Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • «Atatürk Ormanı» adı verilen fidanlık «Geva Karmel»e yakın bir sırt üstünde. Hemen yol kıyısına, üstüne “Atatürk Ormanı Türkiye’den gelen Museviler tarafından dikilmiştir.» yazılı bir levha konulmuş. Ortada henüz büyük ve gelişmiş bir orman yok, ama derin anlamlı bir davranış var. Sf. 23

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cumartesileri İsrail’in resmî ve dinî hafta tatili. Cumaları öğleden sonra, bütün ülkede tatil başlıyor. Bu tatil, bizim hafta sonu tatillerine benzemiyor. Cumartesi günleri, yalnız dükkânlar değil, lokantalar, kahveler, sinemalar, bütün genel yerler kapalı. Toplu taşıt araçları da çalışmıyor. Sokaklar ıssız. Tüm İsrail’de bu yasaklara uymayıp otobüsleri işleten sadece Hayfa belediyesi. O yüzden de Hayfa’nın adı kızıla çıkmış.

    Hele yolunuzu şaşırır da, otomobilinizle bağnazların oturdukları mahallelerden geçmeye kalkarsanız, otomobilinizin taşlanacağından, zarara uğratılacağından hiç kuşku duymamalıymışsınız. Motorlu araçları dine aykırı bulan bu bağnazlar, daha çok Yemen’den ve Habeşistan’dan gelen Museviler arasından çıkmaktaymış. Ne var ki, kesmekten ve yıkamaktan hoşlanmadıktan saçlarını da lüle lüle örüp, kulaklarının yanından sarkıtan ve çağdaşlıkla hiçbir ilgisi bulunmayan bu geri düşüncelilerin toplamı büyük bir sayıya ulaşmıyormuş. Sf. 19

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kudüs’te gördüklerimizin en ilgi çekeni İbrani Üniversitesi’ydi. Resmen 1925 yılında Lord Balfour tarafından açılan İbrani Üniversitesi, 1948 tarihine kadar Scopus tepesindeki yapılarda çalışmış. Sf. 15

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 15) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ve 1921’de Filistin Manda Hükümeti, İbraniceyi de İngilizce ve Arapçanın yanında resmi dil olarak kabul etti.

    Böylece, 14 Mayıs 1948’deTel-Aviv’de, Geçici Devlet Konseyi’nin ilân ettiği İsrail bağımsızlık bildirisinin ilk harcı dil hareketinin başladığı günlerde atılmış oluyordu. Sf. 12

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kutsal topraklarda bir bağımsız Yahudi Devleti kurma ülküsünü gerçekleştirmek için çalışan Siyonizm hareketi, asıl gücünü Yahudi milletinin bir de ulusal dili olması gereğine inanıp, İbraniceyi Siyonizm hareketinin resmî dili diye kabullenmesinden sonra kazanmıştır. Sf. 11

    Alıntı; İki Şalom Arasında – Naim Tirali, (Cem Yayınları 1. Baskı, 1992 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cimrilerin vefası az olur. Sf. 177

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 177) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Kimya” adında, yanında büyümüş, terbiye almış, melek huylu zahir ve batın edepleri ile süslü, güzel bir evlâtlığı vardı. Üstelik bu kızda, tasavvuf ehline yaraşır bir safiyet, bir gönül zenginliği mevcuttu. Mevlâna, küçük yaşından beri, onu kendi çocuklarından ayrı tutmamış, öz evlâdı gibi sevmişti. Onu benimle evlendirerek, böylelikle Konya’ya yerleşmemi uzun uzun düşünmüştü. Sakındığı hususlar da yok değildi. Birinci çekindiği husus, bu evliliği kabul edip etmeyeceğim. İkincisi Şems yaşlı, kız genç. Üçüncüsü Kimya’yı öz oğlu Alâeddin de gizliden gizliye tek taraflı olarak seviyordu. Küçük oğlu kendisine düşman olabilirdi. Sf. 192

    Bir sohbet sırasında, bu konuyu bana açtı.

    -Kimya Hatun’dan ne güzel yoldaş olur öyle değil mi Şems?

    -Kime?

    -Tabiî ki sana.

    -Beni az çok tanırsın. Bu yaşa kadar aklımdan zerre miktar kadın geçmedi şükürler olsun. Sf. 193

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 193) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yollara sular dökün.

