Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bir insan, yüzden fazla kitabın özetini el yazısıyla nasıl yazar? Çeşitli dillerdeki onca kitaptan sayfa sayfa el yazısıyla not almak ne demektir? Böyle bir çalışmayı gözünüzün önüne getirebilir misiniz? İşte Doğan Avcıoğlu budur.

    Bence, tek kişilik bir araştırma merkezi gibi çalışmıştır. Zaten Uğur Mumcu da ona “tek kişilik üniversite” sıfatını yakıştırmaktadır. Bilgisayarın olmadığı bir dönemde beynini bilgisayar gibi kullanmıştır. Sf. 10

    Alıntı; Osmanlı’nın Düzeni (Türklerin Tarihi, Altıncı Kitap) – Doğan Avcıoğlu, Yayına Hazırlayan; Doğan Yurdakul, (Kırmızı Kedi Yayınevi 1. Basım 2013 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsrail ile ortak askeri eğitim programları geliştirilmesi, her bir ülkenin pilotlarının diğer ülkede eğitilmesini mümkün kılmıştır. Türkiye İran, Irak ve Suriye’ye karşı Türkiye topraklarında İsrail ile ortak gizli dinleme üslerinin kurulmasını kabul etmiştir. Türkiye’nin bölgedeki radikali komşularından -hatta Batı yanlısı Mısır ve Suudi Arabistan’dan- gelen, Türkiye’nin fiilen İsrail tarafına geçtiği yolundaki hararetli yaygın negatif yorumlara rağmen, Türk-İsrail ortak askeri işbirliğinin stratejik implikasyonlarından vazgeçilmiş değildir. Sf.218

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 218) kitabından birebir alınmıştır.

  • Suriye, ülkenin kuzeydoğu köşesinde bulunan Cezire bölgesinde yerleşmiş yaklaşık 1 milyonluk bir Kürt nüfusa sahiptir. Suriye Kürtlerinin çoğunluğu, Türk baskısı nedeniyle 1920’lerde sınırın öte yakasına kaçarak Türkiye’den bu bölgeye gelmiş sığınmacıların torunlarıdır. Bu yüzden kuvvetli bir Türk karşıtlığı eğilimine sahip olan bu toplulukların Irak’taki komşu Kürt bölgelerine erişimleri gayet kolaydır. Sf. 181

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 181) kitabından birebir alınmıştır.

  • Esasen, Soner Çağaptay’ın dediği gibi, “On yedinci yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan Yahudilerin sayısı, dünyanın başka yerlerinde bulunan toplam Yahudi sayısından daha fazlaydı.” Sf.214

    Osmanlı İmparatorluğu’nun çökmesinden sonra, Yahudilerin Avrupa’daki perişan durumlarına duyarlı olan Türkiye Cumhuriyeti, II. Dünya Savaşı patlak vermeden önce dahi Avrupa’dan gelen Yahudilerin Filistin’e geçişleri kolaylaştırmıştı. Her ne kadar bu hareket, kısmen, Arap dünyasına sempatik bakmayan Kemalist bakışı yansıtsa da, yeni Siyonist devletin kurulmasıyla Türk seçkinleri, bir bütün olarak İsrail’in askeri becerisine saygı göstermişlerdi. Sf.215, 216

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 214 ile 216 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2004 yılında yüzlerce İsrailli istihbarat elemanının Kuzey Irak’ta aktif faaliyet halinde olduğunun ve istihbarat toplama ve söz konusu iki ülkede istikrarsızlık yaratma amacıyla Suriye ile İran’ın Kürt bölgelerinde gizli operasyonlar yaptıklarının rapor edilmesi üzerine, Türkiye’nin endişeleri iyice artmıştır. İsrail’in Irak merkezi yönetimine karşı güçlendirmek ve İran’ı istikrarsızlaştırmak amacıyla, Irak’taki Kürt peşmerge milislerini eğittiğinin ileri sürüldüğü raporlar Ankara’yı öfkelendirmiştir. Ankara, bildirilen bu faaliyetin Kürt ayrılıkçılığına doğrudan katkı sağladığına ve Irak’taki merkezi yönetimin korunması çabalarını baltaladığına inanmaktadır. Sf.149, 150

