Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İnsanlar inanmayı bıraktığı anda buharlaşacak tek şey para değildir. Aynı şey yasalar, tanrılar, hatta koca koca imparatorluklar için de geçerlidir. Dünyayı şekillendirenler bir bakmışsınız bir anda yok olmuşlar. Akdeniz Havzası’nın bir zamanlar en kıymetli tanrıları olan Zeus ve Hera, bugün kimse onlara inanmadığı için artık tarihsel birer figürdür. İnsan ırkını topyekûn ortadan kaldırabilecek Sovyetler Birliği bir kalem dokunuşuyla sona ermiştir. Sf. 154

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 154) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devrim için kalabalıklar asla yetmez. Devrimler çoğu zaman büyük kitlelerle değil olayları ateşleyen küçük gruplarla başlar. Devrim için, “Kaç kişi bizi destekler?” diye değil, “Destekleyenler ne kadar etkin işbirliği yapabilir?” diye sormanız gerekir. Rus Devrimi I50 milyon köylü Çar’a karşı ayaklandığında değil, bir avuç komünist kendini doğru zamanda doğru yerde bulduğunda başlamıştır. Sf. 142, 143

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 142, 143) kitabından birebir alınmıştır.

  • Homo sapiens kalabalık gruplarla bile esnek işbirliği yapabilen tek tür olduğu için dünyaya hükmediyor. Zekâ ve alet yapma becerisi de çok önemli elbette. Ancak insanlar kalabalık gruplar hâlinde esnek işbirlikleri geliştiremeselerdi, yaratıcı beynimiz ve marifetli ellerimiz uranyum atomları yerine hâlâ çakmaktaşı parçalıyor olurdu.

    İşbirliği en önemli özellikse, milyonlarca yıldır kitleler hâlinde işbirliği yapabilmelerine rağmen neden karıncalarla arılar nükleer bombalarla bizi yok edemediler? Çünkü onların işbirliği esneklikten yoksun. Sf.141, 142

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 141, 142) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1900’lerin başında Almanya’da Akıllı Hans adında ünlü bir at vardır. Almanya’yı baştan aşağı dolaşan Hans, gittiği yerlerde Alman diline olan hayret verici yeteneğini ve daha da ilginci, matematik zekâsını sergiler. “Hans, üç kere dört kaçtır?” diye sorulduğunda toynağını on iki kere vurur. Yazılı bir mesajla, “Yirmiden on bir çıkarsa kaç kalır?” diye sorulduğunda takdire şayan bir Prusya dikkatiyle tam dokuz kere tıklar. Sf. 138

    1907’de yeni bir araştırmaya girişen psikolog Oskar Pfungst sonunda gerçeği ortaya çıkarır. Meğerse Hans muhataplarının beden dilini ve yüz ifadelerini dikkatle gözlemleyerek doğru cevapları buluyordur. Hans üç kere dördün kaç olduğu sorulduğunda geçmişteki deneyimlerinden yola çıkarak, insanların ondan toynaklarını belirli bir sayıda vurmasını beklediğini bilir. Tık tık toynaklarını vururken bir yandan dikkatle insanları incelemeye devam eder. Doğru sayıya yaklaştıkça insanlar daha da gerilir, doğru cevabı verdiğindeyse gerilim zirveye ulaşır. Hans da insanların davranışlarından ve ifadelerinden bu gerilimi okumayı öğrenir. Tıklamayı bırakınca gerilimin yerini hayranlık ve kahkahalara bırakmasını izler, böylelikle doğru yaptığından emin olur. Sf. 139

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 138, 139) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanların kendilerini ifade ederken dili kullanması bir kanıt sayılamaz, sonuçta diğer hayvanlar sözsüz olarak da aynı dertleri gayet iyi aktarabilir. Öyle ki insanlar da çoğu zaman söze dökmeden geçmiş ve geleceğin bilincindedirler. Özellikle rüya görürken bütünüyle sözsüz anlatıların farkındayızdır, öyle ki uyandığımızda rüyalarımızı kelimeye dökmekte bile zorlanırız. Sf. 135

