Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Patrikhane’nin devlet aleyhindeki çalışmalarının Dâhiliye Nazırlığına rapor edildiği 1881 ve 1882 yıllarına ait şifreli yazıla Sivas Valisi Hakkı Paşa aşağıdaki hususlara dikkati çekmektedir;

    1.Patrikhane, piskoposlara, ihtilal ve isyan hazırlıklarını gösteren genelgeler göndermeye başlamıştır.

    2.Patrikhane, aklı başında, yaşlı, ihtilal ve isyanın Ermeni için çıkar yol olmadığını, Ermeni milletinin bundan zarar göreceğini kavrayan ve Patrikhane’nin emirlerine uymayan piskoposlar ile papazları işlerinden atarak (bunların bazılarını öldürtmüştür) yerlerine genç ve ihtilalci piskopos ve papazları tayin etmiştir.

    3.Patrikhane, gönderdiği gizli genelgeler ile devletin işi olan nüfus sayımına girişerek, Avrupa devletlerine “Altı Vilayet” te çoğunlukta olduklarını gösterme yolunda çalışmalara başlamıştır.

    4.Patrikhane, çeşitli adlar altında (Kıtlıktaki Ermenilere Yardımı Kudüs-ü Şerif Borçlarının Ödenmesi, vb.), Ermenilerden vergiler alarak, Avrupa basınında Ermeniler lehine ve Türkler aleyhine geniş ölçüde propagandaya girişmiştir. Bunun için adi cinayet olaylarını Ermenilerin katli gibi göstermeye çalışmış, gerçekle ilgisi olmayan cinayet haberleri çıkarmıştır. Kısaca, olayları tersyüz ederek yalan ve iftiraya dayalı bir kampanya başlatmıştır.

    5.Patrikhane’nin Ermenilerden “yardım” adı altında topladığı yüz binlerce lirası (altını) bulunmaktadır. Bu paranın bir bölümüyle Rusya’dan Doğu Anadolu’nun her tarafına sızdırılan silahlı çeteler, yerli fedailer ile birlikte terör hareketlerini başlatmışlardır. Sf. 234

    Nerses Varjabedyan’ın 1884’te ölümünden sonra 1885’te yerine Erzurum Piskoposu Harutyun Vehabedyan (1885-1888) Patrik seçilmiştir. Vehabedyan, Mıgırdiç Hırimyan ve Nerses Varjabedyan’ın takip ettikleri politikayı tasvip etmemiş ve Türkiye Ermenilerinin durumunun ıslahı için Avrupa’dan umut ve medet beklemenin faydasızlığına inanmıştı. Sf. 234, 235

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 234, 235) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kuyucu Murat Paşa, I. Ahmet’in saltanat döneminde sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır. Celali isyanlarını bastırmada başvurduğu sert yöntemler ve asileri kuyulara doldurarak diri diri gömmesi nedeniyle Kuyucu sıfatı ile tarihe geçmiştir. Çeşitli kaynaklara göre, Anadolu Türk halkından yaklaşık 50-150 bin kişiyi öldürttüğü tahmini yürütülmüştür. Sf. 101

    Celali bahanesiyle yoksul Anadolu köylüsünün kitleler halinde katledilmesine Ermeni Rahip Kemahlı Grigor’un 1595-1640 yılları arasını kapsayan kronolojisinde de değinilmektedir. Ermeni rahip de Kuyucu Murat Paşa’dan övgüyle söz etmekle birlikte, katledilen köylülerden oluşan tepeleri de yazmaktadır: “Görenlerin bize bizzat anlattıklarına göre Murat Paşa bütün konakladığı yerlerde önceden kuyular kazdırır ve bütün Celâlileri, muzır adamları öldürüp bu kuyulara attırır, oraya indirilen birkaç adam da atılanları istif ederdi. Vakadan dört sene sonra kış mevsiminde oradan geçerken ev büyüklüğünde olan kuyuları görmüştük. Birkaç tanesi çökmüş olduğundan odun, toprakla kapatılmıştı. İşte böylelikle ortadan kaldırılan melunlar duman gibi yok olarak Allah’ın şanından mahrum kaldılar.” Bu şekilde Canbolatoğlu’yla olan karşılaşmasından sonra 26 bin kişinin başını kestirerek tepe yaptığı iddia edilir. Sf. 103

