Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Pek yakında Küçük Asya’ya özel antropolojik gezi gerçekleştiren Dr. Eliseyev (4 Mart 1887’de Rusya imparatorluğu Coğrafya Cemiyeti’nde konuyla ilgili sunum da yaptı), çok sayıda tasvir ve ölçüm yapmasına rağmen, Ermeni tipi ile ilgili kesin varsayımlarda bulunmaya cesaret edemeyerek söz konusu tipi genel hatlarıyla şöyle tanımlamıştır: “Belirgin bir brakisefallik,  patietal kemiğin sivriliği, yuvarlak ense, düz, dört köşe olan alçak alın, büyük ve genellikle de düz burun, geniş kesik gözler, düşük kaşlar, küçük çene ve kafa, siyah saçlar ve vücudun her yerinde kıllar.” Ancak ön Asya, Kafkasya ve İran’ı gezen her seyyah, bütün bu özelliklerin yalnızca Ermenilere değil, bu coğrafyada yaşayan bütün halklara ait olduğunu söyleyebilir. Sf. 64

    Eliseyev birkaç satır aşağısında şunları da yazmaktadır: “Ermenilerin kanındaki en güçlü ve belirgin özellik, hiç şüphesiz Sami kanı olmasıdır. Ermeni tarihçilerinin verdiği bilgiler Yahudilerin, Gaysdan nüfusu arasında eriyip gittiklerini düşünmemizi sağlamaktadır.” Eliseyev, gözlemlerini Küçük Asya’nın batı kesimlerinde yapmıştır. Ona göre en saf Ermeni tipini, onların vatanı olan ve eskiden beri yaşadıkları vilayetlerde bulmak mümkündür. Bu vilayetlerin başında hiç şüphesiz Van vilayeti gelmektedir.

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Her yerde “Sizler bizler için iyi şeyler getirdiniz, ama söylemek istemiyorsunuz” şeklinde cümleler duyuyorduk. Çoğu zaman bize refakat eden zaptiye bizden biraz olsun uzaklaştığında yolumuz üzerindeki Ermeni köylüler yanımıza gelip “Kardeş, ne zaman başlayalım?” şeklinde sorular soruyorlardı. Tercümanım da bunun üzerine “Neye başlıyorsunuz?” şeklinde cevap veriyordu. Sf. 63

    Kurtuluşu nasıl elde edecekleri, silahlara sahip olup olmadıkları ve hareket planı yapıp yapmadıkları sorularına ise Ermeniler harekete geçmenin büyük önem arz ettiğini, daha sonra büyük güçlerin kendilerini destekleyeceklerini ve ordularını Türk topraklarına sokacaklarını açık yüreklilikle söylüyorlardı. Sf. 63

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    İyi niyetli Ermenilerin çabalarına örnek olarak Van’daki Ermenilerin sultana yazdıkları 27 Mayıs 1889 tarihli mektubu gösterebiliriz. Bu mektupta şunlar yazılmıştır: “Avrupa’da “Ermenistan’da Baskılar” adlı başlıklı yazılarda dedikodu ile düşmanca haberlerin yayımlandığını üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Bu yazılarda Müslüman Bey ve ağaların Çerkez köleleri bulamadıklarından Ermeni kadınlarını zorla kendi haremlerine götürdükleri, hatta hükümetin de bu konuda onlara yardım ettiği, ülkedeki istikrarın sona erdiği, Kürtlerle Ermeniler arasındaki düşmanca münasebetlerin sınırı aştığından dolayı Kültlerin devamlı Ermenileri öldürdükleri, Van’da çok sayıda kişinin tutuklu bulunduğu ve bu mevcut duruma son vermek için de önlemler alınması gerektiği yazılmıştır. Daha sonra bizler bu tür yazıların, farklı cemiyet ve kurullarda meselenin görüşülmesine neden olduğunu öğrendik.” Sf. 59

