Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Çünkü Türkiye’de İbrani asıllılar, “Selçuk” adına pek düşkünlük sergiliyorlar. Nerede ise şem ha-kadoş saydıklarını dahi düşünmek durumundayız; Tevrat’tan veya Sabetayizm tarihinden çıkardıkları isimlerle bir tuttuklarını teşhis edebiliyoruz.

    Profesör Dunlop, Bar Hebraeus’un Malik Namah’sına dayanarak, Tuqaq’ın, Selçuk’un babası, Yahudi Hazar sarayında bir komutan olduğunu naklediyor ve ölünce, oğlu Selçuk da, Yahudi Hazar Devleti’nde önemli yere geçiyor; Buradan Selçuk’un çocuk yaşından itibaren bir Yahudi Saray’da yetiştirildiğini öğreniyoruz. Daha sonra Selçuk ile Hatun arasında, Hagan’ın eşi, ihtilaf çıkıyor, bilemiyoruz; Selçuk terk ediyor, bunu biliyoruz.

    Bunlara ilaveten Selçuk’un çocuklarına, Mika’il, Yunus, Musa ve İsrael adlarını verdiğini de biliyoruz; bunların hepsi Tevrat’tan çıkmadır. Tuğrul’un kardeşi de Da’ud adını taşıyordu; Türk adlar da olması gerekiyor. Sf. 274

    Doğru mu değil mi; Judaizm, Selçuklulara ve “Selçuk” adına, Haçlılara karşı bir baraj kurmaya çalıştıkları için sempatiyle bakmaktadır. Sf. 275

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 274, 275) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsrael’de, Türkiye’den giden Yahudiler’in bir derneği var, “Arkadaş” adındadır.

    Bu dernek, “Arkadaş”, İsrael, Lübnan’ı işgal için bir savaş başlattığında, “cephedeki askerler için destek” toplama kararı almıştı ve bir toplantı yaptıklarını öğreniyoruz. Toplantı, 22 Temmuz 2006 olarak tespit edildi; Cumartesi veya Şabat günü yapılması doğaldır.

    “Arkadaş” Derneği, “cephedeki askerler yararına” bir toplantı düzenliyor; adını “Açık Türk Günü” koyuyorlar.

    Leyla Ağlamaz, bu Açık Türk Günü’nün “şeref konuklarını” şöyle yazmaktadır: “Türkiye’nin Kudüs Başkonsolosu Büyükelçi Dr. Ercan Özer ve eşi, Tel-Aviv Büyükelçi Müsteşarı Mehmet Kemal Bozdağ ve eşi, Kültür Ataşesi, Ticaret Ataşesi, İkinci Kâtip ve eşleriydi. Sf. 268

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 268) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şöyle özetleyebilirim, Türkiye Cumhuriyet’i, Onur Gökçe’yi çeşitli başkentlere büyükelçi göndermiş ve Büyükelçi Gökçe her gittiği yere eşi Aytül Hanımı almış, bu doğaldır. Ancak orada Aytül Gökçe, bir Siyonist örgütün faal bir elemanı olarak çalışmış; bir Hadassah yayınında, Onur ve Aytül Gökçe’nin İsrael, Türkiye ve Finlandiya’da Hadassa için çalışmaları şükranla anılıyor ve diğerinde de Aytül Gökçe için “the first chair of Hadassah International’s Diplomatique Corps” deniyor, bu Siyonist kuruluşta önemli yerleri var. Sf. 266

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 266) kitabından birebir alınmıştır.

  • Karay’lar, Kırım’da, “bulut” ad veya soyadını kullanmıyorlar, çünkü ihtiyaçları yok ve aslı var. Ayrıca, Karay Yahudileri, çok uzun yüz yıllar, ne Kırım’da ne de İstanbul’da, kendilerini sakladılar, Yahudi kimlikleriyle yaşadılar. Esas yurtları İstanbul’dur. Ve sonra Karadeniz’i aştılar ve bir daha aşıp bu cenaha geldiklerinde, yine Karadeniz sahillerini tercih ettiklerini anlıyoruz. Çünkü sahil kasabalarında çok “Bulut” var.

