Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Yalnız günün birinde Dâhiliye Nezaretinden vilayetlere tebliğ olunan bir muvakkat kanun (geçici kanun yani kanun hükmünde kararname) gereğince Ermeniler’in Mezopotamya’ya nakledilerek harbin nihayetine kadar orada oturacaklarını öğrendim. Başkumandanlık vekâletinden de, mülki memurlar vasıtasıyla idare edilecek olan bu tehcir sırasında ordu mıntıkasından geçecek Ermenilere bir tecavüz yapılmasına meydan verilmemesi tebliğ olunuyordu. Bundan başka hiçbir şeyden haberim yoktu. Sf.368, 369

    Kanal seferi için pek büyük fenalıklar tevlit edeceği için tehcir olunan Ermeniler’in Pozantı’ya gelmekte olduklarını ve oradan Tarsus ve Adana yoluyla Halep’e doğru yürüyeceklerini haber aldığım zaman son derecede hiddetlenmiştim.

    Bu sırada başkumandanlık vekâletiyle yapılan muhaberelerim, ordunun harp ceridelerinde mahfuz olduğu için, sonradan neşrolunduğu (yayımlandığı) zaman anlaşılacaktır ki, ben Ermeniler’in Mezopotamya’ya gönderilmesindense Konya, Ankara ve Kastamonu gibi iç vilayetlerde yerleştirilmesini münasip görüyordum. Fakat devletçe hususi kanuna dayanarak teşebbüs edilmiş olan muameleye itiraz caiz (yerinde, uygun) olamayacağından Ermeni muhacir kafilelerinin Adana ve Halep üzerinden Mezopotamya’ya nakillerine mani olunmamasına dair kati emir aldığımdan çaresiz olarak razı oldum.

    O sırada Elazığ ve Diyarbakır vilayetlerinde Ermeni muhacir kafileler aleyhine tecavüzler yapıldığına dair uzaktan uzağa haberler alıyordum, tehcir muamelesi yalnız mülki memurlar tarafından idare olunuyor ve orduların bu işle hiç ilgisi bulunmuyordu. Fakat başka ordular mıntıkasında muhacirlere karşı yapılan tecavüzlerin benim ordu mıntıkamda da yapılmasına katiyen tahammül edemeyeceğimden bu hususta gayet şiddetli emirler vermeği kendim için bir mecburiyet telakkisi ettim.

    Yine o sırada Pozantı’dan Halep’e kadar olan yol üzerinde muhacirlerin iaşesi (yeme – içme ihtiyaçları) için mülki memurlarca kâfi derecede iaşe vasıtaları tedarik olunamadığını ve Ermeniler’in cidden acınacak bir sefaletle bütün yol boylarına yayılmış olduklarını haber aldığımdan vaziyeti bizzat teftiş etmek üzere Halep’ten Pozantı’ya kadar bir seyahat yaptım. Orduya mahsus olan menzil ambarlarından Ermeni muhacirlerine ekmek verilmesini emrettiğim gibi menzil doktorlarının Ermeni hastalarını tedavi etmelerini tembih ettim. Sf. 369, 370

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 368 ile 370 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fransızlar Arapları Suriye ıslahatı isteğinde bulunmağa teşvik ettikleri gibi, İstanbul Rus sefiri de 1912 Kasım ayının 26’sında Rusya Hariciye Nazırına yazdığı aşağıdaki telgrafla Ermenistan meselesini uyandırmağa başlamıştı. Sf.364

    Sultan Abdülhamid’in Rusya, Fransa ve İngiltere’nin tazyiki altında 20 Teşrinievvel 1895 tarihinde hazırladığı ıslahat fermanı büsbütün unutulmuştur. Arazi meselesi günden güne çetinleşiyor. Arazinin büyük kısmı Kürtler tarafından zorla alınmış veya alınmak üzeredir. Hükümet memurları buna mani olacakları yerde bunları himaye ve teşvik ediyorlar. Konsoloslarımızın cümlesi, Kürtlerin eşkıyalık ve yağmacılıkları, Ermenileri öldürdükleri ve Ermeni kadınlarını İslam dinini kabule mecbur ettikleri bahsinde müttefiktiler. Sf. 364, 365

    Ermeniler Rusya’nın murakabesi (denetimi) altında ıslahat yapılmasını ve hatta Rusya işgalini istiyorlar. Sf. 365

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 364, 365) kitabından birebir alınmıştır.