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Konsolos Hampson 12 Eylül 1891’de Erzurum’dan şunları bildirmiştir; Bundan beş gün önce saygıdeğer bir Ermeni tüccar, şehirden bir saat uzaklıktaki kırda iki veya üç tabanca kurşunu ile ağır yaralanmış bir şekilde bulundu. Şehre getirdiklerinde o, Ermeni Piskopos’un ikinci sekreteri ile gezmeye çıktıklarını ve kıra çıkıp sohbet ettiklerini söyledi. Daha sonra piskoposun sekreteri ayağa kalkarak birkaç dakika sonra döneceğini söylemiş, ancak hemen tabanca ile birkaç kez ateş etmiş ve kaçmıştır. Bu olayın asıl nedenleri şöyleydi. Bunların ikisi de iki farklı gizli komitenin başkanıydılar. Piskoposun sekreteri, halk arasında memnuniyetsizlik havası yaratan ve entrikalarla uğraşan komitenin başkanıyken, diğeri, daha ılımlı siyaset izleyen komitenin lideriydi. Olaydan önce de onlar Ermenilerin durumunun iyileştirilmesi konusunda izlenmesi gereken siyasetle ilgili tartışmaya başlamışlardır. Sekreter, Rusya veya başka güçlerin müdahalesine neden olacak karışıklıkların çıkarılması tezini savunmuştur. Diğeri ise böyle bir senaryoya kesinlikle karşı çıkarak zamana ve aşama aşama çıkartılan reformlara güvenmeleri, ya da en kötü ihtimalle bir fırsat beklemeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Bu konu, cinayete teşebbüs ile sonuçlanan tartışmalara neden olmuştur.” Sf. 58

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Viskonsolos Boyacan Diyarbakır’da kaleme aldığı 13 Nisan 1891 tarihli raporunda şunları yazmıştır:

    “Harput vadisi ile Palu’da, Ermeniler, silahlanıyor ve bağımsızlık elde etmek için kanlı olayların yaşanması gerektiğine dair açıklamalar yapıyorlar. Onlar, İngiltere, Fransa veya Rusya’nın kendilerini destekleyeceklerini düşünüyor ve yabancı subayların komutanlığında 100.000 kişinin donatılıp eğitildiğini, ilkbaharda da Türklere karşı harekete geçmek için hazır olduklarını ileri sürüyorlar. Ancak bu ordunun Türkiye’de mi, yoksa Rusya’da mı olduğunu bilmiyorlar. Korkarım ki birkaç heyecanlı kimse, bölgedeki Ermenileri yalan sözlerle kandırmış, Ermeniler de bu sözler doğrultusunda hareket ederek konuyla ilgili düşüncelerini dışa vurmuş ve Müslümanlarla olan münasebetlerine zarar vermişlerdir. Buradaki bütün köylerde, iki tarafın da birbirine karşı şüphe ve güvensizlikle hareket etmeye başladıkları görülmektedir. Buna benzer bilgileri, başka kaynaklardan da duydum. Başka bir kılığa giren Rusya’daki veya başka ülkelerdeki Ermeniler, insanları isyana teşvik etmekle meşgul oluyorlar.Sf. 57

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”

    Küçük Asya (1) bölgesi bu dönemde ekonomik kriz yaşıyor, ülkenin sivil yönetimi, özellikle de adlî yapı çok kötü durumda bulunuyordu. Konsoloslar, adlî müesseselerin prestijinin bu kadar düştüğü ve adlî personelin de bu kadar ahlaksız ve satılık olduğu başka bir dönemin muhtemelen olmadığını kaydetmektedirler: “Rüşvet alımı, açık olarak en aşağı seviyedeki memurdan en yüksek seviyedeki yöneticiye kadar yayılmış bulunmaktadır. Fakirlerin de zenginlerin de işleri çok yavaş görülmektedir. Birini hapsetme veya hapis cezasının kaldırılması konusu, birçok bölgede ticarete dönüşmüştür. Tutuklanmış hırsızlar mahkeme üyelerinin himayesi altına giriyor ve üyeler, hırsızların ganimetlerine ortak oluyorlar. Suçsuz birinin aylarca hapiste kalması için sıradan bir emir çıkarmak yeterlidir. Suçlular ise cezasız bırakılıyor…”