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 149, 150) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye, 1955’te Ürdün hükümetine, Bağdat Paktı’na katılmaması halinde (hiçbir zaman da katılmadı) Türkiye’nin bir gün Ürdün’e karşı İsrail’in yanında savaşabileceğini belirtti. Bu tehdidin ardından Washington ve Londra, Türkiye’yi esas itibariyle Batı-yanlısı olan Arap liderlerini kendisinden uzaklaştırmaması konusunda uyardı. Sf.78

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Her ne kadar İsrail ile yakın iş ilişkilerini devam ettiriyor olsalar da, Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Gül, İsrail’in Filistinlilere uyguladığı politikaların, özellikle Ariel Şaron ve daha sonra da Ehud Olmert yönetimindeki koyu sağcı hükümetlerin uyguladığı politikaların katılığını sert bir dille eleştirmişlerdir. Sf. 148

    Türkiye anti-Semitik yayınlarda rahatsız edici bir artışa tanıklık etmiştir. Buna ilaveten, İslami basındaki radikal unsurlar sadece İsrail’e karşı değil, daha genelde Yahudilere karşı da çok daha sivri bir dil kullanmaya başlamıştır—oysa Türkiye, anti-Semitizmin her zaman marjinal kaldığı bir ülke olmuştur. Sf.148

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı yönetimine karşı 1916 “Arap İsyanı” şeklindeki romantik kavramın ki Arabistanlı Lawrence tarafından popüler hale getirilmiştir, Arap milliyetçiliği ile pek ilgisi yoktur. Bu hareket büyük ölçüde Hicaz yönetiminin miras yoluyla intikal eden yerel bir imparatorluk arayışı, şeriat hukukunu devam ettirme arzusu ve Osmanlı vergilerinden duyulan korkunun eseriydi. “İsyan”ın kendisi, imparatorluğun kaderi üzerinde stratejik açıdan önemsiz bir rol oynamıştır. Esasen etnik Arap milliyetçiliğine bağlı güçler, ancak imparatorluk çöktükten ve Arap dünyası sömürgeci İngiliz ve Fransız güçleri tarafından ele geçirildikten sonra üstünlük kurabilmişlerdir. Sf.60

    Alıntı; Yeni Türkiye Cumhuriyeti (Yükselen Bölgesel Aktör) – Graham E. Fuller, Çeviri; Mustafa Acar, (Doğan Kitap, 2. Baskı Nisan 2008 – Sf. 59, 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • Adapazarı, Hendek, Sapanca “ölüm üçgeni”nden başka, diğer bölgelerde de infazlar yapılıyordu…

    30 Eylül 1993: Ankara Altındağ Nüfus Müdürü Yüksekovalı Mecit Baskın kaçırılıp öldürüldü.

    25 Ocak 1994: Liceli Sefa Erciyes Ankara’da kaçırılıp öldürüldü

    25 Şubat 1994: Liceli avukat Yusuf Ekinci Ankara’da kaçırılarak öldürüldü.

    20 Mayıs 1994: Sağlık Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı Hakkârili Namık Erdoğan Ankara’da kaçırılıp Öldürüldü.

    6 Temmuz 1994: Savaş Buldan’ın Oramar aşiretinden Recep Ya-şar ve Behçet Yaşar kaçırılıp Şemdinli’de öldürüldü.

    11 Kasım 1994: Behçet Cantürk’ün avukatı Medet Serhat ve şoförü İsmail Karaalioğlu, otomobile açılan çapraz ateş sonucu öl-dürüldü.

