Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Belge 3 – A. M. Kolübakin, “Erzurum Ovasından Kığı, Palu, Çarsancak Üzerinden Harput’a Uzanan Operasyon Hattı (Çapakçur Üzerinden Palu’ya Uzanan Kuzey Kolu)”, Asya Türkiye’sinin Askerî ve İstatistikî Analizi İçin Malzemeler, Harput Kazası (Mamuretü’l-Aziz) – Harput Kazasının İstatistiki ve Etnografik Analizi

    e) Kazadaki Siyasi ve Sosyal Durum

    Ele aldığımız bölgede yaşayan farklı halkların konumuna baktığımızda siyasi alanda gücü, Hristiyanlar, yani Ermeniler ellerinde bulundurmaktadır. Onları Sünni Müslümanlar, yani Türklerle Kürtler ve Kızılbaşlar takip etmektedir. Sf. 31

    Girişken Ermeniler, bir taraftan sükûnet ve yurttaşlığın sağlamlaşmasından, diğer taraftan da Harput ilinin ekonomik olarak büyümesinden faydalanarak ihracat-ithalat, taahhüt işleri, tefecilik ve diğer alanlardaki faaliyetleri sayesinde genellikle illegal yollardan büyük mülkiyetlere sahip olmuşlardır. Sf. 42

    Yerel yönetimin karşı çıkmasına rağmen çok ciddi boyutlara ulaşan bu olaya ayrıca değinmekte fayda vardır. En kaliteli topraklar arasından sürülebilen yaklaşık 3.000 desyatinası,  Harputlu Ermenilerin kullanımında bulunmaktadır. Sf. 43

    İşin ilginç tarafı, Hristiyanlar, bu toprakların büyük bir kısmını şehre yakın Husik veya Huseynik adlı köyde yaşayan Türklerden satın almışlardır. Bu Türkler, bir zamanlar çok zengin olan, ancak günümüzde ahlakları bozulan ve kumar ile alkol yüzünden fakirleşen kimselerdir. Sf. 43

    Ancak Harput ile komşu olan Çarsancak ile Palu, bu bağlamda Harput kazasından pek ayırt edilmiyorlar. Özellikle Palu ile kıyaslandığında Harput’taki Ermenilerin durumlarının daha iyi olduğunu ve ahlakî açıdan daha düzgün olduklarını söyleyebiliriz. Sf. 43

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 31 ile 43 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Belge 3 – A. M. Kolübakin, “Erzurum Ovasından Kığı, Palu, Çarsancak Üzerinden Harput’a Uzanan Operasyon Hattı (Çapakçur Üzerinden Palu’ya Uzanan Kuzey Kolu)”, Asya Türkiye’sinin Askerî ve İstatistikî Analizi İçin Malzemeler, Sf. 39    (Palu’daki siyasi ve ekonomik durum)

    … Birkaç zengin Ermeni’nin etkisi burada o kadar büyüktür ki, bunlar çok zengin ve yetkin Müslüman aileleri bile etkisiz bırakıyorlar. Zengin Müslüman aileler, aşırı fanatik olup doğal olarak yönetim ve yerli mahkemelere baskı uyguluyorlar. Ancak bunların ekonomik hedeflere ulaşmadaki becerileri Ermenilerin çok gerisinde kalmaktadır. İki önemli Ermeni ailesi olan Hoşmatyanlar ile Arpacyanlar, burada kodaman ve kan emici konumundadırlar. Bunlar yalnız Ermenileri değil, köylü Kürtlerin, yani reayanın bir kısmını da baskı altında tutuyorlar. Ermeni nüfusu böylece iki taraflı bir baskı ile karşı karşıyadır. Ermeniler özellikle ekonomi açıdan yönetim, yerel Türkler ve Türkleşmiş Kürtlerin yanı sıra kendi soydaşları olan Arpacyanlar ile Hoşmatyanlar tarafından da zulüm görmektedirler. Cimrilik ve gaddarlık ile tanınan söz konusu iki Ermeni ailesinin Ermeni halkına yaptığı zulüm, Türklerinkinden daha büyüktür. Ayrıca bu iki Ermeni ailesi, memurlar ve Müslüman halk arasında da büyük etkiye sahiptir. Sf. 40

