Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Açıklayayım size visal orucunu: İftar etmeden iki ya da üç gün üst üste tutulan oruca denir. Sf. 57

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kafasını kaldırdı, bana öyle bir baktı ki olduğum yerde bayılmışım. Kendime geldiğimde Mevlâna başımda bekliyordu. Mevlâna elimi tutarak ve yaya olarak kendi medresesine götürdü. Birlikte bir hücreye girdik. Bu hücre kuyumcu Selahaddin’in hücresidir. Orada bir süre baş başa kaldık. Sf. 50

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 50) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu yolculuğu izlerdim. Ölmeden önce ölmek için ölümü canlı seyretmek lâzım. O nedenle kimi geceler mahallemizdeki caminin gasilhanesindeki tabutun kapağını açar, içine yatar ve sabaha kadar ölümün kokusunu çekerdim içime. Hiçbir zaman yün, pamuk türünden yataklarda uyumadım. Ya sert bir tahta üzerinde, ya bir kayabaşında yahut bir ağacın altında, bir tabutun içinde sabahlardım. Sf. 19

    Alıntı; Aşkın Gözyaşları (Tebrizli Şems) – Sinan Yağmur, (Karatay Akademi Yayınları 260. Baskı, Mayıs 2011 – Sf. 19) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öldürmeler, hem de “hile” yolları kullanarak öldürmeler, İslam’da Muhammed ve arkadaşlarından kalmadır. “Hile”yle adam öldürmeye bir örnek: Dönemin ünlü şairi Ka’b ibn Eşref, şiirlerinde Muhammed’i yermektedir. Muhammed bir gün arkadaşlarına seslenir: “Ka’b îbn Eşrefi öldürmeye kim hazırdır?” Uygun kişi bulunmuştur: Ka’b’ın sütkardeşi Muhammed îbn Mesleme. Bu adam, “peygamber” inden aldığı “izin”le hile yoluna başvurur ve genç şairi öldürür. Sf. 277

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 277) kitabından birebir alınmıştır.

  • 28 Temmuz 1989 günlü gazetenizde, “akrabam” olduğunu “yakınlarımın benden utanç duyduklarını” ileri süren, adı, kimliği belirsiz bir kişinin mektubu yayımlandı. Karşılık verdim, böyle bir akrabam olamayacağım belirttim. Ve belirttim ki, değil yakınlarım, komşularım içinde bile hep sevilip, sayılırım. Başka türlü de olabilirdi, ama yok. Çekirdek ailem olan karım ve çocuklarımla normalin de üstünde, birbirimizi sever ve sayarız. Yakınlarımdan kardeşlerimin bana sevgi ve saygıları da alışılmışın üstündedir. Babam bunu kıskana gelmiş; kardeşlerime: “Bana değil, ona bağlısınız, beni değil, onu sayıyorsunuz. Hepinizi dinsiz etti o.” der, durur. Röportaj için babama gidenler, ondan bunu öğrenmişlerdir ve o yüzden, yakınlarımın orada bulunduğu açıkça yazıldığı halde onlara gitmemişlerdir. Babam yoluyla beni vurmak… Bu bir gazetecilik sayılmıştır. Bir “iman kahramanlığı”.

    Babam:

    Babam, ne de olsa babamdır, fazla bir şey söyleyemem. Beni 11 yaşıma değin okuttuğunu söylemişse bu yanlış. Bu yaşta ben, Ağrı’nın Tutak İlçesi’nde ve Kargalık Köyü’nde, ilerlemiş ölçüde Arapça gramer (sarf ve nahv) okuyordum. Babamsa Arapça bilmez. Biraz ben öğretmeye çalıştım, ama olmadı, öğrenemedi. Resmî imamlık kadrosuna benim müftülük dönemimde geçti. Amiri de oldum; ama o sırada bile bastonunu çekip beni dövdü. Falanca caminin imamını o camiden ve “meşrutasından” (lojmanından) niye çıkarmıyorum ve kendisini onun yerine yerleştirmiyorum diye… Dövmeye alışıktı. Kur’an’ın da buyruğuyla (Nisa, ayet: 34) karısını döverdi, çocuğunu döverdi. Gelinini ve torunlarını bile dövmeye yönelirdi. Babamdı: Ne yapabilirdim? Ve şimdi ne yapabilirim? Sf. 275

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 275) kitabından birebir alınmıştır.

  • Geçmişten bize, bugünkünden daha güzel bir dünya bırakılabilirdi. Bunun olmamasında dinlerden kaynaklı karanlığın çok, ama çok büyük payı var. Bu karanlık olmasaydı, insanlık daha başka bir noktada olacaktı.

