Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bizim demokrasimiz, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemleri dâhil, “yukarıdan ve dışarıdan” sıfatlarını taşıyacaktır. Türkiye demokrasisi, emperyalist koşullar içinde, daha çok dışarıdan (Batı’dan) getirilip Türkiye toprağına dikilen yabancı bir bitki gibidir. Tarihî yapısıyla Türkiye’de demokrasi şimdiki bir biçimde çiçek açabilirdi. Sf. 83

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • CHP içinde demokrasi yoktur.

    Esas niteliği bürokratik yönetimden alan CHP içinde bürokratik merkeziyetçi gelenek yaşamaktadır. Sf. 77

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Asya’da, Ön Asya’da bu mekanizmayı mükemmelleştiremeyen ve ikta verme işlerini kan bağlarıyla yürütmek isteyen hükümdarlıklar uzun ömürlü olmamışlardır. Osmanlıların başarılarından biri de buradadır (kulluk sistemi).

    Fatih Sultan Mehmet’in 20.000 kadar özel mülk halindeki köye ya da malikâneye el koyup tımarlı hale getirişi gibi. Sf. 59

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yeni hipotezle, ilk canlı organizmanın cansız (inorganik) maddelerden meydana geldiği ve ilk canlının besinini yapmayan ilkel bir organizma olduğu kabul edildi ve Dünya’nın ilkel atmosferi varsayıla geldiği gibi oksijen bakımından zengin değildir. Halen diğer gezegenlerde olduğu gibi, fazla miktarda hidrojen, metan, amonyak ve karbondioksitin organik kimyasal maddelere dönüşmesi ve fotosentezin yavaş yavaş gelişmesi, oksijenin serbestleşmesi ile olmuştur; yani Dünya gelişmiştir. Geçmişin koşullarını doğal olarak tekrar yaşamamaktadır. Sf.16

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doğrudan üreticiler genel olarak tımar (ikta) sistemi ile gözetilip denetlenecektir. Tımar sahibi, köylülerin tasarrufuna bırakılmış toprak düzenine müdahale edemez. Köylü, ailelerine (Osmanlı reayası: Müslüman, Hıristiyan) verilmiş sınırlı toprak içinde kapalı tarla sistemi ile serbest çalışır. Oysa Avrupa’da feodal lord kendisi çiftçi olarak geniş toprağını serf aileleri arasında olduğu gibi, ürünler arasında da yeniden düzenleyebilir; açık tarla sistemi. Coğrafyanın da uygunluğu ile Kuzey ve Batı Avrupa bu özellik sebebi ile bir yılda üçlü rotasyona geçebilmiştir. İşte bu yolda, kırsal bölgede meydana gelen üretim artışına tarım devrimi denecektir Avrupa feodalitesinde. Sf. 55

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.

  • “İstila, hem istilâ edenin ve hem de edilenin üretim biçimlerinde değişime sebep olur”. Yeni sınıf ve hâkimiyet ilişkilerinin dolayısıyla yeni bir toplumsal yapılar bağlantısı ile yeni bir bütün oluşur. Güç, yenisine gebe her eski toplumun, ebesidir. Gücün kendisi bir ekonomik iktidardır”. Sf. 51

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • Meselâ Copernicus devrimi bilimin bir açmaza geldiği bir zamanda oldu. Evrenin merkezi olarak arzı almak ve evrenin arz etrafında döndüğünü kabul etmek meseleleri çözmüyor ve bilimde gelişme olmuyordu. Copernicus, kendi hipotezi ile Dünya’yı daha doğrusu gözlemciyi evrenin merkezi diye almaktan çıkardı, durumu tersine çevirdi; yani evren sabit iken Dünya’nın (ya da gözlemcinin) döndüğünü ileri sürdü. Bu bilimde Copernicus devrimidir. Sf. 20

