Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Bedel-i Askeriye vergi konusunda Hristiyanlarla Müslümanlar arasındaki tek farktır. Bu fark da, Hristiyanların lehinedir. Bütün Müslüman erkekler, askerlik görevlerini yerine getirmekle yükümlüdürler. Kanunlara göre, ailenin 15-70 yaş arasında tek bir destekçisi (oğul, kardeş, yeğen veya diğer akrabalardan biri) varsa, bunlar askere alınmıyordu. Hristiyan erkekler ise yılda 2-2.5 mecidiye ödeyerek bu yükümlülükten muaf oluyorlardı. Bu husus Ermenilere sadece manevî değil maddî olarak da daha iyi şartlar sunuyordu. Müslüman Türkler de aslında askerlik hizmetinden para karşılığı muaf olabiliyorlardı. Ancak bu muafiyet için 50 Türk lirası (420 kâğıt ruble) ödemek zorundaydılar. Ayrıca bu miktarı ödeyenler de kendilerine yakın askerî bir karargâhta beş ay eğitim almak zorundaydılar. Savaş zamanlarında ise askerlik hizmetinden muaf olan Türkler, herkesle aynı şartlarda rezerv bölükleri (redif askeri mm) veya kara ordusunda savaşmak zorundaydı. Yani bu grubun muafiyeti, geçici ve şartlı bir imtiyazdı.

    Bütün bölgelerdeki Ermenilerden bedel-i askeriye vergisinin 2 değil de 2.5 mecidiye (4 ruble) olarak alındığını ve ortalama 50 yıllık bir ömür boyunca 40 sene ödendiğini (çocuklardan da toplandığı söylenmektedir) hesaba katacak olursak, bir Ermeni’nin hayatı boyunca bedel-i askeriye olarak ödediği paranın 160 rubleden fazla olmadığını görürüz. Kaldı ki askere gitmeyip evde kaldıkları dönemde Ermeniler çalışarak para kazanabiliyorlar. Sf. 83

    Türk erkeği, askerî hizmeti sevse de evinde ona olan ihtiyaç, bazen askerlikten kaçmasına sebep oluyordu. Dolayısıyla Ermenilerin durmadan şikâyet ettikleri bedel-i askeriyenin aslında çok büyük bir imtiyaz olduğu görülmektedir. Sf. 83

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Vergiler toplanırken mültezim, zaptiye ve komisyonculardan oluşan kalabalık refakatçi grubun masrafları, köylüler tarafından karşılanmaktadır. Genel olarak öşür’ün, (aşar’ın) mahsullerin yüzde 11.5’ini değil de toplam 1/8’ini, hatta daha fazlasını oluşturduğunu ileri süren Müslüman ve Hristiyanlara hak vermek gerekmektedir. Mültezimler, birkaç kazada birden ürün topladıkları zaman, vergi mükellefleri onların gelmesini uzun süre beklemek zorunda kalabiliyorlardı. Sf. 82

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 82) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Misyonerler bütün faaliyetlerini, haçın hilali mağlup etme ve Hristiyanlığı (herhangi bir doğmasını) ülkenin Müslüman nüfusu arasında yayma hedefine yoğunlaştırsalardı, onları anlamak mümkün olacaktı. Ancak bunların bütün çabaları, ülkenin zaten Hristiyan olan Ermeni ve kısmen de Rum nüfusu arasında Protestanlığı yaymakla sınırlıydı. Misyonerlerin kendileri de Kürt ve Müslüman çocuklarının önceleri bu okullara kaydolduklarını, ancak bu çocukların uzun bir süre bu okullara devam etmediklerini, son zamanlarda ise bu okullarda hiç Müslüman öğrencinin kalmadığını söylüyorlar. Sf. 77

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 72 ile 75 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Genel olarak eğitime olan ilgilerinin temelinde bilgi ufkunu genişletmek amacı değil, çıkar ve hesap düşüncesi yatmaktadır. Aile büyükleri, aile mensuplarının eğitimine harcanan paraların, ileride kendilerine fazlasıyla döneceğini biliyor ve bu alanda harcanan paralara acımıyorlar. Eğer daha ucuza veya bedavaya eğitim alma imkânı varsa dinî inançlar bile feda ediliyordu. Ülkede Protestan ve Katolik misyonerlerin oldukça başarılı olması işte bu hususla açıklanıyordu. Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları bütün şehirlerde ve büyük Ermeni köylerinde çeşitli eğitim müfredatlarına sahip Ermeni okulları mevcuttur. Sf. 72