    İşte bir örnek: Cemel olayı. 9 Aralık 656. Savaş için karşı karşıya gelen iki kesim. Bir yandakilerin başında “Peygamber”in ünlü karısı Aişe, öbür kesimin başındaysa aynı “Peygamberin damadı Ali iki kesim de “ashab”dan. İslam’ın en ileri gelenlerinden. İçlerinde, sağlıklarında “cennetle müjdelenmiş” olanlar da var. İki kesimde de… Kılıç çekiyorlar birbirlerine. Sonuç: 15 bin ölü. Yani bir olayda, 15 bin kişi öldürülmüştür. Hayvan boğazlanır gibi boğazlanmışlardır, örnekler çok. Akıl ve sağduyu ışığının kanına girmeler… Sf. 272

    Elimdeki ışığın önemini ve gücünü biliyorum. Bilgim var, yüreğim var ve insanlara, insanımıza yararlı olmaya çalışmak gibi bir huyum ve tutkum var. Varlığım, ölümlüdür kuşkusuz. Ama ölümsüz katkılarım olsun istiyorum. İnsan aklının zincirlerden kurtulup “oh” diyeceği, soluk alacağı daha güzel bir dünya için. Sf. 272, 273

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 272, 273) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine toplumumuzda, özellikle Anadolu’da “cin çıkarma”lar görülür: “Saralı” ya da deli “cinci”ye getirilir. “Cinci hoca”mız da başlar hastadan “cinleri çıkarmaya”. Hastanın karşısında kendince bildiği birtakım dualar okurken, bir yandan da “uhruc, uhruc, uhruc…” der durur. “Uhruc”, Arapça bir sözcük. “Çık!” demek. Hoca “cin taifesine seslenir bu sözcükle. “Hadi gel çık bu hastadan. Çık, çık, çık!!!” anlamında, hoca, “cin çıksın” diye hastayı döver de. Kimi az, kimi çok… Dayak olur ille de!       

    Biliyor musunuz bu “tedavi” yöntemi nereden kaynaklanıyor? Açıkça belirteyim: “Peygamber ve arkadaşlarından. “Yalan” ve “iftira” diyemezsiniz. Çünkü ben bilim ve düşünce adamıyım, “yalan” ve “iftira”yla bir ilintim olamaz. İşte kaynağı, hem de İslam dünyasında en güvenilirlerden:

    Muhammed’in önemli görev verdiği kişilerden Ebul – As Oğlu Osman hastalanmıştır. Muhammed onu şeytan – cin tuttuğunu söyleyin tanısını koyar hemen. Adamı çömeltir. Eliyle adamın göğsüne vurur. Ve ağzına tükürür. (Adam: “ve tefele fi femi”, yani “ağzıma tükürdük” diyor.) Ve başlar (cine seslenerek:) “uhruc!”, yani “çık!” demeye. “Uhruc aduvvellah!”, yani “ey Tanrı’nın düşmanı hadi gel çık (adamın içinden)!” der. Bunu üç kez yapar. Sonra da adamı işine (görevine) gönderir. (Bkz. İbn Mace, Sünen, Kitabu’t – Tıbb/ 46, hadis no: 3548.)

    Bir köylü Arap gelmiştir Muhammed’e. Konuşur, kardeşini “cin tuttuğunu” söyler. Muhammed: “Git onu bana getir!” der. Köylü gider, kardeşini getirir. Muhammed bir sürü ayet okuyarak tedavi eder. Adam o sırada iyileşir. (Bkz. İbn Mace, aynı yer, hadis no: 3549.)

    Bir kadın. Elinde çocuğu. Bu çocuğu da “cin tutmuş”. Muhammed’in yanına getirir. Muhammed “cin”i çıkarmaya koyulur “Uhruc aduvellah ene resulullah! “Ey Tanrı’nın düşmanı (cin!) Gel çık (çocuğun  içinden)! Ben Tanrı’nın elçisiyim!” diyerek seslenir. Çocuk iyileşmiştir. Yani “cin, çocuğun içinden çıkıp gitmiştir”. Kadın biraz kurutulmuş yoğurt, biraz yağ ve iki koç getirip Muhammed’e verir. Muhammed, koçlardan birini alır, öbürlerini kadına geri verir. (Bkz. Ahmed İbn Hanbel, Müsned, 4/170 – 171; Dârimi, Sünen, Mukaddime/4.) Sf. 269, 270 

