Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İnsan beyninin, kendini doğduğu dünyaya uygun biçimde düzenleyebilmesi, türümüzün gezegen üzerindeki bütün ekosistemlerde hâkimiyet kurmasını sağlamış ve güneş sisteminin içlerine doğru attığı ilk adımlara da zemin hazırlamıştır. Sf. 10

    Alıntı; Beyin (Senin Hikâyen) – David Eagleman, Ç; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları,  2. Baskı, Haziran 2016 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birçok hayvan, bazı içgüdüler ve davranışlar için genetik olarak önceden programlanmış halde doğar; yani bu içgüdü ve davranışlar kalıp halinde beyne “kazınmış” durumdadır. Sahip oldukları genler, bu hayvanların vücut ve beyinlerinin belirli biçimlerde inşasının, yani neye dönüşecekleri ve nasıl davranacaklarının talimatını verir. Sf. 10

    Alıntı; Beyin (Senin Hikâyen) – David Eagleman, Ç; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları,  2. Baskı, Haziran 2016 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • Genç beyinlerdeki esnekliğin sırrı nedir? Bunun yeni hücre oluşumuyla ilgili olduğu söylenemez; hatta çocuk ve yetişkinlerdeki beyin hücrelerinin sayısı aynıdır. İşin sırrı, bu hücrelerin birbirine nasıl bağlandığında yatar.

    Yeni doğan bir bebeğin nöronları birbirinden oldukça farklı ve bağlantısızdır. Yaşamın ilk iki yılında, aldıkları duyusal bilgilere bağlı olarak nöronlar birbirleriyle çok hızlı biçimde bağlantı kurmaya başlarlar; öyle ki, bebeğin beyninde saniyede yaklaşık iki milyon yeni bağlantı, yani sinaps oluşur. İki yılın sonunda bebekteki sinapsların sayısı yüz trilyonu aşarak, bir yetişkindeki sinaps sayısının iki katına ulaşır. Sf. 9

    Alıntı; Beyin (Senin Hikâyen) – David Eagleman, Ç; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları,  2. Baskı, Haziran 2016 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsanlar ise aksine, buzlu tundralardan yüksek dağlara ya da vızır vızır işleyen kentlere kadar birçok farklı ortamda yaşama becerisine sahiptir. Bunun mümkün olmasının nedeniyse, gelişimi şaşılası ölçüde eksik kalmış birer beyinle doğuyor olmamızdır. İnsan beyni, her şey devrelerine “kazınmış” halde ortaya çıkmaz; onun yerine, yaşamsal deneyimlerin ayrıntılarıyla sürekli olarak yeniden biçimlenme olanağı tanır kendisine.  Sf.9

    Alıntı; Beyin (Senin Hikâyen) – David Eagleman, Ç; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları,  2. Baskı, Haziran 2016 – Sf. 9) kitabından birebir alınmıştır.

  • Amerikan başkanları içinde üzerinde en çok tartışma yapılanların başında yer alıyor; zengin bir taşralı ailenin politika için büyütülmüş çocuğudur. Büyük Bunalım’ın en tahripkâr olduğu bir zamanı 1932 yılı sonunda, tutucu ve aciz Hoover’e karşı başkanlık seçimini kazanıyor ve bir daha da girdiği seçimlerin hiç birisini kaybetmeyerek Amerikan tarihinde dört kez seçilen tek başkan durumuna geliyor. Sf. 295

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 295) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üçüncü eksikliğe geliyorum; herhalde Türkiye aydınının en büyük yoksulluğu anarşist damarının hiç olmamasıdır. Sf. 276

    Türkiye aydını reddi hiç bilmiyor. Reddi bilmeyen Jön Türk aydını, büyük bir özveriyle, Sultan Hamid’i devirmek için eline silahı alıyor ve dağa çıkıyor; kendisinin hamidist olduğunu da bilmiyor. Mahir Çayan ve arkadaşları, Thkp, belki de hiç ihtimal vermedikleri bir zamanda ellerinde silahları buluyorlar; Kemalist olduklarını anlayamıyorlar. Sf. 276

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 276) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eşitlik ve toplumsal mülkiyet yetmiyor ve bir de yeni bir felsefenin olması zorunluluğu ortaya çıkıyor. “Tek başıma kendimi ne kadar geliştiririm” ilkesinin yerine, “Kendi başıma başkalarını nasıl geliştiririm” ilkesi, sosyalizmin olmazsa olmaz koşulu durumuna geliyor. Sf. 260

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 260) kitabından birebir alınmıştır.

