Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İbn el-Esirden aktaracağım son hikâye şudur, birisi anlatıyor, on yedi kişi bir yoldalar ve karşılarına atı üzerinde bir Moğol çıkıyor, “durun” diyor, duruyorlar ve “birbirinize bağlanın” emrini veriyor ve bağlanıyorlar. Ama bir kişi, “O sadece bir kişi ve peki, neden öldürmüyor ve kaçmıyoruz” diyerek, isyan çağrısı yapıyor. Aldığı cevap, “we are afraid,” korkuyorlar; amma nasılsa bu tek kişi isyan ediyor ve Moğol’u öldürüyor. Kurtuluyorlar.

    Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 88) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsa’dan sonra insanlık iki büyük veba felaketi yaşadı, birisi 542-710 ve İkincisi 1348-1580 yılları arasında oldu. Birinde İslam ve Araplar yayıldılar, Bizans topraklarına yerleştiler ve İkincisinde, Türkler, Bizans İmparatorluğu’nu ortadan kaldırıp Avrupa’ya çıktılar. Öyle oldu ve bu nedenle, tarihin büyük mantığına dayanarak, vebanın, Atamanlı’ların müttefiki sayılması gerektiğini söyleyebiliyoruz. Sf. 61

    Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 61) kitabından birebir alınmıştır.

  • Peki, bu kadar mı, veba, “Büyük Salgın”, Yüzyıl Savaşlarından on bir yıl sonra, 1348 yılında başladı ve aralıklarla en az yüz elli yıl sürdü; nüfusun çeşitli hesaplara göre, üçte biri ile yarısı kırıldı, aynı nüfus düzeyine ancak yüz elli yıl sonra ulaşıldığını biliyoruz. Bu dönemde Katolik Kilisesi, Papalık da diyebiliriz, o kadar öyle ki, 1378 ile 1415 arasında, Nicopoli Savaşı bu zamandadır, Avignon ve Roma olmak üzere iki Papa çıktı, birbirini tanımadılar. Bu kadar değil, Hıristiyanlar içinde sapkınlık, büyücülük, peygamberlik, mesyanizmin umur-ı adiyeden oldu. Kilise, sapkınlıklarla uğraşmak için Engizisyon Mahkemesini kurdu. Herkes her gün yeni peygamber bekliyordu, Sf. 61

    Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 61) kitabından birebir alınmıştır.

  • Büyük toprak sahipleri, vebanın bir daha gelmeyeceğini düşündükleri zamanlarda, kaybettikleri feodal haklarını geri alabilmek için baskıya ve zor kullanmaya başladılar. Bu ise, çok büyük düzensizliklere ve köylü isyanlarına yol açtı. On dördüncü yüzyılın sonuna doğru Osmanlı kuvvetleri Balkanlar’a yerleşirken, Avrupa köylü ayaklanmaları ile yanıyordu. Sf. 49

    Burada durmuyor, ölülerle cinsel ilişkiye girdiler ve bu ilişkilerde sınıf farkı aramadılar; çok güzel, ölülerde sınıf farkı yoktur. Bu nedenle olabilir, vebanın hem ölümün zaferini sağladığını, hem de ölümü demokratize ettiğini söyleyebiliyoruz. Nerede “halklaşma” varsa, demokratizasyon var demektir ve sınıf farkları kalkıyorsa, demokrasiye giriyoruz, anlamındadır. Sf. 49

    Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu sonuncu kategorinin bir kısmı korunuyordu, yalnız yıllardır kendilerini, Tanrının seçkin hizmetkârları olarak tanıtmışlardı ve salgını, işlenmiş günahlara karşı Tanrının ilahi bir cezası olarak gösterenler çoğunluktaydı; hastaların yardımına koştuklarında Tanrının bunları koruyacağı ve dolayısıyla vebanın bulaşmayacağını göstermeleri gerekiyordu; dine güven böyle sağlanabilirdi, böyle yaptılar ve hepsi öldüler. Ölümde demokratizasyon derken, bunu kast ediyorum.” Diğer kanıtlarına da işaret etmek zorundayım; Atamanlı ilerlerken bütün dinler büyük bir kriz yaşıyordu. Öyle ki, büyük bir yanlışlıkla Şeyh Bedrettin adına yazılan kıyam, üç kitabi dinin büyük buhranı üzerine oturuyordu; buradayız. Sf. 40

    Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • Böyle bir uyumu bulmak herhalde zor olmalıdır; 1348 ile 1431 yılları arasında, dokuz önemli veba salgını oldu, kayda geçenler bun­lardır. Bu tarih dönemi, Osmanlı’nın en hızlı fetih dönemine denk ge­liyordu; bunun anlamı, şehirler fethedilmeden önce veba tarafından kırılmış oluyordu. Bir mukavemet olmaması normaldir. Sf. 37

    Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Herbert Adams Gibbons, İstanbul’a bir görevle geldiğinde, herhalde böyle bir çalışma yapacağını hiç düşünmemişti. 1916 yılında, Oxford Üniversitesinden “The Foundation of the Ottoman Empaire” teziyle doktorasını aldı. Sf. 32

    Gibbons’un, çalışmasının ilk bölümünün başlığı, “Osman: A New Race Appears in History” olup, Ragıp Hulusi, bunu “birinci mebhas” ve “Osman: Tarihte Yeni Bir Irk Zuhur Ediyor” olarak çevirmişti. Demek ki Doktor Gibbons, “Osmanlı” milletinin Türk olmadığı ve yeni bir ırk olduğunu ileri sürüyordu. Tabii bu yeni milletin oluşumunda Türkler de var, ancak belirleyici olamadıklarını anlıyoruz. Sf. 33

    Doktor Gibbons, Osmanlıyı “Türk” saymanın ve Avrupa topraklarını işgal ettiklerini düşünmenin büyük bir hata olduğunu ileri sürüyor ve bu hataya Osmanlılar da düştüler, yollu ekliyor. Gibbons’a göre Balkanlardaki bütün kavimler, ilaveten Çerkezler, İranîler, Suriyeli ve Araplar, tabii Türkler de, Osmanlı’nın atalarıdırlar. Çok karışıklar ve bileşenlerden hiçbirisi, bu yeni milleti belirlemiyor; o kadar öyle ki, ancak bugünkü Kanada ve Amerikan milletine benzetebiliriz; Atmanlı’nın kanı da çok ve aynı ölçüde zengindi. Şimdi buradayız. Sf. 33

    Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 32, 33) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fatih, Konstantinapol’ü fethetmemiş olsaydı da yine Fatih’tir.

    Kapısında ölüm beklerken hülya kurabiliyordu.

    Osmanlı düzeninin doruğudur ve belki de Osmanlı bu dorukta bitmiştir. Sf. 18

    Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hepsi, sultanları “çok güçlü” çizerler. En güçlüleri dahi, bir anlamda, zavallıdır; Mehmet, sadrazamı Çandarlı Halil’in Bizans’ın casusu olduğunu biliyordu, dokunamamıştır ve kinini içine attığı kesindir. Güçleri anlıktır. Mehmet’i de tahta bir çıkardılar ve bir indirdiler. Çeliğe su verdiler.

    Oğlu Bayezid, babasının katili idi, kendi oğlu Selim’in verdiği zehirle öldü. Bayezid bir zehirleme uzmanı idi, zehirlendi. Devr-i hükümranlığında, sadece yeniçeri ağalarının oyuncağıdır. Ve Atamanlıları, ki çok sert bir cumhuriyettir, acımasız, iki partili bir sistem olarak görüyoruz. Ancak Atamanlılar, hangi anlama geliyorsa kabulümdür ve Avrupai bir devlettir. Buradayız. Sf. 13

    Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 13) kitabından birebir alınmıştır.

  • Geleneksel olarak “Osmanlı” ki “Osmani” ya da “Osmanist” anlamındadır, halkına “Türk” demek çok yanlıştır ve demediler, evvelinde “Atamanlı” bilindiler ve öncüleri Türk idiler, yepyeni bir kavim. Sf. 11

    Alıntı; Atamanoğlu Fatih – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi  1. Basım, Ekim 2015 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır; sonradan da anlaşıldığı üzere, Türkiye’de Ermeni meselesinin temelli çözümü açısından bu yöntem en kesin ve en uygun bir yöntemdi. Sf. 35

    Alıntı; Taşnak Partisinin Yapacağı Bir Şey Yok – Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan’ın İlk Başbakanı), Ç; Arif Acaroğlu, (Kaynak Yayınları  2. Baskı, Eylül 2014 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1914 kışı ve 1915 yılının ilk ayları, Taşnaksutyun da dâhil olmak üzere, Rusya Ermenileri açısından bir heyecanlanma ve umut dönemiydi.