  • İstanbul’da İttihat ve Terakki erkânıyla taraftarlarının hepsinin ortadan kaldırılması maksadıyla yapılan 31 Mart vakasının cereyanı sırasında Adana vilayetlerinde de Türklerle Ermeniler arasında büyük bir katliam baş göstermişti.

      1909 senesi Ağustos ortalarında Adana valiliğine tayin olunduğum için Osmanlı meşrutiyet tarihinin en elim vakalarından biri olan bu katliamın psikolojik sebeplerini benim kadar tetkik etmiş kimse yoktur iddiasındayım. Sf. 355        

    O zaman Adana Ermeni murahhaslığında bulunan «Muşeg» Efendi isminde genç ve son derece şöhret hırsı olan bir papaz, aynı zamanda Hınçakist rüesasından (reislerinden) bulunuyordu. Bu adamın ahlaksızlığının derecesini Ermeniler bile söyleye söyleye bitiremezler. Eğer bizzat Ermenilerden işittiğim hikâyeler doğru ise, her türlü ahlaksızlık bu şahısta toplanmıştır denilebilir.

    Monsenyör Muşeg Meşrutiyetin ilanını müteakip kendisini adeta Adana Ermenilerinin en büyük dini ve siyasi reisi mevkiine koymuştu.

    Monsenyör Muşeg bununla da yetinmeyerek kendi adamlarını silahlandırmak için Avrupa’dan tüfek ve rovelver getirtmeğe başlamıştı. O sırada hükümet her şeyi serbest bıraktığı gibi silah ticaretini ve binaenaleyh ithalatını da serbest bırakmıştı. Muşeg, «Artık Ermeniler’in silahlı olduğundan, Bir daha 1894 katliamları gibi hadiselerden korkmayacaklarından, bir Ermeni’nin kılına hata gelirse mukabilinde on Türk mahvedileceğinden» ulu orta bahsediyordu. Sf. 355, 358, 359

    Adana katliamı esnasında 17.000 Ermeni ve 1850 Müslüman ölmüştür. Bu rakamlar gösteriyor ki, eğer Adana’da Ermeniler adet itibarıyla Türklerden üstün olsalardı, bu iş aksi olur ve Ermeniler Türkleri katliam etmiş olurlardı. Sf. 362

    Adana’ya gelişimden dört ay sonra yalnız Adana şehrinde Divan-ı Harb-i Örfi (sıkıyönetim mahkemesi, divanı harp) mahkûmlarından otuz Müslümanı idam ettirdiğim gibi ondan iki ay sonra da Erzin kasabasında on yedi Müslümanı idam ettirdim. Bunlarla beraber yalnız bir Ermeni idam olunmuştur. İdam olunan Müslümanlar arasında Adana’nın en eski ve en zengin ailelerine mensup gençler bulunduğu gibi Bahçe kazası müftüsü de vardı. Bu müftünün o havali Türkleri nezdinde pek büyük bir nüfuzu vardı. Sf. 363

    Vaka esnasında yetim kalan Ermeni çocuklarının terbiye ve tahsili için Adana’da yaptırdığım büyük yetimhane ise hâlâ mevcuttur. Sf. 363

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 359 ile 363 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1909 senesi Ocak ayı esnasında Hüseyin Hilmi Paşa kabinesi İttihat ve Terakki Cemiyetinin tesiriyle Doğu Anadolu vilayetlerinde Ermenilerle Kürtler ve Türkler arasındaki arazi ihtilaflarını halletmek için mezkûr (sözü edilen) vilayetlere bir teftiş heyeti göndermeğe karar vermişti. Teftiş heyeti reisliğine ayan (padişahın seçtiği vekillerden oluşan meclis) azasından adliye müfettişi Galip Bey tayin edilmiş ve yanına iki Türk ve iki Ermeni aza verilmişti. Türk azalarından biri Avrupa’da bulunduğu sırada Taşnaksutyun cemiyeti reisleriyle iyi münasebetler kurulmuş olan Erkânıharp Binbaşı Zeki Bey ve diğeri bendim. Benim bu heyete dâhil olmamı yine Taşnaksutyun reisleri rica etmişlerdi. Çünkü kendileriyle Ağustos ayı esnasında vuku bulan mükâlemelerimiz (konuşmalarımız) sırasında benim dermeyan ettiğim (ortaya sürdüğüm) fikirleri pek adilane ve tarafsız bulmuş olduklarını. Sf. 354

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 354) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1908 senesi ağustosunda İstanbul’da görüştüğüm Taşnaksutyun reislerinden Malumyan Efendi (Agnoni) Ermenilerin maruz olduğu bu Rus tehlikesinden bizzat bana bir kaç defalar bahsetmişlerdi.