    14 Aralık 1994: Avukat Faik Candan Ankara’da kaçırılıp öldürüldü.

    29 Ocak 1995: İranlı Lazo (Lazem Nâzım İsmailî) ve Simko (Asker Simko) İstanbul’da kaçırılarak, Tekirdağ’ın Çerkezköy ilçesi, yakınlarındaki ormanlık arazide Öldürüldü.31

    Bu kişilerin kaçırılmasını ve öldürülmesini gören hiçbir tanık yoktu… Sf.212

    1Kasım 1994: Emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever ve arkadaşları Mustafa Deniz ve Neval Boz kaçırılıp öldürüldü…  Sf. 215

    Emekli Binbaşı Ahmet Cem Ersever, tetiği çeken PKK itirafçılarının isimlerini açıkladığı için, “arkadaşları” tarafından öldürüldü… Sf. 216

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 212 ile 217 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Karacaahmet Mezarlığı morgundan alınan naaş cenaze arabasına konularak ilahiyat Fakültesi Camii’ne getirildi. Cami avlusu oldukça kalabalıktı. Aralarında ünlü isimler göze çarpıyordu: İbrahim Tatlıses, Ahmet Kaya, Ferhat Tunç, Rahmi Saltuk, Sadık Gürbüz, Tarık Ziya Ekinci, Mehmet Ali Eren, Yaşar Kaya, Orhan Doğan, Vekin Aktan, Medet Serhat, Savaş Buldan, Adnan Yıldırım, Kemal Parlak, Nurettin Güven, İdris Özbir, Necdet Ulucan… Sf. 207

    Kim öldürdü?

    Sekiz kişiydiler…

    Bağdat Caddesi’ne iki arabayla gelmişlerdi. Behçet Cantürk’ün içinde olduğu 34 HLP 08 plakalı arabanın geldiğini görünce, biri hariç, hepsi otomobillerden indiler. Üzerlerinde “polis” yazan, yelekleri, ellerinde otomatik kısa namlulu makineli silahları ve telsizleri vardı. “Arama yapıyoruz” bahanesiyle, birkaç araçla birlikte, onları da durdurdular. Behçet Cantürk’ten otomobilden inmesini rica ettiler. Sf. 207

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 207) kitabından birebir alınmıştır.

  • 21 Ekim 1993 tarihinde Lice’de yaşananlar bir mesaj mıydı?

    Güvenlik güçleri Lice’de üç gün süren bir operasyon gerçekleştirmişlerdi. İlçeye giriş çıkışlar yasaklanmıştı. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal bile ilçeye sokulmamıştı.

    Behçet Cantürk 25 Ekim 1993’te Özgür Gündem gazetesine şu demeci veriyordu: “Evimiz özel olarak hedef alınıp ateş edilmiş. Akrabam beş kişi, eve sığınan iki kişi açılan ateş sonucu ölmüşlerdir.”

    Lice, operasyon sonucu harabeye dönmüştü. Behçet Cantürk, gazetecilerin ilçeye gidip olup biteni görmesi için araç tahsis ediyordu. Bu arada evleri yakılıp yıkılanlara el altından maddî yardımda bulunuyordu… Sf. 203

    1993 yılının bir sonbahar günü Nadire İçkale, Behçet Cantürk’ü uyarıyordu: “Behçet, dikkatli ol. Başbakanın elinde bir liste varmış, en başında sen bulunuyormuşsun!”

    Behçet Cantürk aynı uyarıyı Yahya Demirel’den de alıyordu:

    “Dikkat et, içeriden senin kelleni istiyorlar!” Sf. 203

    Bu kişi, PKK’nın Diyarbakır Cezaevi sorumlusu Abdülhakim Güven’di. İtirafçı olmayı seçen eski PKK militanı Abdülhakim Güven’in açıklamaları, TRT 1, TRT 2 ve HBB televizyonunda birkaç gün arka arkaya yayınlanıyordu…

    İtirafçı Güven, direkt Behçet Cantürk’ü hedef alan şu açıklamayı yapıyordu:

    “Behçet Cantürk PKK’ya kendi servetinden pay vermiyor ama örgütün mutemetliğini üstleniyor. PKK adına para işletiyor, diğer Kürt işadamlarından para alınmasını organize ediyor.”