    Biz kayıtsız şartsız Rusya’ya yönelmiş durumdaydık.

    Herhangi bir gerekçe yokken zafer havasına kapılmıştık; sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında Çar Hükümeti’nin (Güney Kafkasya Ermenistan’ı ile Türkiye’nin Ermeni eyaletlerinden oluşan) Ermenistan’ın bağımsızlığını bize armağan edeceğine emindik. Sf. 34

    Alıntı; Taşnak Partisinin Yapacağı Bir Şey Yok – Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan’ın İlk Başbakanı), Ç; Arif Acaroğlu, (Kaynak Yayınları  2. Baskı, Eylül 2014 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ovanes Kaçaznuni (İgithanyan) (Hovannes Katchaznouni), 1918 yılı Temmuz ayında kurulan Ermenistan devletinin ilk başbakanıdır. Taşnak hükümetini, 1919 Ağustos ayına kadar 13 ay yönetmiştir. Taşnaksutyun Partisi’nin kurucularındandır ve önemli lideridir. Ermenistan’ın ve Taşnak Partisi’nin en yetkilisidir. Sf. 6

    Alıntı; Taşnak Partisinin Yapacağı Bir Şey Yok – Ovanes Kaçaznuni (Ermenistan’ın İlk Başbakanı), Ç; Arif Acaroğlu, (Kaynak Yayınları  2. Baskı, Eylül 2014 – Sf. 6) kitabından birebir alınmıştır.

  • Savaşta karşımızda yer alan taraf Türklerdi elbette. Başka düşmanlar da vardı, ama bunlar Türkler kadar etkin değildi; yine de gözleri üzerimizdeydi. Ve bir gün geldi, bunlardan biri Türklerin yüzyıllar boyunca yapamadığını bir anda gerçekleştiriverdi. Sorarsanız, bu nefretle körüklenen değil, sevgiyle kotarılan bir hamleydi. (Türkler hiç olmazsa nefretlerini saklamayacak kadar dürüsttüler.) Ruslardan bahsediyorum tabii. Yeni Ruslardı bunlar. Aslına bakarsanız eskiler urba değiştirip yeni oluvermişti; ellerinde yeni bir kuram vardı, dünyayı kardeşlik yönetecekti. Ermenistan’ı silah zoruyla kardeş yaptılar. Amaçları gerçekten kardeşlikse, hadi buna da peki. Ermeni askerlerin arasında ne kadar lider varsa idam ettiler, ama bunu da kimsenin Rusların yüzüne vurmasını bekleyemeyiz. Bu yeni Ruslarla kardeş olmak isteyen çok az sayıda Ermeni vardı, ama aç ve bitkin haldeydiler, bu nedenle ufukta beliren taze düşmana karşı başlayan isyanın sonu hayli hızlı ve trajik oldu. Hatta alevlenmesiyle sönüşü bir oldu denebilir. Görülen oydu ki dünya Ermenilerin kendilerine ait bir ülkeye sahip olmasına izin vermeyecekti, her ne kadar bunu binlerce yıldır beklemiş, Anadolu’da yarı yarıya kırılmış olsalar da istemiyordu işte dünya. Ermeni askerlerin liderlerinin adi suçlular olduğuna karar verildi ve kurşuna dizildiler. O kadar. Rus kardeşler, vuruverdiler hepsini. Sonra da Ermenilere korkmayın dediler, Türkler artık sizi rahatsız edemez. Kardeş Rus askerleri Ermenistan’ın kentlerini bir bir gezdiler, uygun adım ve halka korkacak bir şey olmadığını söylediler. Hepsinin omzunda tüfek. Kardeşlik duygularıyla doldu taştı Ermenistan sizin anlayacağınız. Sf. 78, 79

    Alıntı; Yetmiş Bin Süryani – William Saroyan, Çevirenler; Ohannes Kılıçdağı, Aziz Gökdemir, (Aras Yayıncılık  2. Baskı, 2010 – Sf. 78, 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • Taşnaklar: (Erm.) Taşnak Partisi (tam adı Hay Heğapokhagan Taşnaktsutyun / Devrimci Ermeni Federasyonu) yandaşı kimse. Parti, 1890’da Tiflis’te kuruldu ve sosyalist ilkeleri şiar edindi. Ermenileri içinde bulundukları zor şartlardan kurtarmak için Avrupa, Kafkasya ve Osmanlı Devleti’nde faaliyet gösterdi. II. Abdülhamit rejimini yıkmak için İttihat ve Terakki Cemiyeti’yle ittifak yaptı. 1918’de kurulan bağımsız Ermenistan Cumhuriyetinde iktidara geldi. 1920’de Ermenistan SSCB’si kurulunca iktidardan uzaklaştırıldı, üç yıl sonra da yasaklandı. Zamanla milliyetçi bir çizgiye kaydı. Halen Ermenistan’da ve Lübnan, Suriye, ABD, Fransa gibi Ermeni nüfusunun yoğun olduğu ülkelerde faaliyetlerini sürdürmektedir. Sf. 77

