Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Şerif Bey (Köprülü Şerif İlden) anlatıyor;

    “Velhâsıl Enver dar idrakli (algılı) bir muannid (inat), Hafız Hakkı geniş havsalalı (kavrayışlı) bir lâkayıd (kayıtsız adam) idi. Bu hassaların (özelliklerin) her ikisi de devlet işlerinde bir nâkısa-i dimâğiyye (akıl eksikliği), birer maraz (hastalık, arıza) değil midir? İşte 330’da (1914’te) orduların mukadderatı, bîhasebi’t-takdîr şu iki marizin (takdir edilmeyen şu iki hastalıklının) eline kalmıştı.” Sf. 16

    Alıntı; Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü – Yayınlayan; Murat Bardakçı, (T. İş Bakası Kültür Yayınları, Birinci Basım 2014 – Sf. 16) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şerif Bey (Köprülü Şerif İlden) anlatıyor;

    “Enver çocukluğundan beri azimkâr ve muannid (inat) bir tabiat­ta idi; hilkatinde (yaratılışında) hakperestlik (adil olmak) ve insaf fazileti pek azdır. Terbiye-i fikriyesi (düşünce eğitimi) için okuduğu âsârı (eserleri) – İlmî, askerî, felsefi ne olursa olsun- kendi düşüncesine uydurarak anlardı. Çünki nefsine iti­madı (kendine güveni) çok idi. Hiçbir gün “Acaba benim fikrime muhalif olan şu hüküm doğru olamaz mı?” dememiştir, diyemezdi. Bu sebeple terbiye-i fikriye ve İlmiyesi mahdut (hudutlu, sınırlı) bir daireden dışarı çıkama­mıştır. Enver, idefiks ile örülmüş, tıpkı sert bir ceviz gibi, çetin ve küçük bir dimağ (akıl) sahibi olarak kaldı. Gözü bir şeyden yılmaz, emsalsiz (örneği olmayan) bir cesaret-i şahsiyyeye (kişisel cesarete) mâlik (sahip) mesâil-i mühimmede (önemli işlerde) kendi nefsinden başka kimseye itimat edemez. Müstesna (ayrıcalıklı) ruhlu bir ucubedir (tuhaf yaratıktır). Gördük ki bu ucube, o mezâyâ-yı garibesiyle (tuhaf meziyetleri ile), bu âlemde ancak ve ancak büyük bir diktatör olabilirdi. Kıymet-i askeriyyesi arkadaşlarından geri idi.

    Hafız Hakkı merhum gayet temiz ve saf hilkatte (yaratılışlı), zeki ve hafızası kuvvetli bir zabit idi. Hafız Hakkı bu toprağı bir köylü aşkıyla, bir köylü safvetiyle (saflığıyla) severdi. Tabiat itibariyle Enver’in büsbütün zıddı, kalender meşrep, geniş yürekli idi.”

    Alıntı; Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü – Yayınlayan; Murat Bardakçı, (T. İş Bakası Kültür Yayınları, Birinci Basım 2014 – Sf. 15) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yaşamak yoğunluk, mutluluk derinliktir. Sf. 76

    Alıntı; Ermeni Rahiple Mektuplaşmalar – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1989 – Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hatırlayacaksın, Sultanahmet’te duvar yazılarım vardı; gecenin belli veya belirsiz saatlerinde aklıma ya da içime düşenleri duvara yazıyordum. Bunlardan birisi şöyle; «Ben görmeyince daha iyi görüyorum».

    Dün sabah aldığım notu da aktarayım: «Dizlerim tutmuyor, aklım açıldı».

    Her ikisinde de bir bağlantı var; teorik insan, somut’tan uzaklaştığı ölçüde gerçek’e daha çok yaklaşıyor. Sf. 57

    Alıntı; Ermeni Rahiple Mektuplaşmalar – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1989 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tanrı, insanın yarattığı ve insana en uzak yaratık oluyor. Acıması, sevmesi ve üzülmesi yok; Tanrı olmak ile yok olmak, birbirine çok yakın ve belki de birbirinin aynı sayılıyor. İnsanların hiç bir zaman tanrılaşmamasını ve tanrıya benzememesini diliyorum; Tanrı olmak insanlıktan çıkmaktır. Sf. 7

    Alıntı; Ermeni Rahiple Mektuplaşmalar – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1989 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanların hep yücelmesini istiyorum.

