Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Şunu söyleyebiliyoruz, Birinci Dünya Savaşı başladığında, Büyük Britanya, Panislamizm ve Pantürkizm’den çok korkuyordu. Tabii, Birinci Dünya savaşı sona erdiğinde, Londra, Osmanlı gücünü, bizim Kemalist tarihte okuduğumuz ölçüde görmüyordu, Sf. 329

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 329) kitabından birebir alınmıştır.

  • Profesör Olson, İngiliz ajanlarından söz ederken, a former minister in a cabinet of Mustafa Kemal’s government during the period 1921-1924, diyordu ve ezcümle, 1921-1924 yıllarında, Mustafa Kemal’in kabinesindeki bir bakanın da, İngilizler için casusluk yaptığını haber veriyor.  Mustafa Kemal Hükümeti’ndeki bu ajan-bakan, İngilizlere sürekli olarak, “Ankara never really thought of employing large military forces to secure”, Ankara’nın, Musul’u almak için ciddi askeri güç kullanmayı hiçbir zaman düşünmediğini diyormuş, bu bilgiyi, Olson’a borçluyuz. Sf. 328

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 328) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tarih rastlar mı, Koçgiri Ayaklanmasının en şiddetli olduğu tarihte, Ankara’da Meclis’te içinde “Türk” ve “Müslüman” geçmeyen bir manzume “İstiklal Marşı” olarak kabul ediliyordu, 12 Mart 1921 tarihindedir. Aynı şekilde, Musul-Revanduz’u, Özdemir Komutasındaki Türk kuvvetlerinin, Türk “Gerillaları” diyebiliriz, İngilizlerin ağır hava bombardımanı altında, teslim ile boşalttığı tarih, 23 Nisan 1923 idi ve kesintiye uğramış olan Lozan görüşmelerinin tekrar başladığı tarih de 23 Nisan 1923 olmaktadır. Demek ki, Musul’u teslim etmek, Lozan’ı almak anlamına geliyordu, tarih buradadır. Musul’dan tekrar çıkılırken Lozan’a tekrar girilmektedir; bundan sonra geriye kalan, Musul’un teslimini tescil etmektir. Sf. 327

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 327) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kürtlerin asimilasyonu da, Yahudilerin Kudüs’te toplanmaları ve dolayısıyla İsrael Devleti de Hamit ile başlamaktadır. Sf. 325

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 325) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sykes, sonradan değişikliklere uğrasa da, Türkiye’nin en son ve kullanılabilir parçalanma haritasını yaptı ve Balfour Deklarasyonu’nu hazırlayanlar arasında yer aldı. Lloyd George, İsrael Devleti’nin temellerini attı, Musul’a el koydu ve Yunanileri İzmir’e çıkarttı ve orada bıraktı. Böylece, istemese de, kurulmakta olan Türkiye Cumhuriyeti’ne bir zafer hazırladı ve büyük bir moral gücü kazandırdı. Özet, budur.

    İzmir’e, Yunanileri çıkaran ve arkasından Sevres’i hazırlayan Lord Lloyd, Cumhuriyet’in kuruluşunu en çok kolaylaştıran adamdır. Sf. 317

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 317) kitabından birebir alınmıştır

    .

  • “Emrediniz, dünyanın en iyi insanı ve en cömert düşmanı olurlar, emrediniz, babalarını döverler, annelerinin bağırsaklarını deşerler ve bütün bunları da sükûnet içinde yaparlar, sanki bir iş yapmıyorlar ya da çok iyi bir iş yapıyorlar, bu havadadırlar. Umutsuzluktan kaynaklanan ya da sıtma-vurmuş insanda görünen bir ataletleri var; en dayanıklı ve şevksiz askerler işte bunlardır.” Lawrence, Türklerden değil sanki bir sürüden söz etmektedir. Araplara âşık ve Türklerden tiksinmektedir. Sf. 310