    Alıntı; Yetmiş Bin Süryani – William Saroyan, Çevirenler; Ohannes Kılıçdağı, Aziz Gökdemir, (Aras Yayıncılık  2. Baskı, 2010 – Sf. 77) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evet, insan Ermeni olunca böyledir bu ve bunda hatalıyız. Onu bunu namussuz diye diğerlerinden soyutlamak hakça değil. Ermeni nasıl acı çekerse Türk de acı çeker. Saçma işte, ama bunu bilemezdim o zaman. Bilemezdim şu Türk dediğimiz insanın zorlandığı yola sapan, kendi halinde, dünya tatlısı bir biçare olduğunu. Ondan nefret etmenin, aynı hamurdan çıkma Ermeni’den nefret etmeye eşdeğer olduğunu. Ninem de bilmezdi, hâlâ da bilmiyor. Artık bunun bilincindeyim ben, ama kaç para eder? Ben ne dersem diyeyim dünyayı geri zekâlılar sarmış durumda. Geri zekâlılık deyince bunu her şeyi berbat eden cehâlet ve daha da kötüsü, kasti körlük anlamında kullanıyorum. Bugün dünyada milliyet denen şeyin hükmünün kalmadığını herkes görüyor, ama bir bakın hallerine. Bakın Almanya’ya, İtalya’ya, Fransa’ya, İngiltere’ye. Rusya’ya bakın hatta. Polonya’ya bakın. Bakın şu kafayı üşütmüş delilere. Gözlerini açıp salaklıklarını kavramalarına engel olan şey nedir, bilmiyorum. Bilmiyorum nedendir güçlerini hayatın değil ölümün emrine vermeleri. Görülen o ki tuttukları rota değişmeyecek. Hadi benim ninem yaşlı, artık değişemez, ama otuzun altında onca insana ne demeli. Onlara da çok genç mi diyeceğiz. Yoksa ölüm için çalışmak kabul edilebilir tek yol mu artık.) Sf. 70

    Lawrence’ın Arabistan’da görevi neydiyse General Antranik’in Ermenistan ve Türkiye’de görevi oydu: Türk ordusunun başına tebelleş olup, İtalyan, Fransız ve İngiliz orduları için tehdit oluşturmasını önlemek. General Antranik basit bir Ermeni köylüsü olduğundan İngiliz, Fransız, İtalyan hükümetlerinin sözüne inanmıştı, hizmetleri karşılığında halkı özgürlüğünü elde edecekti. Sf. 70

    Alıntı; Yetmiş Bin Süryani – William Saroyan, Çevirenler; Ohannes Kılıçdağı, Aziz Gökdemir, (Aras Yayıncılık  2. Baskı, 2010 – Sf. 70) kitabından birebir alınmıştır.

  • William Saroyan, Bitlis’ten Amerika’ya göç etmiş Ermeni bir ailenin, orada doğan ilk ferdi olarak 31 Ağustos 1908’de Kaliforniya eyaletinin Fresno kasabasında dünyaya geldi. Sf. 7

    Alıntı; Yetmiş Bin Süryani – William Saroyan, Çevirenler; Ohannes Kılıçdağı, Aziz Gökdemir, (Aras Yayıncılık  2. Baskı, 2010 – Sf. 7) kitabından birebir alınmıştır.