    Bahçelere müjdeler verin…

    Bahar kokuları geliyor,

    O geliyor, o!

    Ay parçamız, canımız, yârimiz geliyor.

    Yol verin, açılın, savulun,

    Beri durun, beri!

    Yüzü apaydınlık, ak pak

    Bastığı yerleri aydınlatarak,

    O geliyor, o! Sf. 174

    Servi revanım geldi.

    Bak Allah aşkına!

    Bak şu baharın şevkine..

    Ey güneş, dökül saçıl seraba!

    Sevgilim gibi cömert,

    Bir tohum gibi fışkıracak,

    Bedenimdeki kuvvet,

    Kükremenin tam çağı,

    Aslanım geldi.

    Dert dindi, acılar unutuldu, birer birer,

    Şu er,

    Şu güle benzeyeni

    Ne bileyim şekere, bala benzeyen,

    Cananım geldi.

    Ey Tebrizli Şems!

    Ey gözümdeki nur!

    Beni benden aldılar bugün,

    Kurulsun düğün dernek,

    Ahu tenlim,

    Gümüş bedenlim.

    Dilim, dilberim geldi. Sf. 175

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 174, 175) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ey dünyanın zarifi! Selam senin üzerine olsun. Benim hastalığım ve sağlığım senin elindedir. Kulun derdinin dermanı nedir, söyle. Bu, eğer alırsam senin dudaklarından aldığım öpücüktür. Eğer vücudumla senin hizmetine ulaşmazsam ruhum ve kalbim senin yanındadır. Mademki sözsüz hitap oluşmuyor, o hâlde dünya niçin “buyurla doldu?” Sf. 133

    Ben senim, sen de bensin. Aynı kokuları, aynı heyecanları, aynı acıları yaşıyoruz. Cennete Araf’dan girilir. Mecdelli Meryem, İsa’nın yaralı ayaklarını gözyaşlarıyla yıkadı ve saçlarıyla kuruladı. Gelsen de yılların yorgunluğuna düçar, yolların dikenlerine bi-zar ayaklarını yıkayan olsam ey Sertaçım.,  Sf. 135

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 133 ile 135 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022); Mevlana’nın eseri olan Mesnevi’nin Mili Eğitim Bakanlığı tarafından 1945’de yapılmış olan baskısında Mevlana’nın erotik sapık şiirleri var. Çok zayıf ihtimal olsa da bu kitabın Mevlana’ya ait olmama ihtimali de var. Bu baskıdan sonra dindar kesim baskıyı yaptıran zamanın Milli Eğitim Bakanı’nı dinsizlikle, İslam’ı kötülemekler suçlamış. Bu baskı tekrar yapılamamış. Şiir söz konusu baskıda sansürlenerek yazılmış;

    Bir iri adam bir oğlanı ele geçirdi

    Bu adam bana kast eder diyen

    Çocuğun yüzü sarardı

    Adam dedi ki: “Güzelim emin ol… 

    Sen benim üstüme bineceksin 

    Ben korkunç görünsem de aldırış etme.

    Bilki sen bir … deveye biner gibi bin. …

    Mesnevi Cilt; 2  Beyitler;3

    Ondan sonra gerdek gecesi

    Bir kadın gibi kınaladılar

    Eline bileğine kadın gibi kınalar yaktılar

    Köleye tavuk gösterdiler. 

    Horoz verdiler başını örttüler

    O gürbüz gence güzelim gelin elbiseleri giydirdiler. 

    Mesnevi Cilt;6  Sf.399-400 Beyit:305

    Yalnız kalma çağında genç hemen mumu söndürdü

    Hintli köle öyle güçlü kuvvetli 

    Bir gençle yapayalnız kaldı

    Hintlicik bağırıp duruyordu ama

    Tef çalanların gürültüsünden

    Feryadını dışarıdan kimse

    Duymuyordu. 

    Tefin çalınışı, el çırpış, erkeğin, kadının naraları

    Kölenin feryadını bastırıyordu. 

    Genç, gündüz oluncaya dek 

    O Hintliceğizi harab etti. 

    Zavallı, köpeğin önündeki 

    Un torbasına döndü. 

    Mesnevi Cilt;6 Sf;399-400

    Adamın biri bir oğlana kötülükte bulunurken

    Oğlanın belindeki kamayı görüp: 

    “Bu neden?” Diye sordu. Çocuk;

    “Birisi benim hakkımda kötü düşünceye saplanırsa onunla karnını deşerim.” Dedi. 

