Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • “Şairinizin «Şam’dan çıktığım akşama dedim Şam-ı Şerif!» mısraı en beğendiğiniz kinayelerdendir.” Sf. 66

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • İstanbul’umuzun pek müstekreh bir (kerih, nefret edilecek) âdeti vardır. Erkeklerin vapurda, köprüde, çarşıda, sokakta, mesirelerde tesadüf ettikleri İslam kadınlarına edepsizcesine laf atmaları.

    Buna bazı ihtiyar kadınların biraz hüsnü tabiata delalet edecek derecede güzel giyinmiş hanımlarımıza karşı lisanlarıyla ve hatta bazen elleriyle tecavüz etmelerini de ilave edebiliriz.

    İstanbul Muhafızı olduğum sıra duçar-ı tecavüz olan bir kaç ailenin reisleri bunun men’i (engellenmesi) sebeplerini benden rica etmişlerdi. Ceza kanununun bu hususta pek zayıf olduğunu nazar-ı dikkate alarak Örfi İdare (sıkıyönetim) Kararnamesinin askeri hükümete verdiği salahiyete istinat etmek istedim. Laf atacak erkeklerle kadınlara tecavüz edecek kadınların dâhil-i memlekete uzaklaştırılacaklarını ilan ettim. Dört beş sürgünden sonra, kadınlarımız sokaklarda duçar-ı tecavüz olmaktan kâmilen (tamamen) kurtuldular. İşte o zamandan itibaren İstanbul’da Türk kadınlarının hürriyet-i hakikisine doğru gayet metin bir adım atılmış oldu. Sf. 18

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fotoğraf sanatçısı ve belgesel film yönetmeni Laurence Salzmann ile eşi Ayşe Gürsan Salzmann, 1980’li yıllarda Urfa’yı ziyaret ettiklerinde ihtida etmesi (dininden dönmesi) ile katliama yol açan ve Ankara’da askerlik yaptığı için katliamdan sağ kurtulan Ahmet Kemal ile tanışmayı ve görüşmeyi başardılar. Salzmann çifti Urfa çarşısında manifatura mağazası sahibi olan Ahmet Kemal ile aralarında geçen görüşmeyi şöyle anlatıyor:

    “Mağazasının camında Ahmet’in tam ismi Hacı Ahmet Kemal Esmeray olarak yazılıydı. Sf. 451

    On yıl önce Mekke’ye gidip Hacı olduğunu söyledi. İslâm’a inancını açıkça beyan etti ve gelecekte mutlu olması için tek şartın İslâm olduğunu söyledi. Ailesi ve geçmişiyle ilgili her soru soruşumuzda yüzünün bembeyaz olması ve gözlerinden bir çift damla yaş düşmesi nedeniyle Ahmet’ten ayrılmak zorunda kaldık. Ahmet’in gözleri bir tuhaftı, şaşı gibiydi. Şüphesiz çok trajik bir karakterdi.” Sf. 452

    Hacı Kemal Esmeray’ı gören bir başkası ise gazeteci Mehmet Faraç’tı. Faraç konuşma fırsatı bulmadan Hacı Kemal 2000 yılında vefat etti. Vefatının ardından İsrail’de yaşayan akrabaları aileyi ziyaret ediyordu. Sf. 452

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 452) kitabından birebir alınmıştır.

  • İki yaşlı Yahudi’nin on yıl ağır hapis cezasına mahkûm edilmeleri üzerine, tutuklu bulunan haham Azzur Aka’nın İsrail’de yaşayan çocukları, mahkûmların serbest bırakılmaları için İsrailli yetkililer ve Dünya Yahudi Kongresi (WJC) ile temasa geçtiler.  WJC, Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin ve Londra Büyükelçisi Cevat Açıkalın ile temasa geçip, sanıkların suçsuz olduklarını belirterek bu adlî haksızlığın giderilmesi için gerekli ilginin gösterilmesini rica etti.  WJC’nin müdahalesinin dava dosyasının seyrini ne kadar etkilediği meçhuldür. Ancak müdahalelerin yapıldığı zaman dilimine denk gelen 9 Şubat 1950 tarihinde Malatya Ağır Ceza Mahkemesi kararı bozdu ve her iki tutuklunun serbest bırakılmasına karar verdi; Bu karar 4 Nisan 1950 tarihinde de onandı. Sf. 450, 451

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 450, 451) kitabından birebir alınmıştır.