  • Baran: (Ermenice baran, ip) Dizi, sıra, sıra halindeki asmalar (yere çekilen bir ip hiza alınarak dikim yapıldığı için bu adla anılır) Sf. 291

    Baclimac: (Yazarın anlatımına göre, hamur, yağ ve yumurtayla yapılan bir yiyecek) Şekerli ekmek. Hamur açılıp yağda kızartılır, üzerine şeker ekilip veya bala bandırılıp yenir, [bazlımaç: Mısır, arpa, darı ve buğday unlarından yapılan mayalı, mayasız, yağlı, yağsız, şekerli, şekersiz, ince ve kaim pişirilen sac ekmeği)

    Bılig: (Ermenice ağızlarda bilig, bebe(k), kaz yavrusu, tavuk, hindi) Yazarın anlatımına göre, “bebe(k), yavru, sevimli, tatlı” anlamında, “baliğ”in şekil değiştirmiş hali (baliğ: Türkçe “bala” + Ermenice “ig” küçültme eki) Sf. 292

    Çortan: (Ermenice çor, kurut + tan, ayran) Kışın suda karıştırıp erite erite pişirmek üzere, topaklar halinde kurutulmuş ayran, kurut. Sf. 294

    Der: (Ermenice, “efendi, sahip”) Genellikle papaz adından önce kullanılan hitap. Sf.294

    Dil saklamak: Gelinlik tutmak da denir. Köy yerinde yeni gelinler, kocaları dışında aile büyükleriyle, bir saygı ifadesi olarak konuşmaz, çok gerektiğinde aracı kullanır veya elle, başla işaret ederek cevap verir, bazen pek hafiften tek kelime söylerdi. Bu suskunluk uzun yıllar sürebilir, büyükler bir hediye ile gelinin konuşmasına izin verirlerdi. Sf. 294

    Eğiş: (Ermenice agiş) Düz olanı tekneden hamur kazımaya, ateşi karıştırıp çekmeye, çengel gibi olanı tandırdan ekmek çıkarmaya, çömlek indirip çıkarmaya yarayan demir alet; kimi zaman iki ucu bu işleri görecek şekilde yapılmış tek bir alettir. [Tandırlarda veya ocaklarda kullanılan, bir ucu çengel şeklinde sivri, diğer ucu yassı, demirden araç. -DS] Sf. 295

    Goğig: Ermenice kaynaklardan saptanamadı. Ses benzerliği taşıyan gollig (kısa boylu, şişman) sözcüğüyle anlamdaş olabilir. (Ayrıca, Ermenice kitapta, “z” yerine, çok benzer bir harf olan “ğ” dizilmiş olabilir. Bu durumda sözcük “zozig” olur ki, Mıntzuri, “Zozig Ohan” öyküsünde Aşharova, Alamonig (Yağlıçayır) yöresi Ermenilerine zozig dendiğini anlatır. Sf. 296, 297

    Hekürge: (heküke) (Ermenicede ve orijinal metinde, ahuka) Toprak veya kilden yapılmış suyolu; bahçe duvarlarındaki ark suyunun geçmesini sağlayan göz, akuka, hakuka. [Taştan yapılmış üstü kapalı suyolu. -DS] Sf. 298

    Jur: Bir tür sos. Sarımsak, dövülmüş ceviz, bulgur ve kırmızıbiber ile hazırlanıp, kaygana, doğranmış ekmek veya kavrulmuş sebzenin üstüne gezdirilir.

    Kalacoş: (Kellecoş) (Yazarın anlatımına göre, eritilen çortana -kurut- yağ, ceviz, sarmısak, biber ve kavurma ilave edilerek pişirilen bir yemek) Kellecoş. Genellikle doğranmış yufka üzerine kavurma, ezilmiş kurut veya çökelek dökülüp, hafif ateşte ısıttıktan sonra üzerine kavrulmuş soğan dökülerek hazırlanan bir yemek. Sf. 301

    Maşıra: (Mişare) (Ermenice maşara) Bahçelerde sebze türlerine göre ayrılmış, çevresi hafif toprak tümsekli ekim yeri, ocak, [maşala: Bağ, bahçe ve bostanlarda ekilmek için ayrılmış küçük toprak parçası, evlek, karık. -DS] Sf. 305

    Poşa: Çingenelerin bir kolu; Kuzey Anadolu’da Çingenelere verilen ad; özelde Kuzey Anadolu’da göçebe yaşayan, Ermenice konuşan topluluk. [Kalbur, elek yapan ve satan; Çingene (kadını); kalbur, elek vb. ni satan Çingene kadın. -DS]

    Sohras: (soğaraç) (Ermenice sokhrats) Genellikle nane, kırmızıbiber de katılarak sos olarak kullanılmak üzere, yağda kavrulan ince doğranmış soğan, [soğraç/sohanç/suhanç: İnce doğranmış soğanı yağda kavurarak yapılan yemek; sohanç: Yemeğe konulan, doğranarak yağda kavrulmuş soğan, nane, biber vb. karışımı. -DS]