    Oğlancı adam: “Hem işin …. hem de 

    Tanrıya şükür ki ben sana kötülük düşünmüyorum.” Diyordu

    Mesnevi Cilt;5 Sf:205 Beyitler:2495

    Bir oğlancı evine bir oğlan götürdü, 

    Onu baş aşağı edip ….. koyuldu. 

    Mesnevi Cilt:5 Beyitler: 2495 sf 205

    Bekçinin korkusundan o iki delikanlı

    O bekar odasında kaldılar uyudular

    Bekarlardan bir oğlancı gece vakti 

    Kalabalığın içinden kalktı yavaş yavaş yürüdü

    İştahlı bir halde oğlanın yanına gelip

    Kerpiçleri bir tarafa koydu. 

    Çocuğa elini uzatınca çocuk yerinden sıçradı. 

    Mesnevi  beyitler. 3845-3855

    Bir avuç bulgur aşıyla geçinemeye çalışan derviş

    Gözlerinden erkeğin …. akarak elleriyle 

    …. larını sıkarak bana yüz tuttu. 

    Namuslu oldun mu gizli gizli bakar

    …..leriyle oynarlar. 

    Sonuçta ne kadınlardan kurtulabiliyorum

    Ne erkeklerden. Ne yapayım bilmem? 

    Ne bunlardanım ben ne onlardan. 

    Mesnevi cilt 6 beyit;3845-3855

    Kadın, erkek herkes minberin dibine toplanmıştı. 

    Cuha da bir çarşaf giyip yüzünü örttü

    Kadınlar arasına karıştı. 

    Kimse onu tanımıyordu. 

    Mesnevi cilt5 beyitler:3325-3335 sf.272-273

    Bir kadın vaaz edene gizlice sordu: 

    “Cinsel organ bölgesindeki tüyler namazın bozulmasına sebep olur mu”

    Vaaz dedi ki: “uzun olursa namaz mekruh olur!”

    Kadın: “Ne kadar uzun olursa namazın kabul olmaz!” Dedi. 

    Vaaz eden dedi ki: “Bir arpa boyu uzun olursa tıraş etmek farzdır!”

    Cuha hemen kızkardeş dedi bak bakalım benim 

    Cinsel organ bölgesindeki tüylerim o kadar olmuş mu?

    Tanrı rızası için elini uzat da bir yokla. 

    Bakalım mekruh olacak kadar uzamış mı?

    Yanındaki kadın Cuha’nın şalvarına el 

    El atar atmaz eline erkek …  …. geldi. 

    Derhal şiddetli bir nara attı. 

    Hoca, sözüm gönlüne tesir etti dedi. 

    Cuha dedi ki; “Hayır gönlüne tesir etmedi

    Eline tesir etti!” 

    Mesnevi cilt 5 beyitler 3325-3335 sf. 272-273

    Eşek kendisine ölçülü yaklaşsın diye, 

    kabağı eşeğin ….tine takardı. 

    Yakınlaşma zamanında …. yarısı … sin diye 

    bu işi yapmaktaydı. (Kadın eşek ile sevişiyor)

    Çünkü eşeğin …. tamamıyla … rahmi de paralanırdı damarları da. 

    Eşek, erkekler kadınlara nasıl yakınlaşırsa 

    aynen onun gibi halayığa yakınlaşmış işini … teydi. 

    Kadın hasede düştü. 

    Mesnevi cikt 5 beyitler 1334-1420 sf. 112-118

    Eşeği çeke çeke ahırın ortasına getirdi

    O erkek eşeğin altına yattı. 

    Eşek ayağını kaldırıp, aletini ….dırdı. 

    Eşeğin …nden kadının içine bir ateştir düştü. 

    Alışmış eşek kadına abandı …tini ta …karına kadar 

    sokar sokmaz kadın da geberdi. 

    Mesnevi cilt 5 beyitler 1335-1420 sf. 112-118

  • Rüzgârın sesinde, rüyalarımın üveykinde hep Mevlâna. Yıldız şavklarında, cami şadırvanlarında gördüğüm daima Mevlâna. Sen canımın içindesin, canımsa senden habersiz… Dünya seninle dolu, dünya senden habersiz… Gönlüm, canım nasıl bulsun seni? Çünkü sen, tümüyle gönüldesin… Sense gönülden habersiz.