    Fakat Ermeni ihtilal komitelerinden sayılan Hınçakist ve Hınçakist reforme gibi reisleriyle fertlerinden birçokları Rusya’ya satılmış olan komiteler, Türk komitelerine katiyen yanaşmıyorlar ve Rusya’nın himayesi altında bir Ermenistan teşkil etmek fikrini programlarına prensip olarak kabul ediyorlardı. Bir taraftan bu komiteler murahhaslarının (delegelerinin) diğer taraftan yine aynı Ermeni ihtilal teşkilatı gibi telakki edebilecek (yorumlanabilecek) olan Rus konsoloshanelerinin dağıttıkları paralar sayesinde papazlar partisi de Rus Çarının himayesini İslam halifesinin himayesine tercih etmek lazım geleceğine dair vaazlarda bulunmaktan geri durmuyorlardı.

    İşte 1908 inkılabı Ermeni ve Türk ihtilalcilerini bu vaziyette buldu.

    Esasen Selanik’te teşekkül etmiş olan İttihat ve Terakki cemiyet-i hafisinin (gizli cemiyetinin) dâhili siyaset programı «Mithat Paşa» kanunuesasinin meriyetinin iadesiydi. Bu kanunuesasinin temeli de Osmanlı mülkünde «Osmanlı idaresi camiası» ve tevsi-i mezuniyet (geniş yetki kullanımı, merkezi idare) esaslarının tatbikiydi.

    Hâlbuki Makedonya Bulgar komitesiyle Etniki Eterya’nın idare ettiği Makedonya Rum komitesinin ve yine Makedonya harp komitesinin ve Arnavut, Ermeni, Arap ihtilal komitelerinin prensipleri «siyasi âdemi merkeziyet idare» (yerinden yönetim, merkezi olmayan yönetim) usulü idi.

    Siyasi âdemi merkeziyet demek bu muhtelif unsurların yaşadıkları mıntıkalara muhtariyet-i dâhiliye (dâhili özerklik, iç işlerinde özerk olmaları hakkı) vermek ve cümlesini «Osmanlı İmparatorluğu» ismi altında idareye çalışmaktan ibaretti. Eğer Osmanlı İmparatorluğunun bölünmesini bütün can u gönüllüleriyle arzu eden ve bunun için bin türlü entrikalara kalkan harici düşmanlar olmasaydı, İttihat ve Terakki cemiyeti de Prens Sabahattin Bey’in hararetli bir müdafii olduğu bu prensibi kabul etmekte bir dakika tereddüt etmezdi. Sf. 348, 349

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 348, 349) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu his aşağı yukarı Türk milliyetperverlerinin vücuda getirdikleri «Genç Türk» ihtilalcilerinin hemen hepsinde mevcut bulunduğu için bu 1894-1896 Ermeni vakalarını II. Abdülhamit’in siyasi hatası ve kendi istibdadını devam ettirmek için başvurduğu zalim bir tedbir telakki ettiler. Bunun içindir ki, o zaman Avrupa’da bulunan Ahmet Rıza Bey ve arkadaşları işi bu bakımdan muhakeme ederek Ermeni ihtilalcilerine büyük yardımlarda bulundular. Benim gibi dâhilde bulunan ihtilalciler de aynı nazariyeyi (bakış açısını) kabul ederek Türklük ve hususiyle Osmanlılık için çok büyük zararlar doğurabilecek mahiyette (içerikte) inkişaf eden (gelişen) Ermeni katliamından dolayı Abdülhamit’i itham etmekten çekinmediler.