  • Katliamdan ve boykotun başlamasından hemen sonra Yahudiler hızla Urfa’yı terk etmeye başladılar ve bir yıl içinde Urfa’da bir tek Yahudi kalmadı. Yahudiler Urfa’yı terk ederlerken mal ve mülklerini son derece düşük bedellere satmak zorunda kaldılar. Sf. 446

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 446) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ben o zaman bezzaz (manifaturacı) esnafın başkanı idim.

    Yahudilerin bu emsali görülmemiş canavarlıklarına ve canavarlıklarını da biz Türklerin boynuna koymak istemelerinden Yahudilerle alış veriş edilmemesine karar verildi. Yahudilerle alış veriş kesildi. Sf. 441

    Yahudiler Vali Kâmuran Çukruğ’a beni şikâyet ettiler. Vali beni çağırdı, ‘elebaşı, elebaşı esnaflara emir vermişsin Yahudi vatandaşları ile kimse alışveriş etmiyor’, ‘evet’ dedim ‘etmiyorlar. Yahudilerin yaptıkları, insanlık harici bu iğrenç hareketlerinden esnaflar kızgın oldukları için alış veriş etmiyorlar.’ Vali dedi ‘derhal alışveriş başlamalıdır aksi halde ben adamı kurşuna dizerim’, biraz durdu, yanıma yaklaştı, ‘sen Urfa kahramanının oğlusun Yahudilerin arkasında Amerika, İngiliz, Rus, Fransızlar var senden rica ediyorum esnaflar Yahudi vatandaşlarımızla alışveriş yapsınlar’; ‘Ben esnaflara baskı yapamam bu iş esnafların bileceği bir iştir’ dedim. Sf. 442

    (Eski Belediye Başkanı) Hacı Mustafa’nın oğludur. Ermenilere baskı yaptı memleketi terk ettiler. Hacı Mustafa Ermenilere müsaade etti. Ermeniler eşyalarını sattılar, gittiler biz de kaçıp gideceğiz. Cemil Hacıkâmiloğlu eşyalarımızın satılmasına da müsaade etmiyor, satmak istediğimiz eşyaları kimse alamıyor. Hacı Mustafa zalim, Cemil Hacıkâmiloğlu zalim oğlu zalim diye feryat ettiler’ dedi. Vali, Ticaret ve Sanayi Odası, partiler idare heyetlerinin başkanlarını ve beni makamına çağırdı. ‘Yahudi vatandaşları ile alışveriş yapacaksınız aksi takdirde ben adamı kurşuna dizerim icap ederse birkaç adamı kurşuna dizerim, icap ederse Urfa’yı kurşuna dizerim,’ kimseden ses çıkmadı, ‘ben size cevap vereyim’ dedim, ‘sen evvelce bana hakaret ettin, ikinci olarak hakaretine müsaade etmiyorum ve seni Polis Salahiyet Kanunu’nun bana verdiği yetkiye dayanarak seni tutukluyorum; Polis Müdürü! Bir polis çağır Cemil’i tutuklayın.’ Polis geldi, beni tutukladılar, o gün caddeler esnaflarla doldu, karakol çember altına alındı, az kalsın büyük bir kargaşalık olacaktı. Vali beni tutuklamasından pişman oldu. Sf. 442

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 441, 442) kitabından birebir alınmıştır.