    Naima, Kuyucu Murat’ın çocuk öldürmesine tanık oluşunu şu şekilde anlatmaktadır; “Bir gün pişgah-ı otakta (otağın üstünde) iskemle üzerinde oturup harf olunan (kazılan) bi’re (kuyuya) gelen adamları katlettirip doldurmakla meşgul idi. O sırada gördü, halk verasında (arkasında) bir atlı sipahi, bir sabiyi (çocuğu) kenduye redif edip (ardından getirme) geçup gide. Paşa emreyledi varıp sabiyi at arkasından indirip huzuruna götürdüler. Oğlancığa:

    – Sen ne yerdensin? Celali arasına neden düştün? Dedikte, Sabi doğru söyleyip,

    – Falan diyardanım, kıtlık sebebinden babam beni alıp bunlara katıldı. Boğazımız tokluğuna yanlarınca gezerdik, dedi.

    – Baban ne idi? deyu sorıcak

    – Şeştar çalardı ve anınla doyunurdu.

    Vezir-i Azam Murad Paşa başını sallayarak acı acı güldü.

    Hay, Celâlileri şevke götürürdü, deyup, çocuğun katline işaret etti, işaret üzerine çocuğu cellatlara verdiler. Fakat cellatlar;

    – Bu sabi masumu nice öldürelim, deyu çekilip her biri bir tarafa gidip göz yumdu. Murad Paşa emrinin neden geciktiğini sordukta, cellatların çocuğu merhamet edip istinkâf ettiklerini bildirdiklerinde, Paşa:

    – Yeniçerilerden birisi öldürsün, deyu buyurdu. Yeniçeri dilaverlerine teklif olduklarından onlar dahi, sabiye bakıp;

    – Biz cellat mıyız? Cellatlar bile merhamet etti. Vezir kendi iç oğlanlarına emretti ki sabiyi öldüreler. Onlar da huzurundan dağılıp kabul etmediklerinden oğlancık meydanda kalıp onu öldürecek adam bulunmadıkta, ihtiyar vezir arkasından kürkünü bırakıp ve kalkıp sabiyi kendi eliyle alıp, kuyunun kenarına getürüp başını vurup boğazını sıkıp helak ve kendi eliyle kuyuya inkaa etti.”

    İsmail Hakkı Danişmend ise hakkında şu ifadeleri kullanmaktadır: “Anadolu Türk’ünün ebediyen lanetle anacağı Kuyucu Murat ihtiyarlığından dolayı ‘Koca’ lakabıyla da tanınan 90’lık bir zalimdi. Kuyucu yalnız asilerle taraftarlarını değil, onlara her nasılsa ekmek ve su vermiş zavallılardan başka civarlarda bulunan komşularını bile kılıçtan geçirtecek derecede kana ve bilhassa Türk kanına susamış bir canavardır.” Sf. 103, 104

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 101 ile 104 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Barkey ise bu dönüşümün bizzat devlet tarafından gerçekleştirildiğini, merkezi yönetimin güçlendirilmesi ve taşranın denetim altına alınması adına, köylülerin silahlandırıldığını ve eşkıyalığın bizzat devletin ortaya çıkardığı yapay bir hareket olduğunu Devlet, işsiz güçsüz kimselerle paralı askerin eşkıyalara dönüşmesinde en büyük payı olan aktördür. Sf. 100

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 100) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tımar sistemi, Osmanlılara direkt merkezi hâzineden ödeme yapmaksızın ordu beslemelerinin topluma her türlü sosyal hizmeti götürmelerini kolaylaştıran bir sistemdi. Tımar sahibi, genellikle savaştaki hizmetleri karşılığında dirlik ihsan edilen bir sipahi olurdu. Sancak beyleri sıradan tımar sahiplerinden çok daha büyük dirlikler alır, ancak idari bakımdan onlarla aynı şekilde görev yaparlardı ve yıllık gelirleri iki yüz bin akçe ile altı yüz bin akçe arasında değişirdi. Beylerbeyi, yılda ortalama altı yüz bin-bir milyon akçe getiren daha da büyük dirlikler alırlardı. Tımar sahipleri ise yılda ortalama iki bin akçe kazanırdı. Tımar sahibinin edinebileceği iki bin akçeyle sınırlıydı. Dirlik bahşedilen sipahi, geçinebilmek için burayı idare etmek ve büyüklüğü sipahinin gelirine göre değişen tam donanımlı küçük bir sipahi grubu beslemek zorundaydı. Sf. 88

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 88) kitabından birebir alınmıştır.

