Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İstanbul Örfi İdari Mahkemesi’nde gö­rülen dava sonunda 29 Mart 1945’te 14 sanık beraat ederken 10 sanığa çeşitli cezalar yerildi.

    Ceza alan isimlerden biri de Alparslan Türkeş’ti: 9 ay 10 gün hapis..

    Cezaevinde yattığı süre cezasını karşılayınca tahliye edildi. Sf. 27

    Askeri Yargıtay, Turancılık Davası’nda verilen cezaları bozdu ve tüm sanıklar 31 Mart 1947’de beraat etti.

    Türkeş için bu karar çok önemliydi. Çünkü yeniden orduya dönüyordu. Sf.27

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Özel harp eğitim alacak ilk ekip 16 kişiden oluşuyordu. 1948’da Amerika’ya giden bu ekip içinde Turancılık davasından kamuoyunun adını duyduğu ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Türkiye’deki bağlantılı ismi olan Yüzbaşı Alparslan Türkeş vardı. Sf. 27

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Truman’a göre Ortadoğu’daki düzenin sağlanması da Türkiye ve Yunanistan’ın bütünlüklerinin korunması ve komünizmden uzak tutulmasına bağlıydı.

    Kongre’nin bu doktrini kabul etmesiyle Türkiye’ye yapılacak askeri yardımı görüşmek üzere 22 Mayıs 1947’de Amerikan heyeti Ankara’ya geldi. 12 Temmuz 1947’de anlaşmanın imzalanmasıyla Türkiye’ye yardımlar akmaya başladı. Sf. 25

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nazi istihbaratının Sovyetler Birliği Birim Başkanlığı yapan Reinhard Gehlen, Hitler’in beyinlerinden biriydi Doğu Yabancılar Orduları Komutanı olarak Sovyetler Birliği’ne karşı savaşırken yenileceklerini anlayan Gehlen’e göre Hitler’den sonra komünizmle ancak Amerika mücadele edebilirdi. Bunun için 1945’te Amerika’ya teslim oldu. Sf.23

    Gehlen, uyguladığı büyük işkence yöntemleriyle Sovyet’ler Birliği ve komünistler hakkında ciddi bilgiler toplamıştı.

    Bu bilgileri dikkatlice mikrofilmlere aktarıp, su geçirmez çelik varillere doldurup Avusturya Alpleri’nde kırsal bölgeye gömdü.

    Gehlen hemen Amerika’ya götürüldü. Burada iki yıl sonra kurulacak olan CIA’nın başına geçen Allen Dulles ile görüştü. Dulles ile Gehlen ortak tehlike olarak gördükleri komünizme karşı el sıkıştılar. Gehlen artık Amerika için çalışacaktı. Kuracağı gizli ordu Almanya’da yeni hükümet kuruluncaya kadar ABD için çalışacak ve ABD tarafından finanse edilecekti.

    9.Temmuz 1946’da ülkesine geri dönen Gehlen, hemen eski Nazi subaylarını toplamaya başladı. İlk başta 350 üst düzey Nazi subayını bir araya getiren Gehlen bunlardan çekirdek bir kadro oluşturdu. Ve bu çekirdek kadronun da eğitimiyle bizzat kendisi ilgilendi.

    Yanında katliamlarla ünlenen önemli subaylar da vardı. Bunların başında Walter Rauff geliyordu. Rauff, toplama kamplarındaki gaz odalarını geliştiren, pratikleştiren bir katildi. Ordunun Kızılhaç ambulanslarını seyyar gaz odalarına dönüştürmenin de mucidiydi. O araçlarda Doğu Avrupa’da 200 bin kişi öldürülmüştü. Ayrıca “Doğu Kasabı” lakaplı Otto Skorzeny, Fransa’da işgal yıllarında görev yapan ve “Lyon Kasabı” olarak tanınan beş bin kişinin katlinden sorumlu tutulan Klaus Baroie, Auschwitz kampında kalkıştığı tıp deneylerinde kobay olarak kullandığı 250 bin kişinin ölümünden sorumlu tutulan Dr. Joseph Mengele, işgal altındaki Yugoslavya’da Seelsorger toplama kampında albay rütbesiyle görev yapan, kurtuluştan sona Vatikan’a sığınan Hırvat papazı Peter Dragonovic de artık Gehlen’in yanındaydı. Sf. 24

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 23, 24) kitabından birebir alınmıştır.

