Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Hayrik Manuki Muradyan’ın Tanıklığı (D; 1905 Şatakh (Çatak) Cınuk Köyü)

    Bizim Varaga Dağı’nın yamacı Van Dağı’nın zirvesindeydi. O dağın kolu aşamalı olarak alçalarak Van gölüne girer. Ermenistan’ın en iyi elması Artamet elmasıdır.

    Varaga Dağı’nın yamacında gece mum gibi, ışık gibi yanan bir çiçek vardı. Kopartmak için yaklaştığında artık ışık vermezdi. O çiçeğe “siradeğ” “aşk ilacı” derlerdi.

    Bizim Göl’ün üstünü örttüğü bir Khald Tapınağı vardı. Ahtamar adası küçük ve taşlıydı. Kral Gagik meşhur Ahtamar Manastırı’nı o adada inşa ettirmişti.

    Van’ın dört tarafında “kâfur” güller yetişirdi; kâfur gül mavi olurdu.” Sf. 184

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 184) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ağavni Mıkırtiçi Mikırtiçyan’ın Tanıklığı (D; 1909 Bitlis)

    “Türk komşumuz Yusuf Efendi bize acıyıp faizleri evine götürdü Kürt Hamidiye askerleri gelip anneme “Altınlar nerede” diye sordular. Annem korkudan “işte burada, güğümün içinde” diye cevap verdi Altınları alıp gittiler. Bizi saklayan o Türk komşu altınları kendisine vermediği için anneme kızdı ve bizi evden çıkardı.” Sf. 167, 168

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 167,168) kitabından birebir alınmıştır.

  • Himavak Boyacıyan’ın Tanıklığı (D. 1902, Bitlis, Khaltik Köyü)

    “Köyümüz ormanlarla çevriliydi. Yalnız Haç Ormanı’nda ağaç kesmeyi günah sayarlardı. Diğer ormanlarda ağaç keserlerdi. Köyümüz dağın eteklerindeydi. Köyümüzde dokuz doğal kaynak bulunurdu. Sulu tarım için elverişli şartlar yaratan iki deremiz vardı. Köyümüzde 550 Ermeni aile yaşıyordu. Her bir aile 6-7 kişiden oluşurdu; demek ki, yaklaşık 3.000 Ermeni nüfus vardı.”

    “Köyümüz bir şehir gibiydi. İki katlı taş binalarda yaşıyorduk. Nüfus genel olarak tarımla uğraşırdı. Mesleklerden en yaygın olanları dokumacılık, çömlekçilik, demircilikti. Babam demirciydi. O, ayakkabıların altına çakılan özel çiviler imal ediyordu. Darı, buğday ekiyor, şalgam yetiştiriyorduk. Yılda iki kez ürün alıyorduk. Elde ettiğimiz mahsul bizi ancak geçindiriyordu. Pamuk üreticiliği de gelişmişti. Pamuğu ekip, topluyor, makarayla büküyor, sonra da o iplikle kumaş dokuyor, kumaşı boyayıp sonra da satıyorlardı. Çömlek imalatçıları ise köy sakinlerinin ihtiyaçlarını karşılıyor, ürettiklerini diğer köy ve şehirlere götürüp satıyorlardı.” Sf. 163

    “Ailemiz, ben, babam, annem, erkek ve kız kardeşlerimden oluşuyordu. Köyde iki okul vardı. Bunlardan biri Gregoryen okuluydu ve dördü kız, geri kalanı erkek olmak özere 104 Öğrencisi vardı, Diğeri ise Protestan okuluydu. Okulda ana dilimizi, Türkçe, öğreniyorduk. Ben 1914’e kadar okula gittim.” Sf. 163

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hrant Hovhannesi Gasparyan’ın Tanıklığı (D. 1908, Muş)

