Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Babası dışında diğer önemli hocası ise “Selanikli Esad Dede” idi, bazı kaynaklar, Esad Efendiden Arabî dersi aldığını ileri sürüyorlarsa da, dersinin Farisi olması ihtimali daha yüksektir. Nitekim Damat Ömer Rıza, “Selanikli Esad Dede’den Gülistanı Hafız Divanı’nı ve Mesneviyi” okuduğunu haber veriyor. Öte yandan, Selanikli Esat Dede’nin Yahudilikten mühtedi olduğu konusunda ise ihtimal değil kesinlik var, kaynaklarımız açısından, bir şüphe ile karşılaşmıyoruz. Bunlar arasında Mithat Cemal’de, “Farisi bilir, Fatih Camiinde Yahudi mühtedisi bir Esad vardı, ondan okudu” notunu buluyoruz. Öyleyse, Akif, babasından Nakşibendî ve Esad Dede’den Kabala öğrenerek büyümüştür. Güzel, diyorum ve pek uygundur.

    Ragif Ersoy’un, Karaim olduğunu ise daha önce göstermiştim.

    Ahfadından İbrani kökleri, ben de, Soner Yalçın da tespit ediyoruz. Sf. 191

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 191) kitabından birebir alınmıştır.

  • Elmalılı Hamdi Efendi ile birlikte yapacaklardı, Elmalılı veya “Almalılı” bir İbrani adıdır ve çok yaygındır, ahfadının İbrani aslını tespit edebiliyoruz; Hamdi Elmalılı’nın eline geçen bazı çeviri denemelerini Elmalılı’nın “cezalet” açısından zayıf bulduğu muhkemdir. Bu sözcük, dilde kem küm ya da “gakguk” etmek için kullanılıyor. Öyledir, çeviri örnekleri kekemedir. Sf. 190

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 190) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öğrenme istek ve kabiliyetini yitirmiş bir tayfadandırlar.

    İslâmizm, öğrenme kabiliyetini yitirme vesilesidir. İslamistlerin çok yükseltileni en cahilidir ve hepsi budur.

    Çöküş, bunlar için, bir yazgı değil, hedeftir ve yaşama biçimidir. Çöküş’ten haz aldıklarını görebiliyoruz; Gonçarov’un, Oblomov’unun final sahneleri bunları resmetmektedir. Oblomov, en dipte, pek mesuttur. Oblomov’lar, çöküşte mutludurlar. Sf. 190

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 190) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ahmet’in babası Mehmet Davutoğlu, ilk eşi Memnune ölünce, bu adın ilk üç konsonu “mmn” Maamin ile aynıdırlar, “Sefure” ile evlenmişti; bu adın, “sefure”, hazırlamış olduğum isim’ seçkisinde olmamasına rağmen, bir Karay adı olduğunu göstermek zorundayım. Sf. 170

    İsim-bilim’in önemli bir açıklayıcı değişken olduğunu görüyoruz, Davutoğlu’nun -kızı Sefure’nin Sabri Ülker’in kızı Ahsen Özokur’un oğlu Ahmet ile evli olduğu haber veriliyor, uygundur. Ülker Ailesi de Kırımdan geldiler, “Berksân” ve “Ülker” soyadına ayrıldılar. Sabri Ülker, bana, bir mektupla, Sabetayist olmadıklarını bildirmişti ve yayınladım. Şimdilik, hepsi bu kadar ve burada söylenmesi gereken, Kırımîler arasında da endogami olduğudur ve yetmektedir.

    Karay’dırlar.

    Olmasalardı, geldikleri yere gelmeleri mümkün değildir. Kabiliyetleri buradadır. Sf. 171

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 171) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mezar taşlarının okunmadığı ve isim bilim’in gelişmediği bir ülkede tarih biliminin varlığından söz etmek zordur. Tarihimize, baktığımızda ise bir “Karadavudzade Mehmet Efendi” ile karşılaşıyoruz; ne anlama geliyor, şimdiye kadar böyle bir sorunun formüle edildiğini sanmıyorum. Nedenlerini sıralayabilirim, a- Karayların varlığı dahi bilinmiyor, b- dinler tarihine ilgimiz çok az, yasak bölgelerimizden birisidir, c-İbraniyet’i ve gizli Yahudileri gizliyoruz, d- diller bilgimiz zayıf, isim-bilim bilgimiz eksiktir. Çöküş’te, bilimsel çapulculuk da esas’tır. Sf. 167

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.