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2014); Arpacyanlar ile Elazığ’daki Arpacılar olarak bilinen ailenin bir ilgisi olabilir mi? Elazığ’daki Arpacı un fabrikası denilen ve bugün kalıntıları olan yer, eski bir büyük kilisedir. Arpacı ailesi burayı un fabrikası yapmış. 1930’lu yıllarda Elazığ’da Malatacık köyünden birisinin oğlu Avrupa’da Makine Mühendisliği okumuş ve gelip bu un fabrikasını yapmış, yaparken Arpacılar da ortak olmuşlar, fabrika bitip te üretime başlayınca işletme sermayesi gerekmiş, Arpacılar bu parayı vermeyince, o mühendis kahrından intihar etmiş. Arpacılar da bu fabrikayı ele geçirmişler.

  • Belge 3 – A. M. Kolübakin, “Erzurum Ovasından Kığı, Palu, Çarsancak Üzerinden Harput’a Uzanan Operasyon Hattı (Çapakçur Üzerinden Palu’ya Uzanan Kuzey Kolu)”, Asya Türkiye’sinin Askerî ve İstatistikî Analizi İçin Malzemeler, Sf. 39

    Genel olarak Ermeni nüfusunun durumu tatmin edicidir. Ancak ilçenin çeşitli kesimlerinde bu konuda bazı farklılıklar mevcuttur. Örneğin Kığı kasabasında ve Temran, Hupus, Herdif ve Çanakçı nahiyelerindeki Ermeni köylüleri, hiçbir baskı ile karşı karşıya olmadıkları gibi, refah içerisinde yaşıyorlar. Aralarında çok sayıda zengin de vardır. Ermenilerin bir kısmı yetkili Müslümanlarla birlikte tefecilik yoluyla köy halkını kendileri için çalıştırıyorlar. Tefecilik tüm Asya Türkiye’sinde olduğu gibi burada da çok yaygındır. Sf. 39

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Ivanov’un İstanbul’daki Rus Büyükelçisine Gönderdiği Rapordan Alıntı, (31 Mayıs 1879) Zeytun Ermeni Meselesine Dair;)

    Bölgeye Çerkezlerin yerleştirilmesi konusu, İstanbul, Maraş ve Zeytun’da konuşuluyor. Bu önlem aslında en yararlı adım olarak görülüyor, ancak bunun için müsait zamanı bekliyorlardı. Kaymakam ile kadı’nın tutumları böyle bir ortamı yaratacak, savunmasız her ülkeyi boşaltmaya hazır olan Çerkezlerin gelişi ise dışarıdan müdahaleyi de beraberinde getirecektir. Sf. 35

    Yukarıdaki bütün söylenenlerden de anlaşılacağı üzere Zeytun meselesinde üç taraf vardır: İstanbul Ermenileri, İngiltere ve Osmanlı Devleti. İstanbul Ermenileri ile İngiltere’nin çıkarları, söz konusu hareketlerin Türkiye’ye karşı olması ve Rus Kafkasya’sında siyasi istikrarsızlık yaratma isteği gibi konularda uyuşmaktadır. Bundan dolayıdır ki, Osmanlı’nın çıkarı, diğer iki tarafın çıkarlarının tam zıddıdır. Osmanlı, Zeytun meselesini kati surette kapatmak, bu meselenin Avrupa’nın müdahalesini gerektirecek seviyeye ulaşmasını ve ayrıca Asya topraklarında Osmanlı’nın yıkılışını hızlandıracak yeni siyasi bir özerk oluşumun ortaya çıkmasını engellemek istiyor. Sf. 37

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 35 ile 37 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Ivanov’un İstanbul’daki Rus Büyükelçisine Gönderdiği Rapordan Alıntı, (31 Mayıs 1879) Zeytun Ermeni Meselesine Dair;)

    Kendisinin Ermeni olduğunu söyleyen ve gerçekten de soyu ve ait olduğu din dolayısıyla Türklerden ziyade Zeytun’a daha sıkı bağlı olan Nuriyan Efendi, Bab-ı Ali komiseri olarak Ermeniler için beklenenlerden daha çok şeyin yapılacağına dair söz vererek, Zeytunluları kayıtsız şartsız itaat etmeleri, sultanın şefkat ve cömertliğine inanmaları ve Mazhar Paşa’yı iyi bir şekilde kabul etmeleri konusunda ikna etti. Sf. 33

    Zeytunluların en cesur ve basiretlisi olan Babik, Nuriyan Efendinin sözlerine inanmayarak itaat etmeyi reddetti ve fikir birliği olmadığından da 30 kişilik grubuyla dağlara çekildi. Neticede Zeytun itaatini bildirdi ve din adamları ile koronun refakatinde komiserler Zeytun’a girdiler.

