Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Esir kadınlar, at ve silahla trampa yapılabiliyordu; ancak Peygamber Hazretleri güzel Yahudi kızı Reyyan’ı, cariye olarak tutmak istemişti. Reyyan, Peygamber Hazretleri’ni reddetti.

    Ne oldu, bilemiyoruz. Çünkü Yahudi tarihi, “onurla” bu teklifi, reddetti, demektedir.

    Yahudiler, bu nedenle, Reyan veya Reyyan veya Reyhan adını seviyorlar. Sf. 159

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudi kızı Zeynep, peygamberliği de denemek istediğini söylüyor; bir savaşçı iseniz, yaptıklarınız karşılığı zehirdir ve eğer gerçek peygamber iseniz, nasıl olsa Allah zamanında uyaracaktır, mesele, yok, soğukkanlı olarak bunları söylüyor. Hemen idam ediliyor ve ayrıca Peygamber Hazretleri, Yahudiler’in elinden yemeği yasaklıyor. Sf. 158

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 158) kitabından birebir alınmıştır.

  • Paradokslarla doluyuz, ilk defa entelijansiya, pro-Arap bir tutum alıyordu. Sol siyasi hareketler daha açık oldular, Avcıoğlu’nun başında bulunduğu Yön Hareketi, Baasist bir çizgiyi savunuyordu ve Türkiye İşçi Partisi, Arap halklarının uyanışını sevinçle karşılıyordu; Sovyetler Birliği ile dostluk, bir Kemalist miras sayılarak, yüksek tutuluyordu ki Mısır Lideri Albay Nasır da aynı çizgidedir.

    Daha radikal sol, bir yandan, “Orta Doğu Devrimci Çemberi” diyor ve diğer yandan Filistinliler ile birlikte İsrael’e karşı savaşmak üzere sıraya giriyordu. Ancak bütün bunlar, önce içinden bozuldular ve sonra, 12 Mart 1971 Darbesi ile kırıldılar. Bu şekilde “Türkiye’deki İsrael” güven topluyordu; 12 Eylül 1980 Darbesi’ne gelindiğinde, bu güven hem etkili oldu ve hem de, Darbe ile birlikte daha da artıyordu. 1993 yılında Profesör Çiller’in başbakanlık koltuğuna oturtulmasını, o zaman da bir “darbe” ilan etmiştim ve şimdi “İsrael Darbesi” diyebiliyorum.

    İşte bu yılda büyük gazeteci Uğur Mumcu katledildi, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Bitlis, bir uçak kazasına kurban gitti ve ben anında, “vezir düşürmesi” teşhisi yaptım; şimdi suikasta uğradığına inanılmaktadır. Aynı yılda, görevdeki cumhurbaşkanı Özal da ansızın sahneden çekildi; ailesi şimdi daha yüksek sesle “öldürüldü” demektedir. Aynı yılda, pek çok seçkin aydının, Sivas’ta, bir otele toplanarak yakıldığını unutmuyoruz. Sf. 114

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Adnan Menderes, Albay Nasır’a karşı, Washington güdümünde sert bir muhalefet vermekle birlikte, Bağdat’a karşı dostane bir tutum aldı. Şöyle de söyleyebiliriz; 27 Mayıs ile birlikte, Türkiye’nin Araplar’a, dostane ve “biraderâne” yaklaşımı sona eriyordu. Mayıs Devrimi, Türkiye’deki arabizmi sona erdirdi, bu nokta net görünüyor. Sf. 114

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü Altmışlı yıllarda, 1967 yılında, “Altı-Gün Savaşı” var; Judaik Ansiklopedi, “turning point” olarak nitelemektedir. Ben, İsrael Devletinin gerçek kuruluşu olarak görüyorum.

    O tarihe kadar, yaşayabileceği tartışmalıydı; dünyanın her tarafındaki Yahudiler, bulundukları yerlerdeki devletlere sadıktılar ve eninde-sonunda Amerika’da olmak ve yükselmek istiyorlardı. Filistin’de olanları bir keşif kolu veya bir sınır karakolu olarak gördüklerini artık görüyoruz.