    Harput’taki Protestan eğitim müesseselerinin tamamında geçen sene toplam 269 erkek ve 274 kız öğrenci kayıtlıydı. Bunlardan 34 erkek öğrenci ile 40 kız öğrenci kolejde eğitim alıyorlardı. Profesör ve öğretmenler arasında Amerikalı misyonerlerin sayısı çok azdı. Harput’taki eğitim müesseselerdeki profesör ve öğretmenlerin etnik açıdan dağılımına gelince, erkek öğrencilerin okullarında 10 Ermeni ve 3 Amerikalı, kız öğrencilerin okullarında 13 Ermeni ve 4 Amerikalı hoca bulunuyordu. Konya’daki okulda ise hiç Amerikalı hoca yoktu. Sf. 75

    Misyonerlerin müfredatına göre bütün eğitim müesseseleri beş ana gruba ayırmak mümkündür:

    1) 6-8 yaşındaki çocukların iki yıl boyunca eğitim gördükleri kreşler;

    2) iki yıllık ilkokullar;

    3) üç yıllık eğitim veren ortaokullar;

    4) Dört yıllık kolejler.

    5) iki yıllık ilahiyat bölümü (kursu). Sf. 75

    Yine Beyrut ve Gaziantep gibi şehirlerde tıp okulları gibi meslek okulları da mevcuttur. Örneğin bazı okullarda muhasebe bölümleri vardır…

    Eğitim kurslarında İngilizce öğretimine önem verildiğini görüyoruz. Kolejlerin son sınıfında İngilizce dersleri yoktur, çünkü son sınıflarda eğitim dili artık tamamen İngilizcedir. Sf. 75

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 72 ile 75 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Muş’a yeni atanan mutasarrıf konuyla ilgili şöyle konuşmuştu: “Buradaki Ermenilerin nasıl bir halk olduğunu anlayamıyorum. Her şeyden şikâyetçiler. Sadece Kürtlerle Türk yöneticilerinden şikâyetçi olsalar, bunu anlarım, ancak onlar birbirlerine karşı da neredeyse bıçakla saldırıyorlar.” Tarihleri, kendi aralarındaki kavgalara dair örneklerle dolu. Ermeni yazarları da bu durumu yazıyorlar. Sf. 72

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 72) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Ermenilerin ahlakî özelliklerinden, sağlam aile yapılarından, eğitime olan heveslerinden, dindarlıklarından ve vatanseverliklerinden övgüyle bahsedilmektedir. Seyyahların notlarında Ermenilerin sağlam aile yapılarını anlatan çok sayıda örnek mevcuttur. Sf. 71, 72

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 71, 72) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Şehirlerde ticaret, zanaat ve tefecilik, Ermenilerin elindedir. Tefeciler ise hiç kaderlerine küsmüyorlar. Eğer zenginlik ile refah göze batmıyor ve her yerde çamurun varlığı ve konforun yokluğu hissediliyorsa, köy evleri yer altı kubbelerinin altında yığıntı şeklinde kuruluyor ve köyler arkeolojik kurganları andırıyorsa, halk kötü giyiniyor ve hayvanlarla birlikte yaşıyorsa, bunun nedeni maddî kaynakların yetersizliği değil, halkın eski alışkanlıklarını devam ettirmesidir. Burada hâlâ İncil’de anlatılan yük arabalarıyla tarım aletleri kullanılıyor, harman eski usullere göre dövülüyor. Sf. 70

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 70) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    İneklerle mandalardan ise daha çok iş gücü olarak yararlanılıyor. Onların sütünden daha az istifade ediliyor. En fazla ise keçi sütü tercih ediliyor. Yaz aylarında otlar o kadar besleyicidir ki, gündüz sağılan bir keçinin sütünden iki tabak yoğurt elde ediliyordu. Süt ürünleri ve sütten yapılan yemekler, köylülerin en önemli gıda kaynaklandır. Sf. 69

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 69) kitabından birebir alınmıştır.

  • Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”

    Köylülerin kıyafetleri konusunda Ermenileri Türklerden ve Kürtlerden ayıran fark daha da azdır. Bölgeye ve döneme göre erkekler, ayaklarına kadar uzanan uzun gömlek veya cüppe, geniş şalvar ve kısa mont giyiyorlar. Seyyahlar, Bitlis ve Muş vadisindeki köylerin büyük bir kısmında yaşayan Ermenilerin Kürt millî kıyafetlerini giydiklerini şaşkınlıkla belirtiyorlar. Bu kıyafetlerin önemli bir parçası, yünlü kısmı dışarıda kalan kürk mantodur. Kıyafetleri ve dış görünüşlerindeki benzerlikler yüzünden bölgedeki Ermenileri Kürt, Kürtleri de Ermeni zannediyorduk. Sf. 67

    Ermeni kadınlarının kıyafetlerini, Müslüman kadınların kıyafetleri ile kıyasladığımızda çok önemli farklılıklarla karşılaşmıyoruz. Kadınlar uzun gömlek ve cüppe giyiyor, başlarına ise altın kaplamalı, gümüş ya da sahte paralarla süslenmiş ve alın ile kulaklara doğru sarkan fes takıyorlar. Müslüman kadınların çarşaf giymedikleri yerlerde dahi Ermeni kadınları bazen yüzleri örtülü geziyorlar. Dizlere kadar olan beyaz peçe, gözler hariç bütün yüzü ve vücudun bir kısmını kapatmaktadır, Bu tür peçeler, Van, Harput ve Erzurum gibi Avrupai kıyafetlerin yaygın olduğu şehirlerin kadınları tarafından da kullanılmaktadır.  Sf. 67, 68

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 67, 68) kitabından birebir alınmıştır.

  • Diğer halklarla komşuluk etmeleri, Ermenilerin hayat tarzlarını etkilemiş olmasına rağmen, bu durum tam anlamıyla asimile olmalarına neden olmamıştır. Ancak Asya Türkiye’sinin bazı yerlerinde, örneğin Ermenilerin toplam nüfusun önemli bir bölümünü oluşturdukları Bitlis ve Diyarbakır vilayetlerinde dahi Ermeniler, Kürtlerle o kadar sıkı münasebetler tesis etmişlerdir ki, kendi ana dillerini unutmuş ve sadece Kürtçe konuşmaya başlamışlardır. Hatta kökleri Ermenilere dayanan bazı Kürt soyları mevcuttur. Örneğin Sason’da yaşayan Beklanli veya Berkanlıların soyu Bagratîlere dayanmaktadır. Cebranlı veya Mamekanlılar da Ermeni tarihindeki meşhur Mamigonyanlardan gelmektedirler. Raskatanlıların soyu ise büyük ve etkili bir Ermeni ailesi olan Reştanyanlara dayanmaktadır. Sf.65

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Van Ermenileri ile ilgili V. Cuinet çok ilginç açıklamalarda bulunmuştur: “Onların büyük bir kısmı, Yahudi kökenlidir. Onların soyu, II. Tigran (Büyük Tigran) tarafından Filistin’den getirilen esirlere dayanmaktadır. Şimdi bile eski Yahudi ırk ve tipine has özellikleri onlarda bulmak mümkündür.” Sami kanının karışımı ile ilgili yapılan tespitler, Ermenilerin ahlak anlayışı ve karakterleri ile de doğrulanmaktadır. Onların göçe yatkın oldukları ve aynen Yahudiler gibi dünyanın dört bir tarafına dağıldıkları görülmektedir. Onların ticarî kabiliyetleri ve tefecilik konusundaki yetenekleri herkes tarafından bilinmektedir. Bütün sarraflar (banka ve sarraflar) Ermenilerin elindeydi. “Bir Ermeni’yi aldatmak için altı Yahudi’ye ihtiyaç vardır” şeklindeki Türk atasözü de iki ırkın ticarî becerilerini ortaya koymaktadır.

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Pek yakında Küçük Asya’ya özel antropolojik gezi gerçekleştiren Dr. Eliseyev (4 Mart 1887’de Rusya imparatorluğu Coğrafya Cemiyeti’nde konuyla ilgili sunum da yaptı), çok sayıda tasvir ve ölçüm yapmasına rağmen, Ermeni tipi ile ilgili kesin varsayımlarda bulunmaya cesaret edemeyerek söz konusu tipi genel hatlarıyla şöyle tanımlamıştır: “Belirgin bir brakisefallik,  patietal kemiğin sivriliği, yuvarlak ense, düz, dört köşe olan alçak alın, büyük ve genellikle de düz burun, geniş kesik gözler, düşük kaşlar, küçük çene ve kafa, siyah saçlar ve vücudun her yerinde kıllar.” Ancak ön Asya, Kafkasya ve İran’ı gezen her seyyah, bütün bu özelliklerin yalnızca Ermenilere değil, bu coğrafyada yaşayan bütün halklara ait olduğunu söyleyebilir. Sf. 64

