Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Bu amaçla İzmir Menteş’te ilk Özel Harp Dairesi kampı açıldı. Kampın başına da yine Daniş Karabelen getirildi. Bu kampta Türk ordusundaki ilk paraşüt birliğini oluşturan Daniş Karabelen, aynı kampta ilk özel harp ekibini de yetiştirdi. Sf. 50

    Amerika tarafından sağlanan finansla Eğridir Dağ Komando Okulu’nda da özel harpçiler yetiştirilmeye başlandı. Bu yeni özel harp okulunun en gözde eğitmenleri ise Yüzbaşı Ali Bolulu, Yüzbaşı Rafet Sille ve Üsteğmen Adnan Doğu’ydu.

    O kadar seri bir şekilde özel harpçi ve komando yetiştiriliyordu ki Eğridir Komando Okulu da yetersiz kaldı. Bu kez açılan Çankırı Gerilla Okulu oldu.

    Bu okulun en gözde eğitmeni ise Yüzbaşı Alparslan Türkeş’ti. Sf. 51

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 50, 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • NATO şemsiyesi altında oluşturulan Özel Harp Dairesi 27 Eylül 1952’de dönemin Milli Savunma Yüksek Kurulunun kararıyla kuruldu. Milli Güvenlik Savunma Kurulu, bugünkü Milli Güvenlik Kurulu işlevini görüyordu.

    Özel Harp Dairesinin merkezini konuşlandırmak üzere de Ankara Kızılay’da bir ev kiralandı.

    Doğrudan NATO merkezinden yönetilen bu daire, Türkiye’de ise Genelkurmay İkinci Başkanlığına bağlandı. Sf. 44

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • NATO’ya bağlı üçüncü gizli ordu tarih bakımından İtalya ve Fransa’dan sonra Yunanistan’da oluşturuldu. Adı ise Koyun Postu oldu. Örgüt ilk önce Helenik Akıncılar Kuvveti adıyla faaliyet yürüttü. Sf. 42

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 42) kitabından birebir alınmıştır.

  • Amerika da, 1947’den beri eski Nazi subayların öncülüğünde eğittiği özel kuvvetleri ilk kez Kore Savaşı’nda kullandı.

    Daniş Karabelen’in ekibinde 12 Mart 1971 darbesinin simgesi haline gelecek ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı yapacak olan Binbaşı Faik Türün de vardı. Amerika’ya giden ekip içinde yer almayan Türün, Kore Savaşı’nda özel harp tekniklerini öğrendi. Özellikle burada öğrendiği esirleri sorgulama yöntemlerini meşhur Ziverbey Köşkü işkencelerinde uygulamasıyla ünlendi! Sf. 33

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 33) kitabından birebir alınmıştır.

  • Subaylar eğitimin devamını ise Georgia’daki Amerikan Piyade Okulu’nda görüyorlardı. Eğitimin son üç aylık evresi çok önemliydi. Çünkü bu bölümde adam öldürme, sabotaj ve bomba yerleştirme teknikleri öğretiliyordu.

    Teğmen ile albay arası rütbedeki subayların yer aldığı üsteğmen Alparslan Türkeş’in yanı sıra önemli bir isim daha vardı: Turgut Sunalp.

    Sunalp, (1) 16 kişilik ekip içinde Amerika’ya önce giden ilk Türk subayı oldu. Sf. 28

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 28) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022); 12 Eylül darbecileri 1983 seçimlerinde Turgut Sunalp’a Milliyetçi Demokrasi Partisi’ni kudurdular ama halk onlara itibar etmedi, Turgut Özal’ın Anavatan Partisi seçimi kazandı. Bu işkenceci vahşi paşa; Gazeteci Ümit Zileli’nin; “İşkencelerde genç kızlara copla tecavüz edildiği iddiaları var” sorusuna; “Copa ne gerek var, aslan gibi çocuklar var.” diyen kişi.

