Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Karacaahmet Mezarlığı morgundan alınan naaş cenaze arabasına konularak ilahiyat Fakültesi Camii’ne getirildi. Cami avlusu oldukça kalabalıktı. Aralarında ünlü isimler göze çarpıyordu: İbrahim Tatlıses, Ahmet Kaya, Ferhat Tunç, Rahmi Saltuk, Sadık Gürbüz, Tarık Ziya Ekinci, Mehmet Ali Eren, Yaşar Kaya, Orhan Doğan, Vekin Aktan, Medet Serhat, Savaş Buldan, Adnan Yıldırım, Kemal Parlak, Nurettin Güven, İdris Özbir, Necdet Ulucan… Sf. 207

    Kim öldürdü?

    Sekiz kişiydiler…

    Bağdat Caddesi’ne iki arabayla gelmişlerdi. Behçet Cantürk’ün içinde olduğu 34 HLP 08 plakalı arabanın geldiğini görünce, biri hariç, hepsi otomobillerden indiler. Üzerlerinde “polis” yazan, yelekleri, ellerinde otomatik kısa namlulu makineli silahları ve telsizleri vardı. “Arama yapıyoruz” bahanesiyle, birkaç araçla birlikte, onları da durdurdular. Behçet Cantürk’ten otomobilden inmesini rica ettiler. Sf. 207

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 207) kitabından birebir alınmıştır.

  • 21 Ekim 1993 tarihinde Lice’de yaşananlar bir mesaj mıydı?

    Güvenlik güçleri Lice’de üç gün süren bir operasyon gerçekleştirmişlerdi. İlçeye giriş çıkışlar yasaklanmıştı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal bile ilçeye sokulmamıştı.

    Behçet Cantürk 25 Ekim 1993’te Özgür Gündem gazetesine şu demeci veriyordu: “Evimiz özel olarak hedef alınıp ateş edilmiş. Akrabam beş kişi, eve sığınan iki kişi açılan ateş sonucu ölmüşlerdir.”

    Lice, operasyon sonucu harabeye dönmüştü. Behçet Cantürk, gazetecilerin ilçeye gidip olup biteni görmesi için araç tahsis ediyordu. Bu arada evleri yakılıp yıkılanlara el altından maddî yardımda bulunuyordu… Sf. 203

    1993 yılının bir sonbahar günü Nadire İçkale, Behçet Cantürk’ü uyarıyordu: “Behçet, dikkatli ol. Başbakanın elinde bir liste varmış, en başında sen bulunuyormuşsun!”

    Behçet Cantürk aynı uyarıyı Yahya Demirel’den de alıyordu:

    “Dikkat et, içeriden senin kelleni istiyorlar!” Sf. 203

    Bu kişi, PKK’nın Diyarbakır Cezaevi sorumlusu Abdülhakim Güven’di. İtirafçı olmayı seçen eski PKK militanı Abdülhakim Güven’in açıklamaları, TRT 1, TRT 2 ve HBB televizyonunda birkaç gün arka arkaya yayınlanıyordu…

    İtirafçı Güven, direkt Behçet Cantürk’ü hedef alan şu açıklamayı yapıyordu:

    “Behçet Cantürk PKK’ya kendi servetinden pay vermiyor ama örgütün mutemetliğini üstleniyor. PKK adına para işletiyor, diğer Kürt işadamlarından para alınmasını organize ediyor.”

    Bir itirafçı da İstanbul’dan çıkıyordu:

    Tıpkı Ertoşlu Feto ve Selo gibi, onlara da kısaca Lazo ve Simko diyorlardı. Onlar da İranlı’ydı. Aynı zamanda Kürt’tüler. Ancak bunların kimlikleri biliniyordu: Lazo’nun gerçek adı Lazem Nâzım İsmailî, Simko’nun ise Asker Simko’ydu.

    Lazo ve Simko, İran’dan getirdikleri baz morfinleri İstanbul’da satıyorlardı. Son parti olarak 9 ton getirip satmışlardı. İs piyasasında oldukça popüler olmaya başlamışlardı.

    Yeraltı dünyası acımasızdı. Oyunun en birinci kuralı, “sırtını güçlü bir yere dayamak” tı. Güçlü olmayanların malına el konuluyordu. Lazo ve Simko’nun, sırtını devlete dayadığı iddia ediliyordu.