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 135) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü muhtemelen sadece insanlar geçmiş deneyimleri ve gelecek davranışları üzerine kafa yorarken dillerini kullanırlar. Diğer tüm hayvanlarsa geçmiş ve gelecekten bağımsız, ezeli bir şimdide sürdürür varlıklarını. Geçmişlerini hatırlayıp geleceğe dönük planlar yapabiliyor gibi görünseler de aslında sadece anlık dürtülere ve uyaranlara tepki verirler. Sf. 135

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 135) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sık kullanılan bir protokole göre, yüz fare (istatistiksel güvenilirlik için) suyla dolu cam bir tüpe yerleştiriliyor. Fareler bitip tükenene dek tüpten çıkmaya çalışıyor ama başaramıyorlar. On beş dakika sonra çoğu umudunu yitiriyor ve çırpınmayı bırakıyor. Etraflarına kayıtsız, cam tüpün içinde kalakalıyorlar.

    Ardından farklı yüz fare daha tüplere atılıp on dördüncü dakikada, umutları tükenmeden hemen önce tüpten çıkarılıyor. Kurulanıp beslendikten ve biraz dinlendirildikten sonra tekrar tüplere atılıyorlar. İkinci turda, pes etmeden önce çoğu fare yirmi dakika kadar çabalıyor. Neden altı dakika daha dayanıyorlar? Çünkü bir önceki turda kurtarılmış olmanın anısı beyinlerinde biyokimyasal salınımları tetikleyerek farelere umut veriyor ve çaresizlik hissini geciktiriyor. Eğer bu biyokimyasalı diğerlerinden ayırt edebilirsek insanlar için antidepresan olarak kullanabiliriz. Ancak farelerin beyni her an sayısız kimyasal akışa ev sahipliği yaparken doğru kimyasal bileşeni nasıl ayırt edeceğiz? Sf. 133

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mayıs 2015’te bilim camiasında yön değiştiren rüzgâr karşılığını buldu. Yeni Zelanda “Hayvan Hakları İyileştirme Yasası”nı onaylayarak dünyada hayvanların hissedebilen duyarlı varlıklar olduğunu yasal olarak tanıyan ilk ülke oldu. Yasa; hayvanların duygusal varlıklar olduğunu tanımayı zorunlu kılarak, hayvan yetiştiriciliği gibi alanlarda hayvanların refahı için uygun koşulların sağlanmasını şart koşuyor. Koyun nüfusunun insan nüfusundan daha yoğun olduğu bir ülkede (4,5 milyon insana karşı 30 milyon koyun) bu hatırı sayılır derecede önemli bir gelişmedir. Kanada’nın Quebec eyaleti de benzer bir yasa geçirdiğine göre benzer hamleler diğer ülkelerden de beklenebilir. Sf.133

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mevcut bilimsel kabullere göre, deneyimlediğim her şey beynimdeki elektrik hareketliliğinin bir sonucuysa, teorik olarak “gerçek” dünyadan hiçbir şekilde ayıramayacağım tamamen sanal bir dünya yaratmam mümkün olabilir. Sf. 130

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 130) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şu Freudcu tezi inceleyelim: “Ordular saldırganlığı körüklemek için cinsel dürtüden yararlanır. Ordu cinsel dürtüleri tavan yapmış genç erkekleri toplar. Askerlerin cinsel ilişkiye girerek tüm o basıncı azaltma fırsatlarını sınırlayarak gerilimin içlerinde birikmesine neden olur. Daha sonra bu birikmiş basıncı yeniden yönlendirir ve bu basıncın askeri saldırganlık olarak dışavurumunu sağlar.” Sf. 128