  •  Sol hareketlerin “siyasi bir oyunla ya da yıkıcı faaliyetlerle” iktidarı ele geçirebileceğini söyleyen Galula, gizli orduya halkı ayaklanmacılardan yani solculardan ayırmak için teröre yani kontrgerilla operasyonlarına başvurması gerektiğini belirtiyor. Galula, bu operasyonlardan ilkini “şuursuz terörizm” olarak adlandırıyor:

    “Şuursuz terörizmden maksat, alaka toplamak ve halkın dikkati bir defa çekildikten sonra gizli olarak bulunan taraftarları cezp etmektir. Bu da gelişigüzel yapılan terör hareketleriyle, bombaların patlamasıyla, yangın çıkartmakla, suikastlar yapmakla ve mümkün olduğu kadar fazla seyirci cezp edebilecek şekilde toplu olarak, koordine edilerek ve ayarlı şekilde yapılır. ”

    Galula, ilk operasyonun başarılı olması için devamında gizli ordunun suikastlara kimleri öldürerek başlanabileceğini açıklıyor:

    “Seçilmiş terörizm ise çarçabuk şuursuz terörizmi takip eder. Bundan maksat halkı mücadeleye sokmak ve asgari olarak halkın pasif suç ortaklığını temin etmektir. Bu, memleketin muhtelif yerlerinde bazı kimseleri, halkla en yakın teması olan küçük rütbeli hükümet memurlarını, polis, postacı, belediye reisi, belediye meclis azası ve öğretmen gibi insanları öldürerek yapılır.”

    Galula’nın bu önerileri uzun yıllar Özel Harp Dairesinde “Kontrgerilla, Ayaklanmaları Bastırma Hareketleri” adlı derste okutuldu. Sf. 60

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • İstanbul Örfi İdari Mahkemesi’nde gö­rülen dava sonunda 29 Mart 1945’te 14 sanık beraat ederken 10 sanığa çeşitli cezalar yerildi.

    Ceza alan isimlerden biri de Alparslan Türkeş’ti: 9 ay 10 gün hapis..

    Cezaevinde yattığı süre cezasını karşılayınca tahliye edildi. Sf. 27

    Askeri Yargıtay, Turancılık Davası’nda verilen cezaları bozdu ve tüm sanıklar 31 Mart 1947’de beraat etti.

    Türkeş için bu karar çok önemliydi. Çünkü yeniden orduya dönüyordu. Sf.27

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Özel harp eğitim alacak ilk ekip 16 kişiden oluşuyordu. 1948’da Amerika’ya giden bu ekip içinde Turancılık davasından kamuoyunun adını duyduğu ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Türkiye’deki bağlantılı ismi olan Yüzbaşı Alparslan Türkeş vardı. Sf. 27

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Truman’a göre Ortadoğu’daki düzenin sağlanması da Türkiye ve Yunanistan’ın bütünlüklerinin korunması ve komünizmden uzak tutulmasına bağlıydı.

    Kongre’nin bu doktrini kabul etmesiyle Türkiye’ye yapılacak askeri yardımı görüşmek üzere 22 Mayıs 1947’de Amerikan heyeti Ankara’ya geldi. 12 Temmuz 1947’de anlaşmanın imzalanmasıyla Türkiye’ye yardımlar akmaya başladı. Sf. 25

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nazi istihbaratının Sovyetler Birliği Birim Başkanlığı yapan Reinhard Gehlen, Hitler’in beyinlerinden biriydi Doğu Yabancılar Orduları Komutanı olarak Sovyetler Birliği’ne karşı savaşırken yenileceklerini anlayan Gehlen’e göre Hitler’den sonra komünizmle ancak Amerika mücadele edebilirdi. Bunun için 1945’te Amerika’ya teslim oldu. Sf.23

    Gehlen, uyguladığı büyük işkence yöntemleriyle Sovyet’ler Birliği ve komünistler hakkında ciddi bilgiler toplamıştı.

    Bu bilgileri dikkatlice mikrofilmlere aktarıp, su geçirmez çelik varillere doldurup Avusturya Alpleri’nde kırsal bölgeye gömdü.

    Gehlen hemen Amerika’ya götürüldü. Burada iki yıl sonra kurulacak olan CIA’nın başına geçen Allen Dulles ile görüştü. Dulles ile Gehlen ortak tehlike olarak gördükleri komünizme karşı el sıkıştılar. Gehlen artık Amerika için çalışacaktı. Kuracağı gizli ordu Almanya’da yeni hükümet kuruluncaya kadar ABD için çalışacak ve ABD tarafından finanse edilecekti.