    Ey maşukum, ah Mevlâna’m; Sf. 128

    Gün geçtikçe acım daha da derinleşiyordu. Baktım olmuyor, bari Mevlâna’mı ilk gördüğüm Şam sokaklarında onun hatırası ve kokusu ile teselli bulayım, diye Şam’a dönmeye niyet ettim. Sf. 129

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 128, 129) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üstelik Mevlâna’yı son zamanlarda ailesi dışında hiç bir kimse ile görüştürmemeye başlamıştım. Günü benimle başlıyor, gecesi benimle bitiyordu. Allah muhabbeti insanların dedikodu türünden gevezeliklerinden tabiî ki taşkın olmalıydı, o bir elmastı, ne işi vardı tenekelerin yanında. Kanı kaynayan, dili benim kadar sivri, bakışı delici, hoyrat Alâeddin bir sabah babasının hücremden çıkışı sonrası birden içeri dalıp:

    -Libası kara, dili kara yabana, eşkıya, ne istiyorsun Mevlâna’mızdan?

    -Birincisi, destursuz girdin. İkincisi, selam vermedin. Üçüncüsü benim bir ismim var. Gelelim derdine, seni dolduranların akılları vardı da, niye seni üzerime saldılar?

    -Babamın hatırı olmasa buradan seni doğramadan çıkmazdım.

    -Geç boş konuşmayı, sen ağzı köpürmüş köpek gibi dişini gösterdiğine göre ısırmaya niyetli değilsin.

    -Babamı bizden çaldın, sen delisin. Sf. 116

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 116) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mevlâna ile günler süren halvet ile haldeş olduk ama sırlarıma vaki olmaya hazır görmek için onu da sınavlardan geçirmeliydim. Bu sınavlar önemliydi. Eğer diğerleri gibi en ufak bir tereddüt gösterirse, o gece sessizce Konya’yı terk edecektim.

    Bir sabah odamın kapısını vurdu.

    -Gel Mevlâna’m gel. Otur. Senden bir isteğim olsa yapar mıydın?

    -Tabii söyle.

    Bana gönlümü eğlendirecek bir kadın getir.

    Kalktı. Biraz sonra hanımı Kira Hatun’u getirdi.

    -O benim can bacımdır, bu olmaz.

     -Niye sokaktan yabancı bir kadın değil de eşini getirdin? Eşini hiç mi kıskanmıyorsun. Yoksa anladın mı niyetimi.

    Mevlâna, Kira Hatun’a gidebilirsin, diye onu uğurladı. Sonra bana bakarak sen şehvetten, kadından uzaksın, bunu bildiğim için beni sınadığını anladım ve Kira’yı getirdim. Aynı zamanda sana verdiğim mesaj; Ey dost nem varsa yoluna fedadır. Sf. 57, 58

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 57, 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • Açıklayayım size visal orucunu: İftar etmeden iki ya da üç gün üst üste tutulan oruca denir. Sf. 57

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kafasını kaldırdı, bana öyle bir baktı ki olduğum yerde bayılmışım. Kendime geldiğimde Mevlâna başımda bekliyordu. Mevlâna elimi tutarak ve yaya olarak kendi medresesine götürdü. Birlikte bir hücreye girdik. Bu hücre kuyumcu Selahaddin’in hücresidir. Orada bir süre baş başa kaldık. Sf. 50

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 50) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu yolculuğu izlerdim. Ölmeden önce ölmek için ölümü canlı seyretmek lâzım. O nedenle kimi geceler mahallemizdeki caminin gasilhanesindeki tabutun kapağını açar, içine yatar ve sabaha kadar ölümün kokusunu çekerdim içime. Hiçbir zaman yün, pamuk türünden yataklarda uyumadım. Ya sert bir tahta üzerinde, ya bir kayabaşında yahut bir ağacın altında, bir tabutun içinde sabahlardım. Sf. 19

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öldürmeler, hem de “hile” yolları kullanarak öldürmeler, İslam’da Muhammed ve arkadaşlarından kalmadır. “Hile”yle adam öldürmeye bir örnek: Dönemin ünlü şairi Ka’b ibn Eşref, şiirlerinde Muhammed’i yermektedir. Muhammed bir gün arkadaşlarına seslenir: “Ka’b îbn Eşrefi öldürmeye kim hazırdır?” Uygun kişi bulunmuştur: Ka’b’ın sütkardeşi Muhammed îbn Mesleme. Bu adam, “peygamber” inden aldığı “izin”le hile yoluna başvurur ve genç şairi öldürür. Sf. 277

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 277) kitabından birebir alınmıştır.