  • Topluma bakarken, obje’nin ya da bakılanın, nev-i şahsına münhasır olduğunu kabul, ya da toplumu, sui generis, saymak, bilim dışıdır; benzeri olmayanın, “benzersiz” de diyorlar, yasaları da yoktur. Amerikalılar, bir ilke olarak, kendilerine ve tarihlerine öyle bakıyorlar, başka yerde ve tarihte tekrarlanamayacağına inanıyorlar ve bu nedenle hiç anlayamıyorlar; “tekrarlanamazlık ilkesi”, anlamanın yolunu kapatmaktadır.” Bunu, şöyle de söyleyebiliyorum, Amerikalılar, anlamanın kapısını örttükleri ve dolayısıyla anlayamadıkları için, biz de anlayamıyoruz. Amerika’nın hâlâ anlaşılamayan bir ülke olmasının temelinde, her halde, bu Amerikan anlayışsızlığı var.

    Kocaman körler, temas ettikleri küçükleri de körleştiriyorlar.

    Öyleyse, Amerika Birleşik Devletleri, körlük mikrobu saçmaktadır. Sf. 163

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kaynak; E. İ. Lebedeva

    Kız isimleri: Arzu, Aytolu, (Aydolu), Akbike (Akbige), Altın, Aray, Awa (Melodi, Hava), Biyana, Biyim, Bikeneş (Bigeneş), Bereha, Biçe (Bike- Bige), Bikelek, Bikeç’, Goher (Güher?), Gülüş, Gülya, (Gül türevi), Dovlet (Devlet), Cevahar, (Cevahir), Kira, Murad (Dilek), Nazlı, Sima, Simha (Semahat?), Sultan, Saadet (Sadet, Sedat?), Totay.

    Erkek isimleri: Anan, Ananiy, Avinay, Avram, Azeriy, Babacan, Babay, Bakşi, Baruh, Buzur, Gavriil, Elizar, Evraim, Zara, Yisuf, İsak, Kalev, Mordehay, Moşey, Nisan, Oca (Hoca, Uca), Paşa, Saduk (Sadık), Seraya, Sima (Sema?), Simah, Sinan, Salomon, Tomalak, Tınsık, Hoca, Şahu, Ezra (Yardım, Özer), Efendi, Yufuda.

    Arap-Türk-Fars Kökenli: Murat, Devlet, Saadet, Melike, Sivergelin, Hanuka.

    Müslüman Halklarla Uyumlu Erkek: Ayvaz, Altın, Arslan, Aysık, Bayım, Bayan, Bahtı, Davlet, ibragim (İbrahim), ilyas, Yusop, Mirza, Musa, Sadık, Samet, Sultan, Taymas, Firua, Haci, Emin, Yakut. Müslüman Halklarla Uyumlu Kız: Aybike, Akbike, Aksayak, Altın- bike, Bibi, Gayhar (Gevher), Dina, Melike, Meyan, Rima, Roza, Rifan, Sara (Sare), Sarra (Serra),Sultaniya, Tansıbike, Firuza, Hanbike, Hava (Havva), Emine, Bibiko.

    İncil Kaynaklı: Dina, Meryem, Rahima, Dogmara, Tamara, Anan, Ester, Sitare, Beryha

    Elen Köklü:Akropolya, Alisa, Kira, Frosin, Firsin, Effosin’ya.

    Slav Köklü:Anka, Manka, Haska, Sarka, Sonuk.

    Avrupai: Vera, Elena, Nadjda, Natal’y’a.OI’ga, Tatyana,

    Alet isimleri: Balta, Temir, Bulat (Çelik), Çoklı (Kapan).

    Aile Adı-Soyadı: Muratov (Muradov), Abasov, Abışev, Kurbanov, Kurbatov. Kara, Karaboran, Kambur, Balaban, Uzun, Merubba, Abaza, Akav, Balakay, Gibbor, Kabak, Kabakçı, Kabakbaş, Zirzop, Zurna, Topal, Erinçek, Kısır,Kefeli, Kırım, Kırmi, Mangubi, Kaleli, (Mangup Kaleli-Çıfit Kaleli), Fullı, Harsun, Yaltalı, Agin, Bagrov, Kırpıçi, Kostini (Kons- tantinopolli), Stambuli (İstanbullu), Andulovı, Ahmetovı, Baskovovı, Basmanovı, Behmetevı.Beklemişevı, Bulatovı, Bultakovı, Isaevı, Kara- mışevı, Korsakovı, ismayilovı, Mansurovı, Muratovı, Mirzayevı, Rahmanovı, Uşakovı, Turçinı, Yusupovı, Rofe (Doktor), Attar, Ovanay, Evanay, Bayraktar, Çıfıt, Kale, Kermen, Kula, Kabak, Çavuş, Tutkun, Topçı-Başi, Aktaçi-Başi, Tabah, Hallaç, Gamal (Hamal), Hasapçı (Kasap ?), Derzi, imşakçı, Kalpakçı, Taban. Apak, Arslanov, Baba-Rofe, Baba-Hacı, Bay (Zengin), Beyim (Biim), Balaban (Büyük), Gabay, El\ Erak, Kok (Gök), Kağan (Kogen, Kohen), inçike (ince), Kırk, Kırkler, Kırksoy, Nuray, Saatçi, Samueloviç, (Samueli?), Toktamış, Toymaz, Uzon (Uzun), Çolak- Aga, Şaytan (Şeytan), Şişman.