    Bir itirafçı da İstanbul’dan çıkıyordu:

    Tıpkı Ertoşlu Feto ve Selo gibi, onlara da kısaca Lazo ve Simko diyorlardı. Onlar da İranlı’ydı. Aynı zamanda Kürt’tüler. Ancak bunların kimlikleri biliniyordu: Lazo’nun gerçek adı Lazem Nâzım İsmailî, Simko’nun ise Asker Simko’ydu.

    Lazo ve Simko, İran’dan getirdikleri baz morfinleri İstanbul’da satıyorlardı. Son parti olarak 9 ton getirip satmışlardı. İs piyasasında oldukça popüler olmaya başlamışlardı.

    Yeraltı dünyası acımasızdı. Oyunun en birinci kuralı, “sırtını güçlü bir yere dayamak” tı. Güçlü olmayanların malına el konuluyordu. Lazo ve Simko’nun, sırtını devlete dayadığı iddia ediliyordu.

    PKK Marmara sorumlusu Osman Tim, Mahsun Korkmaz Akademisi’ne yardım için, Lazo ve Simko’dan bağış almaya gittiğinde, İranlıların ihbarı sonucu yakalandı.

    Gözaltına alman Osman Tim, PKK’nın İstanbul kadrolarını ele veriyor, kimlerden bağış topladıklarım tek tek itiraf ediyordu…

    Osman Tim’in ifadesinde Behçet Cantürk’ün adı var mıydı?

    Vardı.

    Aydınlık gazetesi, 30 Aralık 1993.tarihinde manşetten bir haberi duyuruyordu: “Ülkücülerden Kürt patronlara saldırı hazırlığı.” Sf. 204

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 203, 204) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kürt mafyası” Turgut Özal döneminde çok büyümüştü. Kürt işadamları çok zengin olmuşlardı. Türkiye’nin en zengin yüz işadamının yarısı Kürt’tü. Devletin önemli köşe başlarında Kürtler bulunuyordu. Meclis’te yüzü aşkın Kürt milletvekili vardı. PKK da giderek büyüyordu. İstanbul’da her ay milyarlarca lira bağış topluyordu.

    1993 yılında Millî Güvenlik Kurulu’nda, “PKK’ya karşı topyekûn ve kesintisiz savaş” kararı alındı. Karara göre, güvenlik güçlerinin silahlı mücadelesi kesintisiz olarak sürecek ve aynı zamanda “PKK’nın maddî gelir kapısının” kapatılması için “devletin tüm imkânları seferber edilecek” ti. Sf. 200

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 200) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hüseyin Baybaşin açıklıyor: “Behçet Cantürk ne iş yapıyor ise Yahya Demirel’le ortaktı. Yahya Demirel, yeraltı dünyasıyla ilişkilerini sürdürebilmek için Behçet Cantürk’ü kullanıyordu. Yani Cantürk’ün saygınlığından, kişiliğinden yararlanıyordu.

    Yahya Demirel haftanın belli günlerini Behçet Cantürk’ün Mecidiyeköy’deki yazıhanesinde geçiriyordu. Behçet Cantürk’ün yaptığı tüm gayrimeşru işlerden Demirellerin haberi vardır. Behçet Cantürk Türkiye’nin en büyük kredi kullanma imkânına sahipti.

    Yahya Demirel’in Kıbrıs’taki bankasında hesap açtırayım diye Behçet Cantürk’ü aracı yaptılar. Daha sonra ısrar ettiler, muhatap olmadım. Oradaki hesaplar uyuşturucu trafiğinden elde edilmiştir. O bankadaki hesaplar, kara paralan aklama hesabıdır.” Sf. 195

    Behçet Cantürk, 1989 yılından itibaren eski ilişkilerini yeniden kurmaya başladı. Ünlü iki Emniyet görevlisinin elbise giderlerini karşılıyordu. Üst düzeyde bir Emniyet görevlisinin çocuğuna özel arabasını tahsis ediyordu. Bazı Emniyet mensubu çocuklarının okul taksitlerini ödüyordu. Sf. 195

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 195) kitabından birebir alınmıştır.