  • 28 Temmuz 1989 günlü gazetenizde, “akrabam” olduğunu “yakınlarımın benden utanç duyduklarını” ileri süren, adı, kimliği belirsiz bir kişinin mektubu yayımlandı. Karşılık verdim, böyle bir akrabam olamayacağım belirttim. Ve belirttim ki, değil yakınlarım, komşularım içinde bile hep sevilip, sayılırım. Başka türlü de olabilirdi, ama yok. Çekirdek ailem olan karım ve çocuklarımla normalin de üstünde, birbirimizi sever ve sayarız. Yakınlarımdan kardeşlerimin bana sevgi ve saygıları da alışılmışın üstündedir. Babam bunu kıskana gelmiş; kardeşlerime: “Bana değil, ona bağlısınız, beni değil, onu sayıyorsunuz. Hepinizi dinsiz etti o.” der, durur. Röportaj için babama gidenler, ondan bunu öğrenmişlerdir ve o yüzden, yakınlarımın orada bulunduğu açıkça yazıldığı halde onlara gitmemişlerdir. Babam yoluyla beni vurmak… Bu bir gazetecilik sayılmıştır. Bir “iman kahramanlığı”.

    Babam:

    Babam, ne de olsa babamdır, fazla bir şey söyleyemem. Beni 11 yaşıma değin okuttuğunu söylemişse bu yanlış. Bu yaşta ben, Ağrı’nın Tutak İlçesi’nde ve Kargalık Köyü’nde, ilerlemiş ölçüde Arapça gramer (sarf ve nahv) okuyordum. Babamsa Arapça bilmez. Biraz ben öğretmeye çalıştım, ama olmadı, öğrenemedi. Resmî imamlık kadrosuna benim müftülük dönemimde geçti. Amiri de oldum; ama o sırada bile bastonunu çekip beni dövdü. Falanca caminin imamını o camiden ve “meşrutasından” (lojmanından) niye çıkarmıyorum ve kendisini onun yerine yerleştirmiyorum diye… Dövmeye alışıktı. Kur’an’ın da buyruğuyla (Nisa, ayet: 34) karısını döverdi, çocuğunu döverdi. Gelinini ve torunlarını bile dövmeye yönelirdi. Babamdı: Ne yapabilirdim? Ve şimdi ne yapabilirim? Sf. 275

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 275) kitabından birebir alınmıştır.

  • Geçmişten bize, bugünkünden daha güzel bir dünya bırakılabilirdi. Bunun olmamasında dinlerden kaynaklı karanlığın çok, ama çok büyük payı var. Bu karanlık olmasaydı, insanlık daha başka bir noktada olacaktı.

    İşte bir örnek: Cemel olayı. 9 Aralık 656. Savaş için karşı karşıya gelen iki kesim. Bir yandakilerin başında “Peygamber”in ünlü karısı Aişe, öbür kesimin başındaysa aynı “Peygamberin damadı Ali iki kesim de “ashab”dan. İslam’ın en ileri gelenlerinden. İçlerinde, sağlıklarında “cennetle müjdelenmiş” olanlar da var. İki kesimde de… Kılıç çekiyorlar birbirlerine. Sonuç: 15 bin ölü. Yani bir olayda, 15 bin kişi öldürülmüştür. Hayvan boğazlanır gibi boğazlanmışlardır, örnekler çok. Akıl ve sağduyu ışığının kanına girmeler… Sf. 272

    Elimdeki ışığın önemini ve gücünü biliyorum. Bilgim var, yüreğim var ve insanlara, insanımıza yararlı olmaya çalışmak gibi bir huyum ve tutkum var. Varlığım, ölümlüdür kuşkusuz. Ama ölümsüz katkılarım olsun istiyorum. İnsan aklının zincirlerden kurtulup “oh” diyeceği, soluk alacağı daha güzel bir dünya için. Sf. 272, 273

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 272, 273) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine toplumumuzda, özellikle Anadolu’da “cin çıkarma”lar görülür: “Saralı” ya da deli “cinci”ye getirilir. “Cinci hoca”mız da başlar hastadan “cinleri çıkarmaya”. Hastanın karşısında kendince bildiği birtakım dualar okurken, bir yandan da “uhruc, uhruc, uhruc…” der durur. “Uhruc”, Arapça bir sözcük. “Çık!” demek. Hoca “cin taifesine seslenir bu sözcükle. “Hadi gel çık bu hastadan. Çık, çık, çık!!!” anlamında, hoca, “cin çıksın” diye hastayı döver de. Kimi az, kimi çok… Dayak olur ille de!       