    Mazhar Paşa sevinçle şehre girdi ve Türk hâkimiyetini yeniden tesis etti. Ermenilerin tüm beklentilerine rağmen kaymakam ile kadıyı Türkler arasından seçti, Türklerin başkanlığında idari ve bidayet mahkemeleri kurdu, Zeytun yakınlarındaki tepenin üstüne de kale veya 1.000 kişilik kışlanın inşa edilmesini emretti. Sf. 34

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Lundekvist’in Kafkasya Askerî Bölge Karargâh Başkanı’na Gönderdiği Gizli Mektuba Ek Olarak Yazılan Not (10 Ekim 1879) Zeytun Ermeni Meselesine dair;)

    Ayrıca Ermeniler, Zeytunluların damarlarında, Müslümanların kılıcından kurtulmak için dağlara sığınan Leon’un taraftarlarının kanının aktığına inanıyorlar.

    Derebeylik sisteminin yerini alan Tanzimat, ne Zeytun, ne de buraya bitişik olan Hozandağı’na dokunmuştur. Daha 1861 yılında Torosların bu bölümü, bir nevi cumhuriyet konumundaydı. Şöyle ki, buranın yönetimi dört ağanın elinde olup, bunlar Ermeniler tarafından seçiliyor ve Zeytun’da bulunuyorlardı. Onlar sadece Sis Katolikosu’na bağlılığı kabul ediyorlardı. Bu Katolikos, Azaba soyundan gelenler arasından seçiliyordu. Söz konusu ağalar Türk Hükümeti’ne 15 bin kuruş haraç ödüyor, komşuları olan güçlü Hozandağı derebeyleri ile dostluk kuruyor ve her zaman tam hazırlık içerisinde bulunarak kendilerine ve özgürlüklerine yönelik bütün hareketleri başarıyla püskürtüyorlardı. Sf. 30

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lundekvist’in Kafkasya Askerî Bölge Karargâh Başkanı’na Gönderdiği Gizli Mektuba Ek Olarak Yazılan Not (10 Ekim 1879) Zeytun Ermeni Meselesine dair;

    Fransa’nın 1861 Maraş Olayı’na dâhil olması ve Derviş Paşa’nın 1865’te Hozandağı’na askerî operasyon gerçekleştirmesi sonucunda Zeytun’un statüsü ilçe statüsüne gerilemiştir. Hükümet, buraya Türklerden bir kaymakam (Mart 1867) ve kadı tayin etmiş, iki mahkeme oluşturmuş, 200 bin kuruş vergi ödemeye mecbur etmiş ve kadastro sistemine tâbi tutmuştur. İşte bugünkü isyanlara yol açan musibetler zinciri böyle başlamıştır.

    Herkesin beklediği gibi Zeytun, kendisinden istenilen vergileri ödeyemedi. Ermeniler, tarım ile hayvancılığa yatkın olmadıkları gibi, bölgenin kendisi de buna çok az imkân tanımaktadır. Burası aslında Ermenilerin “Karadağı” olup, yerli dilde de aynı manaya gelen “Sev-Ler” adıyla zikredilmektedir. Zeytun’da yalnızca üzüm bağları, meyve bahçeleri ve demir cevheri mevcuttur. Ancak en yakınlarındaki Maraş şehri ile bile ulaşım yolları konusunda zorluk çekildiğinden ne meyveler, ne de demir cevheri pazarlanabiliyor. Ticaret gelişmemiş, fabrikalar kurulmamış, maaş ve gelirler çok düşüktür. Bütün halk, fakirlik içerisindedir. Vergilerini ödeyememeleri, onların borçlanmalarına neden olmuştur. Borçlar ise kendileri için doğrudan hapishanelerin kapılarını açmaktadır. Hapishaneler her geçen gün kalabalıklaşmakta, şikâyetler artmaktadır. Sf. 31