    Karagöz, Kambur, Küfte, Balakay, Erinçek, Tiryaki.

    Hallaç, Saraç, Kalpakçi, Saatçi, Bayraktar, Çıfıt, Tutkun, Gabay, Haci.

    Kefeli, Kırım, Mangubi, Miçri (Mısri, Mısırlı).

    Aga, Kağan, Çelebi, Fuki, Emin, Kara.

    Efetov, Sultanskiy, Davıdov.

    ilya Semenoviç Babacan, TC. Babacan.

    S.M. Şapşalom (Şapşal).

    Kaya (Kırımçak).  Sf. 152, 154 arası

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 152 ile 154 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne yazık, Karaylar hakkında bilimsel bilgileri, sadece Rusça dilinde buluyoruz. Bunlardan birinde, Anan öğretisinin zorunlu ve temel ilkesi olarak, vera v edinogo Boğa i v to, şto Moisey, Yisus i Magomet bili ravnoapostol’unu prorokami ego, tek Tanrıya inanmak ve Musa, Yisus ve Muhammed’i eşit değerde peygamber kabul etmek gösteriliyor. İslam’a yakın ve bazı açılardan daha da ilerdedir. Sf. 148

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunlardan birisi Münir idi, şimdi “Münir Ertegün” olarak biliyoruz. a-Washington sefiri olarak ölmüştü, zaman geçmişti, Amerika, Türkiye’ye giriş yaparken Moussuri Harp Filosu ile gelmişti, karşılanması Tezler’de yazılıdır, İstanbul, sömürgecilerini şenliklerle ve bir bayram havasında denize açılarak kabul etmişti, fakat Moussuri eli boş gelmek istemedi ve mezarını açtılar, Münir’in cenazesini alıp geldiler ve şimdi, İstanbul’da Özbekler Tekkesinde gömülüdür. Aile mezarlığı diyebiliriz, Tekkenin, düzenlendikten sonra, açılışını Yahudi kökenli Amerikalı ve Siyonist H. Kissinger yapmıştı, oğlu Ahmet Ertegün’dür, Yahudi asıllı ve İsrael yanlısı bilinmektedir. Münir’i marşı telif edenler arasında teşhis edebiliyorum, Tacettin Dergâhının, ol zamanda, müdavimleri arasında idi. Demek burada bir mesele yok; “al tekke-ver tekke” halleri var. Sadece Özbeklerden Tacettin’e bir yol uzanıyor. Sf. 140

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 140) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ahmet’in annesi “Sefure” idi, karısı “Sare” oldu, kızına “Hacer Bike” adını koydular; bütün isimler karaydılar ve soyadı “Davutoğlu” ekstra, Karaizm’in kurucusu Anan ben Davut’a nisbet davutzâde, Davudov, ya da “Davutoğlu olarak taşıyorlar, işte Ahmet Davutoğlu’nun bakan olmasının nedeni de buradadır. Bakan olunca, Devlet Bahçeli, “milletvekillerinden dış işleri bakanı olabilecek birisini bulamadınız mı” yollu soruyordu, biliyor muydu, bilemiyorum. “Bike” ve “Devlet”, Karayların ve daha çok kızlarına, pek sıklıkla koydukları isimlerdendir; her ikisi için de eklerimiz var. Sf. 129

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 129) kitabından birebir alınmıştır.

  • Masonizm ve/veya Sabetayizm iddiam yok, fakat Mehmet Ragif Ersoy, bir Karay’dır. Bunu not ederken de, Mehmet Ragif’i değil, dönemini açıklamayı deniyorum.