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 128) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kimi bilim insanlarıysa bilincin var olduğunu, büyük ahlaki ve siyasi değerler barındırdığını ama herhangi bir biyolojik işlevi olmadığını iddia eder. Bilinç belirli beyin süreçlerinin gereksiz biyolojik bir yan ürünüdür. Jet motorları gürleyerek çalışır ama gürültü uçağın ilerlemesini sağlamaz. İnsanların karbondioksite ihtiyacı yoktur ama her nefeste havaya karbondioksit salarız. Benzer şekilde bilinç de karmaşık sinir ağlarının ateşlenmesi sonucu ortaya çıkan bir tür zihinsel kirlilik olabilir; hiçbir işe yaramaz, sadece vardır. Eğer bu yaklaşım doğruysa milyonlarca yıldır milyarlarca yaratığın çektiği acı ve yaşadığı haz, sadece zihinsel bir kirlilikten ibarettir. Doğru olmasa bile üzerinde durulması gereken bu görüşün 2016’da güncel bilimin bize sunabildiği en iyi teori olması da ayrıca şaşırtıcıdır. Sf. 127

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 126,127) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zihin ve bilinçten vazgeçmenin bir başka yolu da varlıklarını reddetmek yerine aralarındaki ilişkiyi yadsımak olabilir. Daniel Dennett ve Stanislas Dehaene gibi kimi bilim insanları, işin içine öznel deneyimleri hiç karıştırmadan tüm soruların beyin çalışmalarıyla yanıtlanabileceğini iddia eder. Onlara göre bilim insanları “zihin”, “bilinç” ve “öznel deneyim” gibi kavramları sözlüklerinden ve makalelerinden rahatlıkla çıkarabilirler. Sf. 126, 127

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 126,127) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ruhu da benzer bir kader bekliyordu. Binlerce yıl boyunca insanlar tüm davranışlarımızı ve kararlarımızı ruhun şekillendirdiğine inanıyordu. Ancak ruhun varlığını destekleyen hiçbir kanıt bulunmazken, başka teorilerin güç kazanmasıyla birlikte yaşambilimleri ruh kavramını da tarihin tozlu sayfalarına gönderdi. Pek çok biyolog ve doktor kişisel olarak hâlâ ruhun varlığına inanıyor olabilir ama bilimsel bir yayında bu inancını tartışmayacaktır. Sf. 126

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 126) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hatta ve hatta beyindeki ayrı nöronları belirli bir zihinsel içerikle bağdaştırmayı bile başardılar, “Bili Clinton” ya da “Homer Simpson” nöronlarını buldular. Kişiye ABD’nin 42. başkanı denildiğinde “Bili Clinton” nöronu yanıyor ya da “Homer Simpson” resmi gösterdiğinizde, adını veren nöron ateşleniyor.

    Daha genel olarak baktığımızda, bilim insanları beyindeki belirli bir bölgede bir elektrik fırtınası koptuğunda öfkelendiğinizi, bu fırtına dinip başka bir alan aydınlandığında âşık olduğunuzu biliyor artık, hatta doğru nöronları uyardıklarında aşk ya da öfke hissetmenizi bile sağlayabiliyorlar. Peki, ama nasıl oluyor da bir elektronun bir yerden başka bir yere hareketiyle öznel bir Bili Clinton imgesi ya da aşk ve öfke gibi hisler oluşabiliyor? Sf. 120

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dürüst olmak gerekirse bilim, zihin ve bilinç hakkında şaşırtıcı derecede az bilgiye sahiptir. Genel kanı, bilincin beyindeki elektro-kimyasal tepkimeler sonucu ortaya çıktığı ve zihinsel deneyimlerin temel bir veri işleme görevini yerine getirdiği yönündedir. Ne var ki beyindeki biyokimyasal tepkimeler ve elektrik akımlarından oluşan yığının nasıl olup da acı, öfke ya da sevgi gibi öznel deneyimleri ortaya çıkardığını kimse bilmiyor. Sf. 118