    Biliyor musunuz bu “tedavi” yöntemi nereden kaynaklanıyor? Açıkça belirteyim: “Peygamber ve arkadaşlarından. “Yalan” ve “iftira” diyemezsiniz. Çünkü ben bilim ve düşünce adamıyım, “yalan” ve “iftira”yla bir ilintim olamaz. İşte kaynağı, hem de İslam dünyasında en güvenilirlerden:

    Muhammed’in önemli görev verdiği kişilerden Ebul – As Oğlu Osman hastalanmıştır. Muhammed onu şeytan – cin tuttuğunu söyleyin tanısını koyar hemen. Adamı çömeltir. Eliyle adamın göğsüne vurur. Ve ağzına tükürür. (Adam: “ve tefele fi femi”, yani “ağzıma tükürdük” diyor.) Ve başlar (cine seslenerek:) “uhruc!”, yani “çık!” demeye. “Uhruc aduvvellah!”, yani “ey Tanrı’nın düşmanı hadi gel çık (adamın içinden)!” der. Bunu üç kez yapar. Sonra da adamı işine (görevine) gönderir. (Bkz. İbn Mace, Sünen, Kitabu’t – Tıbb/ 46, hadis no: 3548.)

    Bir köylü Arap gelmiştir Muhammed’e. Konuşur, kardeşini “cin tuttuğunu” söyler. Muhammed: “Git onu bana getir!” der. Köylü gider, kardeşini getirir. Muhammed bir sürü ayet okuyarak tedavi eder. Adam o sırada iyileşir. (Bkz. İbn Mace, aynı yer, hadis no: 3549.)

    Bir kadın. Elinde çocuğu. Bu çocuğu da “cin tutmuş”. Muhammed’in yanına getirir. Muhammed “cin”i çıkarmaya koyulur “Uhruc aduvellah ene resulullah! “Ey Tanrı’nın düşmanı (cin!) Gel çık (çocuğun  içinden)! Ben Tanrı’nın elçisiyim!” diyerek seslenir. Çocuk iyileşmiştir. Yani “cin, çocuğun içinden çıkıp gitmiştir”. Kadın biraz kurutulmuş yoğurt, biraz yağ ve iki koç getirip Muhammed’e verir. Muhammed, koçlardan birini alır, öbürlerini kadına geri verir. (Bkz. Ahmed İbn Hanbel, Müsned, 4/170 – 171; Dârimi, Sünen, Mukaddime/4.) Sf. 269, 270 

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 269, 270) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ve alevi değilim. “Sünni” ana babadan gelmeyim. Bu, bir gerçek. Dahası, “imam” olduğu ve Aleviliğe düşmanlıkla koşullandırıldığı için, “Alevleri, “Yahudiler”den, “Hristiyanlardan daha “kâfir” gören bir babanın oğluyum. Ben de, müftü oldum. “Alevi” olsaydım, beni “müftü” yapmazlardı. Sf. 250

    Alevi olduğum nasıl yalansa, böyle bir özlem içinde bulunduğum da yalan. “Askerî ihtilali benimsemem. Çok açık ve dürüst biçimde belirtiyorum: Ben hiçbir “ihtilalden yana değilim. Sağ ve Şeriatçı bir “ihtilalden” yana olamayacağım açık. “Sol bir ihtilalden yana da değilim. “İhtilâl”, bana göre, benim benimseyebileceğim bir olay olamaz. Çünkü “ihtilaller gelirken, “kan”la, ”ölüm”le, çoğu kez de “zulümle” gelirler. Bunların hiçbirinin, benim benimsediğim dünyada yeri yoktur. ”İhtilâl”ler geldikten Sonra da, birtakım “karanlık”lar, “kapalılıklar” oluşur. Bu sırada türlü haksızlıklar yaşanabilir, yaşatılabilir. Benim benimsediğim dünyadaysa, bunlar olmamalıdır. Sf. 250

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 250) kitabından birebir alınmıştır.