    Türk ihtilalcilerinin bu tarafsız temayüllerini (eğilimlerini) gören Ermeni ihtilalcilerinin namuslu mensupları o esnada vaziyeti daha güzel tetkik etmeye başlamışlardı. Bir yandan Rusya’nın Türk Ermenilerinin muhtariyet sahibi olabilmeleri için azami derecede gayret sarf ederken öbür taraftan Kafkasya Ermenilerini istibdadın en ezici tesirleri altında bulundurduğu görülüyordu. Sf. 346, 347

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 346, 347) kitabından birebir alınmıştır.

  • İstanbul’da pek çok Türk aileleri komşuları bulunan Ermenileri kendi evlerinde saklamış, ölümden kurtarmak gibi eser-i muhabbet göstermişlerdi. Birçok rical-i devlet İstanbul’daki gümrük hamalları vasıtasıyla yapılan Ermeni katliamını nefretle karşılamış ve facianın önüne geçilmesi için ellerinden gelen her şeyi yapmaktan çekinmemiştir. Sf. 346

    Takriben iki seneden fazla devam eden bu katliamlar sırasında Kürt ve Türklerden pek çok kişiler Ermeniler tarafından öldürülmüşler ve iki taraf işkence ve cinayette birbirleriyle adeta yarışmışlardı. Fakat Ermeni unsurunun her tarafta ekalliyette kalması Kürt ve Türkler’in galibiyetini icap ettirmişti. Sf. 346

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 346) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sultan Abdülmecit zamanında ise Ermeniler öyle fevkalade imtiyazlara nail oldular ki, bunu hatta Mandelstamm bile hayretle zikrediyor. Bu zat eserinin 190. sayfasında şöyle söylüyor: “Hatta Ermeni milleti 1863 senesinde bir hakiki kanunuesasiye (anayasaya) mazhar oldu. Bu kanunuesasi mucibince (gereğince) Ermeniler İstanbul patrikhanesinde toplanmak üzere bir umumi meclise malik oldular. Umumi Meclis 140 azadan ibaret bulunuyor ve bunların 120’si doğrudan doğruya millet tarafından seçiliyordu.” Sf. 343

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 343) kitabından birebir alınmıştır.

  • II. Mahmut, 19. yüzyılın başlarında İstanbul’da yeniçerileri imha ettiği gibi Rumeli ve Anadolu da bulunan derebeylerinin de taraf taraf kesri nüfuzuna (etkilerinin azalmasına) bezli himmet etmiş (gücü yettiği kadar yardım etmişti) idi. Bunlar meyanında (arasında) Kürdistan derebeyleri de oldukça şiddetli darbelere maruz kalmışlardı. Sf. 343

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 343) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biz Ermenileri ve alelhusus onların ihtilalcilerini Rumlardan, Bulgarlardan daha ziyade severiz. Çünkü onlar diğer iki unsurdan daha ziyade mert ve kahramandırlar. İkiyüzlülük bilmezler. Dostluklarına sadık, düşmanlıklarına kavidirler. Hususiyle bizim imanımız vardır ki Ermeni unsuruyla Türk unsuru arasındaki düşmanlığın başlıca sebebi Rusya siyasetidir. Sf. 339

    Ne Anadolu’da, ne Rumeli’de ne de İstanbul’da hiçbir Ermeni, yoktu ki, Ermenice bilsin. Bütün mekteplerde Ermeni harfleriyle Türkçe okutulur ve kiliselerde ruhani ayin Türkçe yapılırdı. Devletin en mühim makamlarına Ermeniler getirilmiş, hülasa Ermeniler bu Osmanlı devletinin en sadık tebaası sayılmıştı. Sf. 339

    Osmanlılar Kürdistan beylerini emirleri altına aldıkları zaman onların idareleri altında yaşayan Ermeniler’in müstakil bir hükümetleri yoktu. Ermeniler Kürt beylerinin idaresi altında hissedilir derecede bir tazyike maruz bulunuyorlardı. Sf. 340