    9.Temmuz 1946’da ülkesine geri dönen Gehlen, hemen eski Nazi subaylarını toplamaya başladı. İlk başta 350 üst düzey Nazi subayını bir araya getiren Gehlen bunlardan çekirdek bir kadro oluşturdu. Ve bu çekirdek kadronun da eğitimiyle bizzat kendisi ilgilendi.

    Yanında katliamlarla ünlenen önemli subaylar da vardı. Bunların başında Walter Rauff geliyordu. Rauff, toplama kamplarındaki gaz odalarını geliştiren, pratikleştiren bir katildi. Ordunun Kızılhaç ambulanslarını seyyar gaz odalarına dönüştürmenin de mucidiydi. O araçlarda Doğu Avrupa’da 200 bin kişi öldürülmüştü. Ayrıca “Doğu Kasabı” lakaplı Otto Skorzeny, Fransa’da işgal yıllarında görev yapan ve “Lyon Kasabı” olarak tanınan beş bin kişinin katlinden sorumlu tutulan Klaus Baroie, Auschwitz kampında kalkıştığı tıp deneylerinde kobay olarak kullandığı 250 bin kişinin ölümünden sorumlu tutulan Dr. Joseph Mengele, işgal altındaki Yugoslavya’da Seelsorger toplama kampında albay rütbesiyle görev yapan, kurtuluştan sona Vatikan’a sığınan Hırvat papazı Peter Dragonovic de artık Gehlen’in yanındaydı. Sf. 24

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 23, 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • İleride 40 yıl boyunca adı kontrgerilla faaliyetleri içinde anılacak olan Türkeş, 25 Kasım 1917’de Lefkoşa’da doğdu.

    İlk askeri üniformayı Kuleli Askeri Lisesi’nde giyen Türkeş bu okulu 1936’da, Kara Harp Okulu’nu da 1938 yılında tamamladı. Bir yıl da Piyade Atış Okulu’nda eğitim gördü.

    Alparslan Türkeş, İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce, 1939 yılının başlarında İnönü’ye bir mektup göndermişti. Türkeş, mektupta, Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne olası saldırısının ardından Türkiye’nin Balkanlar’ı ilhak etmesini öneriyordu. Sf. 21

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • 26 Nisan 1944’de, aralarında Turancı hareketin önemli isimlerinin de bulunduğu grup, o dönemde Anafartalar Caddesi üzerinde bulunan Adliye’den Ulus’a doğru yürüyüşe geçti.

    Bu yürüyüş ilk ciddi komünizm karşıtı eylemdi. Yürüyüş boyunca “Kahrolsun Komünistler” sloganı atan gruba polis engel oldu.

    Eylemden sonra ırkçı grubun liderleri olarak 23 kişi tutuklandı, haklarında dava açıldı. Bu isimler şunlardı: Reha Oğuz Türkkan, Alparslan Türkeş, Cihat Savaş Fer, Cebbar Şenel, Fazıl Hisarcıklılar, Cemal Oğuz Öcal, Fehiman Altan Tokluoğlu, Fethi Tevetoğlu, Hamza Sadi Özbek, Hasan Ferit Cansever, Hikmet Tanyu, Hüseyin Namık Orkun, Nihal Atsız, İsmet Tümtürk, Muzaffer Eriş, Necdet Sancar, Nurullah Banman, Orhan Şaik Gökyay, Sait Bilgiç, Salim Bayrak, Yusuf Kadıgil, Zeki Özgür Sofuoğlu ve Zeki Velidî Togan. (1)

    Türkçülük davasından yargılanan isimler arasında en çok tanınanları Reha Oğuz Türkkan ve Nihal Atsız’dı.

    Bu isimler arasında dikkat çekmeyen, ama sonradan tüm Türkiye’nin tanıyacağı bir subay vardı: Piyade Üsteğmen Alparslan Türkeş. Sf. 20, 21

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 20, 21) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YOUMU (1) (2019); İkinci Dünya Savaş bitmiş, İsmet Paşa ve CHP faşist Almanya’ya meyilli olduklarından, şimdi galiplerin şerrinden korkuyorlar. Tükçüleri yürütüp sonra tevkif edip, hükümetin faşist ve ırkçı olmadığını göstermeye çalışıyorlar, tevkif edilenler işkence, tabutluk, tırnakların çekilmesi gibi hikâyeler uyduruyorlar.. Tevkifâttan sonra memur olanlar işlerine dönüyorlar, şaka gibi. Bu Türkçülerin tamamının Özel Harp Dairesi ile bağlantılı olmuş olmaları gerekiyor.