  • Katliamdan sonra polis, Şorkaya ailesinin ailece ihtida etmek istediğini bunun üzerine intikam almak isteyen Urfalı Yahudilerin aileyi katlettiklerini iddia ederek bütün Yahudi erkekleri gözaltına aldı. 45 gün boyunca onları işkence altında sorguladı. Sorgulama sonunda, beş kişi hariç, gözaltına alınanların hepsi serbest bırakıldı. Sürekli baskı ve ölüm tehditleri altında kalan ve katliam gecesi evde bulunan 68 yaşında Haham Azzur Aka veya Azzur Bilgin (Musevi adıyla Ezra Mizrahî) ve 65 yaşındaki yardımcısı Yusuf Hamuz veya Yusuf Büyüktosun (Musevi adıyla Yosef Kohen) aileyi Urfalı Yahudilerin katlettiklerini “itiraf’ etti. Sf. 430

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 430) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tevrat’ın 162 ve 163 ve 164’cü sahifelerinde Tasniye (Tesniye) faslının 13’cü babının 6’cı ayetinden 18’ci ayetine kadar olan kısmında “her kim dinini değiştirir ise onu mutlak katl ve taşlarla recmedeceksin” Sf. 424

    Dip Not; Söz konusu ayetler Musevi dininden ayrılanları kast etmeyip toplum içinde paganizmi savunanları kast etmektedir. Yahudi şeriatında Museviliği terk eden, dinini terk etmiş sayılmaz; yolunu şaşırdığı ve Museviliğe geri döneceği düşünülür. Sf. 424

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 424) kitabından birebir alınmıştır.

  • Katliam gecesi (Kasım 1946) Urfa Hahamı Azzur (Ezra) Aka (Mizrahi) ve haham Yusuf Hamuz (Büyüktosun) (Yosef Kohen), İshak Hayim Şorkaya’nın kayınpederinin ruhuna mevlit okumak üzere Şorkaya’nın evinde bulunuyorlardı. Mevlit’in okunması ve yemek yenilmesinden sonra Şorkaya iki hahamı yatıya tuttu. İshak Hayim Şorkaya, eşi ve üç çocuğu her zaman olduğu gibi aynı odada, 17 yaşındaki Yakov’la büyükannesi de ayrı bir odada uyumaktaydılar. Sf. 422

    Bu ara odada uzun yıllardan beri baba Şorkaya’nın yanında çalışan (bir diğer anlatıma göre ortağı) Halaf El Medeh adında bir Arap kalmaktaydı.

    Gece yarısından bir süre sonra El Medeh evin kapısını açıp meçhul katilleri içeri aldı. Katiller anne, baba ve üç çocuğun uyuduğu odaya girip onları baltayla öldürüp, bıçakla burun ve kulaklarını kesti. Katiller diğer odada uyumakta olan büyükanne ve 17 yaşındaki Yakov’u da katletmek istediler ancak kapı içeriden kilitli olduğu için odaya giremediler. Sf. 422

    Yakov kalkıp giyindikten sonra kapıyı açtı. Açar açmaz katiller baltayla kafasını gövdesinden ayırdılar, ondan sonra da büyükanneyi öldürdüler. Katliamdan sonra katiller ve Şorkaya’nın Arap ortağı El Medeh ortadan kayboldu ve bir daha izlerine rastlanmadı. Olay yerinde bulunan suç aleti bıçak ise Urfa Yahudi cemaatinin şohet’i Davut Hıdır’a (Yeşil) aitti. Sf. 423

    Hem borcundan hem de ortağından kurtulmak için bu katliamı tasarlayan El Medeh’in Malatya Ağır Ceza Mahkemesindeki ifadesinde;