    Kadıların düşük maaşları, görev sürelerinin (2 yıl) çok kısa olması ve bu görevi elde etme şekli, onları rüşvet almaya mecbur kılmaktadır. Bu görevi satın aldıkları için masrafları çıkarmalı ve daha sonra görevleri bittiğinde de yeni bir görev satın almaları için yeterince para biriktirmeliydiler. Vakanın ispatlanması için mahkemede iki şahidin ifadesi yeterlidir. Küçük Asya’da şahit bulmak, sorun teşkil etmiyor. Her şehirde hamam ve kahvehaneler mevcuttur ki, buralarda hangi şartlarda olursa olsun yemin etmeye hazır olan yalancı tanıklar bulunuyordu. Bu insanlar, aslında mahkeme üyeleri de dâhil olmak üzere herkes tarafından tanınan insanlardır. (2)

     Ancak bu husus, mahkeme üyelerinin bunların ifadelerini büyük bir kibirle dinlemelerine ve onların ifadelerine göre karar almalarına engel teşkil etmemektedir.

    Küçük Asya’daki İngiliz konsolosları tarafından adlî sisteme dair kaleme alınan bu ve buna benzer notlar, herkesi dehşete düşürebilecektir. Sf. 54

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1); Küçük Asya; Anadolu

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (2015); 60’lı yıllarda bile adliye binalarına yakın yerlerde, yalancı şahitlerin bulunduğu kahvehâneler olurdu. Yalancı şahide ihtiyacı olanlar bu kahvehânelerden temin ederlerdi. O dönemlerde, isim değişiklikleri, tapu anlaşmazlıkları gibi konularda yalancı şahitler kullanılırdı, mahkemeler de onlara küçük bir şahitlik ücreti öderdi. bu işin bir de fıkrası vardı; Yalancılar kahvesine giren birisine, yalancı şahit gelip soruyor; “Beyim konu nedir yardımcı olayım.” Adam; “Alacak verecek meselesi” diyor. Yalancı Şahit “O p…k senin paranı vermedi mi hâlâ.” Diyor. Adam; “Kardeş yanlış anladın borçlu olan ve vermek istemeyen benim.” Deyince, bu sefer de; “Abi verdin daha, kaç kere vereceksin.” Diyor.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Kürdistan’ın büyük şehirlerinde bulunan Ermeni pazarlarındaki malların büyük bir kısmı, Kürtlerin ihtiyaçlarına uygun olarak getiriliyordu. Açlık yıllarında tahıl stoklarını Kürtlere satan Ermeniler, onların daimi “bankacı” ve sarrafı konumundadırlar; Bu tur münasebetlerde de Ermeniler, kurban konumunda değillerdir. 

    “Ermeni olmasaydı, Kürt onu yaratırdı.” Siyasi alanda Ermeniler, Türk Hükümeti’nin kendilerine tanıdığı geniş haklara sahiptiler: kendi ana dillerini konuşuyor, örf ve adetlerini koruyor, dinî ibadetlerini yapıyor, eskiden kalan kilise uygulamalarını devam ettiriyor, küçük ücret karşılığında askerlik yapmıyor, kendi okullarını açıyor, hayırsever cemiyetler kuruyorlardı. Sf. 47

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Ermeniler, yalnızca maddî imkânlarını daha da arttırmaya çalışıyor ve bırakın hâkim Müslüman çevrelere zarar vermeyi, onlara faydalı bile oluyorlardı. Çünkü Müslümanlar ticaret ve sanayi gibi alanlara ilgi duymuyor ve bu alanlarda faaliyette bulunmuyorlardı. Türkler de onlara “bizim cici Hristiyan evlatlarımız” diyorlardı. Ermenilerin Kürtlere olan bakış açısına gelince, Kürdistan’ı gezen seyyahlar, söz konusu iki halkın birbirinden ayrı yaşayamayacakları yönünde çok doğru bir tespitte bulunmuşlardır.