    Hazar Yahudileri ile hiçbir halde karıştırmamak durumundayız; çünkü Karay’lar, başlangıçta Türk değildiler. Romanyot oldukları kesindir.

    Judaik Ansiklopedi, Karaizm’i, the greatest schism in oriental Jewry, Doğu Judaizm’inde en büyük hizip, olarak tarif ediyor; Sekizinci yüzyılda patlamış olduğunda kuşku bulunmuyor. Karaizm’in kurucusu Rabbi Anan ben Davud ha-Nasi olup soylu bir aileden geldiği kabul ediliyor; Talmud’a ve hahamlara karşı bir savaş açtığını söyleyebiliriz.  Tevrat’ın her türlü yorumuna karşı çıkıyordu, Sf. 249

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 249) kitabından birebir alınmıştır.

  • Söyleyebileceğim şudur; bizde kripto-Yahudiler var. Bunlar Sabatayistlerden ayrıdırlar; çok zaman Sabetayistleri sevmiyorlar. Biliyoruz, Ilgaz Zorlu bize gösterdi, Sabetayistlerin, tekrar Museviliğe kabulü çok zordur; nesebi sahih bulunuyorlar. Dolayısıyla, hem büyük rantlara el koyan ve hem de İsrael sadakatini belli eden bazı zevatın “ben sabetayist değilim” açıklamalarını, fazla önemsememek ve bu çerçevede analiz etmek zorundayız. Sf.225

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 225) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beki Hanım, “bazıları adlarının başına ‘öz’, ‘er’, ‘güzel’, yeni gibi Türkçe bir sözcük getirerek hem eski soyadını korumuş ve hem de yasaya uymuş olur” demektedir. “Özsarfati”, “Erkohen”, “Yenibahar”, “Güzelbahar”, Beki Bahar’ın verdikleri örnekler arasında yer alıyor. Sf. 224

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 224) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beki Bahar’ın, “Ankara Yahudileri” bir pınar izlenimi veriyor, içi işaret ve imalarla doludur. Beki Hanım’ın bunları bilerek yaptığını düşünmemiz isabetli görünüyor; ülkesine ve Ankara’ya tutkulu olduğundan da kuşku duymuyoruz, okuyucusunu inandırmaktadır.

    Bayan Bahar, Atatürk’ün Ankara Yahudileri arasında yakın dostları olduğunu da haber veriyor ki bu haber nadir ve hayli kıymetlidir; ayrıca, “Atatürk’ün, Ankara’da bir gece, o zamanın en güzel evi olan Yasef Ruso’nun evinde kaldığını söylerler” diyor, üslubundan bu habere inandığını çıkarabiliyoruz. Kız kardeşi Makbule’nin de Ankara’ya geldiğinde zengin Yahudiler’de misafir kaldığını yazıyor; herhalde bundan kuşku duymamaktadır. Bir pınar olarak güven veriyor ve alıyorum.

    Ankara Palas kurulunca, hizmetkâr olarak, hep Yahudiler alındılar. Sf. 219

    Ankara’da bir Alliance Israelite Universelle, kısaca “Alyans Mektebi”, Beki Hanım “benzeri” demektedir, olduğuna göre hatırı sayılır bir Yahudi nüfusu yaşadığını da çıkarabiliyoruz; varlıklıydılar, nitekim Beki Hanım, “Ankara’nın Yahudi mahallesi evleri zamanın en iyi evleri durumundaydı” demektedir. Ankara’nın Yahudilerinin bir bölüğü, varlıklı olmanın da ötesinde, zengin ve bir kısmı Türk ortaklara sahiptiler. Bu hal, Yahudiler’in Yahudi olanların dışında ortak almama ilkesine bir istisna teşkil ediyor ve düşündürüyor; Beki’nin babası da Ali Ercan’la ortaktı ve motorlu taşıtlar ithalatı yapıyordu.  Otomobilin çok ender olduğu zamanlarda da, Yahudi ailelerin çoğunun otomobilleri vardı, bunu da öğreniyoruz.