    Tump: (Ermenice) Topraktan alçak set, yığın; tarlaları birbirinden ayıran toprak set; suya yön vermek veya engel olmak amaçlı toprak set. [Erm. Toprak parçası, toprak seti, yığını. -Güncel Türkçe özlük] [Toprak yığını, tümsek; iki tarlayı ya da evlekleri birbirinden ayırmaya yarayan toprak set; tarla kıyılarında ekilmeyerek bırakılan dar yer. -DS]

    Usgura (tas): Su, ayran içmekte kullanılan, on beş santim kadar yükseklikte toprak veya bakır tas. [Topraktan yapılmış, çorba tası, çukur çanak. -DS; üsküre: Topraktan veya madenden yapılmış çorba tası, çukur çanak. -Güncel Türkçe Sözlük] Sf. 313

    Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 291, 313) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gangar da deyip son vereyim. Bizim “gangar” dediğimiz, enginar değildi. Dağlarda yetişirdi. İlkbaharda çıkardı. Tatlı, sütlü ve lezizdi. Yağla yumurtayla pişirirdik. Kurutur, kışın da yağla yumurtayla pişirirdik. Sf. 206

    Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 206) kitabından birebir alınmıştır.

  • Duttan pekmez hazırlardık. Dut bizim ikinci ana ürünümüzdü. Bağlarımızın dut ağaçları eylülü yarıladıktan sonra bile ürün verirdi, başka yerlerdeki gibi sadece haziran, temmuzda değil, iri ve çekirdeksizdi, şiresinden parmakların birbirine yapışırdı. Her evin pekmezi olurdu. Önce siyahken gitgide sararır, katılaşır, taş gibi sertleşirdi. Bıçakla keserdik. Öyle de tatlanmış olurdu ki, içimiz yanardı. Duttan rakı, sirke, pestil ve kuru dut da hazırlar, küplere koyardık.

    Üçüncü büyük ürünümüz üzümdü. Bağlarımızın hemen hemen hepsi asmalıktı. Üzümden tarhana, pestil, plit, cevizli sucuk ve küplerle şarap yapardık. Çok şarap içerdik, özellikle de “isim günleri”nde. İş yoktu, işe gitmek yoktu kış boyu.

    Keşkek ve kalacoş (Harput’ta kellecoş dediğimiz bir yemek) bizim en ağır yemeklerimizdendi. Keşkeği horozla, tavukla pişirirdik. Kalacoşu ise çortandan (çökelek kurusu olan kurut da denilen şey) yapardık. Çortan sopasıyla sert çortanları eritir, yağ, ceviz, sarımsak, biber ve kavurmayla pişirirdik. Pağarçı yağ ve yumurtayla yapar, tandırda pişirirdik. Bişi ince hamur yapraklarıydı, yağda kızartırdık. Sf. 205

    Alıntı; Turna Nereden Gelirsin? – Hagop Mıntzuri, (Aras Yayınları 2. Baskı, 2012 – Sf. 205) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2022); Çortan; Yoğurttan yayıkla tereyağı alınan uygulamada, yoğurt yağ ve ayrana dönüşüyor. Biraz tereyağı ama bol miktarda ayran elde ediliyor. O zamanın şartlarında ayranın ticari bir değeri yoktu, bol bol içiyorlardı ve ayranlı çorbasını yapıp yiyorlardı. Ayrıca ayranı kaynatarak kesilmesin sağlıyorlardı ve buna çökelek diyoruz. Çökeleği topak haline getirip sıkarak suyunu çıkartıyorlardı ve o topakları güneşte kurutuyorlardı, bu kurumuş çökelek taş gibi sert oluyordu ve kışın ayran yapmak için kullanılıyordu. Kışın süt veren hayvanlar yavrulama dönemine girince sütleri kesildiği için ayran olarak bu çökelek kurularını altı diğirli bir lengerde yani leğene benzer bir kapta ılık suda eritiyorlar ayran yapıyorlardı. Bu çökelek kurularına Ermeniler ve Kürtler Çortan biz Türkler de kurut diyorduk. Kuruttan elde edilen ayran normal ayran tadında olmuyordu neticede çökelek tadı vardı. yemeklerde, özellikle kellecoşta çok yakışan bir lezzetti.