    Türkiye’deki İbrani asıllılar, ki içlerinde kripto olanları çoktular, İsrael’e sadakat yarışına girdiler. Sadakatin bir yolu, isimlerini düzenlemek ve değiştirmek oldu. Bir diğer yolu ise, İsrael’i daha çok desteklemek idi; bu desteklerini arttırmak ve muhaliflerini kırmak şeklinde kendisini belli ediyordu. Cesaret kazanmışlardı ve hem hegemonyalarını arttırmak için daha cüretli olmayı denediler ve hem de pro-Arap bir duygu ve program göstermeye başlayan aydın hareketini kırmaya ve solu parçalamaya yöneldiler. Sf. 112

    Aydın hareketinin dağıtılmasında ve sol hareketin kırılmasında, Orgeneral Tağmaç liderliğindeki 12 Mart 1971 Darbesi’nin yerini çok iyi biliyoruz. Ancak Martçı Darbe’nin içindeki pro-İsrael damarı, ancak onomastique ve şimdi ortaya koyduğumuz analizlerle teşhis edebiliyoruz.

    Şöyle de söyleyebiliriz, sol içindeki iç kavga, aynı zamanda sabetayizmin de iç savaşı idi. Hiç unutmamamız yerindedir, Judaizm’de iç savaşlar vardır ve çok şiddetlidir. Yahudiler kadar, iç kavgaları savaş haline getirebilen belki az kavim vardır; yaşadıkları pogrom ve sürgünler, Yahudileri, inanç ve düşüncelerine kuvvetle bağlanmaya zorluyordu. Düşündükleri için birbirleriyle sert savaşlar yaptılar; Jabotinsky– Ben Gurion savaşları önümüzdedir. Sf.113

    Jabotinsky, Siyonizm’i revizyona tabii tutmak istemişti ve Türkler’e karşı Gelibolu’da savaşan Zion Katır Birliği, Jabotinsky’nin kafasından çıkmıştı. “Nili” Casus Şebekesi de Jabotinsky’ye uygun düşmektedir; Cemal Paşa karargâhının bütün bilgilerini İngilizlere verdiler ve bunlara ilaveten Yahudi Lejyonu ile Osmanlı’yı çökerttiler. Sf. 113

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 112, 113) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şimdi yeni bir dalga ile karşılaşıyoruz; “Alican”, “Aslı”, “Baran”, Berke, “Burak”, “Çağan”, “Ebru”, “Eda”, “Ege”, Elif, “Eylül”, “İzel”, “Irmak”, Keremcan, “Kerimcan”, “Nehir”, “Nil”, “Tuba”, “Su”, Yağmur adları bastırılmaktadır; matbuat ve televizyon ile “diziler” bu ve bu tür adların propagandasını yapıyorlar. Bu da sadece küçük bir seçkidir, “atıl” veya “eser” ve benzerlerini ekleyebiliyoruz; bir hücum var. Güzel, yalnız bombardımanı yapılan bu adların hepsinin, isim sözlüğümüzde, “yeni” olduklarını tespit edebiliyoruz ve yine güzel, ancak Türk isim-kurma usulleriyle bir bağlantılarını bulamıyoruz. O halde, nereden geliyorlar ve nasıl çıkarılıyorlar; bu soruyu formüle etmek zorunludur. Sf. 111

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarihsel nedenleri de var, Sultan Hamit zamanında, Filistin, bugünkü İsrael’de, kurulmuş olan model çiftliğin adı “Mikve” veya “Tikva” idi; “İsrael’in Ümidi” deniyordu ve yıllar sonra, İsrael’in kurucularından Ben-Gurion, İsrael Devletinin oluşumunda en önemli iş olarak görüyordu. O kadar öyle ki bir benzerini de Aydın çevresinde kurmayı denediler. Sf. 104

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 104) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada çok büyük bir kesinliğe ulaştık, “Ata” adı ise, iki yanlıdır. Şunu kast ediyorum; bu adı, “Ata”, koyanlar ya çok dindar Müslüman ya da daha dindar bir İbrani asıllıdırlar; tabii, part-time Müslüman ve part-time İbrani olanlar varsa, bunlar için ise mükemmel bir ad olarak görüyoruz. Çünkü Kur’an, Abraham’ı, “ata” kabul ve Tevrat, tüm milletlerin ata’sı ilan ediyor; o halde, bu kabul ve ilandan dolayı, ata’yı, Abraham’ın isimlerinden birisi saymak durumunda kalıyoruz; kısaca, “Ata” gördüklerimizi “İbrahim” veya “Abraham” çağırmamız yerindedir. Sf. 88

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 88) kitabından birebir alınmıştır.

