Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Ziyâfetten sonra bütün asker sınıflarının ağaları kâtipleri ve padişahın üç defterdârı toplandılar. Daha önce deniz savaşında alınan Fransa Kralı’nın yirmi gemisindeki mallar, Müslüman olan Baba Mehmed’in Ayasofya’da gösterdiği’ hazine, Tersâne bahçesinde öbek öbek yığılmıştı. Ayrıca diğer bütün kilise ve manastırlardan toplanan mallar da buraya getirildi. Bunlar deftere kayıt olundu, önce orduda hizmet eden hekimlere, göz hekimlerine, cerrahlara ve bu gibi görevlilere payları verildi.

    Sonra sırası ile Hz. Peygamber soyundan olanlara, âlimlere, salihlere, imamlara, hatiplere, şeyhlere, valilere, kadılara, serdengeçti ağalarına, karada gemi çeken Arap askerlerine, (bunlar için Levend çiftliği verildiğinden, buraya bu isim verilmiştir), yeniçerilere, sipahilere, tımar sahiplerine, topçu, cebeci, lağımcı ve eşkincilere, at kuluna velhasıl yüz yetmiş bin kişiye birer külâh mal ve eşyadan başka altmış üç bin ev verildi. Bunların hepsi defterlere kayıt edildi. Bu kadar ganimet malı vermek hiçbir hükümdara nasip olmamıştır.

    Müslüman gazilerin hepsi, aldıkları savaş malından Allah’ın farz ettiği üzere onda birini padişaha verdiler. Bütün esirlerden de 3.800 esir padişahın hakkına düştü. Yirmi bin kese Takyanus altını, üç bin saray, iki çarşı, yedi bin dükkân da padişahın payına verildi.

    Karaman semtinde üç yüz büyük saray âlimlere, yüz altmış iki saray yeniçerilerden yetmiş vezire, yedi saray yedi aded kubbe vezirlerine ve bu şekilde, İstanbul içinde olan imâret yerleri savaşta bulunan gazilere dağıtıldı. Sf. 79

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi I – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sonra Fâtih, iki rekât hacet ve şükür namazı kılmak için Ayasofya kilisesine girmek istediler. Fakat Ayasofya’nın dört tarafında oturan rahipler kiliseye kapanmışlar, damlardan, pencerelerden ve kulelerden İslâm askerleri üzerine zemberek, neft ve katran yağdırmaktaydılar. Fatih, hemen, Ayasofya’nın etrafını sardırdı. Üç gün üç gece çarpışıldıktan sonra, elli üçüncü günde Ayasofya ele geçirildi. Önce Sultan Mehmed, Ayasofya içine girdi. Birçok rahibi öldürdü. Elindeki Hazret-i Peygamberin sancağını mihraba dikti. Sonra ezan okunup kilisedeki rahipleri Müslüman gaziler kılıçtan geçirdiler. Kilisenin içi kâfirlerin kanı ile doldu.

    Fatih, bir ok çekip, «alâmetim olsun» diyerek Ayasofya kubbesinin tâ ortasına attı. Bu okun yeri halen görülmektedir.

    Sonra bir hünkâr askeri sol eliyle bir düşmanı öldürüp sağ elini kana bulayarak, Sultan Mehmed’in huzurunda elinin kanını beyaz bir mermere sürdü, kan ile bir pençe işleyip işaret koydu. Bu kanlı pençe de halen türbe kapısından içeri girilince karşı köşede yüksek bir yerde görülmektedir. Sf. 76

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi I – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 76) kitabından birebir alınmıştır.

  • On üçüncü maden de, insan unsuru, Belde-i Tayyibe yani Konstantiniyye kalesidir. Burada olan insan denizi ve Âdemoğlunun güzel sevgilisi bir ülkede yoktur. Halen İstanbul’da çoktur. Hatta meşhurdur. Yeryüzünde bin insan ölür, bin bir insan doğar ve bir adam bir adamdan ürer derlerdi, öyle bir büyük ve sevimli şehir ki, İstanbul içinde bin adam ölse yine adam çokluğundan omuz sökmez. Böyle bir gulgule-i Rum olur. Onun için İstanbul’a «insan unsuru madeni» derler. Sf. 46, 47