    PKK Marmara sorumlusu Osman Tim, Mahsun Korkmaz Akademisi’ne yardım için, Lazo ve Simko’dan bağış almaya gittiğinde, İranlıların ihbarı sonucu yakalandı.

    Gözaltına alman Osman Tim, PKK’nın İstanbul kadrolarını ele veriyor, kimlerden bağış topladıklarım tek tek itiraf ediyordu…

    Osman Tim’in ifadesinde Behçet Cantürk’ün adı var mıydı?

    Vardı.

    Aydınlık gazetesi, 30 Aralık 1993.tarihinde manşetten bir haberi duyuruyordu: “Ülkücülerden Kürt patronlara saldırı hazırlığı.” Sf. 204

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 203, 204) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kürt mafyası” Turgut Özal döneminde çok büyümüştü. Kürt işadamları çok zengin olmuşlardı. Türkiye’nin en zengin yüz işadamının yarısı Kürt’tü. Devletin önemli köşe başlarında Kürtler bulunuyordu. Meclis’te yüzü aşkın Kürt milletvekili vardı. PKK da giderek büyüyordu. İstanbul’da her ay milyarlarca lira bağış topluyordu.

    1993 yılında Millî Güvenlik Kurulu’nda, “PKK’ya karşı topyekûn ve kesintisiz savaş” kararı alındı. Karara göre, güvenlik güçlerinin silahlı mücadelesi kesintisiz olarak sürecek ve aynı zamanda “PKK’nın maddî gelir kapısının” kapatılması için “devletin tüm imkânları seferber edilecek” ti. Sf. 200

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 200) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hüseyin Baybaşin açıklıyor: “Behçet Cantürk ne iş yapıyor ise Yahya Demirel’le ortaktı. Yahya Demirel, yeraltı dünyasıyla ilişkilerini sürdürebilmek için Behçet Cantürk’ü kullanıyordu. Yani Cantürk’ün saygınlığından, kişiliğinden yararlanıyordu.

    Yahya Demirel haftanın belli günlerini Behçet Cantürk’ün Mecidiyeköy’deki yazıhanesinde geçiriyordu. Behçet Cantürk’ün yaptığı tüm gayrimeşru işlerden Demirellerin haberi vardır. Behçet Cantürk Türkiye’nin en büyük kredi kullanma imkânına sahipti.

    Yahya Demirel’in Kıbrıs’taki bankasında hesap açtırayım diye Behçet Cantürk’ü aracı yaptılar. Daha sonra ısrar ettiler, muhatap olmadım. Oradaki hesaplar uyuşturucu trafiğinden elde edilmiştir. O bankadaki hesaplar, kara paralan aklama hesabıdır.” Sf. 195

    Behçet Cantürk, 1989 yılından itibaren eski ilişkilerini yeniden kurmaya başladı. Ünlü iki Emniyet görevlisinin elbise giderlerini karşılıyordu. Üst düzeyde bir Emniyet görevlisinin çocuğuna özel arabasını tahsis ediyordu. Bazı Emniyet mensubu çocuklarının okul taksitlerini ödüyordu. Sf. 195

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.

  • Behçet Cantürk’ün tahliye edilmesinin ikinci bir nedenini de, Jean Jacques Rousseau’nun şu sözü açıklıyor “Zengin, yasayı para kesesinde-taşır!.. ” Sf. 188

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 188) kitabından birebir alınmıştır.

  • Behçet Cantürk davası, hukuk fakültelerinde “örnek dava” olarak öğrencilere anlatılmalıdır…

    Behçet Cantürk’ün polis sorgusu ise, “devleti koruyan kişilerin bilgisizliğini ortaya çıkaracağı” için acilen “yakılmalıdır”!..

    Emniyet görevlisi Behçet Cantürk’e soruyor. “Uyuşturucu, Hazar Denizi’ndeki gemilerle Milano’ya mı götürülüyor?”

    Hadi, soruyu yönelten emniyet görevlisi, Hazar Denizi’nin dünyanın en büyük gölü olduğunu, Milano’nun ise kıyıdan 500 km içeride olduğunu bilmiyordu. Peki, bu sorunun, ifade tutanağına geçirilmesine ne denmeliydi?