    İbrani “kara” sözcüğünden geliyor, kurucusu Anan ben Davut idi, sekizinci yüzyılda Bağdat’ta yaşamış bir hahamdı ve Karaism’i ortaya çıkardı; İbraniler “karaim” diyorlar, Avrupalılar “karaid” tabir ediyorlar ve biz “karay” diyoruz. Sadece Tevrat’ı okumayı, hahamları dinlememeyi ve Talmud’u okumamayı vaaz ediyordu; şimdi daha çok Sıla-ı Çıfıt’ta yaşıyorlar, eskiden “Kırk-er” veya “Kırk-Kale” deniyordu, Kırım’dadır. “Sıla-i Çıfıt”, Yahudi Kalesi veya “Yahudi Kayası” anlamındadır. Sf. 128

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 128) kitabından birebir alınmıştır.

  • Teşkilat-ı Mahsusa, when it had carried out its great coup d’etat’. “Demek ki, Britiş Dış İşleri Bakanlığı arşivlerine göre Teşkilat-ı Mahsusa da, Mason Localarında kurulmuştu.” Öyle anlaşılıyor ki, Teşkilat-ı Mahsusa kuruluşu tarihi de, “Büyük Hükümet Darbesi” günlerine düşülmektedir. Gizli “Teşkilat” ama İngiliz istihbaratı biliyor ve mason localarında örgütlendiklerini kayıt ediyorlar. Tarih, doğrudur. Sf. 126

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 126) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yunus Emre, bir ümmi ve bir sufi idi, Horasan’dan geldiğine inanılıyor, İbranîyet etkilidir. Hurufi olduğunu söyleyebiliriz, Kabalaya çok yakındır. 2009 yılında dizeleri, İbrani dilinde ve İsrael’de yayınlandı ve felsefesi ile Musevilik arasında bağlar kuruldu. Güçlü bağlar var.

    Şu açıklayıcı notları eklemek durumundayım.

    Ümmi, Arabî “üm”, aslı “um”, ana sözcüğünden geliyor, “ümmi”, anadan ya da anadan doğma, anlamındadır. Doğduğu halde kalmıştır, hiç yontulmamış, bilgi almamış, demektir. Kibar dilimizde, ”cahil” anlamında kullanıyoruz. Bunu, bu anlamda ve kamuya, ilk önce, Ellili yılların ikinci yarısında İsmet Paşa Hazretleri, zamanın Cumhurbaşkanı Celal Bayar için kullanmıştı, ezcümle, yüksek makamlara “hiç bu kadar ümmi birisi gelmemişti” demişti, kullanılmaya başlandı.

    Daha ümmiler geldiler ve gelmeye devam ediyorlar. Sf. 124

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 124) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çıkış’ı, Çöküş’tedir.

    Türkiye’de, 1919 yılına kadar bir Yunus Emre yoktu, vardı, önemsenmezdi, benzerleri çoktu, pek çok köylü sufı’den birisiydi 1919 yılında, Yunus’u çıkaran ve lanse eden, Köprülüzade Fuad oldu. Osmanlı mutlak olarak çökmüştü, umut yoktu ve gelecek bilinmiyordu, din bile fazlaydı ve sadece ağlamak ve bir bilinmez ile birlikte yanmak vardı. Çöküş’te, akla, mantığa ve bilime düşmanlık var; insanın cahil olmak istediği ve cehalete tapındığı bir dönemdir.

    Desublimasyon ve derezonment döneminde çıkmaktadır. Ümit Toprak, desinstruction diyordu, cahilleşme ve bayağılaşma da diyebiliriz.

    İhtiyaç, icadın anasıdır.

    Yunus Emre, vücut olmuş cehalettir. Cehaletin rehber sayıldığı bir dönemde çıkmıştır ve daha doğrusu, çıkarılmıştır. Bir “İcat” olduğunu söyleyebiliyorum. Sf. 122

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 122) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bizim “gıda” dediğimize, Farisidir ve çok eskiden ise “gaza” diyorlardı ve Türkmen halkımızda hâlâ, “biz o gazayı yaptık” sözü var, çocukluğumda işitir ve bir türlü anlamazdım, “daha önce yemek yedik”, anlamındadır. “Baya” yerine de, denetlemedim ve eğer doğru yazılmışsa, “baza” görüyoruz, On üçüncü yüzyıl dilidir, “mevla”, mulla veya Kürdi “mele” ile aynı sözcüktür, “üstad” diyebiliriz, “mevlana”, tamı tamamına “üstadımız” anlamındadır. “Ustamız” da diyebiliriz. Sf. 116