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 31) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lundekvist’in Kafkasya Askerî Bölge Karargâh Başkanı’na Gönderdiği Gizli Mektuba Ek Olarak Yazılan Not (10 Ekim 1879) Zeytun Ermeni Meselesine dair;

    Zeytun, Toros Dağları’nın öyle bir kısmında yer almaktadır ki, burada tarih boyunca hiçbir hükümet, tam hâkimiyet sağlayamamıştır. Bu bölgede genellikle Ermeniler yaşamıştır. Haçlı seferlerinin başlangıcında Ermeniler burada kendi krallıklarını kurmuş ve bu krallık burada XIV yüzyılın sonuna (1374) kadar varlığını devam ettirmiştir. Memlukler, onların son çarı olan VI. Leon’u birkaç kez mağlup ettikten sonra krallığa son vermişlerdir. Bundan sonra bölgenin hâkimiyeti ise Karamanoğullarına, onlardan da Osmanlılara geçmiştir. Sf. 30

    Ayrıca Ermeniler, Zeytunluların damarlarında, Müslümanların kılıcından kurtulmak için dağlara sığınan Leon’un taraftarlarının kanının aktığına inanıyorlar.

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Lundekvist’in Kafkasya Askerî Bölge Karargâh Başkanı’na Gönderdiği Gizli Mektuba Ek Olarak Yazılan Not (10 Ekim 1879) Zeytun Ermeni Meselesine Dair Not😉

    Yakın geçmişte bizim mağlubiyetimizle sonuçlanan Türk-Rus Savaşı’nın meyvelerinden faydalanmak isteyen İstanbul Ermenileri, 1878 yılında birkaç kişiden oluşan delegeyi Berlin’e göndermişlerdir. Ermenilerin amacı, Berlin Konferansı’nda Türk Ermenistan’ı için büyük devletlerin garantörlüğünde ve Lübnan örneğinde özerkliğin tanınmasını sağlamaktı. Sf. 25

    Katolikos’un Rusya ile geliştirdiği iyi münasebetlerinin bozulması, İstanbul Ermenilerinin ana amacı hâline gelmiştir ki, onlar Mateos’un halefi IV. Kevork (l865-1866)’dan Rus tebaası olacağına dair yemin etmemesini ve kiliselerde imparator Hazretleri’nin adının zikredilmemesini istemişlerdir. Yaptığımız görüşmeler, bu isteklerin reddedilmesiyle sonuçlanmış, ancak gelecekte tekrar gündeme getirilmesine engel olunamamıştır. Sf. 28

    Alıntı; Türkiye’de Ermeni Meselesi (Rus Genelkurmay Başkanlığı Belgeleri) – Hazırlayan; Mihail Bashanov, Çeviren; İlyas Kemaloğlu (Kamalov), (Türk tarih Kurumu Yayınları 2013, Sf. 25 ile 28 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ben Türküm” diyorsun, sen Türk değilsin.

    Ben İslâm’ım” diyorsun, değilsin İslam.

    Ben ne ırkım için senden vesika,

    Ne de dinim için isterim i’lâm.

    Türklüğe çalıştım zevkim için

    Ummadım bu işten asla mükâfat

    Bu yüzden bu kadar felâket çekdim.

    Hiç bir an esefle demedim heyhat

    Hattâ ben olaydım Kürt, Arap, Çerkez,

    İlk gayem olurdu Türk milliyeti.

    Çünkü Türk kuvvetli olursa mutlaka

    Kurtarır her İslâm olan milleti.

    Türk olsam olmasam ben Türk dostuyum.

    Türk olsan olmasan sen Türk düşmanı

    Çünkü benim gayem Türkü yaşatmak

    Senin öldürmek her yaşayanı

    Türklük hem mefkûrem hem de kanımdır.

    Sırtımdan alınmaz çünkü kürk değil

    Türklük hadimine Türk değil diyen

    Soyca Türk olsa da piçdir Türk değil.