    “Musevî cemaatinin hahamı bulunan Azzur Aka ile Yusuf Büyüktosun, İshak Şorkaya ve aile efradının Yahudi dinini terk ederek İslam dinine dönmüş olduklarını muhabere (haber) yaparak Filistin ve Kudüs’e kadar duyurduklarını ve nihayet kendi cemaatinden ayrılan İshak Şorkaya ve çocuklarının ibreti müessire (etkili bir ders) olmak üzere dinî akidelerine baş vurarak (kitabı mukaddes yani ahdi atik ve ahdi cedit diye Tevrat’ın tefsiri bulunan İbranî ve güldanî lisanlardan terceme (tercüme) olunan ve 1886 tarihinde İstanbul’da Boyacıyan matbaasında bastırılan 882 sayfalık Tevrat’ın 162, ve 163 ve 164’cü sahifelerinde Tasniye (Tesniye) faslının 13’cü babının 6’cı ayetinden 18’ci ayetine kadar olan kısmında “her kim dinini değiştirir ise onu mutlak katl ve taşlarla recmedeceksin” gibi mevcut evâmiri diniyeye (dini emirlere) dayanılarak)  ortadan yok edilmesine karar verip.Sf. 423, 424

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 422 ile 424 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2008); Tevrat ve İncil’de dinden döneni öldürme hükmü var, Kur’an’da yok, İslamiyet’te de hadis olarak bu hüküm var.

  • Urfalı Yahudiler tarafından “Siverekli” olarak çağrılan İshak Hayim Şorkaya küçük bir esnaftı ve sakin bir hayat sürüyordu. Ancak en büyük oğlu Hayim’in (Haymun) davranışları onu sürekli endişelendiriyordu. 17 yaşındaki Hayim çalışmayı reddediyor, babasından sürekli para talep ediyor, reddedildiğinde kavga çıkarıyordu. Hayim 1944 yılında ailesiyle ilişkisini kesti ve evden ayrıldı. Urfalı Şeyh Muhammed’in telkiniyle 1945 yılının yaz aylarında ihtida etti ve Ahmet Kemal adını aldı. Bu davranışı Urfa’nın Müslüman halkı tarafından çok olumlu karşılandı. Ahmet Kemal şeyh olarak kabul ediliyor, eli saygı ile öpülüyordu. Ahmet Kemal aynı yıl askerlik hizmeti için Ankara’ya gitti. Orada bulunduğu sırada tanıştığı bir Yahudi genç kıza aşık oldu.. O sırada annesi de Ankara’ya gelip oğluna Yahudiliğe geri dönmesi için ısrar etti. Âşık olduğu genç kız da tekrar Yahudi olması halinde kendisiyle evlenmeyi kabul edeceğini söyledi. Genç kızın bu şartı öne sürmesi üzerine Ahmet Kemal Yahudiliğe geri dönmeye karar verdi ve bunu annesine bildirdi. Annesi muzaffer bir şekilde Urfa’ya geri döndü ve Ahmet Kemal’in tekrar Yahudi olacağı müjdesini etrafa yaydı. Bu haber Urfa halkını öfkelendirdi. 1946 yılının Kasım ayında Ahmet Kemal izinli olarak Urfa’ya geldi. Sf. 421

    Bu öfke ve nefret Şorkaya ailesinin katledilmesiyle sonuçlanacaktı. Sf. 422

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 421, 422) kitabından birebir alınmıştır.

  • Urfa Yahudilerinin tarihi oldukça eskiye dayanmaktadır. Urfa, Hıristiyan hâkimiyeti altındayken Edessa olarak anılmaktaydı, ikinci Tapınak’ın Kudüs’te inşa edildiği zamanda Edessa’da Yahudiler yaşıyordu. Hıristiyan döneminin birinci yüzyılında Edessa’nın doğusundaki Hadaib’ı Edessalı Yahudilerle akrabalık bağı olan Yahudi krallar yönetiyordu. Behri Krallığı sırasında Mezopotamya halkı, kendisini düşmanlardan kurtardığı için Kutbi adında Yahudi bir kadını çok seviyordu. Sf. 414