    Eliseyev birkaç satır aşağısında şunları da yazmaktadır: “Ermenilerin kanındaki en güçlü ve belirgin özellik, hiç şüphesiz Sami kanı olmasıdır. Ermeni tarihçilerinin verdiği bilgiler Yahudilerin, Gaysdan nüfusu arasında eriyip gittiklerini düşünmemizi sağlamaktadır.” Eliseyev, gözlemlerini Küçük Asya’nın batı kesimlerinde yapmıştır. Ona göre en saf Ermeni tipini, onların vatanı olan ve eskiden beri yaşadıkları vilayetlerde bulmak mümkündür. Bu vilayetlerin başında hiç şüphesiz Van vilayeti gelmektedir.

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Her yerde “Sizler bizler için iyi şeyler getirdiniz, ama söylemek istemiyorsunuz” şeklinde cümleler duyuyorduk. Çoğu zaman bize refakat eden zaptiye bizden biraz olsun uzaklaştığında yolumuz üzerindeki Ermeni köylüler yanımıza gelip “Kardeş, ne zaman başlayalım?” şeklinde sorular soruyorlardı. Tercümanım da bunun üzerine “Neye başlıyorsunuz?” şeklinde cevap veriyordu. Sf. 63

    Kurtuluşu nasıl elde edecekleri, silahlara sahip olup olmadıkları ve hareket planı yapıp yapmadıkları sorularına ise Ermeniler harekete geçmenin büyük önem arz ettiğini, daha sonra büyük güçlerin kendilerini destekleyeceklerini ve ordularını Türk topraklarına sokacaklarını açık yüreklilikle söylüyorlardı. Sf. 63

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 63) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    İyi niyetli Ermenilerin çabalarına örnek olarak Van’daki Ermenilerin sultana yazdıkları 27 Mayıs 1889 tarihli mektubu gösterebiliriz. Bu mektupta şunlar yazılmıştır: “Avrupa’da “Ermenistan’da Baskılar” adlı başlıklı yazılarda dedikodu ile düşmanca haberlerin yayımlandığını üzülerek öğrenmiş bulunuyoruz. Bu yazılarda Müslüman Bey ve ağaların Çerkez köleleri bulamadıklarından Ermeni kadınlarını zorla kendi haremlerine götürdükleri, hatta hükümetin de bu konuda onlara yardım ettiği, ülkedeki istikrarın sona erdiği, Kürtlerle Ermeniler arasındaki düşmanca münasebetlerin sınırı aştığından dolayı Kültlerin devamlı Ermenileri öldürdükleri, Van’da çok sayıda kişinin tutuklu bulunduğu ve bu mevcut duruma son vermek için de önlemler alınması gerektiği yazılmıştır. Daha sonra bizler bu tür yazıların, farklı cemiyet ve kurullarda meselenin görüşülmesine neden olduğunu öğrendik.” Sf. 59

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Konsolos Hampson 12 Eylül 1891’de Erzurum’dan şunları bildirmiştir; Bundan beş gün önce saygıdeğer bir Ermeni tüccar, şehirden bir saat uzaklıktaki kırda iki veya üç tabanca kurşunu ile ağır yaralanmış bir şekilde bulundu. Şehre getirdiklerinde o, Ermeni Piskopos’un ikinci sekreteri ile gezmeye çıktıklarını ve kıra çıkıp sohbet ettiklerini söyledi. Daha sonra piskoposun sekreteri ayağa kalkarak birkaç dakika sonra döneceğini söylemiş, ancak hemen tabanca ile birkaç kez ateş etmiş ve kaçmıştır. Bu olayın asıl nedenleri şöyleydi. Bunların ikisi de iki farklı gizli komitenin başkanıydılar. Piskoposun sekreteri, halk arasında memnuniyetsizlik havası yaratan ve entrikalarla uğraşan komitenin başkanıyken, diğeri, daha ılımlı siyaset izleyen komitenin lideriydi. Olaydan önce de onlar Ermenilerin durumunun iyileştirilmesi konusunda izlenmesi gereken siyasetle ilgili tartışmaya başlamışlardır. Sekreter, Rusya veya başka güçlerin müdahalesine neden olacak karışıklıkların çıkarılması tezini savunmuştur. Diğeri ise böyle bir senaryoya kesinlikle karşı çıkarak zamana ve aşama aşama çıkartılan reformlara güvenmeleri, ya da en kötü ihtimalle bir fırsat beklemeleri gerektiğini ileri sürmüştür. Bu konu, cinayete teşebbüs ile sonuçlanan tartışmalara neden olmuştur.” Sf. 58