    “O Kürt dostun evinde tuvalet yoktu; evin arkasına gidip tuvaletimizi orda yapıyorduk. İşemek için dışarı çıktığımda ablamla ağabeyimin döndüklerini gördüm. Ablamı beş yerinden vurmuşlar; ağabeyimin ise bağırsaklarını dışarı dökmüşlerdi. Gidip ormanın içine girdik. Annem öküzdiliyle o yaraları iyileştirdi. Bir de başımda bir kaşıntıdır başladı. Başımı kaşıyınca elimde iki kurt buldum. Meğer Kürt kafama vurunca başımda yara açılmıştı ve benim haberim olmadan irinlenmiş, kurtlanmıştı. Koyunların ayakları kurtlanınca parmaklarının arasına şap sürerler. Annem başıma şap sürdü ve yaramdan 7-8 kurt döküldü.” Sf. 152

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 152) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şoğer Abrahami Tonoyan’ın Tanıklığı (D. 1901, Muş, Vardenis Köyü)

    “Yaşadığımız ev büyüktü. Bahçemiz yoktu. Evimizde özel bir yer vardı; orda katlanmış yatakları üst üste yığarlardı, yataklar tavana yaklaşırdı. Karyola yoktu. Karanlık bir dünyaydı. Koyun, inek, manda, kısrak beslerdik. Buğday, mercimek, keten ekerdik. On iki mandamız, sekiz ineğimiz, iki yüz koyunumuz vardı. Sabanımız vardı. Beş-altı ev birleşerek birlikte tarlaları sürer ve ekim yaparlardı. O kadar çok buğday ekerdik ki, ürünü koyacak yer bulamazdık.

    Toprak Osmanlı devletine aitti. Ona toprak vergisi öderdik.” Sf. 137

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 137) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rehan Manuki Manukyan’ın Tanıklığı (D. 1910, Taron [Muş], Uratsın Köyü)

    “Birden bir çadır gördük. Bu çocuk Ezidice konuştu; onlar askerlerin bize zarar verdiklerini anladılar; acıyıp kendi çadırlarına götürdüler; küçük bir oğlak kestiler. O günden bu yana 83 sene geçti, ama hala unutmadım: o oğlağın derisini yüzüp elime ve burnuma sardılar. O çocuğu su getirmeye gönderdiler. Eline bir güğüm verdiler ve gitti. Ben başladım ağlamaya; yeni ağabeyimin geri döndüğünü görünce rahatladım.”

    “Ezidiler dediler ki: “Yanımızda bir hafta kalın; o yaraları iyileştirelim, sonra gidin” ama biz kalmadık. Ezidiler yolda yememiz için bize ekmek ve peynirle dolu bir bohça verdiler.” Sf. 131

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • Arakel Karapeti Davtyan’ın Tanıklığı (D; 1904 Sasun Arivdem Köyü)

    “1930’da, Taşnak olarak görüldüğü için erkek kardeşimi Sibirya’daki İrkutsk’a götürdüler. Orda 6 yıl kaldı. 1936’da geri geldi. 1937’de gene götürdüler ve kendisiyle birlikte Vardan, Arşak, Nerso ve başka birçoklarının katledildiklerini duyduk.” Sf. 128

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 128) kitabından birebir alınmıştır.

  • Khaçik Grigori Khaçatıryan’ın Tanıklığı (D; 1900 Sasun, Şenik Köyü)

    “1914’te 18 yaşından büyük erkekleri askere almaya başladılar. O yüzden de erkek çocuk doğunca askere götürmesinler diye cinsiyetini papaza kız olarak kaydettirirlerdi.” Sf. 124

    “Çırılçıplağız ve yalınayak; benim ayaklarım kanıyordu. Askerin biri elbisesini çıkarıp, giymem için bana verdi. Masada bir ekmek duruyordu; ekmeği vermedi. Sadece kurutulmuş ekmek vererek ekledi:

    Bu çocuk o kadar aç kalmış, o kadar ot yemiş ki, doyacak kadar yerse ölür. Azar azar ekmek verin, öyle yesin.”  Sf. 125