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Baş Karargâhı Askerî-Eğitim Komitesi Kançılaryası Başkâtibi Albay Jilinskiy’in Akerî-Eğitim Komitesi Başkanı’na Gönderdiği 11 Ocak 1895 Tarihli Rapor.)

    Fuad Paşa’nın sözlerine göre, bu ülkedeki kargaşalar, ciddi boyutta olmayıp yabancı müdahaleyi de gerektirmemektedir. Birlikte yaşayan iki yabani halk olan Kürtlerle Ermeniler, otlaklar ve sulama yerleri gibi küçük ekonomik sorunlar yüzünden çok sık kavga ediyorlar. Özellikle Ermeniler arasında yaygın olan tefecilik, onların müşterilerini umutsuzluğa düşürüyor, iki kişi arasındaki kavga çok sık olarak büyük bir arbedeye dönüşüyor. Bunun nedeni de kavga edenin her birine millettaşlarının yardım etmesidir. Her iki halk da yanlarında her zaman silah taşıyor ve dolayısıyla kavgalar neticesinde ölü ve yaralılar oluyor. Öldürülenlerin akrabaları öç almak amacıyla karşı taraftan birilerini öldürüyor, yangınlar çıkarıyorlar. Bazen Ermeniler, bazen Kürtler galip geliyor. Ancak bu yerlerde koşuşturan İngiliz ajanları, Ermenilerin Kürtlere karşı kullandıkları şiddetten hiç bahsetmiyor, Kürtlerin vahşetini ise abartıyorlar. Sf. 46

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 46) kitabından birebir alınmıştır.

  • Belge 3 – A. M. Kolübakin, “Erzurum Ovasından Kığı, Palu, Çarsancak Üzerinden Harput’a Uzanan Operasyon Hattı (Çapakçur Üzerinden Palu’ya Uzanan Kuzey Kolu)”, Asya Türkiye’sinin Askerî ve İstatistikî Analizi İçin Malzemeler, Harput Kazası (Mamuretü’l-Aziz) – Harput Kazasının İstatistiki ve Etnografik Analizi

    e) Kazadaki Siyasi ve Sosyal Durum

    Ele aldığımız bölgede yaşayan farklı halkların konumuna baktığımızda siyasi alanda gücü, Hristiyanlar, yani Ermeniler ellerinde bulundurmaktadır. Onları Sünni Müslümanlar, yani Türklerle Kürtler ve Kızılbaşlar takip etmektedir. Sf. 31

    Girişken Ermeniler, bir taraftan sükûnet ve yurttaşlığın sağlamlaşmasından, diğer taraftan da Harput ilinin ekonomik olarak büyümesinden faydalanarak ihracat-ithalat, taahhüt işleri, tefecilik ve diğer alanlardaki faaliyetleri sayesinde genellikle illegal yollardan büyük mülkiyetlere sahip olmuşlardır. Sf. 42

    Yerel yönetimin karşı çıkmasına rağmen çok ciddi boyutlara ulaşan bu olaya ayrıca değinmekte fayda vardır. En kaliteli topraklar arasından sürülebilen yaklaşık 3.000 desyatinası,  Harputlu Ermenilerin kullanımında bulunmaktadır. Sf. 43

    İşin ilginç tarafı, Hristiyanlar, bu toprakların büyük bir kısmını şehre yakın Husik veya Huseynik adlı köyde yaşayan Türklerden satın almışlardır. Bu Türkler, bir zamanlar çok zengin olan, ancak günümüzde ahlakları bozulan ve kumar ile alkol yüzünden fakirleşen kimselerdir. Sf. 43