  • Temkinli ve dikkatli bir araştırmacı olan David Morgan bu katliamları hiç tereddüt etmeden “soykırım teşebbüsü” olarak nitelendirmiştir. Demograflar Kara Ölüm (1) yüzünden 1350’lerde Avrupa’daki nüfusun üçte birinin yok olduğunu tahmin etmektedirler. Bu durumda bile gelişmeler ertelenmiştir.

    Alıntı; Kayıp Aydınlanma (Arap Fatihlerinden Timur’a Orta Asya’nın Altın Çağı) – S. Frederick Starr, Çeviri; Yusuf Selman İnanç, (Kronik Kitap Yayınları 4. Baskı Şubat 2020, s. 578) birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) 2025; Kara Ölüm Avrupa’yı sarsan Büyük Veba Salgını.

  • Yahudi him’ler yazıyorlardı; tepki çekmesi kaçınılmazdır. Bu çekişmeden ise bu zenginlik döneminde, Osmanlı kadın-elitlerinin İspanya’dan gelenleri kıskandıracak türde giyindiklerini ve Osmanlı toplumunda, erotik şiirler yazılıp okunduğunu çıkarıyoruz. Demek ol tarihte Osmanlı bir başkadır; muhafazakârlığın daha sonra geldiğine hükmetmek zorundayız. Sf. 78

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 78) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şunları biliyoruz; İspanya’da Yahudiler, İslamik iktidarlardan hayli memnundular, Arap-Müslümanlar’ın adlarını alıyorlar ve benzer giyiniyorlardı. Birbirinin tarikatlarını kabul ettikleri, karşılıklı olarak ayinlere katıldıklarını biliyoruz; tasavvuf işte burada gelişmişti ve “kabala” nerede ise bir köprü oluyordu. Öylesine kaynaşmışlardı ki, Hıristiyanlar, Yahudiler’in, “işgalci” Müslüman devletleri desteklediklerini düşünüyorlar ve öfkeleniyorlardı;  “ortak iktidar” denmese de bir beraberlik kesin ortadadır. Sf. 76

    Müslümanlar kovulunca, Hıristiyanlar iktidarı alınca, bir süre sonra Yahudiler üzerinde de baskı kurdular; bu ortak tarih’in bir rolü var mı, zamanla Yahudilere karşı husumet ve baskı artınca, “converso” oldular, bu “gündüz Hristiyan ve gece Yahudi” anlamındadır; bazen hakaret yüklü “marranos” ve bazan da alay taşıyan, “new christian” olarak diğer dillere aktarıldığını bildiğimiz “yeni Hıristiyan” diyorlardı. Sf. 76

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yenilgi üzerine, Sultan Ayşe’nin kral oğluna, “müdafa etmeyi beceremediğin taht için, kadın misli ağla, erkek de olamadın kral da” dediği meşhurdur. Bu söz, son Müslümanların, İspanya’dan çıkarılmalarını sembolize ediyor; 1492 yılındayız. Sf. 75

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 75) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tevrat’ta “Yonas” olan bu ismin Arabi karşılığı “Yunus” olarak kaydediliyor, Arabi ve İbrani isimlerde, belli telaffuz farklarıyla, geniş bir ortaklık var. Sf. 71

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 71) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hala yürürlükte olan Anayasa’yı hazırlayan komisyonun başkanlığına Profesör Orhan Aldıkaçtı’yı getirdiğinde çok şaşırmıştı, “gayrı meşhur” bir şöhret idi. Bu kitabı yazdığım sırada göçtü; ölüm ilanı ve torunları, İbrani asıllı olduğu hususunda kuşku bırakmıyordu. “Toprağı bol olsun” diyoruz.