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 124, 125) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yegyazar Karapetyan’ın Tanıklığı (D; 1886, Sasun)

    “İzin verin de şu yüce dağın üzerinde durup, öksüz kalan vatana, onun kutsal kiliselerine, anıtlarına, çiçek kokulu dağlarına, verimli ovalarına, ırmaklarına ve kaynaklarına son bir kez “Hoşçakalın” diyeyim ve bir göçmen olarak az sayıdaki soydaşımla hâlâ açlık ve göçün hüküm sürdüğü, kanın aktığı Doğu Ermenistan’da misafir edilip yaşayayım.” Sf. 123

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yegyazar Karapetyan’ın Tanıklığı (D; 1886, Sasun)

    “Ruslar 3 Şubat’ta Erzurum’u, 4 Şubat günü Bitlis’i ele geçirmişler; 13 Şubat günü ise Kürtlerin zayıf direnişini kırarak Bırnaşen’e girmişlerdi.

    Dağlarda vadilerde gezinen Ermeniler birbirlerini tebrik ederek Muş’ta toplandılar. Ama Rusya’da Ekim Devrimi patlak vermişti. Kerenski’nin geçici hükümeti devrilmiş, ülkede iç savaş başlamıştı. Kasım ayında ordular hiçbir hükümete tabi olmadıklarından bütün cepheyi terk ettiler; alay alay, bölük bölük, birbiri ardından gece gündüz çekilip cephe gerilerine doğru uzaklaşmaya başladılar.” Sf. 122

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 122) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yegyazar Karapetyan’ın Tanıklığı (D; 1886, Sasun)

    “28 Haziran (1915) gecesi sabaha kadar Kırdagom, Hasköy ve Hunan’ın büyük ahır ve samanlıklarının içinde on-on iki bin Ermeni kadın, çocuk, yaşlı ve genç alevler içerisinde yanıp kömürleşti. Aynı gece Şeyh Hazret, Musa Bey’in iki kardeşi Khasum ve Nırho beyler, Avran ve çevresindeki köylerde Koloto Zuber ve Çeçenler, Aziz Karapet taraflarında Raşit Efendi ve Ziyaret müdürü, Kızılağaç ve çevre köylerde Fatkanlı Sleman Ağa, şehrin çevresinde ise Çeçenlerin genel komutanı Muş ittihatçılarının önderi Falamaz Ağa, jandarmaların da katılımıyla aynı operasyonları her yerde tekrarladılar. Pazartesi sabahı ovanın hiçbir yerinde artık hiçbir canlı Ermeni hareket etmiyordu. Sadece yakılan köylerin üstüne koyu bir duman çökmüştü, bizim dağlarımıza kadar ulaşan yanık et kokusu atmosfere dağılmıştı.” Sf. 114

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yegyazar Karapetyan’ın Tanıklığı (D; 1886, Sasun)

    “7 Nisan’da Osmanlı hükümetiyle Ermeniler arasında eşitsiz Van muharebesi başlamıştı. Ahmet Paşa, Aziz Arakelots Manastırı’nın küçük dua yerinin yakınlarında cereyan eden çarpışmalar sırasında Ermeni fedailer tarafından vurulmuştu. Sasun Sancağı mutasarrıfı Servet Paşa, Ahmet Paşa’nın mezarı başında yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Ahmet! Oğlum! Sen rahat uyu! Ben, ölümünün karşılığında senin başındaki saç telleri kadar çok Ermeni’nin öldürüleceğine mezarın başında ant içiyorum!” Bu, sabrı tükenmiş ve intikam duygularıyla dolu Mutasarrıf Paşa’nın yüreğinin derinliklerinden gelen son söz ve son yemindi. O bu yemini hiç unutmayacak ve o kutsal yemini yakın bir gelecekte yerine getirecekti.” Sf. 110

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 110) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sevres Antlaşması’nı tanımayan ve Fransız Askerî İdaresi’nin kararsızlığından ve gevşekliğinden faydalanan Türk Ordu birlikleri ve yerel çeteler kendi silahlarını Kilikya Ermenilerine doğrulturlar.