    Doğanın en güzel ve en çok özene lâyık yaratığının insan olduğuna inanıyorum. Sf. 6

    Alıntı; Ermeni Rahiple Mektuplaşmalar – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1989 – Sf. 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evren’in Ocak 1982 tarihinde Sofya’yı ziyaret edeceği açıklanıyor. Bu açıklama ile aynı günlerde TİP’liler tutuklanıyor. Sf. 413

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – Sf. 413) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bütün çözümlemelerimde iç dinamiğin önceliği var. Fakat hepsi dış dinamikle birlikte gelişiyor.

    Tekrarlıyorum; dış dinamiğe öncelik vermek, tüm güzelliklerle kötülüklerin yurt dışından geldiğini düşünmekle özdeştir; yıllardır bu tür anlayışın geçersizliğini göstermek için çabalıyorum. Bilim, eğilimlerin karşılıklı ilişkisini çözümlemek oluyor. Dış dinamiği tümden yadsımak bilim yolunu reddetmekle aynı konuma giriyor. Sf. 405

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – Sf. 405) kitabından birebir alınmıştır.

  • Pişman sanıklardan Aclan Sayılgan, daha sonra, bu 167 kişinin dökümünü şöyle veriyor. «Yüksekokul mezunu 35 kişi, yüksekokul öğrencisi 29 kişi, lise mezunu 19 kişi, ortaokul mezunu 22 kişi, ilkokul mezunu 10 kişi, cahil 52 kişi»  Bu aktarmayı pişman sanık Aclan Sayılgan’dan özellikle yapıyorum; sanıkların elli ikisinin cahil olduğunu yazıyor.

     Sanıkların içinde önemli ölçüde tütün işçisi var ve bunların önemli bir bölümü, Ortaköy’de oturan çingene yurttaşlar oluyor. Çingene yurttaşların Komünist Parti ile ilişki kurmaları, içinden ve dışından, haksız eleştiri ve küçümsemelere yol açmıştır; buna işaret etmek istiyorum. Sf. 275

    Tütün işçilerinin hemen hepsi evli çoluk çocuk sahibi idiler ve aileleri dışarda açtı. Ama hiç birisi pişmanlık fıkrasına sığınma durumuna düşmedi. Dişlerini sıktılar ve davalarına sahip çıkarak zindanda kaldılar. Sf. 279

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – Sf. 275 ile 279 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1920 yıllarında Cumhuriyet Gazetesi’ni Yunus Nadi ile birlikte kuran Zekeriya Sertel’in çıkardığı solcu Tan Gazetesi’ne 1940 yıllarında gerici sürülerin saldırılarının planlanmasında Cumhuriyet, zamanın gizli örgütleriyle işbirliği halinde çalıştı. Bunu diğer çalışmalarımda gösterdim.

    1950 yıllarının sonlarında, öğrenci eylemleri nedeniyle sık sık ilişki içinde olduğum Cumhuriyet Gazetesi’nin Ankara Bürosu’nda istihbarat şefi, 27 Mayıs sabahı gazetedeki görevine yüzbaşı üniformasıyla ve MİT mensubu olarak geldi. Sf. 274

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • Önce bir düzeltme ile bazı açıklamalar yapmam gerekiyor; 1951 Tevkifâtı Davası «167 Sanıklı Dava» olarak da adlandırılıyor. Sf. 274

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1981 TKP Davası başsız kalıyor.

    Zeki Baştımar, duruşmada ve savunmasında komünist partisine girmek istediğini açıkça söylüyor. Savunmasında, «memlekette irticaa, emperyalizm ajanlarına ve harp tahrikçilerine karşı mücadele etmek düşüncesiyle komünist partisine girmek istediğini” açıklıyor; dünyanın hiç bir yerinde bir komünist partisine bu gerekçelerle girilmemelidir. Yazık; bir mahkemede komünist olduğunu açıkça söyleyen bir genel sekreter, komünist partisine girmek için daha kalıcı ve temelli gerekçeler bulabilmelidir. s.255