    Ancak Harput ile komşu olan Çarsancak ile Palu, bu bağlamda Harput kazasından pek ayırt edilmiyorlar. Özellikle Palu ile kıyaslandığında Harput’taki Ermenilerin durumlarının daha iyi olduğunu ve ahlakî açıdan daha düzgün olduklarını söyleyebiliriz. Sf. 43

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 31 ile 43 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Belge 3 – A. M. Kolübakin, “Erzurum Ovasından Kığı, Palu, Çarsancak Üzerinden Harput’a Uzanan Operasyon Hattı (Çapakçur Üzerinden Palu’ya Uzanan Kuzey Kolu)”, Asya Türkiye’sinin Askerî ve İstatistikî Analizi İçin Malzemeler, Sf. 39    (Palu’daki siyasi ve ekonomik durum)

    … Birkaç zengin Ermeni’nin etkisi burada o kadar büyüktür ki, bunlar çok zengin ve yetkin Müslüman aileleri bile etkisiz bırakıyorlar. Zengin Müslüman aileler, aşırı fanatik olup doğal olarak yönetim ve yerli mahkemelere baskı uyguluyorlar. Ancak bunların ekonomik hedeflere ulaşmadaki becerileri Ermenilerin çok gerisinde kalmaktadır. İki önemli Ermeni ailesi olan Hoşmatyanlar ile Arpacyanlar, burada kodaman ve kan emici konumundadırlar. Bunlar yalnız Ermenileri değil, köylü Kürtlerin, yani reayanın bir kısmını da baskı altında tutuyorlar. Ermeni nüfusu böylece iki taraflı bir baskı ile karşı karşıyadır. Ermeniler özellikle ekonomi açıdan yönetim, yerel Türkler ve Türkleşmiş Kürtlerin yanı sıra kendi soydaşları olan Arpacyanlar ile Hoşmatyanlar tarafından da zulüm görmektedirler. Cimrilik ve gaddarlık ile tanınan söz konusu iki Ermeni ailesinin Ermeni halkına yaptığı zulüm, Türklerinkinden daha büyüktür. Ayrıca bu iki Ermeni ailesi, memurlar ve Müslüman halk arasında da büyük etkiye sahiptir. Sf. 40

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2014); Arpacyanlar ile Elazığ’daki Arpacılar olarak bilinen ailenin bir ilgisi olabilir mi? Elazığ’daki Arpacı un fabrikası denilen ve bugün kalıntıları olan yer, eski bir büyük kilisedir. Arpacı ailesi burayı un fabrikası yapmış. 1930’lu yıllarda Elazığ’da Malatacık köyünden birisinin oğlu Avrupa’da Makine Mühendisliği okumuş ve gelip bu un fabrikasını yapmış, yaparken Arpacılar da ortak olmuşlar, fabrika bitip te üretime başlayınca işletme sermayesi gerekmiş, Arpacılar bu parayı vermeyince, o mühendis kahrından intihar etmiş. Arpacılar da bu fabrikayı ele geçirmişler.

  • Belge 3 – A. M. Kolübakin, “Erzurum Ovasından Kığı, Palu, Çarsancak Üzerinden Harput’a Uzanan Operasyon Hattı (Çapakçur Üzerinden Palu’ya Uzanan Kuzey Kolu)”, Asya Türkiye’sinin Askerî ve İstatistikî Analizi İçin Malzemeler, Sf. 39

