından zayıf bulduğu muhkemdir. Bu sözcük, dilde kem küm ya da “gakguk” etmek için kullanılıyor. Öyledir, çeviri örnekleri kekemedir. Sf. 190

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 190) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öğrenme istek ve kabiliyetini yitirmiş bir tayfadandırlar.

    İslâmizm, öğrenme kabiliyetini yitirme vesilesidir. İslamistlerin çok yükseltileni en cahilidir ve hepsi budur.

    Çöküş, bunlar için, bir yazgı değil, hedeftir ve yaşama biçimidir. Çöküş’ten haz aldıklarını görebiliyoruz; Gonçarov’un, Oblomov’unun final sahneleri bunları resmetmektedir. Oblomov, en dipte, pek mesuttur. Oblomov’lar, çöküşte mutludurlar. Sf. 190

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 190) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ahmet’in babası Mehmet Davutoğlu, ilk eşi Memnune ölünce, bu adın ilk üç konsonu “mmn” Maamin ile aynıdırlar, “Sefure” ile evlenmişti; bu adın, “sefure”, hazırlamış olduğum isim’ seçkisinde olmamasına rağmen, bir Karay adı olduğunu göstermek zorundayım. Sf. 170

    İsim-bilim’in önemli bir açıklayıcı değişken olduğunu görüyoruz, Davutoğlu’nun -kızı Sefure’nin Sabri Ülker’in kızı Ahsen Özokur’un oğlu Ahmet ile evli olduğu haber veriliyor, uygundur. Ülker Ailesi de Kırımdan geldiler, “Berksân” ve “Ülker” soyadına ayrıldılar. Sabri Ülker, bana, bir mektupla, Sabetayist olmadıklarını bildirmişti ve yayınladım. Şimdilik, hepsi bu kadar ve burada söylenmesi gereken, Kırımîler arasında da endogami olduğudur ve yetmektedir.

    Karay’dırlar.

    Olmasalardı, geldikleri yere gelmeleri mümkün değildir. Kabiliyetleri buradadır. Sf. 171

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 171) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mezar taşlarının okunmadığı ve isim bilim’in gelişmediği bir ülkede tarih biliminin varlığından söz etmek zordur. Tarihimize, baktığımızda ise bir “Karadavudzade Mehmet Efendi” ile karşılaşıyoruz; ne anlama geliyor, şimdiye kadar böyle bir sorunun formüle edildiğini sanmıyorum. Nedenlerini sıralayabilirim, a- Karayların varlığı dahi bilinmiyor, b- dinler tarihine ilgimiz çok az, yasak bölgelerimizden birisidir, c-İbraniyet’i ve gizli Yahudileri gizliyoruz, d- diller bilgimiz zayıf, isim-bilim bilgimiz eksiktir. Çöküş’te, bilimsel çapulculuk da esas’tır. Sf. 167

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.

  • Topluma bakarken, obje’nin ya da bakılanın, nev-i şahsına münhasır olduğunu kabul, ya da toplumu, sui generis, saymak, bilim dışıdır; benzeri olmayanın, “benzersiz” de diyorlar, yasaları da yoktur. Amerikalılar, bir ilke olarak, kendilerine ve tarihlerine öyle bakıyorlar, başka yerde ve tarihte tekrarlanamayacağına inanıyorlar ve bu nedenle hiç anlayamıyorlar; “tekrarlanamazlık ilkesi”, anlamanın yolunu kapatmaktadır.” Bunu, şöyle de söyleyebiliyorum, Amerikalılar, anlamanın kapısını örttükleri ve dolayısıyla anlayamadıkları için, biz de anlayamıyoruz. Amerika’nın hâlâ anlaşılamayan bir ülke olmasının temelinde, her halde, bu Amerikan anlayışsızlığı var.

    Kocaman körler, temas ettikleri küçükleri de körleştiriyorlar.

    Öyleyse, Amerika Birleşik Devletleri, körlük mikrobu saçmaktadır. Sf. 163

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kaynak; E. İ. Lebedeva

    Kız isimleri: Arzu, Aytolu, (Aydolu), Akbike (Akbige), Altın, Aray, Awa (Melodi, Hava), Biyana, Biyim, Bikeneş (Bigeneş), Bereha, Biçe (Bike- Bige), Bikelek, Bikeç’, Goher (Güher?), Gülüş, Gülya, (Gül türevi), Dovlet (Devlet), Cevahar, (Cevahir), Kira, Murad (Dilek), Nazlı, Sima, Simha (Semahat?), Sultan, Saadet (Sadet, Sedat?), Totay.