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s. 255) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye rejimi, 1949 yılında kurulan saldırgan NATO’ya girmek istiyor; Batı, Türkiye’nin her yanaşmasında izlediği yöntemi tekrarlıyor ve isteksiz davranıyor. Türkiye, yalvarıyor ve kendi oyunlarını sergilemeye başlıyor; bunlardan birisi içerde komünist tehlikesi olduğudur ve dışarıdan da Sovyetler Birliği’nin saldırmaya hazır olduğu izlenimini veriyor. 1949 yılında Türkiye’de komünistlerin tekrar örgütlenme çabalarında Türkiye’nin saldırgan NATO ittifakına girişini önleyecek bir güç oluşturan planı öncelik taşıyor. Anlayabiliyorum ve saygıyla karşılıyorum. s.252

    17 Ekim 1951 tarihinde, Londra’da Türkiye’nin NATO’ya girişini haber veren bir protokol imzalanıyor. Türkiye rejiminin sevinç günüdür ve 26.Ekim 1951 tarihli gazeteler, Muhalefet Lideri İsmet İnönü’nün iktidardaki partiyi, bu başarısından dolayı, kutlayan basın toplantısı konuşmasını yazıyor. s.252

    Bu sevinç ile 26 Ekim 1951 tarihinde «operasyonu başlatma emri» verilebilir; artık Sevim Hanım veya bir başkası nerede olsa alınacaktır, alınıyor. Tutuklamaların basına duyurulması Kasım ayının ilk haftasına kadar bekletiliyor ve Türkiye basını, Komünist Partisi üyelerinin tutuklandığı haberini Sovyetler Birliği’nin, Türkiye’nin NATO’ya girişini protesto eden notasıyla birlikte yayınlıyor. s. 253

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s. 252, 253) kitabından birebir alınmıştır.

  • Elli Bir TKP Tevkifâtı Davası’na bir «Bülbüller Davası» demek yerindedir; emniyette politik senaryosunu koruyabilenler ve bunu korurken kendilerine saygılarını saklı tutabilenler parmakla gösterilebilecek kadar az oluyor. s. 249

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s. 249) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çocuklara, bu nedenle, bayılıyorum: Akılları ne kadar özgür? Çocukların akılları henüz tekelsi ahtapotlar tarafından zincire vurulmamış; merakları zincir tanımıyor. Tekeller ahtapot kollarıyla, hızla, buraya senaryolar örüyorlar.

    Parantezi kapatıyorum ve devam ediyorum. Tekeller, sağlıklı insanların gözlerini bozan, düz gözleri şaşı yapan göz doktorlarıdır. Tekeller insanlığın akıl gözüne düşman canavarlardır. s. 247

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s.247) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kapitalist rejim şuna inanmak istiyor: Kemalizm bir çözümdür. Eğer okullarda ve üniversitelerde Atatürkçülük, üstelik başlangıçtaki sınırlı radikalizminden uzaklaştırılmış haliyle bile, okutulursa, Türkiye’de sosyalist düşüncelerin yeşermesine imkân kalmaz; Eylülist Rejim de buna inanmak istiyor. s. 119

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s. 119) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan güzel bir yaratıktır.

    İnsana en zor gelen kendisine ihanet’tir.

    İnsan işkenceye dayanabiliyor; insanın kendi kendisine ihanetine dayanması çok zor olmalıdır. s. 67

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s.67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Korku, insanlık durumu’dur; kuşku duymuyorum. Ancak hem tarihsel ve hem de bireysel anlamda insanlık, korkudan arındığı sürece gelişiyor.

    İnsanlar, korktuklarını kabul etmiyorlar.

    İnsanların korktuklarını kabul etmemeleri, korku’nun kendisi kadar bir insanlık durumudur. s.56

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s.56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Korkudan kurtulmanın bir yolu, korku kaynağı düşüncelerden kurtulmaktır; çıkarmaktır. Korkanlar, korku kaynağını hatırlatan nesne ve olaylara çok kızıyorlar. Sf. 48

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – Sf. 48) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gençliğinde Albay Türkeş ile birlikte Turancılıktan tutuklanan, orta yaşlılığında Adalet Partisi’nden senatör olan, şimdi Suudi Arabistan’da İslâm ülküsü için çalışan tabip üsteğmen Fethi Tevetoğlu. s.36

    Alıntı; İtirafçıların İtirafı (TKP Pişmanları) – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, Birinci Basım 1988 – s.36) kitabından birebir alınmıştır.