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 310) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada bir “gizli tarih” sırrı ile karşılaşabiliyoruz, Churchill, Eylül 1921 memorandumunda, Mustafa Kemal’in makul ve uzlaşmaya hazır olduğunu ifade ediyor ve bunu, Londra’da müzakereler yapan Dış İşleri Vekili Bekir Sami’nin yaklaşımından çıkarıyor; buradan hareketle bir tarihsel karanlığı açmamız mümkün görünüyor. Çünkü biz resmi tarihimizde, Bekir Sami’nin, Londra’da, kendi inisiyatifi ile fazla tavizkâr olduğu şeklinde yazıyor ve okuyorduk; bu nedenle görevden alınmıştı, doğru kabul ediyorduk. Sf. 301

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 301) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sır mı, Rumlar, Hürriyet’i getiren İttihat ve Terakki Fırkasını, bütünüyle bir “Yahudi Partisi” olarak görüyorlardı ve İttihatçı iktidarı ile iktidarları ve rahatlarının tehlikede olduğunu düşündüler. Sf. 316

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 316) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Evanjelistler, Eski Ahit’in, Yahudilerin, Tanrı’nın seçilmiş halkı olduğunu, Kutsal Toprakların Yahudilere ait olduğunu, Yahudiler’in Mesih’in gelişi ile birlikte dünyanın egemeni olacağı gibi hüküm ve kehanetlerini tamamen kabul etmektedirler.” Mustafa Karaca, Evanjelizm ve Vahhabillk, İstanbul, 2005. s.17

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 278) kitabından birebir alınmıştır.

  • Toynbee’nin çok güzel yakıştırmasıyla büyük hırsız mı; hırsızların en büyüğü, hırsızlık ortaklarından çalandır. L. George, savaş öncesi Osmanlı topraklarını paylaşım antlaşmalarını bir kenara bıraktı ve Akdeniz sahillerini İtalyanlardan, Musul’u, Fransızlardan çalmakta hiçbir beis görmedi; Sf. 277

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 277) kitabından birebir alınmıştır.

  • Balfour Deklarasyonu’na kadar, Siyonizm bayrağı Almanya’daydı ve Londra, politika ve edebiyatta, İttihat ve Terakki’yi bir Yahudi Partisi olarak görüyordu. Romanda, Enver’e, “Polonyalı bir Maceracı” ve iktidardaki hükümete de, a collection of Jews and Gipsies, “Bir Yahudi ve Çingene Tayfası”, deniyordu. Türkçe’de bunlar temizlenmiştir. Çünkü şimdi tarihimizdeki ve içimizdeki Yahudiliği gizlemek esas iştir. Sf. 274

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 274) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lloyd George Elenleri terk etti. Büyük Taarruz’un evvelindeyiz.

    Çok parlak bir politikacıydı, çok enerjikti ve çok büyük bir hatipti, büyük bir devlet adamı oldu; emperyalist aşamanın başlarında, devlet adamı olmak, Büyük Britanya emperyalizmini yaşatmak ve güçlendirmek demekti ve bunun için de reform gerekiyordu, Lloyd George, bu anlamda, reformisttir.

    İşçi sendikalarını hükümet daireleri ile yakınlaştırdı, tekeliyet’te propagandanın önemini anlayan ilk politikacıdır, kendine bağlı bir “Enformasyon” Dairesi, Department of Information, kurdu ve başına, romancı ve istihbaratçı John Buchan’ı getirdi, 9 Şubat 1917 tarihindedir, kurduğu aslında propaganda departmanıydı. Politikada demagojiyi bir yol olarak kullandı, emperyalizmin iç cephesi olan tekeliyet’in ancak sürüleşme ile mümkün olduğunu ilk görenlerdendir.” “John Buchan marifetiyle başlattığı ilk büyük kampanya, “Türk, Defol” oldu, “Turk Must Go” demek, popülaritesini artırıyordu; Lloyd George, Türkler’i Avrupa’dan çıkarmaya ve Türk idaresi altında bir tek Hristiyan’ın kalmamasına kararlı bir başbakandı, bu da politikasının bir yanıdır.  Diğer yanı ise Filistin’de bir Yahudi Devleti kurmaya yemin etmesidir, bir “Hristiyan Siyonist” olduğu kesindir. Demek ki, “Türkofob” ve “Filosemitizm” bir politikacı ile karşılaşıyoruz. Sf. 274