  • (Özel Harp Dairesi) 1994 yılında tümen yapılarak Özel Kuvvetler adını aldı. Yeni görevlerinden biri PKK’ya karşı mücadele oldu. Bu vesileyle de gittikçe güçlendirildi. Özel Kuvvetler şimdi kolordu düzeyinde. Sivil unsurların sayısı ise 10 binlerle ifade ediliyor. Sf. 11

    Alıntı; Özel Harp dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Özel Harp Dairesi 27 Eylül 1952 tarihinde Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla kuruldu. Diğer ülkelerdeki gizli ordular gibi varlığı sır gibi saklandı. TBMM’nin bile bilmediği bu gizli ordunun kurucuları ve sonraki yöneticileri Amerika’daki merkezlerde özel harp eğitimden geçirildi.

    Özel Harp Dairesi’nin eğitim, silah ve teknik malzeme ihtiyaçları bütünüyle Amerika tarafından karşılandı.

    Olası bir Sovyetler Birliği işgalinde kullanılması için yeraltı sığınaklarında, ormanlarda, mezarlıklarda hatta camilerin altında gizli cephanelikler oluşturuldu.

    Özel Harp Dairesi’nde görev yapan personel iki unsurdan meydana getirildi.

    Birincisi askerler. Dairenin kuruluşunda görev alan askerlerin tamamı antikomünistlerden seçildi ve bunların önemli bir kısmı da İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerle bağlantılı olanlardı.

    Dairenin ikinci unsuru olası işgale karşı yeraltı direnişine katılacak sivillerden oluşturuldu. Bu kişiler de Özel Harp Dairesi kamplarında sıkı bir eğitimden geçirildi, özel harp teknikleri öğretildi. Öğretmen, çiftçi, polis, akademisyen, doktor gibi mesleklerden seçilen sivil unsurlar, dönemine göre farklı ideolojik kesimlerden oldu. Sf. 10

    Alıntı; Özel Harp dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • O vakte kadar umumi meclisler ve seçilen encümen azaları Van, Bitlis vilayetlerinde yarı müslim yarı gayrimüslim olacaktır.

    Erzurum vilayetinde nüfus sayımı bir sene içinde yapılmadığı takdirde umumi meclisler azaları yukarda bahsedildiği gibi eşitlik esası üzerine seçilecektir. Sf. 393

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 393) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biz istiyorduk ki, bu iki Doğu Anadolu umumi müfettişliğini İngilizlere verelim ve bu sayede Rus entrikasından kurtulalım. Binaenaleyh bize böyle iki memur verip veremeyeceğini Sir Edward Grey’den öğrenmesini yazdığımız Londra sefiri Tevfik Paşa, İngilizler’in bu fikre pek mütemayil (meyilli, eğilimli) oldukları cevabını verdiğinden Sadrazam Paşa derhal resmen müracaat etti. Bu teklif İngiltere hükümeti tarafından kabul olunur olunmaz Rus teşebbüsü suya düşecekti. On beş gün sonra İngiltere hükümeti Rusya’nın muvafakati olmadan İngiliz memurlarının Doğu Anadolu vilayetlerine tayinine muvafakat edemeyeceğini bildirince bütün ümitlerimiz mahvoldu. Anladık ki, İngilizler bizi kâmilen Rus emellerine feda etmeğe karar vermişlerdi.

    Çaresiz sadrazam paşa ile Rus ve Alman sefirleri arasında başlamış olan müzakerelere devam olundu. 8 Şubat 1914 tarihinde suretini aynen derç ettiğim itilâfnâme Rusya maslahatgüzarı Mr. Gulkaviç ve Sait Halim Paşa tarafından imza edildi. Sf. 390