  • Böyle bir durumda, burjuva hak kavramının üstünün çizilebileceği ve toplumun “herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre” ilkesine geçebileceği ileri sürülüyor. Eşitlik, ancak yeni düzenin yüksek aşamasında söz konusu.

    Böyle bir tarife katılmadığımı ifade etmek durumundayım. Böyle bir tarifin Sovyet sosyalizminin çözülüşünün önemli nedenlerinden birisi olduğunu düşünüyorum. Sf. 258

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 258) kitabından birebir alınmıştır.

  • Marx’ın sosyalizmi tarif ederken ileri sürdüğü bu vurguda, önemli ve anlaşılması zor olan bir nokta da, kabiliyet veya kapasitenin kendi başına ölçülmesinin imkânsızlığıdır; ancak sonuçlarıyla ve yine önemli zorluklarla ölçülebiliyor. Sonucu, emekçinin verimliliğidir; ölçülebilen verimliliğe göre ödeme ise, tartışmasız kapitalizmin ilkesidir. Sf. 258

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 258) kitabından birebir alınmıştır.

  • İster “kabiliyet” veya isterse “kapasite” sözcükleri kullanılsın, bunlara göre ödeme, kapitalizmin temel ilkesidir; yeni düzende kapitalizmin temel ilkesinin geçerli olacağını söylemek, kapitalizmin geçerli olmasıyla aynı anlama geliyor. Bunu, üstelik Avrupa toplumunda bunun dillendirilmesini, anlamakta güçlük çekiyorum. Güçlük çektiğim bir başka nokta ise şudur: Marx, kapasiteye göre katkı ve ihtiyaca karşı ödüllendirme şemasını kendisi bulmuyor. Bu, 1848 Devrimi’nde sokaklarda haykırılan bir ilkedir; herkesin kapasitesine göre katkıda bulunması ve ihtiyacına göre ödüllendirilmesi, 1848 Devrimi’nin, zaman zaman Louis Blanc’a atfedilen, fakat sokaklarda yüksek seslerle söylenen ilkelerinden birisidir. Sf. 257

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 257) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aleksandr Ulyanov, Vladamir’in hem ağabeyi ve hem de pek çok kaynağa göre, kendisine model aldığı kişidir; 1887 yılında, Lenin on yedisine basınca, Çar’a suikast gerekçesiyle, asılıyor. Lenin, Marx’ın yaratıcı öğrencisi kimliğinde, teorik olmaktan daha çok politik bir lider olarak ön plana çıkıyor; “idol” saydığı bir kimsenin, ansızın, idam edilmesinin üzerinde ciddi etkiler bırakması gerekiyor. Sf. 243

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 243) kitabından birebir alınmıştır.

  • Marx, geçmişe bakarak ve gününü yaşayarak değil, gelecek açısından büyük bir iyimserdir.

    Ancak güçlüler iyimser olabiliyorlar.

    Ancak hiçbir güçlük karşısında moralini bozmayanlar iyimserdirler.

    Moralli olmak, iyimser olmak, bir yürek işidir.

    Ancak yürekli olanlar bir yeni düzeni düşleyebiliyorlar.

    Marx, yeni düzene açılan bir kapıdır ve Marx’ın düşüncesi güçlüdür. Sf. 231

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 231) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Maddi durum, bilinci yaratır; bireylerin bilinçleri konumlarını değil, konumları bilinçlerini ortaya çıkarıyor.” Dolayısıyla bilinç, bilinçli devrimci ve devrimler, üretici güçlerdeki gelişmelere bağlı olarak kendiliğinden diziliyorlar.