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 269, 270) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ve alevi değilim. “Sünni” ana babadan gelmeyim. Bu, bir gerçek. Dahası, “imam” olduğu ve Aleviliğe düşmanlıkla koşullandırıldığı için, “Alevleri, “Yahudiler”den, “Hristiyanlardan daha “kâfir” gören bir babanın oğluyum. Ben de, müftü oldum. “Alevi” olsaydım, beni “müftü” yapmazlardı. Sf. 250

    Alevi olduğum nasıl yalansa, böyle bir özlem içinde bulunduğum da yalan. “Askerî ihtilali benimsemem. Çok açık ve dürüst biçimde belirtiyorum: Ben hiçbir “ihtilalden yana değilim. Sağ ve Şeriatçı bir “ihtilalden” yana olamayacağım açık. “Sol bir ihtilalden yana da değilim. “İhtilâl”, bana göre, benim benimseyebileceğim bir olay olamaz. Çünkü “ihtilaller gelirken, “kan”la, ”ölüm”le, çoğu kez de “zulümle” gelirler. Bunların hiçbirinin, benim benimsediğim dünyada yeri yoktur. ”İhtilâl”ler geldikten Sonra da, birtakım “karanlık”lar, “kapalılıklar” oluşur. Bu sırada türlü haksızlıklar yaşanabilir, yaşatılabilir. Benim benimsediğim dünyadaysa, bunlar olmamalıdır. Sf. 250

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 250) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sigmund Freud (1856-1939), “sünnet”i, Musa’nın eski Mısır’dan aldığı görüşündedir. (Bkz. Sigmund Freud, Musa ve Tektanrıcılık, Çev. Erol Sevil, s. 32 ve öt.) Herodot (M. Ö. 490-425) da, “yalnız Mısırlılar ve bu âdeti Mısırlılardan almış olanlar sünnet olurlar…” der. (Bkz. Herodot Tarihi, çev. Müntekim Ökmen, İstanbul, 1973, Remzi Kitabevi, s. 116.) Sf. 247

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 247) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Sünnet”, Kur’an’da yer almamış olmakla birlikte, İslam’daki temel gelenekler arasındadır. Ve İslam’a, Yahudilikten geçmedir. Yahudiliğe de eski Mısır’dan.

    Muhammed, “ilk sünnet olan insan”ın, “İbrahim” olduğunu ileri sürer. Sf. 246

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 246) kitabından birebir alınmıştır.

  • Doç. Dr. Yaşar Kutluay, AÜ İlahiyat Fak. Yay., Ankara, 1965, Sf.7

    “Halen Amerika’da bir kütüphanede bir yazma eser vardır ki, İbrani harfler ile Arap’ça yazılmıştır. Eseri yayımlayan ‘bilgin’, el yazısının, ‘12. yy’a ait olduğunu ve Karai mezhebi (Yahudi mezhebi) aleyhtarı bazı yazmalar arasında ele geçirildiğini belirttikten sonra, “bunda Peygamber Muhammed’in Yahudi arkadaşlarının bir listesi ile onlar tarafından yazılmış bazı ayetleri ihtiva etmektedir.” der. Bu ‘arkadaşlar (ashab), yazdıkları ayetleri öyle seçmişlerdir ki her birinin baş harfi İbrani harflerine çevrildiği zaman, ‘İsrail hâkimleri (bilgeleri) sahte Peygamber’e böyle yaptılar’ anlamında bir cümle ortaya çıkmaktadır…” Sf. 227

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 227) kitabından birebir alınmıştır.

  • Muhammed açıklıyor:

    “El îmânu Yemânin.”

    Anlamı şu:

    “İmân Yemenlidir.” Sf. 171

    Dahası, bu hadisi, Muhammed’den 11 arkadaşı aktarmıştır. Onun için bu hadis, sağlamlık derecesinin en üst basamağı olan “tevâtur” basamağına yükselmiş, “mutevâtır” hadisler arasında yer almıştır. Sf. 171

    Hadise göre “İslâm’ın tümü Yemenli”

    11 “sahâbinin Muhammed’den aktardığı ve sağlamlığına kuşku duyulmayan hadiste, ‘İman Yemenlidir” dendikten sonra, “fıkıh da Yemenlidir, hikmet de Yemenlidir” deniyor. Bu, “İslam, tüm aldığı bilgi ve inançlarıyla, ibadet ve gelenekleriyle Yemenlidir.” demekle eşanlamlıdır.