    Kaldı ki Türkiye’nin en zengin zenginini çıkarmış bir yere, köy veya metruk bir kasaba demek zordur. Beki Bahar, Eşkenazlardan Bernard Nahum’u, Koç Grubu’nun ileri gelenlerinden saymaktadır ve Eşkanazlar’ı pek de sevmediğini de gizlemek ihtiyacı duymamaktadır. Beki Hanım, Ankara’nın en zenginlerinden Yasef Esendemir’in, Varlık Vergisi sürecinde “Vehbi Koç’la olan ortaklığı bozulmuş, bunun üzerine İstanbul’a göç etmişti” diyor ki not ediyoruz. Bu Yasef Esendemir, Bahar’ın, Mustafa Kemal’in bir ara gelip evinde kaldığı Yasef Ruso ile aynı şahıs olduğunu da en passant kaydediyoruz; kaybetmiştir.

    Lavoisier bize mutlak kaybın olmadığını öğretmişti. Kaybeden varsa mutlaka kazananlar da vardır.

    Çeşitli kaynaklar, Fuad Bezmen’in, Ömer Sabancı’nın, Varlık vergisi sürecinde, ortaklarıyla aralarının bozulduğunu haber veriyorlar, ne yazık sadece ben görebiliyorum, çünkü yasalarla bakıyorum;  burada da, Vehbi Koç’un da ortağı Yasef Ruso ile arasının bozulduğu karşımıza çıkıyor. Her üç vakada da Yahudi ortaklar eriyorlar; diğer tarafın da, asıl bu tarihten sonra büyüdüğünü görebiliyoruz.  Sf. 220, 221

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 219 ile 221 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kanuni, sanki bütün konversoların ve Yahudiler’in hamisi idi, Yahudiler’i korumak için Venedik ve İtalya’ya karşı savaş tehdidinde bulunmaktan geri kalmıyordu. O kadar öyle ki, İtalya’da Yahudiler, Osmanlı casusları sayılmasalar bile yandaşı kabul ediliyordu. Sf. 208

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 208) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1600 yılı başındaki İstanbul’da vaki (meydana gelen) Yahudi katliamından sonra tekrar kripto hayata çekilenler olduğunu mütalaa etmek durumundayız. Bu arada, İkinci Mahmut’un en büyük Yahudi zenginlerini bir çırpıda asmasından sonra da kripto yaşamın canlandığını biliyoruz.

    Ayrıca pek çok halde, bu yeni Hristiyanlar, eski dindaşlarını kolluyor ve destekliyorlardı. Üstelik sokakta Hristiyan ve evde Yahudi olduklarına inanılıyordu; işte Engizisyon Sistemi, böyle bir rahatsızlığın “Sonucunda ortaya çıkmıştır. O halde, Engizisyon Sistemi’nin, prensip olarak dar anlamda, düşünce özgürlüğü ile bir ilgisi hiç olmamıştı inanç özgürlüğü ile bir bağlantısı var. Sf. 205

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 205) kitabından birebir alınmıştır.

  • Romanyotlar, Roma zamanından beri bu topraklarda yaşayan Yahudiler, seferadlar gelince çok rahatsız oldular; ancak bu rahatsızlıklarını, seferadlar geldikten sonra duydular, önce bir rahatsızlık akıllarına hiç gelmiyordu. Demek ki, dindaşları gelmeden önce aralarında geçimsizlik olacağını bilemediler, Sf. 202

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 202) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cehalet ile yalana düşkünlüğün iç içe olduklarını ve birbirini tahrik ettiklerini kavramamız çok zor olmamalıdır; birisi varsa diğeri de var. Doğru, dilsiz cahil’i düşünebiliriz, ancak dilsiz oldukları için fark etmiyoruz. Cahil, yalancıdır.      

    Bizim tarihimiz ise yalancıların elindedir. Sf. 199

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 199) kitabından birebir alınmıştır.