    Urfalı Yahudilerin en çok tercih ettikleri yiyecek; çiğköfte. Sf. 418

    Urfa’daki Yahudi aileler;

    1939 yılına ait bir kaynağa göre Urfa’da yaklaşık kırk Yahudi aile yaşıyordu. Bunlar arasında en önemlileri; Anter, Elfiyye (Binler), Mugrabi, Bozo (Boz), Mısri, Attia, Kohen, Deyyan, Levi, Mizrahî, İsrael, Mülhem (Esinli), Hammame (Kırmızıkuş) aileleriydi. 1939 yılında Nissim Elfiyye, Urfa Yahudi cemaati Başkanı idi. Sf. 418

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 414 ile 418 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Leyla Neyzi, 1949 yılında İstanbul’da doğan Fatma Arığ ile bir mülakat yapar. Bu mülakatta, “Ben çocuğuma bütün açıklığıyla her şeyi anlattım. Sabetayist olmaya benim de hiç niyetim yok. Ama bu kültürü yok saymaktansa, iyi taraflarını görmek ve bununla da iftihar etmek lazım” diyen Arığ; Sf. 408

    “Anneannemin niye namaz kılmadığını sorguladığımda hep, ‘biz Atatürkçü’yüz’ cevabını aldım. Yani bu grup Atatürk’ün arkasına sığınmış, laiklik kavramı kendilerini de rahatlatan bir kavram olduğu için, topluma karşı kendilerini ‘Selanikli / Dönme’ değil, ‘Atatürkçü / laik’ diye tanıtarak bu külfetten kurtulmaya çalışmışlar.” Sf. 409

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 408, 409) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ve öyle bir Yahudileri öyle bir çevirmiş ki, Sabatay Sevi dinine çevirmiş, bütün Selanik Yahudileri bu dine girmişler. Kendileri görünüşte Türkler gibi, Müslüman gibi yaşıyorlar, hiç Sabatay Sevi’yle alakaları yok, fakat öyle usulleri, kaideleri var ki, annemin bir arkadaşı varmış mektepten, çok iyi bir kızmış. Evlenecekmiş. O anlatmış anneme. “Ben” demiş, “zifaf yapmadım” demiş. “Beni” demiş, “ilk önce hahama götürdüler. Haham bekâretimi aldıktan sonra evlendim”. Sf. 389

    Rıfat Bali – Neden öyle yapıyorlar?

    Cahit Uçuk –Tohumu alacaklar, iyi tohum, öbür tohumlar bozuktur, ondan efendim alırlarmış. Haham efendi çok sağlammış. Onun tohumundan döl üreyecek. Yoksa kendi kendilerine o sıska oğlanla, fakir oğlanla zengin kızın çocuğu ne olacak? Sıska olacak. Zaten küçük bir kalabalık. Büyüyememişler fazla. Müslüman olduktan sonra hiç büyüyememişler. Ben daha ağızlarını açar açmaz anlardım.” Sf. 390, 391

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 389 ile 391 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ayrıca bu yaşlı kuşağın biri Türk diğeri de Yahudice olmak üzere iki isimleri vardı. Sabetay’cı kökenli kişilerin cenaze namazları hep Teşvikiye Camii’nde kılınır, cenazede imam töreni İslâm dinine göre icra ederken, avluda bekleyenler arasında bulunan bir “hahamlar” gurubu da Sabetay’cı ritüellere göre dualar okurlardı. Sf. 388

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 388) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudi genç kızlar arasında yaygınlaşan fuhuşu önlemek için Samuel Cohen’in tavsiye ettiği en önemli tedbir eğitimdi. Sf. 341

    İstanbul’da fuhuş faaliyetinin esas itibariyle yabancı uyruklu Yahudiler tarafında yaygın bir şekilde icra edilmesi yerel Yahudi cemaatini de etkileyecekti. İstanbul Yahudi cemaati Osmanlı topraklarında doğmuş hiçbir Yahudi genç kız veya kadının fuhuş ve genelev patronluğu yapmamasıyla övünüyordu. Fuhuş faaliyetlerinin ezici çoğunluğunun Aşkenazların elinde olması ise İstanbul Aşkenaz cemaati için bir faciaydı.  Sf. 341