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 390) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı hükümetinin Doğu Anadolu vilayetlerinden bir buçuk milyon kadar Ermeni naklettirmiş olduğu ve bunlardan altı yüz bin kadarının yollarda kısmen öldürülmüş ve kısmen de açlık ve sefaletten ölmüş olduklarını kabul edelim. Fakat Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinin Ruslar tarafından istilası sırasında oralarda oturan Türk ve Kültlerden acaba ne kadarı Ermeniler tarafından en barbarca cinayetlerle öldürülmüş olduklarını ve ne kadarının hicret esnasında telef olduğunu bilen var mı? İşte biz haber verelim ki, bu yüzden ölen Türk ve Kürt’ün miktarı muhakkak bir buçuk milyonu geçer. Ermeni katliamından Türkler mesul oluyor da, Türk ve Kürt katliamından ve umumi sefaletinden Ermeniler niçin mesul olmuyorlar?  Sf. 373

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 373) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nakil ve tehcir sırasında meydana gelen vakaların sebebine gelince:

    Bunu yukarda açıkladığım Kürt ve Türk unsurlarıyla Ermeni unsuru arasında altmış – yetmiş seneden beri devam edegelen düşmanlık hissine atfetmek zaruridir. Asırlardan beri bir arada yaşayan bu üç milleti yekdiğerine can düşmanı yapan Moskof siyasetinin Allah belasını versin.

    1915 tehciri esnasında yapıldığını duyduğum cinayetler cidden nefrete şayandır. Fakat Ermeniler’in ihtilal esnasında Türk ve Kürtler aleyhinde yaptıkları cinayetler de alçaklık ve fecaatte bunlardan aşağı değildir. Bütün bu cinayetlerin sebebi her ne olursa olsun, bunların men’ine çalışılması icap ederdi. Hükümet, Ermeni cinayetlerinden Türk ve Kürt ahaliyi ve Osmanlı ordusuyla Osmanlı siyasi mevcudiyetini korumak için tehciri acil ve müessir bir çare gibi telakki etti. Fakat bunun neticesinde Kürt ve Türk cinayetlerine sebepler hazırladı. Acaba bunun başka çaresi yok muydu? Tehcir sırasında muhacirlerin tecavüzden korunması mümkün değil miydi? Bunu tehcire karar verenlerle onu idare edenlerin açıklamasından anlayacağız. Her halde ben iddia ediyorum ki kendi ordumun mıntıkasından Ermeniler’in geçmesi sırasında bazı tek tük vakalar müstesna olmak üzere muhacirlere tecavüz edilmesine katiyen müsaade etmedim. Sf. 372

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 372) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2016); Devletin önemli bir Paşası, Türk, Ermeni ve Kürt halkları arasındaki düşmanlığın sebebinin ne olduğunu bilmiyor. Türk’ün ve Kürt’ün yoksulluğu, Ermeni’nin savaş zengini oluşu ve acımasız bankerlik yapısının bu katliamlara sebep olduğundan yani eşitsiz gelişme yasasının varlığından haberi yok.

  • Bu açıklamamdan umumi efkâr (kamuoyu) takdir eder ki, Ermeni tehcir ve katli meselesiyle ben zerre kadar ilgili değilim, tehcir kararı verildiği zaman müzakerelere iştirak etmediğim gibi katilleri icra değil, bilakis men ettim. Tehcirin yapılmasından sonra muhacirlere azami yardımda bulundum. Sf. 371

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 371) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu Ermenilerinin tehcirinden sonra Adana ve Halep Ermenilerinin de tehciri emri mülki memurlara verildiği zaman ben buna da muhalif bulundum. Bu muameleye lüzum görmediğimi ve bu halin 4. Ordu mıntıkasının iktisadi ve zirai şartlarına kötü tesir yapacağını uzun uzadıya İstanbul’a bildirdim. Fakat mülki memurlara verilmiş olan emirlere karışmayarak yalnız onlara yardım etmekliğim ihtar edildiği için buna da mani olamadım.

    Şu kadar var ki, bütün Ermeni muhacirlerinin Mezopotamya’ya gönderilmesini orada sefalete duçar olacaklarına emin olduğum için bunlardan birçoklarının Suriye ve Beyrut vilayetleri için yerleştirilmelerini münasip gördüm, Buna müsaade edilmesini ısrarla İstanbul’a yazarak muvafakatlerini aldım, işte bu sayede bu vilayetlerde hemen yüz elli bin kadar Ermeni’yi yerleştirmeye muvaffak oldum. Sf. 370

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 370) kitabından birebir alınmıştır.