  • İleride 40 yıl boyunca adı kontrgerilla faaliyetleri içinde anılacak olan Türkeş, 25 Kasım 1917’de Lefkoşa’da doğdu.

    İlk askeri üniformayı Kuleli Askeri Lisesi’nde giyen Türkeş bu okulu 1936’da, Kara Harp Okulu’nu da 1938 yılında tamamladı. Bir yıl da Piyade Atış Okulu’nda eğitim gördü.

    Alparslan Türkeş, İkinci Dünya Savaşı başlamadan önce, 1939 yılının başlarında İnönü’ye bir mektup göndermişti. Türkeş, mektupta, Almanya’nın Sovyetler Birliği’ne olası saldırısının ardından Türkiye’nin Balkanlar’ı ilhak etmesini öneriyordu. Sf. 21

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • 26 Nisan 1944’de, aralarında Turancı hareketin önemli isimlerinin de bulunduğu grup, o dönemde Anafartalar Caddesi üzerinde bulunan Adliye’den Ulus’a doğru yürüyüşe geçti.

    Bu yürüyüş ilk ciddi komünizm karşıtı eylemdi. Yürüyüş boyunca “Kahrolsun Komünistler” sloganı atan gruba polis engel oldu.

    Eylemden sonra ırkçı grubun liderleri olarak 23 kişi tutuklandı, haklarında dava açıldı. Bu isimler şunlardı: Reha Oğuz Türkkan, Alparslan Türkeş, Cihat Savaş Fer, Cebbar Şenel, Fazıl Hisarcıklılar, Cemal Oğuz Öcal, Fehiman Altan Tokluoğlu, Fethi Tevetoğlu, Hamza Sadi Özbek, Hasan Ferit Cansever, Hikmet Tanyu, Hüseyin Namık Orkun, Nihal Atsız, İsmet Tümtürk, Muzaffer Eriş, Necdet Sancar, Nurullah Banman, Orhan Şaik Gökyay, Sait Bilgiç, Salim Bayrak, Yusuf Kadıgil, Zeki Özgür Sofuoğlu ve Zeki Velidî Togan. (1)

    Türkçülük davasından yargılanan isimler arasında en çok tanınanları Reha Oğuz Türkkan ve Nihal Atsız’dı.

    Bu isimler arasında dikkat çekmeyen, ama sonradan tüm Türkiye’nin tanıyacağı bir subay vardı: Piyade Üsteğmen Alparslan Türkeş. Sf. 20, 21

    Alıntı; Özel Harp Dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 20, 21) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YOUMU (1) (2019); İkinci Dünya Savaş bitmiş, İsmet Paşa ve CHP faşist Almanya’ya meyilli olduklarından, şimdi galiplerin şerrinden korkuyorlar. Tükçüleri yürütüp sonra tevkif edip, hükümetin faşist ve ırkçı olmadığını göstermeye çalışıyorlar, tevkif edilenler işkence, tabutluk, tırnakların çekilmesi gibi hikâyeler uyduruyorlar.. Tevkifâttan sonra memur olanlar işlerine dönüyorlar, şaka gibi. Bu Türkçülerin tamamının Özel Harp Dairesi ile bağlantılı olmuş olmaları gerekiyor.

  • (Özel Harp Dairesi) 1994 yılında tümen yapılarak Özel Kuvvetler adını aldı. Yeni görevlerinden biri PKK’ya karşı mücadele oldu. Bu vesileyle de gittikçe güçlendirildi. Özel Kuvvetler şimdi kolordu düzeyinde. Sivil unsurların sayısı ise 10 binlerle ifade ediliyor. Sf. 11

    Alıntı; Özel Harp dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Özel Harp Dairesi 27 Eylül 1952 tarihinde Seferberlik Tetkik Kurulu adıyla kuruldu. Diğer ülkelerdeki gizli ordular gibi varlığı sır gibi saklandı. TBMM’nin bile bilmediği bu gizli ordunun kurucuları ve sonraki yöneticileri Amerika’daki merkezlerde özel harp eğitimden geçirildi.