  • Celali İsyanları, 16. ve 17. yüzyıllarda, Osmanlı yönetimindeki Anadolu’da toplumsal ve ekonomik yapının bozulmasından kaynaklanan ayaklanmaların tümüne verilen addır. Bu ayaklanmaların adı, bu kapsamdaki ayaklanmaların ilkinin önderi olan Şeyh Celal’den gelir. Bozok’lu (Yozgat) olan Şeyh Celal, Mehdi olduğu iddiasıyla 1519’da. Osmanlı yönetimine başkaldırdı. Tokat yöresinde başlayan Şeyh Celal ayaklanması, Alevi Türkmenler ve göçebe yaşayan diğer boylar arasında destek buldu ve devletin ağır vergi yükü altında ezilen binlerce çiftçinin de katılmasıyla hızla yayıldı. Ayaklanma aynı kanlı bir biçimde bastırıldı. Sf. 83

    Bu arada Osmanlı devletinin yerel yöneticileri, güç kullanarak halktan vergi toplamaya başladılar. Yerel yöneticilerin zulmü merkezi hükümet tarafından önü alınamaz duruma gelince III. Murat (1574-1595), III. Mehmet (1595-1603) ve I. Ahmet (1603-1617) soygunlara, yöneticilere ve memurlara karşı köylülerin silahla mücadele etmesini isteyen fermanlar çıkardılar. Sf. 84

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 83, 84) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şah Kulu’nun Anadolu’da ortaya çıkardığı hareket büyük boyutlar kazandı. Onu izleyenler, hükümetten memnun olmayan köylüler ve Türkmen aşiretleriydi. Osmanlı Devleti o dönemde bütün arazi ve hayvanları Tahrir Defterleri’ne kaydederek ekonomik hayatı denetim altına almak ve ülkede yaşayan insanları vergi mükellefi yapmak istiyordu. Oysa göçebe gruplar, devletin merkezi denetimine girmek istemedikleri gibi, hayvanlarına yiyecek bulamadıkları zaman vatandaşın ekini ile hayvanlarını doyurmakta bir sakınca görmüyorlardı. Şah İsmail ise bu göçebe insanlardan vergi almayacağını ve eski düzenin devam edeceğini söylüyordu. Sf. 63

    Selahattin Tansel’e göre hükümet kuvvetlerine karşı kazandıkları bu zaferden sonra Şah Kulu, “Ben Şah İsmail’in halifesiyim, devlet ve saltanat bana aittir, nikâh lüzumsuzdur” diyerek helal ile haram arasında fark gözetmemeye başladı. Taraftarları onun mehdi, peygamber, Allah olduğunu bile iddia ettiler. Şah Kulu kendisi mucizeler yaratır gibi yaparak kısa sürede çok sayıda taraftar topladı. Sf. 64

    Osmanlı hükümeti, Şah kulu olayından sonra Isparta ve Antalya taraflarında ele geçirdiği Alevileri Mora’ya sürdü. Sf. 66

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 63 ile 66 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bedreddin akıl konusunda başka bir yaklaşım getirerek, aklın Tanrı’yı kavrayamayacağını ileri sürer. “Tanrı’nın kavranması aklın sınırlarını aşar. İnsanın akıl gücü Tanrı’nın büyüklüğünü, kudretini kavramak için yeterli değildir. Tanrı’nın varlığı tüm evreni tamamlar. Evrenin varlığı yine Tanrı ile varoluşundandır. İbadetin koşulu ve kuralı yoktur. Tanrı her türlü ibadeti kabul eder.” Sf. 39

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.