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Viskonsolos Boyacan Diyarbakır’da kaleme aldığı 13 Nisan 1891 tarihli raporunda şunları yazmıştır:

    “Harput vadisi ile Palu’da, Ermeniler, silahlanıyor ve bağımsızlık elde etmek için kanlı olayların yaşanması gerektiğine dair açıklamalar yapıyorlar. Onlar, İngiltere, Fransa veya Rusya’nın kendilerini destekleyeceklerini düşünüyor ve yabancı subayların komutanlığında 100.000 kişinin donatılıp eğitildiğini, ilkbaharda da Türklere karşı harekete geçmek için hazır olduklarını ileri sürüyorlar. Ancak bu ordunun Türkiye’de mi, yoksa Rusya’da mı olduğunu bilmiyorlar. Korkarım ki birkaç heyecanlı kimse, bölgedeki Ermenileri yalan sözlerle kandırmış, Ermeniler de bu sözler doğrultusunda hareket ederek konuyla ilgili düşüncelerini dışa vurmuş ve Müslümanlarla olan münasebetlerine zarar vermişlerdir. Buradaki bütün köylerde, iki tarafın da birbirine karşı şüphe ve güvensizlikle hareket etmeye başladıkları görülmektedir. Buna benzer bilgileri, başka kaynaklardan da duydum. Başka bir kılığa giren Rusya’daki veya başka ülkelerdeki Ermeniler, insanları isyana teşvik etmekle meşgul oluyorlar.Sf. 57

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”

    Küçük Asya (1) bölgesi bu dönemde ekonomik kriz yaşıyor, ülkenin sivil yönetimi, özellikle de adlî yapı çok kötü durumda bulunuyordu. Konsoloslar, adlî müesseselerin prestijinin bu kadar düştüğü ve adlî personelin de bu kadar ahlaksız ve satılık olduğu başka bir dönemin muhtemelen olmadığını kaydetmektedirler: “Rüşvet alımı, açık olarak en aşağı seviyedeki memurdan en yüksek seviyedeki yöneticiye kadar yayılmış bulunmaktadır. Fakirlerin de zenginlerin de işleri çok yavaş görülmektedir. Birini hapsetme veya hapis cezasının kaldırılması konusu, birçok bölgede ticarete dönüşmüştür. Tutuklanmış hırsızlar mahkeme üyelerinin himayesi altına giriyor ve üyeler, hırsızların ganimetlerine ortak oluyorlar. Suçsuz birinin aylarca hapiste kalması için sıradan bir emir çıkarmak yeterlidir. Suçlular ise cezasız bırakılıyor…”

    Kadıların düşük maaşları, görev sürelerinin (2 yıl) çok kısa olması ve bu görevi elde etme şekli, onları rüşvet almaya mecbur kılmaktadır. Bu görevi satın aldıkları için masrafları çıkarmalı ve daha sonra görevleri bittiğinde de yeni bir görev satın almaları için yeterince para biriktirmeliydiler. Vakanın ispatlanması için mahkemede iki şahidin ifadesi yeterlidir. Küçük Asya’da şahit bulmak, sorun teşkil etmiyor. Her şehirde hamam ve kahvehaneler mevcuttur ki, buralarda hangi şartlarda olursa olsun yemin etmeye hazır olan yalancı tanıklar bulunuyordu. Bu insanlar, aslında mahkeme üyeleri de dâhil olmak üzere herkes tarafından tanınan insanlardır. (2)

     Ancak bu husus, mahkeme üyelerinin bunların ifadelerini büyük bir kibirle dinlemelerine ve onların ifadelerine göre karar almalarına engel teşkil etmemektedir.