    Özel Harp Dairesi’nin eğitim, silah ve teknik malzeme ihtiyaçları bütünüyle Amerika tarafından karşılandı.

    Olası bir Sovyetler Birliği işgalinde kullanılması için yeraltı sığınaklarında, ormanlarda, mezarlıklarda hatta camilerin altında gizli cephanelikler oluşturuldu.

    Özel Harp Dairesi’nde görev yapan personel iki unsurdan meydana getirildi.

    Birincisi askerler. Dairenin kuruluşunda görev alan askerlerin tamamı antikomünistlerden seçildi ve bunların önemli bir kısmı da İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerle bağlantılı olanlardı.

    Dairenin ikinci unsuru olası işgale karşı yeraltı direnişine katılacak sivillerden oluşturuldu. Bu kişiler de Özel Harp Dairesi kamplarında sıkı bir eğitimden geçirildi, özel harp teknikleri öğretildi. Öğretmen, çiftçi, polis, akademisyen, doktor gibi mesleklerden seçilen sivil unsurlar, dönemine göre farklı ideolojik kesimlerden oldu. Sf. 10

    Alıntı; Özel Harp dairesi (Türkiye’nin Gizli Tarihi) – Ecevit Kılıç, (Güncel Yayıncılık, 3. Baskı Kasım 007 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştır.

  • O vakte kadar umumi meclisler ve seçilen encümen azaları Van, Bitlis vilayetlerinde yarı müslim yarı gayrimüslim olacaktır.

    Erzurum vilayetinde nüfus sayımı bir sene içinde yapılmadığı takdirde umumi meclisler azaları yukarda bahsedildiği gibi eşitlik esası üzerine seçilecektir. Sf. 393

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 393) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biz istiyorduk ki, bu iki Doğu Anadolu umumi müfettişliğini İngilizlere verelim ve bu sayede Rus entrikasından kurtulalım. Binaenaleyh bize böyle iki memur verip veremeyeceğini Sir Edward Grey’den öğrenmesini yazdığımız Londra sefiri Tevfik Paşa, İngilizler’in bu fikre pek mütemayil (meyilli, eğilimli) oldukları cevabını verdiğinden Sadrazam Paşa derhal resmen müracaat etti. Bu teklif İngiltere hükümeti tarafından kabul olunur olunmaz Rus teşebbüsü suya düşecekti. On beş gün sonra İngiltere hükümeti Rusya’nın muvafakati olmadan İngiliz memurlarının Doğu Anadolu vilayetlerine tayinine muvafakat edemeyeceğini bildirince bütün ümitlerimiz mahvoldu. Anladık ki, İngilizler bizi kâmilen Rus emellerine feda etmeğe karar vermişlerdi.

    Çaresiz sadrazam paşa ile Rus ve Alman sefirleri arasında başlamış olan müzakerelere devam olundu. 8 Şubat 1914 tarihinde suretini aynen derç ettiğim itilâfnâme Rusya maslahatgüzarı Mr. Gulkaviç ve Sait Halim Paşa tarafından imza edildi. Sf. 390

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 390) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı hükümetinin Doğu Anadolu vilayetlerinden bir buçuk milyon kadar Ermeni naklettirmiş olduğu ve bunlardan altı yüz bin kadarının yollarda kısmen öldürülmüş ve kısmen de açlık ve sefaletten ölmüş olduklarını kabul edelim. Fakat Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerinin Ruslar tarafından istilası sırasında oralarda oturan Türk ve Kültlerden acaba ne kadarı Ermeniler tarafından en barbarca cinayetlerle öldürülmüş olduklarını ve ne kadarının hicret esnasında telef olduğunu bilen var mı? İşte biz haber verelim ki, bu yüzden ölen Türk ve Kürt’ün miktarı muhakkak bir buçuk milyonu geçer. Ermeni katliamından Türkler mesul oluyor da, Türk ve Kürt katliamından ve umumi sefaletinden Ermeniler niçin mesul olmuyorlar?  Sf. 373

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 373) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nakil ve tehcir sırasında meydana gelen vakaların sebebine gelince:

    Bunu yukarda açıkladığım Kürt ve Türk unsurlarıyla Ermeni unsuru arasında altmış – yetmiş seneden beri devam edegelen düşmanlık hissine atfetmek zaruridir. Asırlardan beri bir arada yaşayan bu üç milleti yekdiğerine can düşmanı yapan Moskof siyasetinin Allah belasını versin.