    Liceli Aziz Cantürk, o kadar reddetmesine rağmen, sonunda işkenceye dayanamayıp, “Tamam, kabul ediyorum” dedi. Aziz Cantürk’e, Behçet Cantürk’ün akrabası olduğu işkence zoruyla kabul ettiriliyordu.

    Hem Liceli olacaksın, hem de soyadın Cantürk olacak ve sen çıkıp, Behçet Cantürk’ün akrabası olmadığını söyleyeceksin! Polis yanılır mı? Ama yanılıyordu, akrabası değildi! Sf. 166

    Polis, “delilden zanlıya gitme yerine, zanlıdan delile gitmeyi tercih ediyordu. Çekiyor zanlıyı işkence tezgâhına, veriyor elektriği, alıyor bilgiyi! Genellikle elinde, işkenceyle alınmış ifade dışında hiçbir delil olmuyordu! Savcı da, bu polis tutanaklarını okuyarak iddianame hazırlıyordu. Sf. 167

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 166, 167) kitabından birebir alınmıştır.

  • Behçet Cantürk ve arkadaşlarının duruşması, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 4 No’lu Askerî Mahkemesi’nde başladı. Sf. 159

    “Bu iddianame, hayalî bir mafya çetesinin oluşturulması için polisin yazdığı bir senaryodur. Ekonomik ve siyasî yönden güçlenmemi istemeyen kan düşmanlarım ve egemen güçler, bu oyunun tezgâhlanmasında başrolü oynadılar…”

    Askerî hâkim araya girerek, “Egemen güçlerden ne kastediyorsunuz?” diye sordu. Behçet Cantürk, “Bazı politikacıları ve Diyarbakır’ın önde gelen bazı ailelerini” diye yanıtladı.

    Savunmasına, yaşam öyküsünü ve iş hayatını anlatarak devam eden Behçet Cantürk, “hedef adam” seçilmesinin nedenini, genç yaşta büyük başarılar sağlamasına ve annesi ile teyzelerinin Ermeni olmasına bağlıyordu.

    Behçet Cantürk, “kendisini idam sehpasına götürecek senaryoların kimler tarafından hazırlandığını” da örnekler vererek açıklıyordu:

    “Bana bu oyunu oynayanlar Diyarbakır Narkotik Şube Müdürü Halil Sultar ile Herko İplik Fabrikası’nın başında bulunan emekli General Ragıp Cengiz’dir. Ragıp Cengiz, borç verdiğim paraların üzerine yatmak istiyor. Halil Sultar ise kirli çamaşırlarını ortaya dökeceğimden korkuyor.” Sf. 160

    “Annem Ermeni’ydi. Babam kaçırdı, Müslüman ve Türk yaptı. İftihar edilecek bir olay. Herkes benim babam gibi yapsaydı, Ermeni sorunu kalmazdı.

    Annem Ermeni olduğu için ASALA köpekleriyle bir tutuluyorum. ASALA köpekleriyle hiçbir zaman işbirliği yapmadım. Bu polisin bir senaryosudur. Günlerce işkence yaptılar. Erkeklik uzvumda sigara söndürdüler. Çırılçıplak askıya astılar. Ailemi karşıma getirdiler; ‘Konuşmazsan aynısını yapacağız’ dediler, iki eşimin yanında bana işkence yaptılar.

    Benim CHP’li olmam ve CHP ilçe başkanlığı yapmış bulunmam nedeniyle, polis bana daha da fazla işkence yaptı. SODEP’e yardım ettiğim yolundaki iddiaları kabul ettirmek istediler. SODEP’e 10-15 milyon lira verdiğimi, Diyarbakır örgütünün benim yardımlarımla kurulduğunu kabul ettirmeye çalıştılar. Benim politik geleceğimi yok etmek istediler..” Sf. 160

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 159, 160) kitabından birebir alınmıştır.

  • ABD, Türkiye’de haşhaş ekiminin yasaklanması için, siyasî ve ekonomik tüm gücünü kullandığı 1972 yılında, ülkesinde uyuşturucu kullananların sayısı 500.000 kişiydi. Bugün bu rakam yirmi katını aştı… ABD’de, 11 milyon kişi sürekli uyuşturucu kullanıyor.

    Bu ülkede “uyuşturucunun ticarî hacmi” 50 milyar doları geçti. Mafyanın kazancı ITT, General Motors, General Electric, Ford Motor, IBM, Chrysler, RCA gibi dev şirketlerden daha fazlaydı!