    Ocak 1920’den itibaren Kemalist-Türk birlikleri Kilikya Ermenilerinin yerleşim yerlerine saldırılar düzenlerler. 22 gün süren amansız muharebelerde Maraş şehrindeki Ermeniler katledilir ve yakılıp küle dönerler. Sf. 91

    Maraş katliamına 13.000 civarı Ermeni kurban gider. Ondan sonra hayatta kalan 8.000 Maraşlı Ermeni, Urfa’nın 6.000 Ermeni sakiniyle beraber, Halep’e, Şam’a, Beyrut’a, Kudüs’e, Bağdat’a ve Anadolu’daki Yunan bölgelerine gitmek üzere mecburen göç yolunu tutar.  Sf. 92

    Bu arada, Kilikya işgalinin genel komutanı Kozanoğlu Doğan Bey (Kemal Doğan, d. 1879, Üsküp – ö. 1951, İstanbul- ç.n.) binlerce askerden oluşan ordusuyla Hacın (Adana’nın Saimbeyli İlçesi. 2015) şehrini kuşatır; bu şehrin 35.000 Ermeni nüfusundan sadece 6.000 kadarı Büyük Felaket‘ten kurtulmuştu. Sf. 93

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 91 ile 93 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Henry Morgenthau ABD’nin Türkiye Büyükelçisi olarak görev yaptığı süre boyunca (1913-1916) Ermenilere karşı başvurulan şiddete bir son verilmesi için uyararak İttihat Hükümeti’nin İçişleri Bakanı Talât’ı kınamış ve şöyle demiştir: “…Ermenilere karşı şiddete başvurmanızdan dolayı Amerikalılar kendilerini hakarete uğramış hissetmektedirler. Siz prensiplerinizi insan severlik üzerine inşa etmelisiniz, ırk ayrımcılığı üzerine değil; aksi takdirde Birleşik Devletler sizi dost ve eşit bir ülke olarak görmeyecektir. …Siz her yerde kamuoyunu karşınızda bulacaksınız, özellikle de Birleşik Devletler de. Halkımız bu katliamları hiçbir zaman unutmayacaktır. Amerikalılar Türkiye’deki Hıristiyanların kitlesel olarak katledilmesi nedeniyle her zaman kin besleyecektir. Onlar bu eylemi bilinçli bir şekilde işlenmiş bir cinayet olarak görüp bu cürümüm sorumlularını şiddetle kınayacaklardır. Siz kanunlarınızın arkasına sığınarak, İçişleri Bakanı olarak görev yaptığınızı, sıradan bir vatandaş olmadığınızı söyleyip kendinizi savunamayacaksınız. Siz her türlü Adalet fikrini, bu kelimenin kendi ülkemizdeki manasıyla, hiçe sayıyorsunuz” [Amerikan Elçisi 1990: sayfa 278-279].

    Talât Paşa ise homurdanarak şöyle söylemiştir: “Ben Ermeni Sorunu‘nu çözmek için Abdülhamit’in 30 yıl içinde yapamadığından daha fazlasını üç ayda yaptım” [Amerikan Elçisi 1990: sayfa 284]. Sf. 87

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 87) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak hasım, asi Ermenileri cezalandırmak için yeni yeni güçler yığmaktadır. Musa Dağlıların ise erzakı ve cephanesi bitmek üzeredir. Bolca yağan yağmur toplam sayıları 300 olan av tüfeklerini kullanılamaz hale getirmiştir. Musa Dağlılar dağın denize bakan tarafından yardım almak umuduyla beyaz çarşafları birleştirip birinin üstüne “Hıristiyanlar tehlikede, kurtarın,” diğerinin üstüne de kızıl haç işareti çizer ve dağın yamacına yayarlar.