    Fahişeler arasında Sefarad kökenli hiçbir genç-kız veya kadına rastlanmadığından İstanbul Sefarad cemaati bu mesele karşısında lâkayt görünüyordu. Ancak bu durum Balkan Savaşları’nın meydana getirdiği göçlerin ardından değişiyor, bazı Sefarad genç kızların fuhşa başlamaları İstanbul Sefarad cemaatini alarma geçiriyordu. Bir kaynağa göre İstanbul’da iki yüz Yahudi aile geçimini fuhuştan sağlıyordu. Bu ailelerin fertleri kendi içlerinde görev dağılımı yapmışlardı: Kadınlar genelevlerin kapılarında para tahsil ediyor, yaşlılar ise ya müşteri çağırıyor veya sadece fuhuşla iştigal eden Aşkenazların müdavimi oldukları Or Hodeş sinagogunu yönetiyorlardı. Böyle bir sinagogun mevcudiyetinin nedeni fuhuşla meşgul bu iki yüz ailenin mensuplarının namuslu ailelerin müdavimi olduğu sinagoglara girmelerinin engellenmesiydi. Sinagogun başkanı, Osmanlı yetkililerinin 1892 yılında Galiçya’ya iade etmeyi reddettiği ve Osmanlı Devleti hesabına casus olarak çalıştığı ileri sürülen esrarengiz Michael Moses Salamonovitz, namı diğer Michael Paşa idi. Sf. 342

    13 Haziran – 13 Temmuz 1878 tarihlerinde Berlin’de toplanan konferansın sonunda imzalanan 1878 Berlin Antlaşması uyarınca Batılı ülkeler, İstanbul’da Konsolosluk Mahkemeleri kurma, kendi tabiiyetindeki kişileri bu mahkemelerde yargılama haklarını elde ediyorlardı.  Bu durum karşısında fuhuşla mücadele etmek zordu.

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 341 ile 344 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üsküdar’daki bütün genelevler Bülbül Deresi’ndedir. Kadıköy bölgesinde, Rıza Paşa’da dört, Yel Değirmeni ve Orta sokaklarında (Moda’da) birer genelev bulunmaktadır.

    Beyoğlu ve Galata’da ziyaret edilen 159 genelevde faaliyet gösteren fahişelerin milliyetlerine göre dağılımı ise şöyleydi:

                Abanoz         Ziba    Galata         Toplam        Yüzde

    Rum       147             52        187               386               58

    Ermeni     49             13          29                 91               13,7

    Yahudi      12               2        111               125               18,8

    Rus            1              _          42                43                 6,4

    İtalyan        3              1            1                  5 

    Bulgar        1             1             1                  3 

    Polonyalı    1              —            —              1 

    Romen        —             –             4                 4 

    Alman         —            –              5                 5 

    Fransız —                   _             1                 1 

    Toplam     214           69         381              664     Sf. 339 

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 339) kitabından birebir alınmıştır.

  • Odessa coğrafi konumu ve kayda değer Yahudi nüfusu nedeniyle beyaz kadın ticaretinde önemli bir diğer merkezdi. 1860 yılında Odessa’yı gezen bir Fransız seyyah Yahudilerin beyaz kadın ticaretini ellerinde tuttuklarını ve tuzaklarına düşürdükleri kadınları İstanbul’a gönderdiklerini yazıyordu. Bir gazeteciye göre İstanbul’da fuhuşla meşgul olanların sayısı o kadar kalabalıktı ki bununla iştigal edenler Sefarad ve Aşkenaz cemaatlerinden sonra “üçüncü bir cemaat” oluşturuyorlardı. Sf. 328