    Erkek isimleri: Anan, Ananiy, Avinay, Avram, Azeriy, Babacan, Babay, Bakşi, Baruh, Buzur, Gavriil, Elizar, Evraim, Zara, Yisuf, İsak, Kalev, Mordehay, Moşey, Nisan, Oca (Hoca, Uca), Paşa, Saduk (Sadık), Seraya, Sima (Sema?), Simah, Sinan, Salomon, Tomalak, Tınsık, Hoca, Şahu, Ezra (Yardım, Özer), Efendi, Yufuda.

    Arap-Türk-Fars Kökenli: Murat, Devlet, Saadet, Melike, Sivergelin, Hanuka.

    Müslüman Halklarla Uyumlu Erkek: Ayvaz, Altın, Arslan, Aysık, Bayım, Bayan, Bahtı, Davlet, ibragim (İbrahim), ilyas, Yusop, Mirza, Musa, Sadık, Samet, Sultan, Taymas, Firua, Haci, Emin, Yakut. Müslüman Halklarla Uyumlu Kız: Aybike, Akbike, Aksayak, Altın- bike, Bibi, Gayhar (Gevher), Dina, Melike, Meyan, Rima, Roza, Rifan, Sara (Sare), Sarra (Serra),Sultaniya, Tansıbike, Firuza, Hanbike, Hava (Havva), Emine, Bibiko.

    İncil Kaynaklı: Dina, Meryem, Rahima, Dogmara, Tamara, Anan, Ester, Sitare, Beryha

    Elen Köklü:Akropolya, Alisa, Kira, Frosin, Firsin, Effosin’ya.

    Slav Köklü:Anka, Manka, Haska, Sarka, Sonuk.

    Avrupai: Vera, Elena, Nadjda, Natal’y’a.OI’ga, Tatyana,

    Alet isimleri: Balta, Temir, Bulat (Çelik), Çoklı (Kapan).

    Aile Adı-Soyadı: Muratov (Muradov), Abasov, Abışev, Kurbanov, Kurbatov. Kara, Karaboran, Kambur, Balaban, Uzun, Merubba, Abaza, Akav, Balakay, Gibbor, Kabak, Kabakçı, Kabakbaş, Zirzop, Zurna, Topal, Erinçek, Kısır,Kefeli, Kırım, Kırmi, Mangubi, Kaleli, (Mangup Kaleli-Çıfit Kaleli), Fullı, Harsun, Yaltalı, Agin, Bagrov, Kırpıçi, Kostini (Kons- tantinopolli), Stambuli (İstanbullu), Andulovı, Ahmetovı, Baskovovı, Basmanovı, Behmetevı.Beklemişevı, Bulatovı, Bultakovı, Isaevı, Kara- mışevı, Korsakovı, ismayilovı, Mansurovı, Muratovı, Mirzayevı, Rahmanovı, Uşakovı, Turçinı, Yusupovı, Rofe (Doktor), Attar, Ovanay, Evanay, Bayraktar, Çıfıt, Kale, Kermen, Kula, Kabak, Çavuş, Tutkun, Topçı-Başi, Aktaçi-Başi, Tabah, Hallaç, Gamal (Hamal), Hasapçı (Kasap ?), Derzi, imşakçı, Kalpakçı, Taban. Apak, Arslanov, Baba-Rofe, Baba-Hacı, Bay (Zengin), Beyim (Biim), Balaban (Büyük), Gabay, El\ Erak, Kok (Gök), Kağan (Kogen, Kohen), inçike (ince), Kırk, Kırkler, Kırksoy, Nuray, Saatçi, Samueloviç, (Samueli?), Toktamış, Toymaz, Uzon (Uzun), Çolak- Aga, Şaytan (Şeytan), Şişman.

    Karagöz, Kambur, Küfte, Balakay, Erinçek, Tiryaki.