    Dünyadaki yasadışı uyuşturucu ticaretinin değeri ise yılda 500 milyar dolar! Bu rakam, uluslararası petrol sanayiinin tüm kârından fazlaydı. Kârlılıkta, silah ticaretinden sonra ikinci sırayı uyuşturucu alıyordu… Sf. 153

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 153) kitabından birebir alınmıştır.

  • Behçet Cantürk’ten bu kez, ASALA’nın Kapalıçarşı eylemini nasıl gerçekleştirdiğini anlatmasını istediler. Başladı anlatmaya:

    “12 Eylül harekâtından üç dört ay sonra Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da Vitoşa Oteli’nde “babalar toplantısı” yapıldı. 1981 yılında İsviçre’ye yapmış olduğum gezi sırasında, toplantıya katılanlardan Fikri Kocakerim ile Doğan Çelik bu toplantıyı bana anlattılar. Ayrıca amcaoğlu Abdullah Cantürk, toplantıya davetli olmadığı halde, Enis Karaduman’ın misafiri olarak Sofya’ya gitti. Onun bana anlattığına göre, toplantıya katılanların çoğunluğu Karadenizli olmak üzere, hepsi Türk’müş! Zaten Abdullah Cantürk’ü toplantıya çağırmamışlar. Sf. 117, 118

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 117, 118) kitabından birebir alınmıştır.

  • -Sen bir de Kıbrıs’a eroin gönderiyormuşsun?

    -Evet, orda Mehmet Gözen var, bu işle görevlendirilmiştir.

    -Nerede bu Mehmet Gözen şimdi?

    -Şu anda nerede olduğunu bilmiyorum. Rauf Denktaş’ın oğluyla birlikte iş yapıyorlardı.

    -Evet, Raif Denktaş, İngiltere’ye sevk ediyormuş..Sf. 110, 111

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 110, 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yardımseverdi. İstanbul’daki yoksul Ermenilere, üniversitede okuyan Kürt Öğrencilere el altından maddî yardımda bulunuyordu. Sf. 65

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • 14 Ocak 1979 tarihinde, Şah Rıza Pehlevî İran’ı terk ederken, kimse yönetimin tamamen mollaların eline geçeceğini tahmin etmiyordu. Ancak Humeyni yönetimi, solcuların “stratejik” hatalarından yararlanıp iktidara el koyuyordu.

    Şah döneminde uyuşturucu ticareti yasaktı. Mollalar, Şah’ın bu uygulamasını devam ettirdiler. Ancak cezaları çok daha ağırlaştırdılar. Uyuşturucu kullanmanın, satmanın, taşımanın cezası idamdı. İran’daki Tebriz, Rızaiye, Hoy, Sasur gibi dünyaca ünlü          “eroin laboratuvarları” tek tek kapandı.

    İran’ın “eroin laboratuvarları” Türkiye’ye taşındı. Nakliyatçılıkta ustalaşan Liceliler, en iyi kimyagerleri “transfer” edip, mesleği öğrendiler. Kısa zamanda eroin imalatında da söz sahibi oldular Üstelik eroin daha fazla para kazandırıyordu.

    İran’daki gelişmelerden sonra, Lice’de arka arkaya laboratuvarlar kurulmaya başlandı. Sf.52

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 52) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zürich’te, Sarı Avni’nin yazıhanesinde buluştular. Çaylar içilip hal hatır sorulduktan sonra, iş konuşmaya başladılar. 100 kilo baz morfine ihtiyaç vardı. Behçet Cantürk, Sarı Avni’ye, “Askerlerin bizim işe bir zararları yok. Bu nedenle, o iş kolay. Bir çaresine bakarız.” Sf. 49

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Apocular” olarak bilinen Ulusal Kurtuluş Ordusu, 27 Kasım 1978 tarihinde, Lice’nin Fis köyünde birinci kongresini yaparak partileşme kararı alıyordu. Partinin adı, Partiya Karkeran Kurdistan (PKK), genel sekreteri ise Abdullah Öcalan’dı. “Kuzey Kürdistan (Doğu ve Güneydoğu Anadolu) Türkiye’nin sömürgesidir. Kürt sosyalistleri, Türk sosyalistleriyle birlikte değil, ayrı örgütlenmelidir. Kürt halkının kurtuluşu otonomi ya da özerklik değil, bağımsızlıkla sağlanacaktır. Hedef, bağımsız, birleşik ve sosyalist bir Kürdistan’dır” görüşünü savunuyorlardı. Sf. 35