    Marx, budur. Bu düşünce ne ölçüde devrimcidir? Bu sorunun cevabı tanım gerektiriyor; burada bu tanım tartışmasına girmek istemiyorum.

    Bakunin veya Blanqui ile tartışmasını Marx’ın düşünce sistemi içinde anlamak gerekiyor; devrimi böyle düşünen bir bilim adamı için devrimi gerçekleştirecek örgütlü çabalar, zararlı olmasa bile yararlı olmaktan uzak görünüyor.  Sf. 153

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 153) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı düzeni de tekelli bir düzen türünden yayılmacıdır; teknik anlamda emperyalist değil emperyal bir özellik gösteriyor. Yayılması, tekelli sermayeye dayanmıyor; önce akıncılara ve daha sonra yeniçeri birliklerine bağlı kalıyor. Yayılmasının milliyete dayalı bir söylemi ve ideolojisi bulunmuyor. Sf. 133

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sermaye sürekli büyüyecek, yoksa yok olacaktır; bu tekellerin kaçınılmazlığı yasasını ortaya çıkarıyor. Sf. 131

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aidiyet; en çok köyde vardır. Sf. 131

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dil, en az çabalar yasasına göre işliyor; köyde, emek-değer yasası ve aynı anlama gelmek üzere en az çabalar yasası işlemiyor. Sf. 131

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Capital” sözcüğü, “capita”, baş veya kelle anlamına geliyor, sözcüğünden çıkıyor; Osmanlıcası, çıkışma çok uygundur. Sermaye, “ser”, baş ve maya, bir anlamda bekledikçe çoğaltan anlamına gelen sözcüklerden oluşuyor; son derece bilimseldir. Sf. 129

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 129) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1071 yalındaki savaşa gelince, burada yanlış olan şöyle görünüyor; millet olmak bir ‘aidiyet’ bilincidir ve bu dönemde, dünyanın hiçbir yerinde aynı kandan gelenler arasında bir aidiyet bilinç veya duygusu bulunmuyor. Dolayısıyla Malazgirt’te, cephenin iki yanında olanlara “Türk” demek imkânı yoktur; bunların birbirine bağlılık duygularından ve bir millet olmalarından söz etmek mümkün görünmüyor.

    “Millet” tarih sahnesine kapitalizmle birlikte çıkıyor. Sf. 126

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 126) kitabından birebir alınmıştır.

  • Avrupa ve Amerikan dünyasının insanlığın düşmanı olduğuna inanıyorum. Bunu, politik olarak değil felsefi planda dile getiriyorum. Avrupa ve Amerika’da insan sürüdür. Felsefi anlamda insan değil, Kafka’nın ünlü öyküsündeki gibi, tahtakurusudur.

    Tekellerin olduğu yerde insan, tahtakurusudur.

    Kapitalizm, kaçınılmaz olarak tekeller düzenini açıyor.

    Ortakçı düzen, bu nedenle, zorunluluk oluyor.

    Tekeller düzeni, gittikçe, insana yapabileceğinden çok daha önemsiz işlevler yüklüyor: Sürüleşmek kaçınılmazdır.,

    Dünya devrimine kapı açan bir bölge devrimi, insanı büyütücü tek yoldur.

    Bu dünyayı eline alabileceğine inanmayan bir kimsenin devrimci olabileceğine hiçbir zaman inanmadım. Şimdi de inanmıyorum.

    Bu bölge gençliğinin önündeki imkânları düşündükçe büyük bir heyecana kapılıyorum.

    İnsanlık, hep kendisini arayan büyük bir serüvendir.

    Yaşamak ise ancak serüven olduğu zaman yaşamaya değiyor. Sf. 124

    Alıntı; Sol Müdahale – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 124) kitabından birebir alınmıştır.