    Bu, “İslam’ın Muhammed’e, “Tanrı’dan, vahiyle geldiği” yolundaki savı da havada bırakmakta, kökünden işlemez duruma getirmekte.

    Çünkü bir “yer”i, “yurdu, anayurdu” olan bir şeyin, bir bütünün, “Tanrı’dan vahiyle geldiği” söylenemez, söylense de önemi olmaz. Sf. 174

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 171 ile 174 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne tür karşı çıkılırsa çıkılsın, gerçek ortada: İslâm, tümüne yakın bir bölümüyle, “gök cisimlerine tapınma”yı içine alan Sâbiîlikten kaynaklanmıştır. Bu kaynaktan kimini doğrudan, kimini de Yahudilik, Hristiyanlık gibi dinler aracılığıyla almıştır. Ve kesinlikle, “vahy eseri” değildir. Yani, Tanrı, “gök”ten ve “Muhammedi aracı (peygamber) kılarak indirmiş” değildir.” Sf. 167

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 167) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kur’an’da “savm” yalnızca bir yerde, Meryem Suresinin 26. Ayetinde geçer; o da “herkesin bildiği oruç” anlamında değildir; “susmak, konuşmamak’” anlamındadır. “Meryem’in başına gelen” anlatılırken yer alır. Ayetin anlamı şöyle: “(Meryem!) Ye, iç! Gözün aydın! İnsanlardan birini görürsen, ‘Ben Rahman’a savm adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım de!”

    Demek ki “savm” burada, bilinen anlamıyla “oruç” değil; Müslümanların bilmedikleri anlamıyla “konuşmamak”tır. Herkesin bildiği Kur’an’da “savm” diye geçerken, Abdullah ibn Mes’ud’un “Mushaf’ında (Kur’an derlemesinde) “susmak, konuşmamak” demek olan “samt (ya da sumt)” diye geçer aynı yerde. (Bkz. Fahruddin Râzî, e’t- Tefsiru’l-Kebîr, 21/206.) Şimdi “eldeki Kur’ân’dan başka Kur’an’lar da mı var?” diyeceksiniz. “Evet, başka Mushaflar da var” diyoruz. Bu “Mushaf’ların en ünlüsü de İbn Mes’ud’un Mushaf’ı”dır. Bu arada bunu da belirtmiş olayım. Sf. 165

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dünya, “dört gün”de yaratılmış. Anlaşılan “dünya”nın yaratılması, evrenin tümünün yaratılmasından daha zor olmuş. Çünkü bildirildiğine göre, dünya “dört günde” yaratılırken, evrenin öteki kesimleri, tüm “yedi kat gök”üyle birlikte “iki günde” yaratılmış. Toplamı, “altı gün” ediyor. Sf. 164

    Kur’an’da anlatıldığına göre, “gök, direksiz durduruluyor”muş, öyle yaratılmış. (Bkz. Ra’d, ayet: 2; Lokman, ayet: 10.) “Gök tavanı, yeryüzüne çökmesin diye, Tanrı, onu tutuyor” muş. (Bkz. Hacc, ayet: 65.) Bununla birlikte, Tanrı isterse, yani kullarını cezalandırmayı dilediğinde, “gökten bir parça koparıp yeryüzüne düşebilir”miş (Bkz. Tur, ayet: 44; Isrâ, ayet: 92; Şuara, ayet: 187; Sebe’, ayet: 9.)

    “Gökten parça koparılıp insanların üzerine indirilmesi” ne demek? Gel de anla! Sf. 164

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Edip Yüksel, “Son Peygamber Bir Sabiîydi” başlığı altında, “peygamberin “daha önce doğru yol üzerinde bulunduğu ve hiçbir zaman putlara tapmadığı” yolundaki “iddialar”ı doğru kabul etmiyor. Bu ”iddialar”ın, Kur’an’da, anlatılanlarla da çeliştiğini savunuyor. Yüksel, Muhammed’in daha önce “kavminin dininde”, yani “putatapar” bulunduğu görüşündedir. Bunu açıkça belirtiyor. Sf. 159

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sırası gelmişken değinmekte yarar var: Kur’an’ın “ilk orijinali”, Muhammed’den sonra yakılmıştır. Ona dayandığı ileri sürülerek hazırlanmış olan da. Daha sonra “hazırlanmış”, çoğaltılıp kimi “merkez”lere gönderilmiş olansa, orijinaliyle hiçbir yerde bulunmamakta. (Konuya ilişkin daha çok bilgi için bkz. Eren Kutsuz, “Nasıl Yakıldım”, Martı Yayın Tanıtım dergisi, Kasım 1987, s.55-58). Haydi gelin, “güvenin” bakalım! Eldeki “Kur’an”ın ne kadarı, hangi biçimiyle Muhammed tarafından yazılmış ya da yazdırılmıştır; kesin bir şey söylenebilir mi?