    Avrupa’da «Ekalliyetin (azınlıkların) hukuku» denilen nazariyeden zerre kadar eser bulunmadığı bir zamanda, daha 1453 senesinde, bir Osmanlı padişahı, saltanat devresinin en yüksek noktasında bulunduğu sırada, Rum patrikhanesini ibka (yerinde bırakma) ve Rumlara mezhebi imtiyaz ismi altında nikâha, verasete ve tedrisata dair birçok hususi (özel) haklar bahşediyor (bağışlıyor), Anadolu’da Kürt derebeylerinin nüfuzu altında yaşamakta olan diğer bir Hıristiyan milleti için de merkezi hükümette bir patrikhane tesis eyliyor ve onlara da aynı hak ve imtiyazları (ayrıcalıkları) veriyor ve bu muamele bu gün Mandelstamm gibi bir takım hayâsız insanlar tarafından İslam’ın Hristiyanlara ait işleriyle, uğraşmaya tenezzül etmemesi hissiyatına verilmekten çekinilmiyor. Bu ne kadar büyük bir insafsızlıktır!… Sf. 341

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 339 ile 341 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hele ilim adamlarımızın hiçbirinde görmediğim fevkalade bir cüretle Suriye’ye gelerek orada dört mükemmel kız mektebi tesis etmek ve Aynıtura Ermeni yetimler mektebini en mükemmel bir müessese haline koymak gibi güzide hizmetler göstermiş olan Halide Edip Hanımefendi hakkında minnettarlığım ebedi olacaktır. Sf. 337

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 337) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mandelstamm gerçi mahut (sınırlı) kitabında, Ermenilere karşı salıverilmiş olan Kürtlerin Suriye’de mevcut bulunmamasından dolayı Suriye Hıristiyanlarının katliamdan kurtulduklarını söylüyorsa da, her halde Mandelstamm bu sözüne kendisi de inanmamıştır zannederim. Zira pek zengin olan Cebellübnan ve Filistin Hristiyanlarının yağma edebilecekleri hangi Bedevi veya Suriyeliye azıcık hissettirmiş olsaydım, ben hiç zahmet çekmeksizin bu emel derakap (hemen) hâsıl olurdu. Sf. 226

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 226) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1915 senesi kânunusanisinin (Ocak ayının) üçüncü veya dördüncü günü Kudüs’e geldiğim sırada, ziyaretime gelen müttefik ve tarafsız konsoloslar, bana bir kitap göndererek bu kitabın içindekilerden dolayı İslam olmayan bütün unsurlar arasında büyük korku ve heyecan uyandığını ve herkes akşama sabaha İslamlar tarafından Hıristiyanlar aleyhine bir katliama başlanacağı ihtimalinden ürktüğünü beyan etmişlerdi. Kitabı okudum. Hükümetçe ilan olunan Cihadı fisebullaha (mukaddes mücadele) dayanarak, kâfirler aleyhine katlin her Müslüman için farzıayın (Müslümanın bizzat yapmak zorunda olduğu dini gereklilikler) olduğunu tefsir eden bir broşür olduğunu anladım.

    Bu eserin kötülüklerinin meni için derakap bütün Suriye ahalisine hitaben uzun bir beyanname neşrettim. Bu beyannameleri ta en ufak köylere varıncaya kadar göndererek duvarlara yapıştırttım. Hülasa olarak şöyle diyordum:

    “Halife-i İslam tarafından ilan olunan cihadı ekâbir (büyük cihat) din ve vatan düşmanı olan İngilizler, Fransızlar ve Ruslara karşıdır ve hatta onların silahla mücadele edenlerine aittir. Binaenaleyh vatanları, menfaatleri velhasıl her şeyleri bizimle müşterek olan gayrimüslim vatandaşlarımız aleyhine en ufak bir tecavüz fikri besleyecek olan İslam ahaliyi en şiddetli surette cezalandıracağıma itimat ediniz (güveniniz).” Sf. 225

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 225) kitabından birebir alınmıştır.

  • En evvel Posta ve Telgraf Nazırı Oskan Efendi söz isteyerek kendisi esas itibarıyla muharebelerin (savaşların) aleyhtarı olduğundan, Osmanlı hükümetinin harbe girmesini tasvip eden (kabul eden) bir kararnameye imza koyamayacağını ve bu itibarla nezaretinden (bakanlığından) istifaya mecbur olduğunu ve şu kadar ki, şayet Posta ve Telgraf Nezareti Umum müdürlük haline getirilecek olursa, umum müdür sıfatıyla bu işi ifa edebileceğini söyledi. Sf. 144, 145

    Müteakiben Ziraat ve Ticaret Nazırı Süleyman Elbistanî Efendi söz alarak “Sulhu Beynelmilel Cemiyeti (uluslararası barış derneği) azasından olması itibarıyla harplerin umumi surette aleyhtarı olduğundan, kendisinin de maalesef istifaya mecbur olduğunu beyan etti.