  • Toprak ve malların müşterek duruma getirilmesi, özel mülkiyetin kaldırılması gerektiği görüşü Dukas’a göre Börklüce Mustafa’ya aittir. Dinler arasında fark olmadığı, bütün dinlerin eşit ve benzer ilkeler üzerine kurulduğu savunan ve yayan Şeyh Bedreddin’in bu isyan hareketleriyle doğrudan bir ilişkisinin olmadığı, fakat iktidara duyduğu kırgınlığından ve muhalif kimliğinden, dönemin huzursuz kitlelerinin faydalandığı söylense de Çelebi Mehmet isyanların başındaki kişi olarak gördüğü Şeyh Bedreddin’i kurduğu bir heyet ile yargılamış ve heyet Şeyhin, malı ve ailesi korunmak şartıyla idamına karar vermiştir. Bu fetva üzerine Şeyh Bedreddin 1420’de Serez’de idam edilmiş ve burada defnedilmiştir. 1961’de kemikleri, Sultan Mahmut’un Divanyolu’ndaki türbesi haziresine defnedilmiştir. Sf. 37

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Saçları kesik ve başları açık Bedreddinliler, “Dede Sultan” diye hitap ettikleri Börklüce’nin çağrısı üzerine derhal silahlandılar. Karaburun’un dağlık geçitlerini tutup kente giriş yollarını kapattılar. Türkmen oymaklarının, Yahudilerin, Sakızlı Hristiyan Rumların ve adalıların da bulunduğu bu kuvvetlerle Saruhan Valisi Süleyman Bey’in askerleri arasındaki çarpışmalar Stilaryos Dağı’nın geçitlerinde gerçekleşti. Vali ve beraberindeki askerlerin büyük bir kesimi kılıçtan geçirildi. Sf. 36

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 36) kitabından birebir alınmıştır.

  • Babai tarikatı şeyhlerinden olan Hacı Bektaş Veli, Babai ayaklanmasına taraftar olmasına rağmen bu savaşa katılmamıştır. Fakat kardeşi Menteş bu savaşta öldürülmüştür. Bu olaylardan sonra Hacı Bektaş Veli, Hristiyanlığın yaygın olduğu Sulucakarahöyük’e yerleşti. Buradaki Hristiyanları sevgi ile İslam dinine çağırarak onların bu dini benimsemelerini sağladı. Sf. 29

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 29) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu’ya gelen bu Türkmenlerin başında dervişleri ve dini liderleri bulunmaktaydı. Bunlardan Baba İlyas Amasya’nın Çat köyüne yerleşmiş, burada halkın hayvanlarını parasız olarak gütmüştür. Bunun yanında karı-koca arasındaki geçimsizlikleri giderebilmek ve hastaları iyileştirebilmek için muskalar yazmış ve hatta sihirbazlık yapmıştır. Halk, Baba İlyas’ı sevmekte ve onun kerametine inanmaktaydı. Baba İlyas Çat köyünde bir dergâh kurarak, burada kadın ve erkeklerin bir arada bulundukları dinsel törenler düzenlemiştir. Sf. 15

    Böylece Horasanlı Baba İlyas ve Şamlı Baba İshak, feodal hükümete karşı, Sultan I. Alaaddin’in son dönemlerinden itibaren (1230’dan sonra) oluşmaya başlayan koşulların tam olgunlaştığı; feodal beylerin köylü ve konar-göçer halk yığınlarını ağır haraç ve vergilerle canından bezdirdiği son on yılda yarattıkları ihtilalci Babai siyasetiyle, Konya’ya yürümeyi ve iktidarı ele geçirerek eski düzeni yıkıp, kendi düzenlerini kurmayı amaçlamışlardı. Sf. 20

    Baba İshak’ın kumandası altında Babai kuvvetleri Tokat’tan Amasya’ya ulaştıklarında Baba Resul’un kalede sallanan cesediyle karşılaşınca çılgına dönmüşlerdi. Aylardır onu görmek, ona ulaşmak için yatağını yakıp yıkan, silip süpüren bir sel gibi Amasya’ya akmışlardı. “Baba Resulullah! Baba Resulullah!” diye bağırarak saldırıp Armağanşah’ın ordusunu darmadağın ettiler ve kendisini yakalayıp öldürdüler. Sf. 27