    Alıntı; Evliya Çelebi Seyahatnamesi I – Mehmet Zilli Oğlu Evliya Çelebi, Sadeleştiren; Tevfik Temelkuran ve Necati Aktaş, Hazırlayan; Mümin Çevik, (Üçdal Neşriyat, Sf. 46, 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1997’nin başlarında, önce Tayyip Erdoğan Amerikan rüyasını gerçekleştirdi ve ABD vatandaşlığına geçti. Erdoğan’ı daha sonra Abdullah Gül izledi ve böylece Gül için ABD serüveni başlamış oldu…” Sf. 170

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 170) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gül, 11 Mart 1996’da TBMM’de yaptığı bir konuşmada ise İsrail ile ilgili olarak “Müslümanların hâkim olduğu bu bölgede, İsrail, yabancı bir güç ve kültür olarak, uluslararası destekle bölgeye yerleştirilmiştir; işgalci ve yayılmacı bir devlettir. İsrail, bugünkü konumuna gelmek için, yakın geçmişinde, teröre dâhil her türlü aracı kullanmış bir ülkedir” görüşünü dile getirmişti. Sf. 155

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 155) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türk adıyla anılmaktan hayâ duyuyorum diyen Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen. Sf. 152

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 152) kitabından birebir alınmıştır.

  • “T.C. 58. Hükümet Başbakanı Sayın Abdullah Gül’e;

    Öncelikle şahsınızda AK Parti Hükümeti’nin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum.” Sf. 136

    “Aynı biçimde “Kürt meselesi, PKK bitmiş, olanları yabancılar körüklemektedir” vb. yaklaşımların da sorunu daha da ağırlaşmış bir ortama yol açtıracağı özenle görülmelidir. Aksi halde önceki parti ve hükümetlerin başına gelenlerin AK Parti ve Hükümeti’nin başına gelmesi de yüksek bir olasılıktır.” Sf. 139, 140

    “Malazgirt 1071 savaşında Sultan Alp Aslan kuvvetlerinin yarıya yakınını Silvan merkezli olarak Kürt beylikleri ve aşiretlerinden derlendiğini tüm tarihçiler hemfikirdir. İç içe yaşam bu tarihten sonra yoğunlaşarak devam etmiştir. Türkler siyasal ve askeri, Kürtler ekonomik ve sosyal alanda daha güçlü olarak bu ilişkileri değişik, biçimlerde sürdürmüşlerdir. Sultan Selim’le birlikte 1514’de Çaldıran Zaferi’nde de durum benzerdir. 23 Kürt beyliğiyle kurulan ittifak Safevilerin, (İran) Kölemenlerin (Arabistan) yenilgisinde stratejik rol oynamıştır.” Sf.140

    “1925 sonrası isyan, bastırma sürecinin yarar getirmediği, cumhuriyetin en temel ayak bağına yol açtığı azıcık ilgilenen herkesin bildiği bir gerçektir. Kürt sorunu tüm sorunların kaynağını teşkil edip adeta kilitleme rolü oynamaktadır.” Sf. 141

    “…Başbakanlığınızdaki AK Parti Hükümeti’nin programına özgürlükçü yasalarla birlikte yeni bir sivil anayasayı alması demokratik siyasal sisteme geçilmesine, tarihi, dolayısıyla çözümleyici bir gelişmeye yol açabilir.” Sf. 142

    “b- Dolayısıyla PKK’nın çözüme katkı için KADEK biçiminde kendini reforme etmesi basit bir isim değişikliği olarak görülmemelidir. Bu değişimle klasik ayrılıkçı millici çizgiyi terk ediyor, meşru savunma dışında her türlü saldırı, şiddet yöntemini bırakıyor, çözüm yolunu “Ülkenin demokratik bütünlüğünde, Cumhuriyetin demokratik laik yapısında” arıyor.”

    “Bu önemli bir düşünümdür ve gerçekçi değerlendirilmelidir. Unutmayalım, kendini böyle dönüştürmeyen başta Filistin hareketleri olmak üzere çok sayıda hareket ağır sorunlara yol açmakta çözüm şansını zora sokmaktadırlar. Şunu önemle belirteyim ki sadece Türkiye’yle sınırlı olmayan Kürt hareketlerine yönelik olarak geliştirmeye ağırlık verdiğim demokratik çözüm tarzı, Kürt sorunu etrafında dünya ve bölge çapında birçok stratejik ve taktik çıkarlar açısından yaklaşım göstermek isteyen güçleri frenlemiştir., Kürt olgusundaki şiddet unsuru büyük tehlike olmaktan çıkarmıştır. Özellikle İşbirlikçi bir Kürt devletçiğinin ikinci bir Filistin Trajedisi’ne dönüştürmesine fırsat vermemeye büyük çaba harcamıştır.” Sf. 143