    1915 tehciri esnasında yapıldığını duyduğum cinayetler cidden nefrete şayandır. Fakat Ermeniler’in ihtilal esnasında Türk ve Kürtler aleyhinde yaptıkları cinayetler de alçaklık ve fecaatte bunlardan aşağı değildir. Bütün bu cinayetlerin sebebi her ne olursa olsun, bunların men’ine çalışılması icap ederdi. Hükümet, Ermeni cinayetlerinden Türk ve Kürt ahaliyi ve Osmanlı ordusuyla Osmanlı siyasi mevcudiyetini korumak için tehciri acil ve müessir bir çare gibi telakki etti. Fakat bunun neticesinde Kürt ve Türk cinayetlerine sebepler hazırladı. Acaba bunun başka çaresi yok muydu? Tehcir sırasında muhacirlerin tecavüzden korunması mümkün değil miydi? Bunu tehcire karar verenlerle onu idare edenlerin açıklamasından anlayacağız. Her halde ben iddia ediyorum ki kendi ordumun mıntıkasından Ermeniler’in geçmesi sırasında bazı tek tük vakalar müstesna olmak üzere muhacirlere tecavüz edilmesine katiyen müsaade etmedim. Sf. 372

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 372) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2016); Devletin önemli bir Paşası, Türk, Ermeni ve Kürt halkları arasındaki düşmanlığın sebebinin ne olduğunu bilmiyor. Türk’ün ve Kürt’ün yoksulluğu, Ermeni’nin savaş zengini oluşu ve acımasız bankerlik yapısının bu katliamlara sebep olduğundan yani eşitsiz gelişme yasasının varlığından haberi yok.

  • Bu açıklamamdan umumi efkâr (kamuoyu) takdir eder ki, Ermeni tehcir ve katli meselesiyle ben zerre kadar ilgili değilim, tehcir kararı verildiği zaman müzakerelere iştirak etmediğim gibi katilleri icra değil, bilakis men ettim. Tehcirin yapılmasından sonra muhacirlere azami yardımda bulundum. Sf. 371

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 371) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu Ermenilerinin tehcirinden sonra Adana ve Halep Ermenilerinin de tehciri emri mülki memurlara verildiği zaman ben buna da muhalif bulundum. Bu muameleye lüzum görmediğimi ve bu halin 4. Ordu mıntıkasının iktisadi ve zirai şartlarına kötü tesir yapacağını uzun uzadıya İstanbul’a bildirdim. Fakat mülki memurlara verilmiş olan emirlere karışmayarak yalnız onlara yardım etmekliğim ihtar edildiği için buna da mani olamadım.

    Şu kadar var ki, bütün Ermeni muhacirlerinin Mezopotamya’ya gönderilmesini orada sefalete duçar olacaklarına emin olduğum için bunlardan birçoklarının Suriye ve Beyrut vilayetleri için yerleştirilmelerini münasip gördüm, Buna müsaade edilmesini ısrarla İstanbul’a yazarak muvafakatlerini aldım, işte bu sayede bu vilayetlerde hemen yüz elli bin kadar Ermeni’yi yerleştirmeye muvaffak oldum. Sf. 370

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 370) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yalnız günün birinde Dâhiliye Nezaretinden vilayetlere tebliğ olunan bir muvakkat kanun (geçici kanun yani kanun hükmünde kararname) gereğince Ermeniler’in Mezopotamya’ya nakledilerek harbin nihayetine kadar orada oturacaklarını öğrendim. Başkumandanlık vekâletinden de, mülki memurlar vasıtasıyla idare edilecek olan bu tehcir sırasında ordu mıntıkasından geçecek Ermenilere bir tecavüz yapılmasına meydan verilmemesi tebliğ olunuyordu. Bundan başka hiçbir şeyden haberim yoktu. Sf.368, 369

    Kanal seferi için pek büyük fenalıklar tevlit edeceği için tehcir olunan Ermeniler’in Pozantı’ya gelmekte olduklarını ve oradan Tarsus ve Adana yoluyla Halep’e doğru yürüyeceklerini haber aldığım zaman son derecede hiddetlenmiştim.