    Ziya Gökalp

    Sf. 425

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 425) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine Mehmet Şerif’in Varto Tarihi (Sf. 34-35) de; “Büyük Halik cismani şekilde ilk önce Adem’i yaratmış, Muhammed Alinin nurunu ona emanet bırakmış, bu nur bütün peygamberleri dolaşarak Abdülmuttalip’de ikiye ayrılmış nübüvvet kısmı hazreti Muhammed’e ve imamet kısmı da hazreti Aliye geçmiş, bu bölünen nur Fâtıma’da tekrar birleşmiş İmam Hasan ve İmam Hüseyin ile 12 İmamda dolaşarak son imam olan Mehdi’de karar kılmıştır. Mehdi ise Sermanrey kasabasında sır olmuş kıyamette zuhur edecektir” diyor. Alevilerdeki meşhur imamet olayları işte bu inanıştan doğmaktadır. Sf. 409

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 409) kitabından birebir alınmıştır.

  • ‘‘Tanrı kâinatı yaratmazdan önce Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve 12 İmam’ın ruhlarını yaratmış kendi nurundan bunlara nur vermiş. Bunların hatırı için cihanı ve diğer ruhları yaratmıştır.” diyor ve sonra Kur’an’dan ayet getirmek suretiyle bu inanışı İslami bir şekilde yorumlamaya çalışıyor.” (Sf. 36)

    “Alevi ve Bektaşilere göre dünya var olmadan önce yeşil kandildeki Remzi Elest’de Hak, Muhammet, Ali, arasında olan Bu esrarı ezeli Peygamberin zuhurunda meydana çıkmış ve miraç yolundan sonra aralarında konuştukları gizli sırdan Şi’a – dost mezhebi şeklinde Muhammed Ali yaranları arasında yayılmış ve Peygamberin ehlibeyti ile beraber buna kırk kişi iştirak etmiştir ki bunlara kırklar denilmiştir.” Şeklindeki açıklamasında bizim, Porikli derviş kadar da ileri gidememiştir. Sf. 408

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 408) kitabından birebir alınmıştır.

  • Zira gerek Porikli Derviş ve gerek Göbürgeli Baba, Bektaşilerde hizmet etmiş olduklarından Caferi mezhebi ile Bektaşilik arasındaki bazı farklar dolayısıyla bunu bir Bektaşi inanışı olarak da düşünmek mümkün olur. Mesela bu ayrılıklar arasında en mühimi Bektaşilerde babalık belden değil elden gelir. Yani veraset sureti ile babadan oğula geçmez Hizmet ve liyakat ile teslim taşma ve kemere hak kazanılarak baba olunur. Hâlbuki Caferi mezhebinde Seyitlik, iddiasında olan babalar bir nesil takip eder ve gûya sülaleleri 12 imama, dayanır. Kutsallık iddiası da buradan gelir Bektaşilerde ise bu kutsallık Tenasüh yani ruh atlaması ile olur bunu burun kanı deyimi ile açıklamağa çalışırlar.” Sf. 408

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 408) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Veysi Turan’ın ‘Nazım Ve Nesir Hazreti Virani Baba’ adlı kitabının 78 ve 79 sayfaları)

    Nazar eyle eya talip, Alidir cümle zat ullah

    Ali şanında saddakna, Ali nuruna eyvallah

    Ali ateş, Ali bad, Ali ab, Alihak

    Ali Fikir, Ali Akıl, Ali aşk ve hayatullah   

    Bu nazmı ile Viranî; Alinin Allah’ın kendisi olduğunu tasdik ederek Ali nuru olan Muhammed’e de eyvallah diyor ve dünyada mevcut bütün kudretleri Ali’de topluyor. Çünkü Oğuz Türklerinin Bir tanrısı Gök tanrısıdır. (Şamanizm 27) Caferi mezhebi tek varlıkta toplanmayı Vahdeti Vücudu şu şekilde anlatmağa çalışır ”Ali ve Muhammed otururlarken ruhu Fatıma olan Hızır aralarına girdi, başlar üç görünürken ayaklar iki göründü” Sf. 407