    Nafia Nazırı Çürüksulu Mahmut Paşa kabinede hakkında itimatsızlık görmekte olduğundan bahseden bir kaç sözden sonra, istifa etmiş sayılmasını rica etti.

    Cavid Bey o gün Meclis-i Vükelada bulunmuyordu. Fakat kendisinin de istifa etmeğe karar verdiğini Talat Bey söylemişti.

    İstifa eden nazırlar Meclis-i Vükeladan çıktılar.

    Geri kalan nazırlar ki Sadrazam Said Halim Paşa, Şeyhülislam Hayri Efendi, Harbiye Nazırı Enver Paşa, Dâhiliye Nazırı Talat Bey, ben, Adliye Nazırı İbrahim Bey, Maarif Nazırı Şükrü Bey’den ibaret idik. Allah’ın inayetine, peygamberin yardımına ve padişahın talihine güvenerek hal-i harbi kabul zaruri olduğuna dair bir mazbata (tutanak) tanzim (düzenleyip) ve padişaha takdim ettik. Sf. 145

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Binaenaleyh Bahriye Nezaretine benim nakledilmekliğim, Sadrazam Paşa ile Enver Paşa ve Talat Bey arasında kararlaştırılarak benimle yer değiştirmeye muvafakat etmesi Mahmut Paşa’ya teklif edilmiş ve müşarünileyh (İşaret edilen kişi, söz konusu kişi) de bu teklifi kabul etmişti. İşte bu mukarrerat (kararlaştırmalar) neticesinde Bahriye Nezaretini deruhte ettim (görevini üstlendim). Sf. 90

    O zaman İngiliz ve Fransız dostluğunu her ne pahaya olursa olsun kazanmağa çalışıyorduk ve bu çalışma o kadar umumi idi ki, eğer imkân mutasavver olsa idi; itimat olunsun ki; ordumuzun tensiki (düzenlenmesi) işini bile bir Fransız ıslahat heyetine vermekten çekinmeyecektik. Fakat bu bizim için imkânsızdı.

    Evvela ordu zabitlerimizden birçokları Almanya’da tahsil etmiş, geri kalanı da tamamen Alman harp usûllerine göre talim ve terbiye edilmişti. Sf. 110

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 110) kitabından birebir alınmıştır.

  • İstanbul muhafızlığına tayin olunduğum günden beri Fransızlarla Türkler arasında bir yakınlık husulü (elde edilmesi) için her fırsattan istifade ile sarf ettiğim mesai ve Fransa sefareti ve umumiyetle Fransızlarla dostça münasebetler devam ettirmiş olmam itibarıyla, Fransa’dan yapılacak istikrazın (borçlanmanın) temeli olan birçok nafıa işlerinin (alt yapı işlerinin) tetkiki ve halli bana havale edilecek olursa, Fransızlarca hüsnütelakki edileceğini (güzel karşılanacağını)takdir eden arkadaşlar Nafia Nezaretini kabul etmekliğimi benden rica ettiler. O sırada bulunduğum Birinci Kolordu Kumandanlığını yakında General Liman von Sanders’e teslim etmeğe mecbur olacağımı bildiğim için kabineye dâhil olduğum surette vatanıma nafi’ (faydalı, yararlı) hizmetler ifasına kudret kazanacağımı ümid ettiğim cihetle bu teklifi kabul ettim. Sf. 83

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mösyö Venizelos asırlık Balkan siyaseti nağmelerini izhara (açıklamaya) başladı. Aydın vilayeti Rumlarının Osmanlı hükümetinin muvafakati hatta hususi tertibiyle Türkler tarafından katliamına başlanıldığı yaygarası bütün cihana yayıldı. Bereket versin ki, Talat Bey, Venizelos’tan daha çabuk davranarak mahallinde ve birlikte tahkikat yapmak üzere Fransız, İngiliz, Alman ve Avusturya baş tercümanlarının kendi nezdine gönderilmesini teklif etti ve teklifi kabul olunarak Morgenthau’un bile istemeye istemeye itiraf ettiği hakikat tezahür etti (ortaya çıktı). Yani tahkikat netice gösterdi ki, Rumlara zulüm yapılmamış ve zulümden çok canı yanmış İslam muhacirlerinin irtikâp ettiği bazı tecavüzler, hükümet tarafından şiddetle menedilmiştir. Nihayet Venizelos, Talat Bey’in noktai nazarını kabul ederek Aydın vilayetinin sahil kısımlarındaki Rumların Yunanistan’a ve Makedonya İslam ahalisinden arzu edenlerin de Aydın vilayetine nakledilmesi ve menkul mallarına eskisi gibi tasarruf etmek üzere, gayrimenkul mallarının mübadeleye (karşılıklı değiştirilmeye) tabi tutulması esası dairesinde müzâkerata (görüşmelere) başlamağı kabul etmişti. Sf. 80