  • Behçet Cantürk’ün tahliye edilmesinin ikinci bir nedenini de, Jean Jacques Rousseau’nun şu sözü açıklıyor “Zengin, yasayı para kesesinde-taşır!.. ” Sf. 188

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 188) kitabından birebir alınmıştır.

  • Behçet Cantürk davası, hukuk fakültelerinde “örnek dava” olarak öğrencilere anlatılmalıdır…

    Behçet Cantürk’ün polis sorgusu ise, “devleti koruyan kişilerin bilgisizliğini ortaya çıkaracağı” için acilen “yakılmalıdır”!..

    Emniyet görevlisi Behçet Cantürk’e soruyor. “Uyuşturucu, Hazar Denizi’ndeki gemilerle Milano’ya mı götürülüyor?”

    Hadi, soruyu yönelten emniyet görevlisi, Hazar Denizi’nin dünyanın en büyük gölü olduğunu, Milano’nun ise kıyıdan 500 km içeride olduğunu bilmiyordu. Peki, bu sorunun, ifade tutanağına geçirilmesine ne denmeliydi?

    Liceli Aziz Cantürk, o kadar reddetmesine rağmen, sonunda işkenceye dayanamayıp, “Tamam, kabul ediyorum” dedi. Aziz Cantürk’e, Behçet Cantürk’ün akrabası olduğu işkence zoruyla kabul ettiriliyordu.

    Hem Liceli olacaksın, hem de soyadın Cantürk olacak ve sen çıkıp, Behçet Cantürk’ün akrabası olmadığını söyleyeceksin! Polis yanılır mı? Ama yanılıyordu, akrabası değildi! Sf. 166

    Polis, “delilden zanlıya gitme yerine, zanlıdan delile gitmeyi tercih ediyordu. Çekiyor zanlıyı işkence tezgâhına, veriyor elektriği, alıyor bilgiyi! Genellikle elinde, işkenceyle alınmış ifade dışında hiçbir delil olmuyordu! Savcı da, bu polis tutanaklarını okuyarak iddianame hazırlıyordu. Sf. 167

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 166, 167) kitabından birebir alınmıştır.

  • Behçet Cantürk ve arkadaşlarının duruşması, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 4 No’lu Askerî Mahkemesi’nde başladı. Sf. 159

    “Bu iddianame, hayalî bir mafya çetesinin oluşturulması için polisin yazdığı bir senaryodur. Ekonomik ve siyasî yönden güçlenmemi istemeyen kan düşmanlarım ve egemen güçler, bu oyunun tezgâhlanmasında başrolü oynadılar…”

    Askerî hâkim araya girerek, “Egemen güçlerden ne kastediyorsunuz?” diye sordu. Behçet Cantürk, “Bazı politikacıları ve Diyarbakır’ın önde gelen bazı ailelerini” diye yanıtladı.

    Savunmasına, yaşam öyküsünü ve iş hayatını anlatarak devam eden Behçet Cantürk, “hedef adam” seçilmesinin nedenini, genç yaşta büyük başarılar sağlamasına ve annesi ile teyzelerinin Ermeni olmasına bağlıyordu.

    Behçet Cantürk, “kendisini idam sehpasına götürecek senaryoların kimler tarafından hazırlandığını” da örnekler vererek açıklıyordu:

    “Bana bu oyunu oynayanlar Diyarbakır Narkotik Şube Müdürü Halil Sultar ile Herko İplik Fabrikası’nın başında bulunan emekli General Ragıp Cengiz’dir. Ragıp Cengiz, borç verdiğim paraların üzerine yatmak istiyor. Halil Sultar ise kirli çamaşırlarını ortaya dökeceğimden korkuyor.” Sf. 160

    “Annem Ermeni’ydi. Babam kaçırdı, Müslüman ve Türk yaptı. İftihar edilecek bir olay. Herkes benim babam gibi yapsaydı, Ermeni sorunu kalmazdı.