    Edip Yüksel, “Hicri ikinci yüzyılda uydurulan hadis kaynaklarını ve bu kaynaklara dayanarak yorumlar yapan tefsirleri karşınıza alarak arzuladığınız sonuca varabilirsiniz. Ancak, sadece Kur’an’ı karşınıza aldığınız vakit, arzulamadığınız bir sonuçla karşılaşacaksınız” diyor.

    Oysa söz konusu yazımda, incelemede, ele aldığım kaynaklardan biri de, eldeki Kur’an’ın ayetleriydi. Ayetler’de, “güneş”in, “ay”ın ve “yıldız”ların, “ibadet”lerde nasıl bir rol oynadığı açıkça görülmektedir. Sf. 159

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir başka önemli nokta:

    “Kur’an’ın dışındaki hadis kitapları”na güvenilmez de Kur’an’a güvenilir mi? Nasıl?

    Kur’an’ın “nasıl derlendiği” ve zamanımıza dek “nasıl geldiği” hangi yollarla açıklanabilir? Hangi güvenilir kanıtlarla?

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Hadisler”e “güvenilemeyeceğini” belirten Edip Yüksel’in unutmaması gereken yönlerden biri bu.

    Yine unutulmamalı ki, “hadis”leri aradan çıkardığınız zaman, İslam’ın yapısından çok önemli bir kesimi gider. Dahası, çok şey kalmaz İslâm’dan: Düşünün ki, beş vakit namaz, nasıl namaz kılınacağı, nasıl oruç tutulacağı ve öteki ibadet biçimleri Kur’an ayetlerinde yok. “Hadis”ler kaldırıldığı zaman, “ibadet”ler dayanıksız kalır. Ya da çok büyük ölçüde dayanağını yitirir. “İslam hukuku” adı verilen kesimin dayanakları da elden gider önemli ölçüde.

    Böyle olduğu içindir ki; İslam’da, dört kaynak esas alınmıştır: “Kitab”, yani “Kur’an”; “sünnet”, yani “hadis”, “icma”, yani İslam yetkili dinbilirlerinin, ele aldıkları konuda vardıkları görüş birliği, “kıyas” yani “hakkında ayet ve hadis bulunmayan bir konunun, hakkında ayet ve hadis bulunan bir benzerine benzetilerek hükme bağlanması”. Son ikisi, ilk ikisine bağlıdır. Yani asıl temel olan, “ayet” ve yer tuttuğuna göre, “hadis”i İslam’dan nasıl çıkarabilirsiniz? Bunu, İslam’ı bırakmayı göze almadan ve “Islam’cı” olarak nasıl yapabilirsiniz?

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Edip Yüksel, “Kur’an dışındaki hadis kitapları çelişkili” diyor ve “hadis kitapları”na güvenilemeyeceğini anlatmaya çalışıyor.

    Yüksel’in böyle bir şey ileri sürüyor oluşunu alkışlarım önce. Gerçekten de “hadis kitapları”, en güçlü sayılanları bile, “uydurma hadislerde doldurulmuştur.

    Ama neden “hadis uydurma” gereği duyulmuş ve bu uydurmalara başvurulmuştur? Bu çok önemli.

    “Hadis uydurma” çabalarında ve uydurulanlara başvurmalarda, “maddi çıkarlardın başta geldiği kuşkusuz. Ama yine bu çıkarlara dayalı olsa da, bir başka şey daha var: “İslam’ı belirli bir yapı içinde oluşturulup geliştirme.” Yapı, türlü “sahteciliklerle ve “yalan”larla oluşturulup geliştirilmiştir. “Beyin”ler öyle “yıkanmış”, daha doğrusu kirletilmiş, koşullandırılmış, uyuşturulmuştur. İnsanlar, kitleler öyle “sürü”leştirilmiş; istenen “hedef’e götürülmüşlerdir. Gerçekler öyle gözlerden kaçırılmış, ışık gelecek yerler kapatılabilmiştir. Yoksa karanlığın ömrü bu denli uzun olabilir miydi? İşte “hadis uydurma” çabaları ve “uydurulan hadislere başvurma”lar da bu alanda olanların bir parçası, ama çok önemli bir bölümdür.

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.