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 20) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Vücut, akıl ve toplum üçlüsünden kültür gelişir. Toplum olmaksızın insanın aklî güçleri hiçbir zaman olgunlaşamaz. Aklî güçlerin dönüşümü topluma bağlı kalır.” Sf. 15

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 15) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evrende mutlak hareket (absolute motion) yoktur. Yani, işaret edilmiş iki nokta arasındaki mesafe aynı kalmaz. Çünkü ikisinin relatif hareketi vardır. İkisinin birbirine göre hareketsiz olması hali, ancak mutlak hareketi temsil ederdi. Oysa evrende devamlı olan her şeyin kendine her anda spesifik hareketidir. Sf. 11

    Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Müslümanların yönetimi altında İspanya Yahudileri zenginleşerek varlıklarını sürdürdüler. Magripli Müslümanlar, Yahudilere karşı çok merhametli davrandılar. Müslümanlar, Kurtuba, Gırnata ve Toledo gibi elde ettikleri şehirlerin yönetim birimlerini genellikle Yahudilere bıraktılar.

    Yahudi tüccarlar ve onların ticareti cesaretlendirildi, teşvik edildi ve başarılar elde ettiler. Yahudi ve İslam düşüncesi birlikte yeşererek birbirlerini desteklediler, içlerinde Kurtuba’nın da bulunduğu, Müslümanların İspanya’da başkent olarak seçtiği kasabaların çoğunun nüfusu büyük oranda Yahudi’ydi. Sf. 470

    Alıntı; Tapınak Şövalyeleri (Savaşçı Keşişler Tarikatı, Kutsal Kan, Kutsal Kâse) – Michael Baigent, Richard Leight, Henry Lincoln, (Nokta Yayınları, 3. Baskı Mart 2004 – Sf. 470) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anlamlı bir tablo ortaya çıkarmak için detayla ilgili parçaları dikkatlice incelemeliydik. Merovenj’lerde Musevi etkisi olup olmadığını belirlemek zorundaydık. Merovenj krallarının anti-semitik olmadığı açıkça görülmektedir. Tam uyumlu görünmelerine karşın, Roma kilisesinin keskin protestolarına rağmen, hükümranlığı altındaki topraklarda Yahudilere karşı kesin bir sempatileri vardı. Yahudilerle karşılıklı evlilikler sık sık olan şeylerdi. Özellikle güneydeki Yahudilerin çoğu büyük gayrimenkullere, arazilere sahiptiler. Sf. 466

    Alıntı; Tapınak Şövalyeleri (Savaşçı Keşişler Tarikatı, Kutsal Kan, Kutsal Kâse) – Michael Baigent, Richard Leight, Henry Lincoln, (Nokta Yayınları, 3. Baskı Mart 2004 – Sf. 466) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ortodoks Hıristiyanlığa en tehlikeli tehdidi oluşturan Arius’un sapıklığı idi. Arius 318 yılında İskenderiye’de kilise ileri gelenlerinden bir papazdı. 335 yılında öldü. Arius’un Ortodoksluk ile olan anlaşmazlığı oldukça basit ve tek bir konudaydı. Arius İsa’nın tümüyle ölümlü olduğunu, ilahi olmadığını, ilham edilen bir öğretmenden başka bir şey olmadığını savunması tek ayrılık noktasıydı. Bedende cisimlenmeyen, vücut bulmayan, rezilliğe izin vermeyen, yarattığı dünyanın ellerinde ölmeyen ulu, her şeye kadir tek bir Tanrı fikrini ortaya atan Arius, Hristiyanlığı fiilen, esas olarak, Musevilik çerçevesi içine oturtmuştur. Arius İskenderiye’de yerleştiği için oradaki Musevi öğretilerinden etkilenmiş olabilir. Mesela Yahudi Ebionit Mezhebinin öğretilerinden etkilenmiş olabilir. Aynı zamanda Ariancılığın ulu Tanrısı Batıda geniş kabul gördü. Hıristiyanlık artan oranda laik (seküler) dünyevi güç elde ederken, böylesi bir Tanrı da halk için artan oranda çekici olmaya başladı. Krallar ve otorite sahipleri, böyle bir Tanrı’yı şehitliğe ve dünyevi işlerle kontak kurmaktan sakınan, tepki göstermeyen, pasif, uysal bir ilah olarak seve seve sunabileceklerdi. Ariancılık (Aryanizm) 325 yılındaki İznik konsilinde mahkûm edilmesine rağmen, Konstantin özellikle yaşamının sonunda devamlı Ariancılığa karşı hoşgörülü olmuştu. Sf. 462, 463

    Alıntı; Tapınak Şövalyeleri (Savaşçı Keşişler Tarikatı, Kutsal Kan, Kutsal Kâse) – Michael Baigent, Richard Leight, Henry Lincoln, (Nokta Yayınları, 3. Baskı Mart 2004 – Sf. 462, 463) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sapkınların en çok üne sahip olanı Mitharaik, Zerdüştlük gnostik (1) ve Hristiyanlıktan etkilenen Maniheizm’di.

    Bu mezhep, MS. 214 yılında Bağdat yakınlarında Persli bir kral ailesinden olan Mani adına birisi tarafından kuruldu. Genç Mani, babası tarafından zahitlik ve dinî açıdan evlenmemeyi ilke edinen, vaftiz edilme ve beyaz cübbeler giyilen bir mezheple (muhtemelen gnostizm idi) (1) tanıştırıldı. Sf. 460

    MS. 240 dolaylarında Mani, İsa’nın şifa, dağıtma ve dualarla cinleri defetme gibi ruhani konularda kazandığı üne benzer şekilde öğretilerini yaymaya başladı.

    Taraftarları onu “Yeni İsa” diye lanse ettiler ve onun bakire bir anneden doğduğunu (çünkü o sıralar böylesi bir övgüye erişmenin ön şartı bakire anadan doğmaydı) iddia ettiler. Mani aynı zamanda “kurtarıcı”, “havari”, “aydınlatıcı”, “Rab”, “Kılavuz”, “ölü diriltici”, “kaptan” olarak da adlandırıldı.

    “Kaptan (dümenci)” ve “kılavuz” isimleri oldukça anlamlıdır. Çünkü bu iki isim Fransızca’da aynı anlama gelen “Nautonnier” (Denizci) ye benzemektedir. Bu iki unvan resmi olarak Sion Manastırının Büyük Üstatları tarafından da kullanılmaktaydı. Sf. 461

    Alıntı; Tapınak Şövalyeleri (Savaşçı Keşişler Tarikatı, Kutsal Kan, Kutsal Kâse) – Michael Baigent, Richard Leight, Henry Lincoln, (Nokta Yayınları, 3. Baskı Mart 2004 – Sf. 460, 461) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2007); Gnostizm; Tanrısal ve mutlak bilgiye sezgi ile ulaşılabileceğini savunun Hristiyan mezhebi.

  • Zamanın üçüncü büyük sapkını; MS 120-130 yılları arasında İskenderiye doğumlu bilgin Basilides’di. Basilides hem İbrani yazmalarına hem de Hıristiyan İncillerine aşinaydı. Aynı zamanda Mısır ve Helenistik düşüncesine de meraklıydı. İncillere yirmi dörtten fazla yorum kattığı sanılmaktadır. Irenaeus’a göre, Basilides en çirkin sapkınlığı yaymıştı. Basilides, çarmıha germenin yalan olduğunu, İsa’nın çarmıhta ölmediğini, kendi yerine Sirene’li Simon’un çarmıha gerildiğini iddia etmekteydi. Böyle bir iddia tuhaftı. Bu iddialar o zamanlar olağanüstü bir şekilde savunulacaktı. Yedinci asırda inen Kur’an da aynı iddiayı savunarak çarmıhta İsa yerine doğu Libya’da Sirene’li Simon’un öldüğünü ileri sürmekteydi. (1) Sf. 454

    Alıntı; Tapınak Şövalyeleri (Savaşçı Keşişler Tarikatı, Kutsal Kan, Kutsal Kâse) – Michael Baigent, Richard Leight, Henry Lincoln, (Nokta Yayınları, 3. Baskı Mart 2004 – Sf. 454) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2006); Nisa suresi 157 ve 158. Ayetler; “157- Ve `Biz Allah’ın resulü Meryemoğlu İsa-Mesihi öldürdük’ demelerinden ötürü. Oysa O’nu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler. Fakat kendilerine öyle göründü. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler bu konuda tam bir kuşku içindedirler, bu konudaki bilgileri sadece sanıya uymaktan ibarettir. Yoksa onu kesinlikle öldürmediler.” 158- “Tersine Allah, O’nu kendi katına çıkardı. Hiç şüphesiz Allah üstün iradeli ve hikmet sahibidir.

  • Buna karşın İncillerde bazen İsa’ya saldırgan, militarist bir tavır gösterir. Acemice yazılan ünlü bir pasajda, İsa’nın “barış için değil savaşmak için geldiğini” söylemiştir. Luka İncilinde, İsa silahı olmayanın silah almasını islemektedir. (Luka 22: 36) ve İsa hamursuz fısıh yemeğinden sonra silahlanıp silahlanmadıklarını gözden geçirir. (Luka 22: 38). Dördüncü İncil’de Simon Petrus, İsa tutuklandığı zaman bir kılıç taşıdığından bahsetmektedir. Bu referansları uysal, pasif bir kurtarıcı olarak anlatılan birisiyle uzlaştırmak zordur. Sf. 444

    Alıntı; Tapınak Şövalyeleri (Savaşçı Keşişler Tarikatı, Kutsal Kan, Kutsal Kâse) – Michael Baigent, Richard Leight, Henry Lincoln, (Nokta Yayınları, 3. Baskı Mart 2004 – Sf. 444) kitabından birebir alınmıştır.

  • Konstantin iyi bir Hristiyan olmadığı halde, sonraki söylentiler düzen ve birlik adına ondan Ortodoks Hıristiyanlığının statüsünü oluşturan kişi diye anlatılır. MS. 325 yılında Konstantin İznik Konsili’ni topladı. Bu konsilde paskalya yortusunun tarihi belirlendi. Kurallar, rahiplerin çizdiği çerçevede belirlendi ve böylece güç kendini konsillerin elinde topladı. En önemlisi İznik konsilinde İsa’nın bir Tanrı olduğuna, ölümlü peygamber olmadığına oy birliğiyle karar verildi. Sf. 438

    Alıntı; Tapınak Şövalyeleri (Savaşçı Keşişler Tarikatı, Kutsal Kan, Kutsal Kâse) – Michael Baigent, Richard Leight, Henry Lincoln, (Nokta Yayınları, 3. Baskı Mart 2004 – Sf. 438) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu kişiler Roma savcısına kolayca rüşvet vererek, yolsuzluk yaparak İsa’ya ihanet ederek sahte bir çarmıha germeyi düzenlemiş görünüyorlar. Bunu da özel yerlerde ulaşılması güç, birkaç kişiyle planlamışlardır. İdam hükmü İsa’nın yerine bir vekile uygulanmıştır. Veya rahip-kralın kendisi aslen ölmemiştir. Akşam karanlığına doğru, görüntülerin net seçilemediği bir saatte ceset, tam vaktinde bitişikteki bir mezara kaldırıldı. İki veya üç gün sonra da “mucizevi olarak” kayboldu. Eğer senaryomuz doğru idiyse, o zaman İsa nereye gitti? Başından beri hipotezimiz de kan bağıyla ilgili kılınırken bu soruya verilecek cevabın özel bir önemi yoktu. Bazı İslam ve Hint hikâyelerine göre İsa sonunda doğuda bir yerde (çoğunlukla iddia edildiğine göre Keşmir’de) olgun bir yaşta öldü. Diğer yandan, Avustralyalı bir gazeteci İsa’nın M.S. 74 yılında Romalıların eline geçen Masada’daki bir kalede öldüğünü ileri sürerek entrika kokan ikna edici bir tartışma ileri sürdü. Bu sıralar da İsa seksen yaşına yaklaşmış oluyordu.

    Elde ettiğimiz bir mektuba göre, Rennes Şatosu’nda Berenger Sauniere tarafından bulunan belgeler İsa’nın M.S. 45 yılında hayatta olduğu “tartışılmaz gerçeklerden” idi. Fakat nerede olduğu hakkında ipucu yoktur. Bir ihtimal de İsa’nın Mısır’da ve özellikle İskenderiye’de olabileceğidir. Sf. 425, 426

    Alıntı; Tapınak Şövalyeleri (Savaşçı Keşişler Tarikatı, Kutsal Kan, Kutsal Kâse) – Michael Baigent, Richard Leight, Henry Lincoln, (Nokta Yayınları, 3. Baskı Mart 2004 – Sf. 425, 426) kitabından birebir alınmıştır.

  • Arimethea’lı Yusuf hakkında çok az bilgi mevcuttur. İncil’ler Yusuf’un, İsa’nın gizli bir öğrencisi olduğunu, çok zengin olduğunu ve Roma yönetimi altındaki Kudüs’ün Musevi toplumunu yöneten Yahudi Ulular Meclisi Sanhedrin’e dâhil olduğunu kaydetmektedir. Öyle görünüyor ki Yusuf oldukça etkili birisiydi. Sf. 424

    Alıntı; Tapınak Şövalyeleri (Savaşçı Keşişler Tarikatı, Kutsal Kan, Kutsal Kâse) – Michael Baigent, Richard Leight, Henry Lincoln, (Nokta Yayınları, 3. Baskı Mart 2004 – Sf. 424) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir kurbanın, ellerinden asılıyken, nefes alması imkânsızdır. Kurbanın ayakları haça sabitlenmedikçe kişinin göğsündeki basınç ortadan kalkacak ve rahatlayacaktı. Fakat can çekişmesine, şiddetli acıya rağmen, ayaklarından sabitleştirilip asılan bir adam genellikle en azından bir veya iki gün hayatta kalabilecekti. Gerçekten mağdurun, bitkinlikten, susuzluktan veya eğer çivi kullanıldıysa kan zehirlemesinden ölmesi en fazla bir hafta alacaktı. Sf. 419

    Dördüncü İncil’e göre, İsa’nın ayakları haça çakılmıştı. Böylece göğüs kaslarındaki basınç ortadan kalkıp vücut serbest hale gelmişti. Bu nedenle teorik olarak en azından iki veya üç gün ölmemesi gerekirdi. Sf. 420

    Alıntı; Tapınak Şövalyeleri (Savaşçı Keşişler Tarikatı, Kutsal Kan, Kutsal Kâse) – Michael Baigent, Richard Leight, Henry Lincoln, (Nokta Yayınları, 3. Baskı Mart 2004 – Sf. 419, 420) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu olay doğru olsa bile kaçınılmaz gerçek şu ki; İsa, Roma yönetimi, Roma mahkemesi, Roma mahkûmiyeti, Roma askeri ve Roma infazının bir kurbanıydı. Bu infaz ki sadece Roma’nın düşmanlarına uygulanan bir şeydi. İsa’nın çarmıha gerilmesi Yahudiliğe karşı suçlardan değil imparatorluğa karşı işlenen suçlardan dolayıdır. Sf. 415

    Alıntı; Tapınak Şövalyeleri (Savaşçı Keşişler Tarikatı, Kutsal Kan, Kutsal Kâse) – Michael Baigent, Richard Leight, Henry Lincoln, (Nokta Yayınları, 3. Baskı Mart 2004 – Sf. 415) kitabından birebir alınmıştır.