    Alıntı;  İç İsyanlar ve Şeyh Said İsyanı – Mehmet Aydoğan,  (Nokta Kitap, Ekim 2012, Sf. 15 il 27 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Harput’un arka taraflarında kalmakla birlikte en büyük mahallelerinden olan Abdıher’de oturanların tamamı o dönemde göç etmiş Dersimli Kürtlerdir. Harput’tan yarım saat uzaklıktaki Hüseynik köyünün ise Karaçor adında bir mahallesi de vardır. Burada yaşayanlar da tümüyle Dersimli, yani Çarsancak Ermenileridir. Sf. 183

     Alıntı; Dersim (Seyahatname) – Antranik, Ermeniceden Çeviren; Payline Tomasyan, (Aras Yayıncılık, Kasım 2012, Sf. 183) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Elisee Reclus, “Lazistan, Ermenistan ve Kürdistan” çev. “Miyapan”, Vağarşabad, 1893, Alıntı;)

    “Ermeni ve Kürt yaylalarında yaşayan aşiretlerde tüm Müslüman ve Hıristiyan tarikatlarının yanı sıra Mazdaizm’den bilinçsiz izler de vardır. Kızılbaşlar (bu kelime Afganistan ve birçok Doğu ülkesinde Pers ırkına ait insanlar için kullanılır) çoğunlukla Kürt’tür. Bu tarikata ait 400.000 insanın 15 bini Türkmen soyundandır. İki-üç aşiret de kendilerini Arap adlandırır. Başlıca nüfusları Fırat havzasının ortasında, Kirmeli kıyısında ve yukarı Kızılırmak vadisinde yaşayan Kızılbaşlar, Müslümanlarca bir Hıristiyan tarikatı olarak görülür; çünkü onlar da şarap içer, kadınlarını örtmez, vaftiz ve komünyon [kutsal ekmek] ritüellerini uygularlar. Diğer tarikatlara kıyasla komşularınca kesinlikle dışlanan Kızılbaşlar, doğru mu yalan mı bilinmez, ışık söndürülünce cinslerin tam bir karışıklığının hüküm sürdüğü ve bundan kaynaklanarak çırah söndüren adıyla da genelde anılmalarına neden olan gece kutlamaları düzenlemekle suçlanırlar.” Sf. 180

     Alıntı; Dersim (Seyahatname) – Antranik, Ermeniceden Çeviren; Payline Tomasyan, (Aras Yayıncılık, Kasım 2012, Sf. 180) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kureşanlılar: Dersim’de tek başlarına etkin bir aşirettir. Onların dışında kimsenin dini lider olmak gibi bir gücü ve hakkı yoktur. Sf. 179

     Alıntı; Dersim (Seyahatname) – Antranik, Ermeniceden Çeviren; Payline Tomasyan, (Aras Yayıncılık, Kasım 2012, Sf. 179) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sultan bu sefer Dersim ormanlarını yakmaya, tüm o yüce dağları çıplaklaştırmaya karar verdi. Amacına ulaşmak için Batum’dan Dersim’e, Trabzon üzerinden büyük miktarda petrol getirtti. Her şey hazır olduktan sonra, Kuzuçan ve Çarsancak’tan başlayarak petrolü ormana serpip ateşe verdiklerinde, herkesi şaşkına çeviren bir şey oldu; bu sefer de doğa Osmanlılara karşı çıktı. Hava bulutlandı, dağlar karardı, ardından korkunç bir sağanak, dolu ve yağmur, şiddetli rüzgârla birlikte Osmanlıların girişimini boşa çıkardı. Bu şaşırtıcı olay karşısında Osmanlılar takdiri ilâhinin Dersimlilerden yana olduğu kanısına vardılar.

    Sultan istemese de yumuşadı, Sf. 170

     Alıntı; Dersim (Seyahatname) – Antranik, Ermeniceden Çeviren; Payline Tomasyan, (Aras Yayıncılık, Kasım 2012, Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sultan silah zoruyla Dersim’i kendisine bağlayıp emellerine alet edemeyeceğini anladı. Diğer Kültlere yaptığı gibi, daha önceden planladığı son bir yola başvuracaktı, Yeniçeriliği, Hamidiye Alayı adıyla tekrar kuracaktı. Sf. 168

    Reislerin bir kısmı sultanın önerilerini reddedip çetelerini toplayıp çevredeki köy ve kasabalara saldırdılar, talan edip ateşe verdiler, insanları kılıçtan geçirdiler.