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 328) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hâlbuki 1880 ila 1939 yılları arasında Yahudiler hem “beyaz köle ticareti”nde aşikâr bir şekilde etkindiler, hem de bu etkinlik coğrafi olarak çok geniş bir alana yayılmıştı.  Galiçya, Avusturya, Polonya, Romanya gibi Doğu Avrupa’nın önemli Yahudi yerleşim merkezleri fuhşun en yoğun olduğu ülkelerdi. Sf. 323

    İstanbul’daki genelevlerin Galata’da yoğunlaşmalarının nedeni de aşikârdı: Galata limana yakındı.  İstanbul’da faaliyet gösteren Yahudi pezevenklerden Rumen uyruklu Joseph Germanoff ile Nathan Ishar konularının uzmanıydı. Kadınları etkilemek için son derece iyi giyinen ve yelek ceplerinde iki altın saatle caka satarak dolaşan bu iki karanlık sima. Sf. 324

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 323, 324) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birinci belge 1312-1329, (1902 ilâ 1914 doğumlu), yani 27 ilâ 39 yaşları arasındaki İstanbullu gayrimüslimleri kapsamaktadır. Kararnamenin özelliği laik bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin olağanüstü koşullar söz konusu olduğunda bu ilkeden sarfınazar etmesi ve sadece gayrimüslim yurttaşları askere çağırmasıdır. Sf.300

    18 Mart 1942 tarihli kararname ise bu kez 18 Nisan 1941 tarihli ilk kararnameyle silahaltına çağrılmayan gayrimüslim ihtiyatları askere almaktadır. Bu kararname, ilk kararnamenin aksine, sadece İstanbul’la kısıtlı olmayıp bütün illerdeki gayrimüslim ihtiyatları kapsamaktadır. Sf. 304

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 300 ile 304 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Prof. Dr. Alaattin Akçasu yazıyor;)

    “Büyük Atatürk, 1938 yılı başlarında Prof. Schvvartz’ı Dolmabahçe Sarayı’na çağırtmış. Kendisine gizli bir görev vereceğini söylemiş. Göreve gelince… Prof. Schwartz İngiltere’ye giderek, hükümetin bilimsel danışma kuruluyla, ufukta görünen İkinci Cihan Savaşı konusunda bazı görüşmeler yapacak, bu görüşmelerde Türkiye’nin Almanlarla birlikte savaşa girmesini önleyecek temasların yanı sıra, İngiliz ve Fransızlarla bir antlaşma zemini hazırlanacak. Atatürk’ün Schvvartz’a emri böyle… Atatürk bu manevrayı, Birinci Dünya Savaşı’ndan kalan bir hayranlıkla Almanlarla birleşme olasılığını ortadan kaldırmak için yaptığını söylemiş.” Sf. 292

    “Atatürk, Avrupa’dan kaçacak tüm Yahudileri, sadece transit olarak kabul edebileceğimizi, onları 15 günden daha fazla besleyecek gücümüzün olmadığını, bu sürenin bitiminde başka ülkelere nakledilmeleri gerektiğini söylemiş. Ayrıca Filistin’in Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra hükümdarlığımız dışında kaldığını belirtmiş.”

    “Görüşmenin ardından Prof. Schwartz, Atatürk’ün imzasıyla yetkili kılınıyor ve Londra’ya gidiyor. Orada Prof. Lindeman ve arkadaşlarıyla temas kurarak, istenilen antlaşma zeminini hazırlıyor. Ancak bu sırada büyük önder vefat ediyor. İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçilince, Prof. Schwartz, Atatürk’ün kendisine verdiği görevi anlatıyor. İsmet Paşa da sonuna kadar götürmesini istiyor.” Sf. 293

    Alıntı; Devlet’in Yahudileri ve “Öteki” Yahudi – Rıfat N. Bali, (İletişim Yayınları, 1. Baskı 2004 – Sf. 293) kitabından birebir alınmıştır.