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 407) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine Porikli dervişe göre Ali, ay; Hasan ile Hüseyin de Şehper, Şehper diye belirtilen yıldızlar olduğuna göre gün’ün yani güneşin de açıklanması gerekir. Bu da her halde Sünni akidelere aykırı geldiği ve Kur’an’ın açık anlamında adı geçmediği ve Hristiyanlıktaki teslis (üçleme) şüphesini uyandıracağı korkusu ile adı gizlenen Hızır’dır. Aralarında “Ah Muhammed, Hızır” diye adlandırılan bu birlikte birde Hazreti Hızır bulunmaktadır. Kanaatımca Bektaşi ve Kızılbaş sırlarından biri de budur. Bunu da Oğuz efsanesi ile karşılaştıracak olursak Gök Tanrısı ile Yersup Tanrısını yaratan Ana tanrıçaların ruhuna karışan Oğuzdan başkası olamaz.

    “Nazım ve Nesir Hazreti Virani Baba” eseri (s. 47) de “ey talip, fehm eyle ki Namaz dahi besmele adedince Üçtür Salat-ı Hızır, Salat-ı Sefer, Salat-ı Cuma” burada Hızır’dan ilk varlık (Zat-ı evvel) diye söz edilmektedir ki (Hak, Muhammed, Ali) üçlemesinde Hakkın adı Hızır olmaktadır. Sf. 406

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 406) kitabından birebir alınmıştır.

  • Uzun müddet Hacı Bektaş dergâhında hizmet ettikten sonra köyüne dönen ve çevresinde oldukça saygı toplayan Pülümür’ün Fem köyü halkından Porikli (1) Derviş adında okuryazar olmayan bir zatın söz arasında açıkladığına göre: “Âlem bir kubbedir. Bu kubbenin altı duman üstü dumandır. Havada yalnız bir ışık, bir nur, bir yeşil kandil vardır. Bu kandil hazreti Fatıma’dır ve bunun her tarafı nur içindedir. Başında Muhammed taç idi. Ali belinde bağlanmış kemer. Hasan, Hüseyin Şehber, Şehper idiler” Sf.405

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 405) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKAKL’IN NOTU (1) (2014); Por Zazaca saç demek, porikli saçlı demek. Harput’ta porik kelimesini saçın kenarından uzanan bukleler için kullanırlar.

  • Dersim’in Kızılbaş Zazalarının gizli kutsal kitabı Dürrü Meknun’dur. Sf. 405

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 405) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dokuz senelik Pülümür Kaymakamlığım ve iki yıldan fazla Tunceli Valiliğim esnasında uzun bir zaman aralarında kendilerine çok yakın ve dost olarak bulunduğuma rağmen, inanışları ve ayinleri hakkında hemen hemen hiçbir şey öğrenemediğimi ve sır denilen şeyi; (muhip) yani dini inanışlarına saygı besleyen biri olarak tanınmama rağmen çözemediğimi açıklamak zorundayım. İnanışları ve ayinleri hakkında bu kesin sessizliğin halkta yaratılmış olan şuur altı bir korkudan ileri geldiğini sanmaktayım. Sf.404

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 404) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu hâl öğrenilince üçüncü umumî müfettiş ve Tunceli Vali ve Komutan Kor General Abdullah Alpdoğan’ın emriyle yüzlerce bu çeşit ad yeniden değiştirilerek nüfusça kaydı yapılmış Ermenice adlarının kullanılması yasaklanmıştır. Sf. 143

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 143) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ermeni misyonerler yaptıkları telkinlerde her vakit Ermenilerle Kürtlerin aynı soydan olduklarını ileri sürer ve zorla Müslüman yapılmış olmalarını hâlâ Hıristiyanlık inanışlarını değiştirerek koruduklarını öne sürerlerdi. Onların inanışta birleştiklerini söyledikleri Alevilerin Allah, Muhammet, Ali den çıkan, bir Allah, felsefesini Hıristiyanların ruh, ibin (oğul), Kudüs şeklindeki üçlemelerine benzetirler ve sizinle bizim aramızda yalnız bir sünnet farkı vardır. O da size zorla kabul ettirilmiştir derlerdi. Sf. 142

    Alıntı; Tarih Boyunca Türk Kavimleri – Edip Yavuz,  (Kurtuluş Matbaası, 1968, Sf. 142) kitabından birebir alınmıştır.