    Sofu idi, köktenci bir Hıristiyan’dı, diğer cephesi de var; Türkler’in yönetiminde bir tek Hıristiyan kavmin bırakılmaması için de yeminliydi. Elenler’in Batı Anadolu’yu işgal etmesi bu yeminin bir sonucudur, ilaveten Filistin’e İngiliz mandası ve Kuzey’inde, Kafkas Berisi’nde, bir Amerikan mandasını planlıyordu. Sf. 281

    İzmir’in Yunaniler tarafından işgali, Lloyd George’un kafasından çıkmıştı. Türkler‘in sadece Avrupa’dan atılması fikri değil, bu hepsinde vardı, Türkler‘in yalnızca Türkleri yönetmesi gerektiği formülasyonu, Lloyd George’undur. Doğru, 1920 Şubatı’nda, Paris’te, Türkler‘in ancak kendi kan ve dininden olanları yönetebileceği tezini, in territory peopled by men of his own blood and faith, Balfour ortaya atmıştı; yalnız, Balfour, bunu, Başbakan Lloyd George adına telaffuz ediyordu ve Lord Lloyd bu sözlerin kendisinin olduğu konusunda hiçbir tereddüt bırakmıyor. Sf. 296

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 274 ile 296 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1996 yılında, Erbakan-Çiller Hükümeti, yeni bir Türkiye-İsrael ittifakı imzaladı, hâlâ çok gizlidir ve iki devlet birbirine çok yaklaşmış oldu. Ortak askeri tatbikatlar bundan sonradır; Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı idi, İsrael’i ziyaret eden ilk Genelkurmay Başkanı olmuştu. Sf. 245

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 245) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ahmet Ertegün;

    “Ordu ve Türkiye’de İsrael;

    Geçmiş yıllarda, Türkiye ile İsrail dostluğu için çok çalıştım. Gide gide İsrael cumhurbaşkanı ile yakın dost oldum. O zamanlar iki ülke arasında sefir bile yoktu, üçüncü kâtip düzeyinde temsil ediliyordu.

    Yahudi lobisini bizim tarafa çevirmek için çok uğraştım ama bunu, en doğrusu, bizim Ordu gerçekleştirdi.

    Bir politikacı kalkıp İsrail ile işbirliği yapalım demeye korkardı, burası Müslüman memleketi. Ama Ordu her zaman Türkiye için en iyisini yapıyor.

    Türk Silahlı Kuvvetlerinin iki büyük özelliği var. Birincisi Atatürk’ün prensiplerini aynen koruyor, İkincisi Türkiye’nin iyiliğini diğerlerinden daha iyi anlıyor.

    Çok şükür, dünyadaki öteki örneklerde olduğu gibi bizim generaller kendi menfaatleri için çalışmıyor. Bunun içindir ki bizim Ordumuz hiçbir politikacının yapmaya cesaret edemediklerini yapıyor.” Hürriyet; 20 Ağustos 2002 Sf. 239

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 239) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2015); Erdoğan ve ekibi Siyonizm ile barışık olunca, paşalarımızın gereği kalmamış olmalı. Ergenekon soruşturmalarına bir de böyle bakmalı.

  • Ankara’da devrim gerçekleşti, Başbakan Menderes, düşürüldü ve daha sonra Fatin Rüştü Zorlu ile birlikte idam edildi. Bir bağ kurabilir miyiz, bilemiyorum. Not ediyorum.

    General Refik Tulga, daha sonra orgeneral, 27 Mayıs Devrimi komitesine girmemekle birlikte, devrimin güçlü askerlerinden birisi idi. Şimdi şunu biliyoruz:

    Refik Tulga, İsrael Maslahatgüzârına, bütün yüksek rütbeli subayların İsrael’i şartsız desteklediklerini ve Genelkurmay’ın İsrael’e çok büyük sempatisinin olduğunu söylüyordu. Ben de, Adnan Menderes’in, Sabetayizmin Karakaşi kolundan olduğunu ekliyorum, Hürriyet Partisi, Kapanî ağırlıklıydı, arada rekabet olabilir ve burada duruyorum. Sf. 241