    Bu sırada başkumandanlık vekâletiyle yapılan muhaberelerim, ordunun harp ceridelerinde mahfuz olduğu için, sonradan neşrolunduğu (yayımlandığı) zaman anlaşılacaktır ki, ben Ermeniler’in Mezopotamya’ya gönderilmesindense Konya, Ankara ve Kastamonu gibi iç vilayetlerde yerleştirilmesini münasip görüyordum. Fakat devletçe hususi kanuna dayanarak teşebbüs edilmiş olan muameleye itiraz caiz (yerinde, uygun) olamayacağından Ermeni muhacir kafilelerinin Adana ve Halep üzerinden Mezopotamya’ya nakillerine mani olunmamasına dair kati emir aldığımdan çaresiz olarak razı oldum.

    O sırada Elazığ ve Diyarbakır vilayetlerinde Ermeni muhacir kafileler aleyhine tecavüzler yapıldığına dair uzaktan uzağa haberler alıyordum, tehcir muamelesi yalnız mülki memurlar tarafından idare olunuyor ve orduların bu işle hiç ilgisi bulunmuyordu. Fakat başka ordular mıntıkasında muhacirlere karşı yapılan tecavüzlerin benim ordu mıntıkamda da yapılmasına katiyen tahammül edemeyeceğimden bu hususta gayet şiddetli emirler vermeği kendim için bir mecburiyet telakkisi ettim.

    Yine o sırada Pozantı’dan Halep’e kadar olan yol üzerinde muhacirlerin iaşesi (yeme – içme ihtiyaçları) için mülki memurlarca kâfi derecede iaşe vasıtaları tedarik olunamadığını ve Ermeniler’in cidden acınacak bir sefaletle bütün yol boylarına yayılmış olduklarını haber aldığımdan vaziyeti bizzat teftiş etmek üzere Halep’ten Pozantı’ya kadar bir seyahat yaptım. Orduya mahsus olan menzil ambarlarından Ermeni muhacirlerine ekmek verilmesini emrettiğim gibi menzil doktorlarının Ermeni hastalarını tedavi etmelerini tembih ettim. Sf. 369, 370

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 368 ile 370 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fransızlar Arapları Suriye ıslahatı isteğinde bulunmağa teşvik ettikleri gibi, İstanbul Rus sefiri de 1912 Kasım ayının 26’sında Rusya Hariciye Nazırına yazdığı aşağıdaki telgrafla Ermenistan meselesini uyandırmağa başlamıştı. Sf.364

    Sultan Abdülhamid’in Rusya, Fransa ve İngiltere’nin tazyiki altında 20 Teşrinievvel 1895 tarihinde hazırladığı ıslahat fermanı büsbütün unutulmuştur. Arazi meselesi günden güne çetinleşiyor. Arazinin büyük kısmı Kürtler tarafından zorla alınmış veya alınmak üzeredir. Hükümet memurları buna mani olacakları yerde bunları himaye ve teşvik ediyorlar. Konsoloslarımızın cümlesi, Kürtlerin eşkıyalık ve yağmacılıkları, Ermenileri öldürdükleri ve Ermeni kadınlarını İslam dinini kabule mecbur ettikleri bahsinde müttefiktiler. Sf. 364, 365

    Ermeniler Rusya’nın murakabesi (denetimi) altında ıslahat yapılmasını ve hatta Rusya işgalini istiyorlar. Sf. 365

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 364, 365) kitabından birebir alınmıştır.

  • İstanbul’da İttihat ve Terakki erkânıyla taraftarlarının hepsinin ortadan kaldırılması maksadıyla yapılan 31 Mart vakasının cereyanı sırasında Adana vilayetlerinde de Türklerle Ermeniler arasında büyük bir katliam baş göstermişti.