    Sultan hem şaşırdı hem de öfkelendi. Bu sefer birkaç tabur asker ve 8-10 dağ topu teslim ederek Fazlı Ferik ve Derviş Müşir paşalara Dersim’e gidip bu dizginsiz Kürtleri, Bulgaristan’da yaptıkları gibi, dize getirmelerini emretti. Bulgarları kırmakla ünlenmiş olan bu iki yüksek rütbeli paşa, büyük bir hiddetle İstanbul’dan Dersim’e doğru yol aldılar. Eğin şehrine varınca, Fırat’ın sağ kıyısına (1887-1888) orduyu konuşladılar; ertesi günü de üstlendikleri cellatlık görevini yerine getireceklerdi. Sf. 169

    Müşir Paşalar hiç sonuç alamadan, boyunları bükük, İstanbul’a döndüler ve sultana, Dersim’in korku salan heybetli dağlar ve ormanlarla kaplı bir doğaya sahip, tarifi imkânsız bir konumu olduğunu; ormanlardaki her bir ağaç ve dalın Osmanlı ordusuna karşı bir adım bile geri atmadan savaşan bir asker olduğunu; o ormanlar var oldukça Dersim’in yenilmez kalacağını anlattılar.

     Alıntı; Dersim (Seyahatname) – Antranik, Ermeniceden Çeviren; Payline Tomasyan, (Aras Yayıncılık, Kasım 2012, Sf. 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu durum altı-yedi yıl sürdü, ta ki sultan sonunda sürdürdüğü bu uzun savaşların isyankâr Dersimde boyun eğdiremeyeceğini ve bir yarar da sağlamadığını hissedene kadar. Tersine, Dersimlilerin içlerindeki savaşçı ruhu daha da körüklemiş, Osmanlı devletine yarar getireceğine iki, üç katı zarar vermiş oldu. Çabalarının böylece tümüyle boşa gittiğini görünce Dersim vilayetini dağıtmak zorunda kaldı. Yani devlet otoritesini tanımış olan yerlerin büyük küçük tüm yöneticilerini Dersim’in civarındaki vilayetlere bağladı. Mesela Tercan ve Kuzuçan’ı Erzincan mutasarrıflığına. (Erzurum vilayetine) bağladı; Hozat’ı vilayetlikten mutasarrıflığa (Harput vilayetine bağlı) indirdi ve kaymakamlarca yönetilen Pağ, Mazgirt, Kızıl-Kilise, Peri ve Çemişgezek’i bu mutasarrıflığın yetkisine verdi; ama bu kasabalardan uzak kalmış Dersim’in doğusundaki bazı köyleri Kiğı kaymakamlığına bağladı. İsyankâr tutumlarını sürdüren Dujik ve Kuti Deresi ise tamamen bağımsız kaldılar. Sultan sonunda bir avuç dağlıyı durdurmakta başarısız oldu. Onlar ise isyankâr hayatlarına ve baskınlarına devam etmekteler. Sf. 168

     Alıntı; Dersim (Seyahatname) – Antranik, Ermeniceden Çeviren; Payline Tomasyan, (Aras Yayıncılık, Kasım 2012, Sf. 168) kitabından birebir alınmıştır.

  • Komutan Paşa evvelce, yani Dujik-Baba’yı alır almaz hemen Sultan II. Abdülhamid’e “Dersim kaleleri alındı ve ıslahat kabul olundu” diye haber ulaştırmıştı. Ama bu son mağlubiyeti bildirmedi ve Dersim’i tümüyle zapt edilmiş, Osmanlı’ya bağlanmış gibi gösterdi. Sultan da Dersim’i vilayet ilan etti ve 400-500 haneden ibaret bir köy olan Hozat’ı da vilayet merkezi yaptı. Burada üç-dört tabur talimli ve düzenli Osmanlı askeri her daim hazırdı.