    Genel olarak Ermeni nüfusunun durumu tatmin edicidir. Ancak ilçenin çeşitli kesimlerinde bu konuda bazı farklılıklar mevcuttur. Örneğin Kığı kasabasında ve Temran, Hupus, Herdif ve Çanakçı nahiyelerindeki Ermeni köylüleri, hiçbir baskı ile karşı karşıya olmadıkları gibi, refah içerisinde yaşıyorlar. Aralarında çok sayıda zengin de vardır. Ermenilerin bir kısmı yetkili Müslümanlarla birlikte tefecilik yoluyla köy halkını kendileri için çalıştırıyorlar. Tefecilik tüm Asya Türkiye’sinde olduğu gibi burada da çok yaygındır. Sf. 39

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Ivanov’un İstanbul’daki Rus Büyükelçisine Gönderdiği Rapordan Alıntı, (31 Mayıs 1879) Zeytun Ermeni Meselesine Dair;)

    Bölgeye Çerkezlerin yerleştirilmesi konusu, İstanbul, Maraş ve Zeytun’da konuşuluyor. Bu önlem aslında en yararlı adım olarak görülüyor, ancak bunun için müsait zamanı bekliyorlardı. Kaymakam ile kadı’nın tutumları böyle bir ortamı yaratacak, savunmasız her ülkeyi boşaltmaya hazır olan Çerkezlerin gelişi ise dışarıdan müdahaleyi de beraberinde getirecektir. Sf. 35

    Yukarıdaki bütün söylenenlerden de anlaşılacağı üzere Zeytun meselesinde üç taraf vardır: İstanbul Ermenileri, İngiltere ve Osmanlı Devleti. İstanbul Ermenileri ile İngiltere’nin çıkarları, söz konusu hareketlerin Türkiye’ye karşı olması ve Rus Kafkasya’sında siyasi istikrarsızlık yaratma isteği gibi konularda uyuşmaktadır. Bundan dolayıdır ki, Osmanlı’nın çıkarı, diğer iki tarafın çıkarlarının tam zıddıdır. Osmanlı, Zeytun meselesini kati surette kapatmak, bu meselenin Avrupa’nın müdahalesini gerektirecek seviyeye ulaşmasını ve ayrıca Asya topraklarında Osmanlı’nın yıkılışını hızlandıracak yeni siyasi bir özerk oluşumun ortaya çıkmasını engellemek istiyor. Sf. 37

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 35 ile 37 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Ivanov’un İstanbul’daki Rus Büyükelçisine Gönderdiği Rapordan Alıntı, (31 Mayıs 1879) Zeytun Ermeni Meselesine Dair;)

    Kendisinin Ermeni olduğunu söyleyen ve gerçekten de soyu ve ait olduğu din dolayısıyla Türklerden ziyade Zeytun’a daha sıkı bağlı olan Nuriyan Efendi, Bab-ı Ali komiseri olarak Ermeniler için beklenenlerden daha çok şeyin yapılacağına dair söz vererek, Zeytunluları kayıtsız şartsız itaat etmeleri, sultanın şefkat ve cömertliğine inanmaları ve Mazhar Paşa’yı iyi bir şekilde kabul etmeleri konusunda ikna etti. Sf. 33

    Zeytunluların en cesur ve basiretlisi olan Babik, Nuriyan Efendinin sözlerine inanmayarak itaat etmeyi reddetti ve fikir birliği olmadığından da 30 kişilik grubuyla dağlara çekildi. Neticede Zeytun itaatini bildirdi ve din adamları ile koronun refakatinde komiserler Zeytun’a girdiler.

    Mazhar Paşa sevinçle şehre girdi ve Türk hâkimiyetini yeniden tesis etti. Ermenilerin tüm beklentilerine rağmen kaymakam ile kadıyı Türkler arasından seçti, Türklerin başkanlığında idari ve bidayet mahkemeleri kurdu, Zeytun yakınlarındaki tepenin üstüne de kale veya 1.000 kişilik kışlanın inşa edilmesini emretti. Sf. 34

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Lundekvist’in Kafkasya Askerî Bölge Karargâh Başkanı’na Gönderdiği Gizli Mektuba Ek Olarak Yazılan Not (10 Ekim 1879) Zeytun Ermeni Meselesine dair;)

    Ayrıca Ermeniler, Zeytunluların damarlarında, Müslümanların kılıcından kurtulmak için dağlara sığınan Leon’un taraftarlarının kanının aktığına inanıyorlar.