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu, 1972’den sonra, haşhaş üretiminde önceleri sahip olduğu merkezî önemi zamanla yitirdi. Dünyadaki büyük artışa rağmen, Türkiye’de yasadışı üretim ve pazarlamada büyük düşüş yaşandı. Bu nedenle kaçakçılık zorunlu olarak şekil değiştirdi. Uyuşturucunun yerini silah aldı! Sf. 33  

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 33) kitabından birebir alınmıştır.

  • 14 Mayıs 1950: Demokrat Parti, Kürtlerin de büyük desteğini alarak seçimleri kazandı.

    22 Eylül 1959: Aralarında Ziya Şerefhanoğlu, Naci Kutlay, Sait Elçi, Yaşar Kaya, Musa Anter, Canip Yıldırım, Emin Kotan, Medet Serhat, Nurettin Yılmaz ve Cezmi Balkaş’ın da bulunduğu “491ar” olarak bilinen Kürt aydınları yargılandı.

    27 Mayıs 1960: Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu.

    1 Haziran 1960: 485 Kürt gözaltına alınarak Sivas’ta bir kampa getirildi.

    19 Ekim 1960: Sürgün Yasası çıkartılarak, 485 kişiden 55 ağa ve aşiret ileri geleni Batı Anadolu’ya iki yıllık sürgüne gönderildi.

    13 Şubat 1961: Türkiye İşçi Partisi kuruldu. Geleneksel yapının çatırdamaya başladığı Kürt toplumunda, Tip’in “ırgatlar ve marabaların partisi olduğunu açıklaması, Kürtlerden büyük destek gördü.

    TİP, Kürt aydınlarının da partisi olmuştu. Sf. 29

    14 Mayıs 1969: Çoğunluğunu üniversiteli Kürt öğrencilerin oluşturduğu Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) kuruldu.  12 Mart 1971: Askerler yönetime el koydu.

    20Temmuz 1971: TİP 4’üncü kongresinde, “Türkiye’nin doğusunda Kürt halkı yaşamaktadır. Kürt halkı üzerinde baştan beri, hâkim sınıfların, faşist iktidarların, zaman zaman kanlı zulüm hareketi niteliğine bürünen, baskı, terör ve asimilasyon politikası uygulanmıştır” diye karar alması, partinin askerler tarafından kapatılmasına neden oldu.

    Nisan 1973: Ankara’da Abdullah Öcalan ve arkadaşları Kürt sosyalistlerinin ayrı Örgütlenmesini savunan ayrı bir grup oluşturmaya başladılar.

    28 Kasım 1974: Kürt öğrenciler, kapatılan DDKO yerine, Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri’ni (DDKD) kurdular. DDKO tutuklamaları sırasında yurtdışına kaçan Kemal Burkay, 74 affıyla tekrar Türkiye’ye döndü. Türkiye Kürdistanı Sosyalist Partisi’ni kurdu.

    1975’in Haziran ayında Özgürlük Yolu adlı dergiyi çıkardı.

    Tıpkı Türkiye sosyalistleri gibi, Kürtler de, 1970’li yıllarda hızlı bir bölünme sürecine girdiler. Kürtlerin örgütleri şunlardı: Rızgari, Kawa, KİP (daha sonra adını PPKK olarak değiştirdi), KUK, Denge Kawa, Tekoşin, Ala Rızgari, UKO (sonra PKK ismini aldı), KUK-SE Kürdistan Halk Partisi, Pekanin… Sf. 30     

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 29, 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Deprem yardımlarının yetersizliğini protesto etmek için Lice’den Diyarbakır’a yürüme fikri ortaya atıldı. Protesto yürüyüşünü dört örgüt organize ediyordu:

    İlerici Gençlik Demeği (İGD),

    Kürdistan Ulusal Kurtuluşçuları (KUK),

    Özgürlük Yolu (Türkiye Kürdîstanı Sosyalist Partisi),

    Kürdistan Kurtuluş Partisi (Rızgari).