    Annem Ermeni olduğu için ASALA köpekleriyle bir tutuluyorum. ASALA köpekleriyle hiçbir zaman işbirliği yapmadım. Bu polisin bir senaryosudur. Günlerce işkence yaptılar. Erkeklik uzvumda sigara söndürdüler. Çırılçıplak askıya astılar. Ailemi karşıma getirdiler; ‘Konuşmazsan aynısını yapacağız’ dediler, iki eşimin yanında bana işkence yaptılar.

    Benim CHP’li olmam ve CHP ilçe başkanlığı yapmış bulunmam nedeniyle, polis bana daha da fazla işkence yaptı. SODEP’e yardım ettiğim yolundaki iddiaları kabul ettirmek istediler. SODEP’e 10-15 milyon lira verdiğimi, Diyarbakır örgütünün benim yardımlarımla kurulduğunu kabul ettirmeye çalıştılar. Benim politik geleceğimi yok etmek istediler..” Sf. 160

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 159, 160) kitabından birebir alınmıştır.

  • ABD, Türkiye’de haşhaş ekiminin yasaklanması için, siyasî ve ekonomik tüm gücünü kullandığı 1972 yılında, ülkesinde uyuşturucu kullananların sayısı 500.000 kişiydi. Bugün bu rakam yirmi katını aştı… ABD’de, 11 milyon kişi sürekli uyuşturucu kullanıyor.

    Bu ülkede “uyuşturucunun ticarî hacmi” 50 milyar doları geçti. Mafyanın kazancı ITT, General Motors, General Electric, Ford Motor, IBM, Chrysler, RCA gibi dev şirketlerden daha fazlaydı!

    Dünyadaki yasadışı uyuşturucu ticaretinin değeri ise yılda 500 milyar dolar! Bu rakam, uluslararası petrol sanayiinin tüm kârından fazlaydı. Kârlılıkta, silah ticaretinden sonra ikinci sırayı uyuşturucu alıyordu… Sf. 153

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 153) kitabından birebir alınmıştır.

  • Behçet Cantürk’ten bu kez, ASALA’nın Kapalıçarşı eylemini nasıl gerçekleştirdiğini anlatmasını istediler. Başladı anlatmaya:

    “12 Eylül harekâtından üç dört ay sonra Bulgaristan’ın başkenti Sofya’da Vitoşa Oteli’nde “babalar toplantısı” yapıldı. 1981 yılında İsviçre’ye yapmış olduğum gezi sırasında, toplantıya katılanlardan Fikri Kocakerim ile Doğan Çelik bu toplantıyı bana anlattılar. Ayrıca amcaoğlu Abdullah Cantürk, toplantıya davetli olmadığı halde, Enis Karaduman’ın misafiri olarak Sofya’ya gitti. Onun bana anlattığına göre, toplantıya katılanların çoğunluğu Karadenizli olmak üzere, hepsi Türk’müş! Zaten Abdullah Cantürk’ü toplantıya çağırmamışlar. Sf. 117, 118

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 117, 118) kitabından birebir alınmıştır.

  • -Sen bir de Kıbrıs’a eroin gönderiyormuşsun?

    -Evet, orda Mehmet Gözen var, bu işle görevlendirilmiştir.

    -Nerede bu Mehmet Gözen şimdi?

    -Şu anda nerede olduğunu bilmiyorum. Rauf Denktaş’ın oğluyla birlikte iş yapıyorlardı.

    -Evet, Raif Denktaş, İngiltere’ye sevk ediyormuş..Sf. 110, 111

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 110, 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yardımseverdi. İstanbul’daki yoksul Ermenilere, üniversitede okuyan Kürt Öğrencilere el altından maddî yardımda bulunuyordu. Sf. 65

    Alıntı; Behçet Cantürk’ün Anıları – Soner Yalçın, (Doğan Kitap, 15. Baskı Ekim 2005 – Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.