    5 Eylül günü Akdeniz’in o bölgesinden geçen Fransız “Guichen” savaş gemisi işaretleri fark edip yavaşlar. Movses Kırıkyan boynunda bir metal kutu, kutunun içinde de yabancı dilde yazılmış bir rica mektubuyla denize atlayıp, yüzerek gemiye ulaşır; istavroz çıkararak mektubu kaptana sunar. 14 Eylül günü Fransız “Jeanne d’Arc” gemisi, İngiliz savaş gemilerinin eşliğinde Musa Dağ’a yanaşıp, 4.200’den fazla Musa Dağlıyı alarak Port Said’e [Mısır] nakleder. Onlar orada branda bezinden çadırlarda barınırlar.

    Port Said’de geçen 4 sene boyunca Musa Dağlılar geçimlerini tarak ve kaşık imalatı, halı dokumacılığı, işlemecilik ve diğer geleneksel mesleklerle iştigal ederek sağlarlar. Sf. 84

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.

  • Temmuz’un 18’inde Kesab Ermenilerini sürgüne gönderme emri ulaşır. O günlerde kıdemli Protestan rahip Tigran Andreasyan Zeytun’dan zorla sürgün edilmiş kervanlardan kaçarak kendi memleketi olan Musa Dağ’a varır ve tehcir edilen zavallı Ermenilerin çektiği anlatılması güç eziyetleri anlatır.

    Sıranın kendilerine geleceğini anlayan Musa Dağ’ın 7 köyünün hemen hemen tüm temsilcileri 19 Temmuz’da birleşerek o feci tehcir emrine uymama kararı alırlar.

    Musa Dağ’da verilen kahramanca mücadeleye katılmış olan 106 yaşındaki Movses Panosyan (d. 1885) o olayları bize kendine has gençlik coşkusuyla, Musa Dağlıların yeminini hatırlayarak anlattı: “Ben burada doğdum, burada da öleceğim; ben köle gibi düşmanın emrinde eziyet çekerek ölmeye gitmem; ben burada tüfek elimde ölürüm ama muhacir olmam” [Tnk. 281].

    Musa Dağ’da cereyan eden kahramanca savunma-direniş muharebelerine katılan Musa Dağlılar Movses Balabanyan (d. 1891), Hovhannes İpreçyan (d. 1896), Tonik Tonikyan (d. 1898) ve başka birçokları da aynı şekilde o olayın ayrıntılarını anlattılar [Tnk. 283-285] Sf.83

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1915 yılının Nisan ayının 15’inde, İTF Hükümeti’nin Dâhiliye Nazırı [İçişleri Bakanı] Talât Paşa, Harbiye Nazırı (Savaş Bakanı) Enver Paşa ve İttihat’ın Genel Sekreteri ve Eğitim Bakanı Dr. Nazım imzalı, Ermenilerin tehcir edilip yok edilmesine ilişkin gizli bir emir yetkili makamlara iletilir ve “Ermenileri yok etmek lâzım” diye büyük bir nefretle uyaran Talât Paşa bu uğurda hiçbir fedakârlıktan çekinmeyeceği sözünü verir. (Andonyan 1921: sayfa 232) Sf. 52

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 52) kitabından birebir alınmıştır.

  • 6 Ağustos 1914 günü Türk-Alman İttifak Antlaşması İstanbul’da imzalanır. Alman Büyükelçi Wangenheim İTF Hükümeti’ne verdiği notada şöyle diyordu: “Eğer Osmanlı hükümeti sorumluluklarına sadık kalarak Üçlü îttifak’a karşı harbe girerse, Almanya ona şu avantajları sağlar.” İmzalanan antlaşmanın 6 maddesinden biri de şöyleydi: “Almanya Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu sınırlarının, Rusya’da yaşayan Müslüman nüfusla Türkiye’nin direkt teması sağlanacak şekilde düzeltilmesini şart koşacaktır” [Lazyan 1946: sayfa 78].