    Vilayet ilan edildikten sonra Hozat dağlı Dersimliler için artık bir “sürçme taşı” na döndü. Dersimliler güçlerini gruplara bölerek Dersim’in Osmanlı’ya bağlanan tüm bölgelerinde sürekli isyan çıkarmaya başladılar. Osmanlı Devletine görünüşte tabi olma sözü vermiş olanlar da isyanlara katıldılar. Bu çeteci gruplar öylesine gözü kara idiler ki, sık sık Hozat, Pağ ve Kızıl-Kilise’ye saldırıyor, Osmanlı görevlilerini kılıçtan geçiriyor, bütün kışlaları, cephanelikleri, genelde devlet mallarını talan ediyorlardı. Osmanlı yönetimi ise onca kuvvetine rağmen bu çeteci grupları püskürtmekte yine de başarısızdı; zira izole bir halde yalnızca şehirleri mekân tutmuştu ve bir adım dahi uzaklaşacak halde değildi. Sf. 167

     Alıntı; Dersim (Seyahatname) – Antranik, Ermeniceden Çeviren; Payline Tomasyan, (Aras Yayıncılık, Kasım 2012, Sf. 167) kitabından birebir alınmıştır.

  • (1877) Osmanlılar sadece Munzur’u geçmek için çok büyük kayıp verdiler ve bir kez daha başarılı olamadılar. İçlerinden Arnavut bir binbaşı, elinde Osmanlı bayrağı, “Padişahım çok yaşa,” diye bağırarak zar zor Munzur’un öbür tarafına geçti, ama bu cesur hamlesiyle esir düştü. Kürtler, Osmanlı bayrağına tükürmesi için onu zorladılar, ama -zaferin zaten kendilerinde olduğunu düşünerek- buna yanaşmadı. Yüksek kayalıklardan aşağı yuvarladılar onu. Sf. 166

     Alıntı; Dersim (Seyahatname) – Antranik, Ermeniceden Çeviren; Payline Tomasyan, (Aras Yayıncılık, Kasım 2012, Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rusya ilk defa halkların özgürlüğü için Osmanlı halifelik tahtında oturan Sultan Mahmud’a karşı savaş açınca ve büyük bir cesaretle onun gücünü dağıtıp, Yunanistan da bağımsızlık ilan edilince, Sultan Mahmud çok geniş bir alana yayılmış olan imparatorluğundaki irili ufaklı çeşitli halkların hızla Yunanistan’ı örnek alabileceklerini, bunun da kutsal halifelik tahtını tehlikeye düşüreceğini hissetti.  Sf. 155

    Yıllar geçti ama başkalarının yanı sıra, isyankâr Dersim de Osmanlının hep gözü önündeydi; Osmanlı yönetimi Dersim’in Müslüman olduğunu düşünüp gerektiğinde ondan yardım alabileceğini de zannediyordu, ama nafile. Dersimliler Osmanlılara yardım etmemekle kalmayıp zarar da veriyorlardı, onlara düşmandılar; kısacası, en ufak bir fırsatta tüm çevre köy ve kasabaları, hatta memleketi kanla yıkamaya hazırdılar. Sf. 157

    Tam o sıralarda Rusya ve Türkiye arasında yeniden savaş çıkmıştı (1855-1856). Osmanlı ordusu Ermenistan’dan geçerek doğuya, Rusya’ya ilerleyecekti. Savaş alanına varmadan önce, aniden Dersim’e saldırdı, dağları bombalayarak, ormanları yakarak gücünü gösterdi. Sf. 157

    (1877 Türk-Rus savaşı). Osmanlı Devleti epeydir üstüne titrediği ve kendisine bağımlı kıldığını sandığı Dersim’den savaş için vergi veya asker istedi. Ama vergi ve asker vermeye hiç niyeti olmayan II. Şah Hüseyin Beg sultana koşullar öne sürmeye başladı:

    “Biz savaş için vergi ödeyemeyiz, askeri de bir şartla veririz. Dersimli kuvvetler arasına hiçbir yabancı (Osmanlı) asker veya komutan katılmayacak. Dersim’in ayrı ordusu olacak ve emir komutası bende olacak.” Sf. 160 

     Alıntı; Dersim (Seyahatname) – Antranik, Ermeniceden Çeviren; Payline Tomasyan, (Aras Yayıncılık, Kasım 2012, Sf. 155 ile 160 arası) kitabından birebir alınmıştır.