    Derebeylik sisteminin yerini alan Tanzimat, ne Zeytun, ne de buraya bitişik olan Hozandağı’na dokunmuştur. Daha 1861 yılında Torosların bu bölümü, bir nevi cumhuriyet konumundaydı. Şöyle ki, buranın yönetimi dört ağanın elinde olup, bunlar Ermeniler tarafından seçiliyor ve Zeytun’da bulunuyorlardı. Onlar sadece Sis Katolikosu’na bağlılığı kabul ediyorlardı. Bu Katolikos, Azaba soyundan gelenler arasından seçiliyordu. Söz konusu ağalar Türk Hükümeti’ne 15 bin kuruş haraç ödüyor, komşuları olan güçlü Hozandağı derebeyleri ile dostluk kuruyor ve her zaman tam hazırlık içerisinde bulunarak kendilerine ve özgürlüklerine yönelik bütün hareketleri başarıyla püskürtüyorlardı. Sf. 30

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lundekvist’in Kafkasya Askerî Bölge Karargâh Başkanı’na Gönderdiği Gizli Mektuba Ek Olarak Yazılan Not (10 Ekim 1879) Zeytun Ermeni Meselesine dair;

    Fransa’nın 1861 Maraş Olayı’na dâhil olması ve Derviş Paşa’nın 1865’te Hozandağı’na askerî operasyon gerçekleştirmesi sonucunda Zeytun’un statüsü ilçe statüsüne gerilemiştir. Hükümet, buraya Türklerden bir kaymakam (Mart 1867) ve kadı tayin etmiş, iki mahkeme oluşturmuş, 200 bin kuruş vergi ödemeye mecbur etmiş ve kadastro sistemine tâbi tutmuştur. İşte bugünkü isyanlara yol açan musibetler zinciri böyle başlamıştır.

    Herkesin beklediği gibi Zeytun, kendisinden istenilen vergileri ödeyemedi. Ermeniler, tarım ile hayvancılığa yatkın olmadıkları gibi, bölgenin kendisi de buna çok az imkân tanımaktadır. Burası aslında Ermenilerin “Karadağı” olup, yerli dilde de aynı manaya gelen “Sev-Ler” adıyla zikredilmektedir. Zeytun’da yalnızca üzüm bağları, meyve bahçeleri ve demir cevheri mevcuttur. Ancak en yakınlarındaki Maraş şehri ile bile ulaşım yolları konusunda zorluk çekildiğinden ne meyveler, ne de demir cevheri pazarlanabiliyor. Ticaret gelişmemiş, fabrikalar kurulmamış, maaş ve gelirler çok düşüktür. Bütün halk, fakirlik içerisindedir. Vergilerini ödeyememeleri, onların borçlanmalarına neden olmuştur. Borçlar ise kendileri için doğrudan hapishanelerin kapılarını açmaktadır. Hapishaneler her geçen gün kalabalıklaşmakta, şikâyetler artmaktadır. Sf. 31

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 31) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lundekvist’in Kafkasya Askerî Bölge Karargâh Başkanı’na Gönderdiği Gizli Mektuba Ek Olarak Yazılan Not (10 Ekim 1879) Zeytun Ermeni Meselesine dair;

    Zeytun, Toros Dağları’nın öyle bir kısmında yer almaktadır ki, burada tarih boyunca hiçbir hükümet, tam hâkimiyet sağlayamamıştır. Bu bölgede genellikle Ermeniler yaşamıştır. Haçlı seferlerinin başlangıcında Ermeniler burada kendi krallıklarını kurmuş ve bu krallık burada XIV yüzyılın sonuna (1374) kadar varlığını devam ettirmiştir. Memlukler, onların son çarı olan VI. Leon’u birkaç kez mağlup ettikten sonra krallığa son vermişlerdir. Bundan sonra bölgenin hâkimiyeti ise Karamanoğullarına, onlardan da Osmanlılara geçmiştir. Sf. 30

    Ayrıca Ermeniler, Zeytunluların damarlarında, Müslümanların kılıcından kurtulmak için dağlara sığınan Leon’un taraftarlarının kanının aktığına inanıyorlar.