    1915 yılının Şubat ayında, İttihat ve Terakki Partisi Türkiye Ermenilerinin tehcir ve katliamını organize etmek için “Üçlü İcra Komitesi” adında özel bir komisyon (Bahaeddin Şakir, Dr. Nazım, Mithat Şükrü) kurar. O komisyon tehcir tarihlerini ve yollarını, katliam yerlerini, katliamcıların çalışma tarzını ayrıntılı bir biçimde belirlemiş, hapishanelerden katilleri serbest bırakmış, İttihatçı şeflerin emri altında çalışan, “Teşkilat-ı Mahsusa” adıyla, Ermeni Soykırımı’m uygulaması gereken çeteler kurmuştu. Sf. 51

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1909 yılında, kutsal Paskalya haftasının, 1-3 ve 12-14 Nisan günleri, Adana çevresiyle birlikte alevler içindeydi. Kana susamış kalabalık Adana’nın Ermeni mahallelerine ve çevre köylere saldırıyor, bütün dükkânları yağmalıyor, kadın çocuk demeden silahsız ve korumasız Ermenileri katlediyordu.

    Adana katliamı önceden planlanmış bir mahiyet içermekteydi. İçişleri danışmanı Adil Bey’in Kilikya bölgesindeki bütün memurlara gönderdiği telgraf bunu kanıtlıyor. O telgrafta şöyle denmekteydi: “Yabancı dini kuruluşlara ve konsolosluklara zarar gelmemesi için büyük bir özen gösterilsin” [Cizmecyan 1930: sayfa 174].

    Osmanlı Hükümeti, Edirne’den Ermeni Osmanlı Mebusu Hakob Papikyan’ın Adana’ya hareket etmesini, olayı yerinde incelemesini ve Meclis-i Mebusan için Türkçe resmî bir rapor hazırlamakla görevlendirir. H. Papikyan Adana’ya gider, olan biteni detaylı bir şekilde araştırır ve Türkçe olarak kendi hazırladığı teferruatlı Raporda der ki: “…kurban sayısı 30.000’e ulaşmakla kalmıyor,” ayrıca “katliamların yerel makamların bilgisi dâhilinde ve emriyle düzenlendiği apaçık ortadadır”  [Papikyan 1919: sayfa 28]. Sf. 47

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Daha sonra, arda kalan o insanların belirli bir kısmı Türkiye’den, Yunanistan’dan, Fransa’dan, Suriye’den, Lübnan’dan, Irak’tan, Mısır’dan, Balkan ülkelerinden ve Amerika’dan düzenli aralıklarla Doğu Ermenistan’a göç etmiş ve kendi evvelki memleketlerinin hatıralarını simgeleyen, Yerevan yakınlarında yeni inşa edilmiş (Aygestan, Sari Tağ [Tepe mahallesi], Şengavit, Nubaraşen, Vardaşen, Nor [Yeni] Butanya, Nor Areş, Nor Kilikya, Nor Arabkir [Arapkir], Nor Zeytun [Süleymanlı], Nor Sebastiya [Sivas], Nor Malatya, Nor Maraş [Kahramanmaraş]) mahalleleri yanı sıra Ermenistan Cumhuriyeti’nin farklı yörelerindeki (Nor Kharberd [Harput], Nor Kesarya [Kayseri], Nor Hacın [Haçin/Saimbeyli], Nor Ayntap [Gaziantep], Nor Musa Ler [Musa Dağ], Nor Yetesya [Urfa], Eçmiatsin (şimdi Vagharşapat), Hoktemperyan (şimdi Armavir), Ararat, Talin, Hıraztan, Leninakan (şimdi Gümrü), Kirovakan (şimdi Vanadzor) ve başka yerlere de yerleşmişlerdir. Sf. 35

    Alıntı; Ermeni Soykırımı (Hayatta Kalan Görgü Tanıklarının Anlattıkları) – Verjine Svazlian, Ermeniceden Tercüme Edenler; Tigran Ter Voğormiyacıyan ve Petros Çavikyan, (Belge Yayınları, Kasım 2013, Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.