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 80) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fakat o sıralarda, Türk unsuru arasında şiddetle hüküm sürmeğe başlayan milliyet cereyanı, en ziyade Aydın vilayeti dâhilinde tesir etmeğe başlamış ve Yunanlılarla Sırplardan ve Bulgarlardan gördükleri her nevi zulme tahammül edemeyerek en caniyane işkencelere maruz kaldıktan sonra Osmanlı memleketlerine ilticaya mecbur olan yüzbinlerce İslam muhaciri tarafından, yerli Rumlara karşı bazı tecavüzlere başlanmıştı. Hükümet bu tecavüzlere katiyen taraftar olmuyor ve bu yüzden memleketin başına bir bela geleceğini pekâlâ takdir ediyordu. Sf. 79

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ordumuza gelince: Biz artık Alman harp usulünden kendimizi kurtaramayız. Otuz seneyi aşkın bir zamandan beri ordumuzda Alman muallimler bulunmuş, zabitan heyetimiz kâmilen Alman harp usulü ile terbiye edilmiş, velhasıl bizim ordumuz Alman askeri talim ve terbiyesinin ruhu ile ünsiyet (yakınlık) peyda etmiştir. Şimdi bunu değiştirmek mümkün değildir.” Sf. 73

    “İste General Liman von Sanders ıslahat heyetinin İstanbul’a gelmesini intaç eden (doğuran) teşebbüs budur ve işte Enver Paşa’nın katiyen tesiri yoktur.” Sf. 73

    Heyet-i Islahiyenin (yenileştirme heyetinin) geldiği gün ben, Birinci Kolordu Kumandanı idim. Bu sıfatla idare-i örfiye (sıkıyönetim) amiri bulunuyordum. Bittabi iki gün sonra bu kumandayı General Liman von Sanders’e tevdi edecektim. Bir Alman generalinin idare-i örfi amiri olması bittabi caiz olamayacağından daha evvel başka bir tedbir ittihaz ettik (hazırladık). Merhum Faik Paşa o zaman miralay idi. Kendisi fırka kumandanlığı salahiyetiyle (yetkisi ile) merkez kumandanlığına tayin edilecek ve idare-i örfi kumandanlığı merkez kumandanlığına devrolunacaktı.” Sf. 74

    Heyet-i vükela (vekiller heyeti yani hükümet), Liman Paşa’nın küçük elçilerden sonra, Osmanlı müşirleri (mareşalleri) arasında mevki alacağına karar vermişti. Sefir Morgenthau’un dermeyan ettiği (açıkladığı) karar hilaf-ı vakıadır (gerçek dışıdır). Yanı Osmanlı Meclis-i Vükelası, Liman Paşa’nın ecnebi küçük elçilerden evvel ahz-ı mevki edeceğine (makam alacağına) hiçbir vakit karar vermedi. Teşrifat Müdüriyet-i Umumiyesi protokol kaydı, bu iddiamı ispata kâfidir.

    Fakat Liman Paşa, Heyet-i Vükelanın bu kararına itaat etmek istemediğinden, filhakika badema (sonradan) hiçbir resmi ziyafete davet edilmemiştir. Sf. 77

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 73, 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bakınız Yunanlılar bizden pek çok akıllı çıktılar. Donanmalarının ıslahını İngiltere’ye ve ordularının ıslahını da Fransa’ya bıraktılar. Venizelos harbiye ve bahriye nezaretlerini idaresi altına aldı ve her kim ıslahat heyetine karşı ufak müşküller ibrazına (göstermeye) cesaret etmişse, merhametsizcesine ezdi. Sf. 72

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır.