Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • ‘‘Tanrı kâinatı yaratmazdan önce Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve 12 İmam’ın ruhlarını yaratmış kendi nurundan bunlara nur vermiş. Bunların hatırı için cihanı ve diğer ruhları yaratmıştır.” diyor ve sonra Kur’an’dan ayet getirmek suretiyle bu inanışı İslami bir şekilde yorumlamaya çalışıyor.” (Sf. 36)

    “Alevi ve Bektaşilere göre dünya var olmadan önce yeşil kandildeki Remzi Elest’de Hak, Muhammet, Ali, arasında olan Bu esrarı ezeli Peygamberin zuhurunda meydana çıkmış ve miraç yolundan sonra aralarında konuştukları gizli sırdan Şi’a – dost mezhebi şeklinde Muhammed Ali yaranları arasında yayılmış ve Peygamberin ehlibeyti ile beraber buna kırk kişi iştirak etmiştir ki bunlara kırklar denilmiştir.” Şeklindeki açıklamasında bizim, Porikli derviş kadar da ileri gidememiştir. Sf. 408

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 408) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zira gerek Porikli Derviş ve gerek Göbürgeli Baba, Bektaşilerde hizmet etmiş olduklarından Caferi mezhebi ile Bektaşilik arasındaki bazı farklar dolayısıyla bunu bir Bektaşi inanışı olarak da düşünmek mümkün olur. Mesela bu ayrılıklar arasında en mühimi Bektaşilerde babalık belden değil elden gelir. Yani veraset sureti ile babadan oğula geçmez Hizmet ve liyakat ile teslim taşma ve kemere hak kazanılarak baba olunur. Hâlbuki Caferi mezhebinde Seyitlik, iddiasında olan babalar bir nesil takip eder ve gûya sülaleleri 12 imama, dayanır. Kutsallık iddiası da buradan gelir Bektaşilerde ise bu kutsallık Tenasüh yani ruh atlaması ile olur bunu burun kanı deyimi ile açıklamağa çalışırlar.” Sf. 408

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 408) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Veysi Turan’ın ‘Nazım Ve Nesir Hazreti Virani Baba’ adlı kitabının 78 ve 79 sayfaları)

    Nazar eyle eya talip, Alidir cümle zat ullah

    Ali şanında saddakna, Ali nuruna eyvallah

    Ali ateş, Ali bad, Ali ab, Alihak

    Ali Fikir, Ali Akıl, Ali aşk ve hayatullah   

    Bu nazmı ile Viranî; Alinin Allah’ın kendisi olduğunu tasdik ederek Ali nuru olan Muhammed’e de eyvallah diyor ve dünyada mevcut bütün kudretleri Ali’de topluyor. Çünkü Oğuz Türklerinin Bir tanrısı Gök tanrısıdır. (Şamanizm 27) Caferi mezhebi tek varlıkta toplanmayı Vahdeti Vücudu şu şekilde anlatmağa çalışır ”Ali ve Muhammed otururlarken ruhu Fatıma olan Hızır aralarına girdi, başlar üç görünürken ayaklar iki göründü” Sf. 407

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 407) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine Porikli dervişe göre Ali, ay; Hasan ile Hüseyin de Şehper, Şehper diye belirtilen yıldızlar olduğuna göre gün’ün yani güneşin de açıklanması gerekir. Bu da her halde Sünni akidelere aykırı geldiği ve Kur’an’ın açık anlamında adı geçmediği ve Hristiyanlıktaki teslis (üçleme) şüphesini uyandıracağı korkusu ile adı gizlenen Hızır’dır. Aralarında “Ah Muhammed, Hızır” diye adlandırılan bu birlikte birde Hazreti Hızır bulunmaktadır. Kanaatımca Bektaşi ve Kızılbaş sırlarından biri de budur. Bunu da Oğuz efsanesi ile karşılaştıracak olursak Gök Tanrısı ile Yersup Tanrısını yaratan Ana tanrıçaların ruhuna karışan Oğuzdan başkası olamaz.

    “Nazım ve Nesir Hazreti Virani Baba” eseri (s. 47) de “ey talip, fehm eyle ki Namaz dahi besmele adedince Üçtür Salat-ı Hızır, Salat-ı Sefer, Salat-ı Cuma” burada Hızır’dan ilk varlık (Zat-ı evvel) diye söz edilmektedir ki (Hak, Muhammed, Ali) üçlemesinde Hakkın adı Hızır olmaktadır. Sf. 406

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 406) kitabından birebir alınmıştır.

  • Uzun müddet Hacı Bektaş dergâhında hizmet ettikten sonra köyüne dönen ve çevresinde oldukça saygı toplayan Pülümür’ün Fem köyü halkından Porikli (1) Derviş adında okuryazar olmayan bir zatın söz arasında açıkladığına göre: “Âlem bir kubbedir. Bu kubbenin altı duman üstü dumandır. Havada yalnız bir ışık, bir nur, bir yeşil kandil vardır. Bu kandil hazreti Fatıma’dır ve bunun her tarafı nur içindedir. Başında Muhammed taç idi. Ali belinde bağlanmış kemer. Hasan, Hüseyin Şehber, Şehper idiler” Sf.405

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 405) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKAKL’IN NOTU (1) (2014); Por Zazaca saç demek, porikli saçlı demek. Harput’ta porik kelimesini saçın kenarından uzanan bukleler için kullanırlar.

  • Dersim’in Kızılbaş Zazalarının gizli kutsal kitabı Dürrü Meknun’dur. Sf. 405

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 405) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dokuz senelik Pülümür Kaymakamlığım ve iki yıldan fazla Tunceli Valiliğim esnasında uzun bir zaman aralarında kendilerine çok yakın ve dost olarak bulunduğuma rağmen, inanışları ve ayinleri hakkında hemen hemen hiçbir şey öğrenemediğimi ve sır denilen şeyi; (muhip) yani dini inanışlarına saygı besleyen biri olarak tanınmama rağmen çözemediğimi açıklamak zorundayım. İnanışları ve ayinleri hakkında bu kesin sessizliğin halkta yaratılmış olan şuur altı bir korkudan ileri geldiğini sanmaktayım. Sf.404

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 404) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu hâl öğrenilince üçüncü umumî müfettiş ve Tunceli Vali ve Komutan Kor General Abdullah Alpdoğan’ın emriyle yüzlerce bu çeşit ad yeniden değiştirilerek nüfusça kaydı yapılmış Ermenice adlarının kullanılması yasaklanmıştır. Sf. 143

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 143) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ermeni misyonerler yaptıkları telkinlerde her vakit Ermenilerle Kürtlerin aynı soydan olduklarını ileri sürer ve zorla Müslüman yapılmış olmalarını hâlâ Hıristiyanlık inanışlarını değiştirerek koruduklarını öne sürerlerdi. Onların inanışta birleştiklerini söyledikleri Alevilerin Allah, Muhammet, Ali den çıkan, bir Allah, felsefesini Hıristiyanların ruh, ibin (oğul), Kudüs şeklindeki üçlemelerine benzetirler ve sizinle bizim aramızda yalnız bir sünnet farkı vardır. O da size zorla kabul ettirilmiştir derlerdi. Sf. 142

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 142) kitabından birebir alınmıştır.

  • Herodot “İranlılar kadar yabancı memleketlerin adetlerini kapan bir millet yoktur. Bunlar Medlerin giyinişini üstün kabul ederek bunu almışlar. Harpte, Mısırlılar gibi göğüs levhası taşırlar, her hangi bir sefahet (sefih, aşağılık) haber alırlarsa, onu hemen benimserler” demektedir. Sf. 125

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 125) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kürtler de Kürdistan dedikleri zaman Çemişgezek’i (yani (Dersim’i) murat ederler” diyor. Sf. 120

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şerefname’den başlayarak birçok yazarlar Kürtleri dört ana bölüme ayırmaktadırlar. Onlar da: Lur, Kelhur, Guran, Gurmançlardır.

    Lur ve Kelhurlar bugün, Türkiye sınırları dışında İran ve Irak’ta bulunmaktadır.

    Guranlar ile (ki bunlara, İslâm Ansiklopedisi Zazalar da diyor.) Gurmançların çoğunluğu Türkiye sınırları içindedir.    

    Aslına bakarsak Guranlarla Gurmançlar da aynı soydandır. Zira Guran Farsça (An) çoğul eki almış Gurlar demektir.

    Gurmançlara gelince, bunlar da şişman ve kocamanda olduğu gibi sonuna büyültme eki (Man) almış yine Gurlardan başkası değildir. Türk ve Türkman’da olduğu gibi, Gur da Gurman olmuştur. Sf. 103

    Şu halde kelimenin aslı “Gur” dur. Kürt kelimesinin kökü de yine Gur’dan gelmedir. Bundan önceki bölümlerde açıklandığı gibi eski Türkçemizin bâzı lehçelerinde (T) çoğul ekidir. Gur-an nasıl Fars çoğul eki almış Gurlar ise Gurt da (T) Türk çoğul eki almış Gurlar demektir. Sf. 103

    Gur; Türkçe’de, büyük ve ulu demektir. Moğollar Tarihi (s. 46 da) Gürhan, muazzam han anlamınadır.    ’

    Timoçin, önceleri Gürhan lakabını taşırken sonraları Cengiz unvanını almıştır. Sf. 106

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 103 ile 106 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sonraları Gurların yerini alan Türklerin, Türk sözü de yine sarsılmaz, ulu ve kuvvetli demektir.

    Bu anlam birliğinin nereden geldiğini arayalım. Türk sözünün asıl kökü Tur dur (K) eki eski Türkçede özellikle Macar, Kurt, Ermeni, Gürcü gibi Doğu – Anadolu ve Kafkas Uruklarında ve L.İ.R. Türkçesi konuşan uluslarda çoğul ekidir. Sf. 107 

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türklüklerinde şüphe bulunmayan Uygurlar için de “Uygurların öz Türkçe bir dilleri olduğu gibi kendi aralarında konuştukları zaman ayrı bir-ağız dahi kullanırlar. Bunlar harf den ibaret Türk yazısını kullanırlar. Kitaplarını mektuplarını onunla yazarlar. Bundan başka Uygurların ve Çinlilerin ayrı bir yazıları daha vardır. Defterlerini senetlerini bununla yazarlar. Sf. 99

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 99) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ortada bir Hint göçü, bir İran göçü, bir Çin göçü yoktur. Aksine olarak her çağda buralara uzanan göçlerin Türkler tarafından yapıldığı görülmektedir. Orta – Asya’da özellikle Türkistan’da çok eski çağlarda kurulmuş bir medeniyetin varlığı bu gün oralarda yapılan kazılarla gün ışığına çıkmış bulunmaktadır. Bu medeniyete sahip insanlar gördükleri her hangi bir yaşama zorluğu karşısında tamamen veya kısmen yerlerini bırakmak zorunda kalmışlardır. Sf. 93

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 93) kitabından birebir alınmıştır.

  • Erkek Kamışı Anadolu’da tamamen bir Türk mezhebi olan Bektaşiliğe de girmiş bir semboldür, Erenköy Bektaşi dergâhının çeşme lülesinin Erkek Kamışı şeklinde yapıldığı söylenmektedir. Sf. 91

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 91) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunlardan birçoklarına göre “İranlılarla Hintliler, Arya adı altında toplu bulundukları bir çağda kendilerini Asya’ya götürmüş olan göçün anısını hâlâ sakladıklarını” ileri sürmüşlerdir.

    Cermen dilcilere göre, Avrupa’dan Asya’ya doğru bir muhaceret Arya dilini yaymış ve Hindistan’a kadar dayanmıştır. Doğum yeri de Cermenlerin bulunduğu, kayın, meşe, dişbudak ağaçlarının çok okluğu, kuzey – doğu Avrupa’dadır. Sf. 84 

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu işte de yine en eski kaynak olan tarihin babası Herodot’u ele alalım; “Manais oğlu Atis zamanında bütün Lidya’da büyük bir açlık hüküm sürüyordu. Lidyalılar bir zaman için felâketi çekmişler, fakat geçmediğini görerek buna karşı gelmek için muhtelif oyunlar icat ettiler. Kimi aşık kemiğini, kimi topu, kimi zarı keşfetti. Çare, açlık duymamak için, bir gün oyunlara dalmak, diğer bir gün yemek, içmek ve oyun oynamak idi. Bu şekilde on sekiz yıl geçti. Sf. 77

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sümerlerde an-dıngır, Tanrı (Tengrı) demektir. An, aynı zamanda gök anlamına da geldiğinden An-dıngır, Gök Tanrı mânâsını da taşır. Buna sadece Anu da derler. Sf. 58

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zeki Velidî Togan (giriş s. 20 – 2i de) : “İranlılar gibi Yahudiler de bütün milletleri kendi neslinden türemiş gibi göstermek için çeşitli urukların adlarını kendi ananelerince bilinen isimlerle birleştirmişlerdir. Sf. 39

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.