    Küçük Asya’daki İngiliz konsolosları tarafından adlî sisteme dair kaleme alınan bu ve buna benzer notlar, herkesi dehşete düşürebilecektir. Sf. 54

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1); Küçük Asya; Anadolu

    BAKKAL’IN YORUMU (2) (2015); 60’lı yıllarda bile adliye binalarına yakın yerlerde, yalancı şahitlerin bulunduğu kahvehâneler olurdu. Yalancı şahide ihtiyacı olanlar bu kahvehânelerden temin ederlerdi. O dönemlerde, isim değişiklikleri, tapu anlaşmazlıkları gibi konularda yalancı şahitler kullanılırdı, mahkemeler de onlara küçük bir şahitlik ücreti öderdi. bu işin bir de fıkrası vardı; Yalancılar kahvesine giren birisine, yalancı şahit gelip soruyor; “Beyim konu nedir yardımcı olayım.” Adam; “Alacak verecek meselesi” diyor. Yalancı Şahit “O p…k senin paranı vermedi mi hâlâ.” Diyor. Adam; “Kardeş yanlış anladın borçlu olan ve vermek istemeyen benim.” Deyince, bu sefer de; “Abi verdin daha, kaç kere vereceksin.” Diyor.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Kürdistan’ın büyük şehirlerinde bulunan Ermeni pazarlarındaki malların büyük bir kısmı, Kürtlerin ihtiyaçlarına uygun olarak getiriliyordu. Açlık yıllarında tahıl stoklarını Kürtlere satan Ermeniler, onların daimi “bankacı” ve sarrafı konumundadırlar; Bu tur münasebetlerde de Ermeniler, kurban konumunda değillerdir. 

    “Ermeni olmasaydı, Kürt onu yaratırdı.” Siyasi alanda Ermeniler, Türk Hükümeti’nin kendilerine tanıdığı geniş haklara sahiptiler: kendi ana dillerini konuşuyor, örf ve adetlerini koruyor, dinî ibadetlerini yapıyor, eskiden kalan kilise uygulamalarını devam ettiriyor, küçük ücret karşılığında askerlik yapmıyor, kendi okullarını açıyor, hayırsever cemiyetler kuruyorlardı. Sf. 47

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Belge 5; “Genelkurmay Başkanlığı Albayı D. V. Putyata’nın Küçük Asya Hakkındaki Notu”)

    Ermeniler, yalnızca maddî imkânlarını daha da arttırmaya çalışıyor ve bırakın hâkim Müslüman çevrelere zarar vermeyi, onlara faydalı bile oluyorlardı. Çünkü Müslümanlar ticaret ve sanayi gibi alanlara ilgi duymuyor ve bu alanlarda faaliyette bulunmuyorlardı. Türkler de onlara “bizim cici Hristiyan evlatlarımız” diyorlardı. Ermenilerin Kürtlere olan bakış açısına gelince, Kürdistan’ı gezen seyyahlar, söz konusu iki halkın birbirinden ayrı yaşayamayacakları yönünde çok doğru bir tespitte bulunmuşlardır.

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Genelkurmay Baş Karargâhı Askerî-Eğitim Komitesi Kançılaryası Başkâtibi Albay Jilinskiy’in Akerî-Eğitim Komitesi Başkanı’na Gönderdiği 11 Ocak 1895 Tarihli Rapor.)

    Fuad Paşa’nın sözlerine göre, bu ülkedeki kargaşalar, ciddi boyutta olmayıp yabancı müdahaleyi de gerektirmemektedir. Birlikte yaşayan iki yabani halk olan Kürtlerle Ermeniler, otlaklar ve sulama yerleri gibi küçük ekonomik sorunlar yüzünden çok sık kavga ediyorlar. Özellikle Ermeniler arasında yaygın olan tefecilik, onların müşterilerini umutsuzluğa düşürüyor, iki kişi arasındaki kavga çok sık olarak büyük bir arbedeye dönüşüyor. Bunun nedeni de kavga edenin her birine millettaşlarının yardım etmesidir. Her iki halk da yanlarında her zaman silah taşıyor ve dolayısıyla kavgalar neticesinde ölü ve yaralılar oluyor. Öldürülenlerin akrabaları öç almak amacıyla karşı taraftan birilerini öldürüyor, yangınlar çıkarıyorlar. Bazen Ermeniler, bazen Kürtler galip geliyor. Ancak bu yerlerde koşuşturan İngiliz ajanları, Ermenilerin Kürtlere karşı kullandıkları şiddetten hiç bahsetmiyor, Kürtlerin vahşetini ise abartıyorlar. Sf. 46

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 46) kitabından birebir alınmıştır.