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 241) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kısaca budur, ama pek çok soru çıkıyor; nasıl oluyor; İngilizci Kamil Paşa’nın torunu ve yetiştirmesi Yusuf Hikmet Bayur, birisi 1927 tarihinde olmak üzere, iki kez, Büyük Kurtarıcının genel sekreterliğini yapıyor, üstelik ilki, Nutuk’un yazılışına bağlanmaktadır. Mustafa Kemal, Nutuk için, İngiliz Kamil’in torununu yanına almış olmaktadır; sorudur. Nasıl oluyor, Yahudi Kamil Paşa’nın damadı ve sultan yaveri Naci Paşa, “Eldeniz”, Mustafa Kemal Paşa’ya tarih öğretmeni ve yakını oluyor; zor sorular ve tükenmiyor, devam ediyorlar. Sf. 212

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 212) kitabından birebir alınmıştır.

  • Agop Paşayı lutf et, padişahım sadrazam yap

    Deninin üstüne gelen de bir deni olsun

    Sadaret möhrini memnu ise vermek musulmane

    Yehudiden usandık bir zaman de Ermeni olsun.

    Hazır esvap satan kavmi yehuddan birisi

    Bana bir kaşkariko eyledi külliyet ile

    S….. m ben anın ecdadını emma nideyim

    Sadrazam gücenir gayreti milliyet ile

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 211) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2015); Deni; alçak. Memnu; yasak. Kaşkariko; tezgâh, dolap

  • İki, benim tarih araştırmalarından çıkardığım teoremlerden birisi, tarihimizde kim övülmüş ve yükseltilmişse, mutlaka Yahudilik ile bağlantılıdır, Yahudileri memnun eden işler yapmış olduğunu düşünmemiz verimlidir. Buna en güzide bir misal olarak, Kanuni Süleyman’ı verebiliyorum, bizde yoktu, “Muhteşem” sıfatını Yahudi tarihçilerinin yakıştırdıklarını düşünüyorum. Diğeri bunun tersidir, tarihimizde kim ve ne kötüleniyorsa Yahudilik bundan rahatsız olmuş demektir; Tanzimat karalamasını bütünüyle, İbrani etkisine bağlamamız pek yerindedir. Sf. 204

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 204) kitabından birebir alınmıştır.

  • Soner Yalçın şu bilgiyi de veriyor: “İngiliz belgelerine göre, Özbekler Tekkesi postnişini Şeyh Süleyman Efendi, 1821-1890, konuk olarak dergâha gelen kişilerden topladığı istihbaratı, İngiliz Büyükelçisi Henry Layard’a, para karşılığı veriyordu.” Bu bilgi ile ilgili olarak benim iki işaretim var, birincisi, Özbekler Tekkesi de henüz araştırılmayı beklemektedir.

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 204) kitabından birebir alınmıştır.

  • Taceddin Dergâhındaki odasına devam edenler ya arkadaşları ya da Adnan Adıvar ve Hikmet Bayur gibi karakterinden asla şüphe etmedikleri insanlardı.” Kaydın devamında şu var: “İzzet Paşa Heyeti, Ankara’ya geldikten sonra onun eski bir arkadaşı bu odaya devam edenler arasında idi: Münir Bey.” işte hepsi budur, Adnan, Hikmet ve Münir, benim aradıklarım da bu üçüdür.

    Marşı yazan bu üçlüdür.

    Tabii Ersoy’un da katkısı var, ancak bugün dahi incelenebilir, manzumenin hiçbir dörtlüsü, Akif’in diğer şiirlerine benzememektedir ve manzumenin son derece eklektik olduğunu görebiliyoruz ve göstermiş bulunuyorum. Bir heyet tarafından yazıldığından kuşku duyamayız ve bir akrostiş diyemeyiz, ama içine başka çağrışımları olan sözcük ve ibarelerin sızdırıldığı tuhaf bir metin ile karşı karşıyayız. Yazanların üçü de İbrani asıllı ve tarikatçı idiler; metin ile ahenk halindeler. Sf. 202

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 202) kitabından birebir alınmıştır.