  • Macaristan’da Judaizm çok daha güçlüdür ve güçlü idi; Süleyman’a, Budapeşte’nin anahtarını Yahudiler vermişti. İkincisi, Macaristan’da “Emre” adı değil “İmre” taşınıyor ki, bir Yahudi adı olduğunu biliyoruz. Sf. 178

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 178) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dört, “Cuma akşamı, yorgunluktan erken yattım. Sabaha doğru bir telefon. Münasebetsizin biridir diye, açmıyoruz. Ama telefon ısrarlı.” Okumayı sürdürüyoruz. Acaba yine Ulu Reis mi, bilemiyorum, ancak mümkündür, Ketty Hakko, uykulu telefona bakıyor ve sevinç ile bağırıyor, “Vitali, ihtilal oldu!”. En zenginlerin “ihtilal” haberine en sevindikleri zamandır.

    Kurtuluşları başlıyor ve Hayatım Vakko, “yataktan derin bir nefes alarak kalktım” diyor. Kenan Evren, Vitali Hakko’nun imdadına yetişmektedir; derin nefes verdiğini anlıyorum.

    Hala derin nefes halindedirler. Orada bırakıyorum. Sf. 175

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 175) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir, grevlerin çok yükseldiği bir zamandı ve Vakko fabrikasında da grev yapılıyordu. Ancak aynı zamanda Vitali Hakko’nun arkeoloji müzesinde defilesi var. Demirel başbakandır ve Süleyman Demirel’in bir de, Barlas Küntay nam turizm nazırı vardı; İstanbul’dan Ankara’ya, döndüğü sırada ve yolda, Nazır Küntay, Başvekil Süleyman Beyefendiden bir emir alıyordu. Başvekil’den Nazır’a emir şudur: “Dön, Vakko’nun Arkeoloji müzesindeki defilesine git. Fabrikaları grevde, ama onlar defile yapıyorlar, yanlarında olalım.” Herhalde bundan daha sınıfsal bir hükümet düşünemeyiz. Hükümetler, Vitali Hakko’nun yanındadırlar.

    İki, Vitali Bey, “arada bir uğrarlar, çıkar, küçük bir meyhanede öğlen rakısı içerdik” diyor ve “ama bu defa habersiz gelmişlerdi ve yüzleri sapsarıydı” yollu ekliyordu. Üç kişiydiler, birinin adını veriyorum, Türk Solu’nun “uluları” arasındadır, Hakko’yu hep “Reis” çağırıyordu ve bu Bedri Rahmi Eyüboğlu’dur, yüzü sapsarıydı. Yüzleri sapsarı, Vitali’yi sardılar ve hemen Vitali Hakko’yu arka kapıdan kaçırdılar, korumaya aldılar. Can’larıdır.

    Ölüm tehlikesi vardı ve “Ulu” Solcu Reis, Vitali Hakko’ya siper oluyordu. Koruma altında Hayatım Vakko’ya, otomobilde hem kaçırıyor ve hem de anlatıyordu; İşçiler, Pendik’ten harekete geçmişti, yürüyorlardı; yürüdükçe çoğalıyorlardı, katılım vardı, Jak Kamhi ve Nejat Eczacıbaşı çoktan öldürülmüştü, daha doğrusu, “öldürüldüğünü duyduklarını söylediler.” Söyleyen, “Türk” Solu’ndan sapsan yüzlü “Ulu” Reis Bedri Rahmi Eyüboğlu’ydu; ve “Türk” Solu’ndan Ulu Reis ve arkadaşları, Vitali Hakko’yu, böylece, kurtardılar. Günün adamı oldular. Sf. 174

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 174) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir, bizde, ihtida edenlerin (dinlerinden dönenlerin) önceki kavmiyetine, “Ermeni” yakıştırması çok yaygındır. Çok çeşitli nedenleri var; burada açmak durumumda değilim. Şimdilik bu yakıştırmaların çoğunun falsifikasyon olduklarını not etmekle yetiniyorum. Sf. 170

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • Buna artık şunu ekleyebiliyorum; onomastique, Türkiye’de, kasıtlı olarak geri bırakılmıştır. Çünkü onomastique bulgular, mevcut tarih yazımında depremler yaratıyor. Şimdi buradayız ve tespit edebiliyoruz.