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Lundekvist’in Kafkasya Askerî Bölge Karargâh Başkanı’na Gönderdiği Gizli Mektuba Ek Olarak Yazılan Not (10 Ekim 1879) Zeytun Ermeni Meselesine Dair Not😉

    Yakın geçmişte bizim mağlubiyetimizle sonuçlanan Türk-Rus Savaşı’nın meyvelerinden faydalanmak isteyen İstanbul Ermenileri, 1878 yılında birkaç kişiden oluşan delegeyi Berlin’e göndermişlerdir. Ermenilerin amacı, Berlin Konferansı’nda Türk Ermenistan’ı için büyük devletlerin garantörlüğünde ve Lübnan örneğinde özerkliğin tanınmasını sağlamaktı. Sf. 25

    Katolikos’un Rusya ile geliştirdiği iyi münasebetlerinin bozulması, İstanbul Ermenilerinin ana amacı hâline gelmiştir ki, onlar Mateos’un halefi IV. Kevork (l865-1866)’dan Rus tebaası olacağına dair yemin etmemesini ve kiliselerde imparator Hazretleri’nin adının zikredilmemesini istemişlerdir. Yaptığımız görüşmeler, bu isteklerin reddedilmesiyle sonuçlanmış, ancak gelecekte tekrar gündeme getirilmesine engel olunamamıştır. Sf. 28

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 25 ile 28 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ben Türküm” diyorsun, sen Türk değilsin.

    Ben İslâm’ım” diyorsun, değilsin İslam.

    Ben ne ırkım için senden vesika,

    Ne de dinim için isterim i’lâm.

    Türklüğe çalıştım zevkim için

    Ummadım bu işten asla mükâfat

    Bu yüzden bu kadar felâket çekdim.

    Hiç bir an esefle demedim heyhat

    Hattâ ben olaydım Kürt, Arap, Çerkez,

    İlk gayem olurdu Türk milliyeti.

    Çünkü Türk kuvvetli olursa mutlaka

    Kurtarır her İslâm olan milleti.

    Türk olsam olmasam ben Türk dostuyum.

    Türk olsan olmasan sen Türk düşmanı

    Çünkü benim gayem Türkü yaşatmak

    Senin öldürmek her yaşayanı

    Türklük hem mefkûrem hem de kanımdır.

    Sırtımdan alınmaz çünkü kürk değil

    Türklük hadimine Türk değil diyen

    Soyca Türk olsa da piçdir Türk değil.

    Ziya Gökalp

    Sf. 425

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 425) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine Mehmet Şerif’in Varto Tarihi (Sf. 34-35) de; “Büyük Halik cismani şekilde ilk önce Adem’i yaratmış, Muhammed Alinin nurunu ona emanet bırakmış, bu nur bütün peygamberleri dolaşarak Abdülmuttalip’de ikiye ayrılmış nübüvvet kısmı hazreti Muhammed’e ve imamet kısmı da hazreti Aliye geçmiş, bu bölünen nur Fâtıma’da tekrar birleşmiş İmam Hasan ve İmam Hüseyin ile 12 İmamda dolaşarak son imam olan Mehdi’de karar kılmıştır. Mehdi ise Sermanrey kasabasında sır olmuş kıyamette zuhur edecektir” diyor. Alevilerdeki meşhur imamet olayları işte bu inanıştan doğmaktadır. Sf. 409

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 409) kitabından birebir alınmıştır.