      1909 senesi Ağustos ortalarında Adana valiliğine tayin olunduğum için Osmanlı meşrutiyet tarihinin en elim vakalarından biri olan bu katliamın psikolojik sebeplerini benim kadar tetkik etmiş kimse yoktur iddiasındayım. Sf. 355        

    O zaman Adana Ermeni murahhaslığında bulunan «Muşeg» Efendi isminde genç ve son derece şöhret hırsı olan bir papaz, aynı zamanda Hınçakist rüesasından (reislerinden) bulunuyordu. Bu adamın ahlaksızlığının derecesini Ermeniler bile söyleye söyleye bitiremezler. Eğer bizzat Ermenilerden işittiğim hikâyeler doğru ise, her türlü ahlaksızlık bu şahısta toplanmıştır denilebilir.

    Monsenyör Muşeg Meşrutiyetin ilanını müteakip kendisini adeta Adana Ermenilerinin en büyük dini ve siyasi reisi mevkiine koymuştu.

    Monsenyör Muşeg bununla da yetinmeyerek kendi adamlarını silahlandırmak için Avrupa’dan tüfek ve rovelver getirtmeğe başlamıştı. O sırada hükümet her şeyi serbest bıraktığı gibi silah ticaretini ve binaenaleyh ithalatını da serbest bırakmıştı. Muşeg, «Artık Ermeniler’in silahlı olduğundan, Bir daha 1894 katliamları gibi hadiselerden korkmayacaklarından, bir Ermeni’nin kılına hata gelirse mukabilinde on Türk mahvedileceğinden» ulu orta bahsediyordu. Sf. 355, 358, 359

    Adana katliamı esnasında 17.000 Ermeni ve 1850 Müslüman ölmüştür. Bu rakamlar gösteriyor ki, eğer Adana’da Ermeniler adet itibarıyla Türklerden üstün olsalardı, bu iş aksi olur ve Ermeniler Türkleri katliam etmiş olurlardı. Sf. 362

    Adana’ya gelişimden dört ay sonra yalnız Adana şehrinde Divan-ı Harb-i Örfi (sıkıyönetim mahkemesi, divanı harp) mahkûmlarından otuz Müslümanı idam ettirdiğim gibi ondan iki ay sonra da Erzin kasabasında on yedi Müslümanı idam ettirdim. Bunlarla beraber yalnız bir Ermeni idam olunmuştur. İdam olunan Müslümanlar arasında Adana’nın en eski ve en zengin ailelerine mensup gençler bulunduğu gibi Bahçe kazası müftüsü de vardı. Bu müftünün o havali Türkleri nezdinde pek büyük bir nüfuzu vardı. Sf. 363

    Vaka esnasında yetim kalan Ermeni çocuklarının terbiye ve tahsili için Adana’da yaptırdığım büyük yetimhane ise hâlâ mevcuttur. Sf. 363

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 359 ile 363 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1909 senesi Ocak ayı esnasında Hüseyin Hilmi Paşa kabinesi İttihat ve Terakki Cemiyetinin tesiriyle Doğu Anadolu vilayetlerinde Ermenilerle Kürtler ve Türkler arasındaki arazi ihtilaflarını halletmek için mezkûr (sözü edilen) vilayetlere bir teftiş heyeti göndermeğe karar vermişti. Teftiş heyeti reisliğine ayan (padişahın seçtiği vekillerden oluşan meclis) azasından adliye müfettişi Galip Bey tayin edilmiş ve yanına iki Türk ve iki Ermeni aza verilmişti. Türk azalarından biri Avrupa’da bulunduğu sırada Taşnaksutyun cemiyeti reisleriyle iyi münasebetler kurulmuş olan Erkânıharp Binbaşı Zeki Bey ve diğeri bendim. Benim bu heyete dâhil olmamı yine Taşnaksutyun reisleri rica etmişlerdi. Çünkü kendileriyle Ağustos ayı esnasında vuku bulan mükâlemelerimiz (konuşmalarımız) sırasında benim dermeyan ettiğim (ortaya sürdüğüm) fikirleri pek adilane ve tarafsız bulmuş olduklarını. Sf. 354

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 354) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1908 senesi ağustosunda İstanbul’da görüştüğüm Taşnaksutyun reislerinden Malumyan Efendi (Agnoni) Ermenilerin maruz olduğu bu Rus tehlikesinden bizzat bana bir kaç defalar bahsetmişlerdi.