    Tarih, dil bilmekle mümkündür. Sf. 169

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şöyle de söyleyebiliyorum, başkalarıyla birlikte, bizde iki ad var, “Sebati” ve “Berat” ya da Berati”; ilk bakışta Arabi ve İslami olduğunu düşünebiliriz. Kesinlikle değiller; her ikisinin de Araplar tarafından bilinmediğinden eminiz; sözlüklere giremiyorlar.

    Annemarie Schimmel, “Berat” adının yanına “T” işaretini koyuyor, bütün İslami dünyada yalnız Türkler’de bulunduğu anlamındadır.

    “Türk” sözcüğü artık felsefî ve tarih açıdan daha çok tartışmalı olmakla birlikte bu “T” işareti yerindedir. “Berat”, Şabtay Sevi’nin, İbrani ve Rusçada, “Şabtay” çağırıyorlar, öldüğü kentin Osmanlı döneminde adıdır; “Berati”, Berat’a nisbet edilmeyi anlatıyor. Tebriz-i veya Şiraz- i misli, Berat ile bir aidiyet kuruluyor. Sf. 168

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 168) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ben-Gurion, Filistin’e göçtüğünde ilk önce bu köyde, Petah Tikva, Ümit Pasajı’nda çalışmaya başladı. Adını, Petah, “Geçiş”, Tevrat’tan almaktadır.

    Herz İmber, 1886 yılında, “Tikvatenu” şiirini yazdı ve daha sonra bestesi yapıldı, notalarının, 1896 yılında yayınlandığı kaydedilmektedir; şiirin ve dolayısıyla marşın Türkçe adı “Ümidimiz” dir. Bundan sonra marşın her fırsatta söylendiğini biliyoruz.

    İngiliz mandası sırasında “Ümidimiz”; Siyonizm’in resmi marşı oldu. Bu, 1920 yıllarındadır. 1920 yıllarından itibaren, çeşitli radyolarda da çalınmaya başladığı tahmin edebiliyoruz.

    Bizde ilk “Ümit” adının, 1920 yıllarında doğanlarda görülmesini normal karşılıyorum. Ümit Haluk Bayülken ve Ümit Yaşar Oğuzcan, ilk ümit’lerimizdendir ve gerçekten de, Ümit Bayülken, 1921 ve Ümit Oğuzcan da 1926 yılında dünyaya gözlerini açmışlar; onomastique açıdan uygun zamanlarda doğduklarını tespit edebiliyoruz.

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Timur” ise, pek çok dildeki İbrani isim sözlüklerine girmiş haldedir; nedenleri olmalıdır. Bu konuda kısa bir ek sunuyorum, Timur’un Yahudi kökenli olduğu konusunda bir rivayet var. Sf. 165

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 165) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir nokta daha var, bu anlatım, bize, “nadir” adının, pek de kıtlıktan gelmediğini de göstermektedir. Nadir, önemli bir Yahudi adıdır; Nadirdiler, metinde, “nadirid” olarak geçiyor, “karaid” benzeri bir konstrüksiyon karşısındayız, İslam’a karşı mücadele ettiler. Demek ki Yahudi camiasında, asil’dirler ve bu nedenle bu ad, nadir olmayan bir şekilde taşınmaktadır.

    Tarihi’dir demek istiyorum. Bunun için bir de Nadir Şah var; İran’a hükümdarlığı zamanında, Yahudileri çok rahatlatmıştır; bu o kadar öyle ki Yahudilik hala en çok İran’da yaşamak istemektedir. Kuşkusuz sadece Nadir Şah’tan kaynaklanmıyor ve ayrıca Nadir Şah bu bapta çok ileri gitmişti ve sonunda düşürüldüğünü ve öldürüldüğünü biliyoruz. Sf. 160

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 160) kitabından birebir alınmıştır.