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 116) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tanzimat Dönemi’ne kadar, Türk erkekleri, kadını sevmeyi ve kadına âşık olmayı bilmiyorlardı, zengin güçlülerin hepsinin bir “oğlan” sevgilisi vardı. Oğlanlara “divan” yazarlardı; kadın ise, sevmek için değil çocuk doğurmak içindir, anlayış buydu; değişimi, Mısırlı prenseslerle başladı. Sf. 114

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Urquart da, Türklerin Avrupa’ya ilk kez 1595 yılında bayrak kaptırdığını kaydediyor ve bu kayıtla, Türk bayrağı hakkında da, Avrupa’dan malumat edinme imkânına kavuşuyoruz. O tarihte Türk bayrağının yeşil’den kırmızıya değiştirildiği ve ay-yıldızın bulunduğu Urguart’ın haberinde yer alıyor. Bu vesile ile ay-yıldızın, Bizans sembolleri olduğu ve pek çok kurum misli, burada “timar” da diyebiliyorum, Doğu Roma’dan geldiğini tekraren tespit ediyoruz. Yıldız ve ayın, çıkışı ve bize gelişi itibariyle, İslam’la bir ilgisi yoktur; bilmek durumundayız. Sf. 103

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • İkincisi, bir an için, Marş’ı Akif’in yazmadığını ve bir “heyet” çalışması sonucu ortaya çıktığını düşünebiliriz, “heyet” Ankara’dadır ve çoğu İstanbul’dan gelmişlerdi, Sf. 100

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 100) kitabından birebir alınmıştır.

  • Üç, 14 Şubat 1921 tarihinde, Merkez Ordusu çerçevesinde tertiplenen Altıncı Süvari Alayı, Ümraniye’ye sevk edildi. Mart Ayı bidayetinde (başlangıcında), isyancı şefler, Kürt köylerinde “hükümet Ermeniler gibi bizi de kırmak istiyor” propagandasını yapmaya başladılar. 5 Mart 1921 tarihinde, Alişan Bey, “İstanbul Hükümeti, Kürtlere beylik veriyor ve Ankara itiraz ediyor”, bildirileri dağıtıyordu. Ve 6 Mart 1921 tarihinde Kürt isyancılar, Ümraniye’ye saldırdılar, Alay Komutanı Binbaşı Halis ile bazı yardımcılarını esir alıp idam ettiler. Ayrıca 90 Türk askeri Koçgiri’ye esir düşmüştü, Merkez Ordusu tarafı pek fazla silah ve hayvan kaybettiler. 10 Mart 1921 tarihinde Ankara, isyan bölgesinde sıkıyönetim ilan etti ancak, daha önce de not ettim, anlaşma yolunu arıyordu. Hep nasihat heyeti gönderdiğini ve anlaşma zemini yaratmak istediğini biliyoruz.

    İsyancılar, daha büyük sayıda imzalarla, 11 Mart 1921 tarihinde Ankara’ya bir telgraf daha göndererek “Kürt Yurdu” isteklerini tekrarladılar. Bu, muhtariyet’tir, Vali’nin Kürt ve yardımcısının Türk olmasını şart koştular. Bir gün sonra, 12 Mart 1921 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi “İslamcı” şaire ait olduğu söylenen bir manzumeyi çok acele bir şekilde kabul etti, artık ezbere biliyoruz. Manzume’de “Türk” kelimesi yoktu, geçmiyordu, cenk şevki verilmiyor ve alışılmış “Allah” sözcüğü bulunmuyordu ve yerine “Hûda” vardı; bu sözcük, Farisi-Kürdi’de “Allah” ve Kürt-Yahudice’de ise “Yahudi” demektir. Öyleyse, uygundur ve deşifrasyona başlıyoruz. Sf. 98

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 98) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir parantez açarak, burada bir soru formüle etmek gereğini duyuyorum, 1920 – 1921 yılında, çok zengin Elen yurttaşlarımız, nerede bulunuyorlardı, soru budur. Cevabı ise çok basittir; Selanik’ten gelen Sabetayistlerimizin en çok yerleştirildikleri yerlerde yaşıyordu. Bunun anlamı şudur; çok zengin Elenler topraklarından söküldüler ve mülklerine, Selanik’ten getirilen Sabetayistler yerleştirildiler. Bu yerler, benim tespitlerime göre, Antalya, Kayseri ve Trabzon’dular. Zonguldak’ı da, bir sıralama yapmadan, arkalarına koyabiliyorum. Sf. 90

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 90) kitabından birebir alınmıştır.