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 118) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zihin akışını oluşturan bilinçli deneyimler tam olarak nelerdir? Her öznel deneyimin iki temel özelliği vardır: Duyu ve arzu. Sayısız yeteneklerine rağmen robot ve bilgisayarlar hiçbir şey hissetmez ve istemezler. Bir robot ana işlemcisine pilinin bittiği sinyalini gönderebilen enerji sensörlerine sahip olabilir. Bir elektrik prizine ilerleyip fişini takarak kendini tekrar şarj da edebilir. Ne var ki bu süreç boyunca hiçbir şey hissetmez. Sf. 117

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 117) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evrim teorisi, basit ve net bir esasa, en uyumlu olanın hayatta kalması ilkesine dayanır. Oysa görelilik kuramı ve kuantum mekaniği bir şeyin yoktan var olabileceğini, zamanın ve uzayın bükülebileceğini ya da bir kedinin aynı anda hem hayatta hem de ölü olabileceğini savunur. Sağduyumuzla dalga geçmesine rağmen kimse masum ilkokul çocuklarını bu rezil fikirlerden korumaya çalışmıyor. Neden? Sf. 113, 114

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 113, 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2012’deki Gallup anketine göre ABD’de nüfusun yalnızca yüzde 15’i Homo sapiens’’in herhangi ilahi bir etki olmadan doğal seçilimle evrimleştiğine inanıyor; yüzde 32’si insanların milyonlarca yıl içinde erken yaşam formlarından günümüze evrimleştiğini ancak tüm bu sürecin tanrı tarafından yönetildiği inancını sürdürüyor; yüzde 46’sıysa İncil’de anlatıldığı gibi tanrının geçtiğimiz 10 bin yılda insanlara günümüzdeki hâlini verdiğini düşünüyor. Ortalama üç yıllık üniversite eğitiminin bu görüşler üzerinde hiçbir etkisi olmadığı gibi aynı anket üniversite mezunlarının yüzde 46’sının İncil’deki yaratılış hikâyesine inanırken, sadece yüzde 14’ünün hiçbir ilahi etki olmadan insanların evrimleştiğini düşündüğünü ortaya koyuyor. Yüksek lisans ve doktora dereceli mezunlar arasında İncil’e iman etme oranı yüzde 25’ken, türümüzün yaratılışında tek başına doğal seçilime itibar edenler toplamın sadece yüzde 29’unu oluşturuyor. Sf. 113

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bilim insanları Homo sapiens’i on binlerce tuhaf deneye tabi tutup, kalbimizin her köşesine, beynimizin her kıvrımına bakmalarına rağmen, bu zamana değin büyülü bir özellik tespit edemediler. Tıpkı inekler gibi Sapiens’in de ruhu olduğuna dair tek bir kanıt bile mevcut değil. Sf. 112

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 112) kitabından birebir alınmıştır.

  • Teizm Tanrı adına geleneksel tarımı, hümanizmse insan adına modern endüstriyel tarımı meşrulaştırır. Endüstriyel tarım insanların ihtiyaçlarını, arzularını ve taleplerini kutsarken diğer her şeyi görmezden gelir. Endüstriyel tarım insan doğasının kutsallığına sahip olmayan hayvanlarla aslında hiç ilgilenmez. Modern bilim ve teknoloji insanlara antik tanrılardan çok daha büyük güç sağlayınca da tanrı bir işlerine yaramaz. Bilim de modern şirketlerin ineklere, koyunlara ve tavuklara geleneksel tarım toplumlarındakinden bile kötü şartlarda hükmetmesini sağlar. Sf. 109         

    İnsanların ruhları sonsuzlukta yaşarken hayvanların fani bedenlerden ibaret olduğu inancı hukuki, siyasi ve ekonomik sistemlerimizin temelini oluşturur. Sf. 112

    Alıntı; Homo Deus (Yarının Kısa Bir Tarihi) – Yuval Noah Harari, Türkçesi; Poyzan Nur Taneli,(Kolektif Kitap,  1. Baskı Aralık 2016 – Sf. 109 ile 112 arası) kitabından birebir alınmıştır.