    Fakat Ermeni ihtilal komitelerinden sayılan Hınçakist ve Hınçakist reforme gibi reisleriyle fertlerinden birçokları Rusya’ya satılmış olan komiteler, Türk komitelerine katiyen yanaşmıyorlar ve Rusya’nın himayesi altında bir Ermenistan teşkil etmek fikrini programlarına prensip olarak kabul ediyorlardı. Bir taraftan bu komiteler murahhaslarının (delegelerinin) diğer taraftan yine aynı Ermeni ihtilal teşkilatı gibi telakki edebilecek (yorumlanabilecek) olan Rus konsoloshanelerinin dağıttıkları paralar sayesinde papazlar partisi de Rus Çarının himayesini İslam halifesinin himayesine tercih etmek lazım geleceğine dair vaazlarda bulunmaktan geri durmuyorlardı.

    İşte 1908 inkılabı Ermeni ve Türk ihtilalcilerini bu vaziyette buldu.

    Esasen Selanik’te teşekkül etmiş olan İttihat ve Terakki cemiyet-i hafisinin (gizli cemiyetinin) dâhili siyaset programı «Mithat Paşa» kanunuesasinin meriyetinin iadesiydi. Bu kanunuesasinin temeli de Osmanlı mülkünde «Osmanlı idaresi camiası» ve tevsi-i mezuniyet (geniş yetki kullanımı, merkezi idare) esaslarının tatbikiydi.

    Hâlbuki Makedonya Bulgar komitesiyle Etniki Eterya’nın idare ettiği Makedonya Rum komitesinin ve yine Makedonya harp komitesinin ve Arnavut, Ermeni, Arap ihtilal komitelerinin prensipleri «siyasi âdemi merkeziyet idare» (yerinden yönetim, merkezi olmayan yönetim) usulü idi.

    Siyasi âdemi merkeziyet demek bu muhtelif unsurların yaşadıkları mıntıkalara muhtariyet-i dâhiliye (dâhili özerklik, iç işlerinde özerk olmaları hakkı) vermek ve cümlesini «Osmanlı İmparatorluğu» ismi altında idareye çalışmaktan ibaretti. Eğer Osmanlı İmparatorluğunun bölünmesini bütün can u gönüllüleriyle arzu eden ve bunun için bin türlü entrikalara kalkan harici düşmanlar olmasaydı, İttihat ve Terakki cemiyeti de Prens Sabahattin Bey’in hararetli bir müdafii olduğu bu prensibi kabul etmekte bir dakika tereddüt etmezdi. Sf. 348, 349

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 348, 349) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu his aşağı yukarı Türk milliyetperverlerinin vücuda getirdikleri «Genç Türk» ihtilalcilerinin hemen hepsinde mevcut bulunduğu için bu 1894-1896 Ermeni vakalarını II. Abdülhamit’in siyasi hatası ve kendi istibdadını devam ettirmek için başvurduğu zalim bir tedbir telakki ettiler. Bunun içindir ki, o zaman Avrupa’da bulunan Ahmet Rıza Bey ve arkadaşları işi bu bakımdan muhakeme ederek Ermeni ihtilalcilerine büyük yardımlarda bulundular. Benim gibi dâhilde bulunan ihtilalciler de aynı nazariyeyi (bakış açısını) kabul ederek Türklük ve hususiyle Osmanlılık için çok büyük zararlar doğurabilecek mahiyette (içerikte) inkişaf eden (gelişen) Ermeni katliamından dolayı Abdülhamit’i itham etmekten çekinmediler.

    Türk ihtilalcilerinin bu tarafsız temayüllerini (eğilimlerini) gören Ermeni ihtilalcilerinin namuslu mensupları o esnada vaziyeti daha güzel tetkik etmeye başlamışlardı. Bir yandan Rusya’nın Türk Ermenilerinin muhtariyet sahibi olabilmeleri için azami derecede gayret sarf ederken öbür taraftan Kafkasya Ermenilerini istibdadın en ezici tesirleri altında bulundurduğu görülüyordu. Sf. 346, 347

    Alıntı; Hatırat (Bahriye Nâzırı ve 4. Ordu Kumandanı) – Cemal Paşa, (Yayına Hazırlayan; Metin Martı, Arma Yayınları, 5. Baskı Eylül 1996 – Sf. 346, 347) kitabından birebir alınmıştır.