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • Umulmadık ve şaşırtıcı yükselişini tahlil ederken, onomastique disiplinden yararlanmamızı teklif ediyorum; demek ki isim-bilimi, tarihin yazımında ve politika pratiğinin tahlilinde bir açıklayıcı vektör ve denklem olarak öneriyorum. Sf. 63

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ben daima, Musul’u çok kolay verdiğimizi ve Hatay’ı çok kolay aldığımızı düşünüyorum. Sf. 59

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • İki noktayı artık düşünüyorum; birincisi, Ermeniler, başlarına gelenlerden İbraniler’i sorumlu tutuyorlar. Sf. 59

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne hoş ve belki de çok acıdır; tarihimizi yazıyoruz ve Cemal Paşa’yı anlatıyoruz, amma Nili’den söz edemiyoruz; hâlbuki hem Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında ve hem de İsrael Devleti’nin kurulmasında çok önemlidir. Sf. 53

    Aaron Aaronsohn, Cemal Paşa’nın karargâhındaydı, çok güvendiğini biliyoruz; aslında, Nili’yi, Aaronsohn ailesinin örgütü de sayabiliriz. İçlerinde yakalananlardan en yürekli çıkan Sarah Aaronsohn’dur. Sf. 54

    İsim şaşırtmamalıdır, Arabi ve İbrani’de çift harf yazılmıyor; ama ağzın ön kısmı iyice açılarak, dil alt damağa yapıştırılarak çıkardığımız bir “a” var, eskiden bunların üzerine şapka, “”, koyuyorduk, Batılılar ise yüksek “a” için, iki “a” işaretini kullanıyorlar. Biz, belki da a’yı yüksek söyletebilmek için başına “h” ekliyoruz, bu bildiğimiz harun’ dur. Ayrıca her zaman “o” ile “u” seslerini, birbirinin yerine koyabildiğimizi, hatırlatıyorum, İbrani okursak, “ozan” ile “uzan” arasında bir fark bulamıyoruz. Aron’u biz, “aron” veya “harun”, bazen “arend”, arendt veya “aren” olarak biliyoruz.

    Soyadındaki “sohn”, oğlu yerindedir, buradaki h’yi başkaları da yutuyorlar, Yahudi asıllı iktisatçı Samuelson’daki “son”, oğlu, demektir ve aynı yerdeyiz. Bizde “alanson” ve “somerson” soyadlarına da rastlıyoruz. Demek ki şebeke başı, Harun Harunoğlu idi; Osmanlı’yı yıkmada rolünü tespit ediyorum. Sf. 54

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 53, 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • Devam ettiler; bir de “Aliye Bet” var; bunlar, kaçak, illegal imkânlarla göçenlerdir. Cumhuriyet kurulduktan sonra, Türkiye’den Aliye Bet olduğunu biliyoruz. Sf. 51

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çok eskiden beri var, Mısır’dan çıkışa da “aliye” deniyor, Erez İsrael’e uçmak anlamındadır. Kelime anlamı, asansiyon veya yükseğe çıkış’tır; hava şirketi “el-al” adında da var, bu şirket de, “yükseğe doğru” çıkmayı kastetmektedir. Sf. 49

    En büyük aliyeler, Sultan Hamid zamanında ve izleyen Jön Türk iktidarındadır. Jön Türk ayrı, Sultan Hamid’in, Siyonistlerle mücadele ettiği, tam bir falsifikasyondur. İsrael’in temelleri, Hamidiye Devri’nde atılmıştır; “aliye” şahidim oluyor.

    Gidenler Eşkenaz’dılar. Türkiye’de kalanlar Seferad idiler. Sf. 50

    Birinci Aliye, 1882-1903 tarihleri arasında gerçekleşmişti; Rusya ve Romanya’dan 20 bin ile 30 bin Yahudi, Osmanlı mülkü Filistin’e göçtüler. İkinci Aliye’yi, 1904-1914 yıllan arasında oldu, Erez İsrael’e yerleşenlerin sayısı, İkincisinde 40 bin çevresinde tahmin ediliyor; İsrael Devleti’ni kuran kadrolar, bunlardan ve bahusus İkinci Aliye’den çıktılar.

    İkinci Aliye’de, 1905 Rusya Burjuva İhtilali’nin yarattığı hayal kırıklığının rolü büyüktür. Sf. 51

    Alıntı;  Tekelistan I (İsimlerin İbranileştirilmesi) – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları, 2. Basım Kasım 2006 – Sf.49 ile 51 arası) kitabından birebir alınmıştır.