    Behçet Cantürk, otuz beş kişilik yürüyüş komitesine, İGD’yi temsilen girdi. Komite görev bölümü yaptı. Sf. 29

    Behçet Cantürk’e, köylüleri organize etme görevi verildi.

    20 Kasım 1975 günü yürüyüş yapıldı. Geniş bir katılım oldu. Yürüyüş kortejinin önünde büyük bir pankart vardı: “Depremden ölenlerin katilleri iktidardır.” Katılımcılar sık sık “Kahrolsun iktidar” diye slogan atıyorlardı. Sf. 29

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Katırlar yerlerini motorlu taşıtlara bırakıyordu…

    Sadece Cantürkler değildi otobüs işine girenler. Liceli bazı aileler arka arkaya otobüs alıp şirketlere ortak oluyorlardı. Ekmekçi ailesi, Lâçin ailesiyle birlikte Hazar Turizm Seyahat Acentesini kurdular. Canpolat ailesi ve Erşenel ailesi, Özdiyarbakır firmasına otobüs vererek ortak oldular. Delidere ailesi, otobüs alıp Kâmil Koç firmasıyla birlikte çalışmaya başladı… Sf. 27

    Çalışkandı. Elazığ’da yeni kurulan Murat Turizm otobüs firmasının yetkilileriyle anlaştı. O şirketin de Diyarbakır şubesini aldı. Kayseri üzerinden Ankara-İstanbul’a yolcu taşımaya başladı. Sf. 28

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 27, 28) kitabından birebir alınmıştır.

  • İran 1969 yılında topraklarında haşhaş tarımının tekrar yapılmasına izin vermişti.

    İlginçtir, bu kez Türkiye haşhaş ekimini yasaklıyordu.

    Türkiye önemli bir döviz kapısını kapatıyordu. Afyon üretiminde dünya üçüncüsüydü. Milyonlarca dolarlık geliri vardı. 90 bin aile haşhaş ekimiyle geçiniyordu. Bu aileler, Toprak Mahsulleri Ofisi’ne 1967’de 119 ton, 1968’de 125 ton, 1969’da 128,1970’te 63 ve 1971 yılında da 149 ton afyon satmışlardı.

    Anadolu’da üretilen afyon, hem dünya ilaç pazarında, hem de uyuşturucu piyasasında çok iyi para ediyor, kapış kapış gidiyordu. Türk afyonu çok kaliteliydi. Diğer ülkeler 100 kilo afyondan 10 kilo eroin sağlarken, Türk afyonundan 13-15 kilo “ürün” elde ediliyordu. Sf. 25

    Türkiye, Amerika’nın isteğine karşı koyamıyordu. Önce afyon ekilen illerin sayısı azaltıldı. 1961’de ekim yapılan il sayısı 35 iken, 1970’te bu sayı 7’yle sınırlandırıldı. Başbakan Süleyman Demirel’e yoğun baskılar vardı. Demirel, “iki arada bir derede kalmıştı”.

    Başbakan Demirel Ispartalı, Maliye Bakam Mesut Erez Kütahyalıydı. En çok haşhaş üretilen Isparta, Kütahya, Afyon, Denizli, Uşak ve Burdur illeri, aynı zamanda AP’nin oy deposuydu. Başbakan Demirel, yasaklamaya karşı direniyordu.

    Öte yandan, Amerika Birleşik Devletleri’nde seçimler yaklaşıyordu. Başkan Nixon’un tek umudu, “Amerikan gençliğini uyuşturucudan koruma” propagandasıydı.

    Ve 12 Mart askerî darbesinin başbakanı Nihat Erim, Anadolu’nun binlerce yıllık geleneksel bitkisi afyonun ekimini yasaklayan kararı ilan etti...

    Kuşkusuz, Türkiye’de afyon üretiminin yasaklanması, dünyada gitgide yayılan eroin tutkusunu azaltmadı. Ancak bunun ne önemi vardı. Önemli olan Nixon’a seçim kazandıracak bir şovdu!.Sf. 26

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 25, 26) kitabından birebir alınmıştır.

  • Annelerinden çocuklarına bir tek “miras” kaldı:

    Nizamettin ve Behçet küçüklüklerinden başlayarak, yaşamlarının her aşamasında “Ermeni dönmesi” aşağılanmasına maruz kaldılar…  Sf. 21

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.