    Hallaç, Saraç, Kalpakçi, Saatçi, Bayraktar, Çıfıt, Tutkun, Gabay, Haci.

    Kefeli, Kırım, Mangubi, Miçri (Mısri, Mısırlı).

    Aga, Kağan, Çelebi, Fuki, Emin, Kara.

    Efetov, Sultanskiy, Davıdov.

    ilya Semenoviç Babacan, TC. Babacan.

    S.M. Şapşalom (Şapşal).

    Kaya (Kırımçak).  Sf. 152, 154 arası

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 152 ile 154 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne yazık, Karaylar hakkında bilimsel bilgileri, sadece Rusça dilinde buluyoruz. Bunlardan birinde, Anan öğretisinin zorunlu ve temel ilkesi olarak, vera v edinogo Boğa i v to, şto Moisey, Yisus i Magomet bili ravnoapostol’unu prorokami ego, tek Tanrıya inanmak ve Musa, Yisus ve Muhammed’i eşit değerde peygamber kabul etmek gösteriliyor. İslam’a yakın ve bazı açılardan daha da ilerdedir. Sf. 148

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunlardan birisi Münir idi, şimdi “Münir Ertegün” olarak biliyoruz. a-Washington sefiri olarak ölmüştü, zaman geçmişti, Amerika, Türkiye’ye giriş yaparken Moussuri Harp Filosu ile gelmişti, karşılanması Tezler’de yazılıdır, İstanbul, sömürgecilerini şenliklerle ve bir bayram havasında denize açılarak kabul etmişti, fakat Moussuri eli boş gelmek istemedi ve mezarını açtılar, Münir’in cenazesini alıp geldiler ve şimdi, İstanbul’da Özbekler Tekkesinde gömülüdür. Aile mezarlığı diyebiliriz, Tekkenin, düzenlendikten sonra, açılışını Yahudi kökenli Amerikalı ve Siyonist H. Kissinger yapmıştı, oğlu Ahmet Ertegün’dür, Yahudi asıllı ve İsrael yanlısı bilinmektedir. Münir’i marşı telif edenler arasında teşhis edebiliyorum, Tacettin Dergâhının, ol zamanda, müdavimleri arasında idi. Demek burada bir mesele yok; “al tekke-ver tekke” halleri var. Sadece Özbeklerden Tacettin’e bir yol uzanıyor. Sf. 140

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 140) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ahmet’in annesi “Sefure” idi, karısı “Sare” oldu, kızına “Hacer Bike” adını koydular; bütün isimler karaydılar ve soyadı “Davutoğlu” ekstra, Karaizm’in kurucusu Anan ben Davut’a nisbet davutzâde, Davudov, ya da “Davutoğlu olarak taşıyorlar, işte Ahmet Davutoğlu’nun bakan olmasının nedeni de buradadır. Bakan olunca, Devlet Bahçeli, “milletvekillerinden dış işleri bakanı olabilecek birisini bulamadınız mı” yollu soruyordu, biliyor muydu, bilemiyorum. “Bike” ve “Devlet”, Karayların ve daha çok kızlarına, pek sıklıkla koydukları isimlerdendir; her ikisi için de eklerimiz var. Sf. 129

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 129) kitabından birebir alınmıştır.

  • Masonizm ve/veya Sabetayizm iddiam yok, fakat Mehmet Ragif Ersoy, bir Karay’dır. Bunu not ederken de, Mehmet Ragif’i değil, dönemini açıklamayı deniyorum.

    İbrani “kara” sözcüğünden geliyor, kurucusu Anan ben Davut idi, sekizinci yüzyılda Bağdat’ta yaşamış bir hahamdı ve Karaism’i ortaya çıkardı; İbraniler “karaim” diyorlar, Avrupalılar “karaid” tabir ediyorlar ve biz “karay” diyoruz. Sadece Tevrat’ı okumayı, hahamları dinlememeyi ve Talmud’u okumamayı vaaz ediyordu; şimdi daha çok Sıla-ı Çıfıt’ta yaşıyorlar, eskiden “Kırk-er” veya “Kırk-Kale” deniyordu, Kırım’dadır. “Sıla-i Çıfıt”, Yahudi Kalesi veya “Yahudi Kayası” anlamındadır. Sf. 128

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 128) kitabından birebir alınmıştır.