    “Tabi ki ordunun adı geçen yaklaşımları bu sürece girilmesinde hayati bir önem arz etmiştir. Kuzey Irak’ta olası gelişmelere bu açıdan bakmak her zaman milliyetçiliği körükleyecek Kürt egemen tabakalarının sahte devletçi yaklaşımları yerine Ortadoğu çapında genel demokratik siyaset yaklaşımlarına öncelik tanımak tarihi bir anlam ve gerçek bir çözümleyici olanak sunmaktadır. Tüm halklar ve kültürler açısından demokratik siyaset kurumsallaşmaları tek olumlu seçenek durumundadır.” Sf.144

    “…c- Nihai çözüm şüphesiz dağlardaki ve yurtdışında yasadışı kalmış güçlerin yasal süreç altına çekilmesidir.” Sf. 144

    “Çözüm için geriye kalan temel problem af yasalarında yerine getirilemeyen tutumdur. Benim daha öncede yetkililere yaptığım öneri şuydu, Ortamı da göz önüne getirerek: “Cumhuriyetin demokratik laik yapısına ve ülkenin demokratik bütünlüğüne gönüllü olarak katılma” hükmüne bağlı bir yasal düzenleme. İster af, ister şartlı indirme biçiminde olsun.” Sf. 146

    “2- Sorunun ağırlaşarak sürmesi ve olası gelişmeler:

    a- Eğer çözüm yolunda beklenen gelişmeler olmazsa, özellikle Kuzey Irak’ta da her an doğabilecek hareketlenmeler gelişirse ne kadar arzu etmezsek de sorunu çok ağırlaştıracak gelişmelerin doğması ağır basan bir olasılıktır. Bir tehdit anlamında değil gerçekçi bir politikaya yol açması açışında belirtmek durumundayım. Önümüzdeki aylarda KADEK, güçlerinin önemli bir kısmını Türkiye sınırları dâhiline çekmek durumunda kalacaktır. ABD müdahalesi bu süreci hızlandıracaktır. Güçlerini milislerle birlikte ağır donanımlı ve oldukça tecrübe kazanmış biçimde dağlarda üstlendirebilecek durumdadır. Geniş bir coğrafyada kısa bir sürede 10.000 civarına çıkabilecek bir güç olasılık dâhilindedir. Meşru savunma anlayışına bağlı kalacakları kanısındayım. Eskisi gibi bir çeteleşmenin yaşanacağını tahmin etmiyorum. Savunma dışında şiddete sapılacağını da sanmıyorum. Ama bu kadar gücün çok sayıda gerginliğe yol açacağını, muazzam maddi-manevi kayıp potansiyeli taşıdığı açıktır.

    b- Hedef olarak koruyucu sisteminden kaynaklanan her türlü olumsuzluklar ve boşaltılan köylere demokratik tarzda dönüş esas alınacaktır. Devlet kurumlarına; kendilerine imha temelinde yönelinmedikçe saldırı pozisyonuna girmeyeceklerini esas alacakları kanısındayım. Dünyadaki bir çok örneğe bakıldığında bundan daha pozitif bir duruma girilmeyeceği açıktır.. Ayrıca kontrol dışına çıkmaları da göz ardı edilemeyecek hususlardır. Nerden bakılırsa bakılsın bir çözümden ziyade bu durumun sorunları çok ağırlaştıracağı açıktır. Hiç yaşamamak en doğrusudur.

    c- Bu süreci besleyecek iç ve dış dinamikler fazlasıyla mevcuttur. Komşu ülkelerin durumu bilinmektedir. Hele Türkiye Irak’a girse birçok güç yatırım yapacaktır. Şimdiden güçleri sıkıştırdıkları gelen haberler arasındadır. Ayrı örgütlenmeler doğabilir, Bu yönlü dayatmalar daha da hızlanabilir. Özcesi içte de muazzam işsizlik, af süreci daha da körükleyebilir. Çatışma potansiyellerinin içte ve dışta eskiyi aratmayacak boyutta olduğu kolaylıkla tahmin edilebilir. Bu yönlü gelişmelerin herkese kaybettireceği açıktır. Filistin’de yaşanan benzer bir trajedinin bir kez daha yaşanmaması doğru siyaset ve etiğin gereğidir. Ülkenin, devletin ve toplumun hayati çıkarları gereğidir.

    Yaşanılan süreçte kişisel rolümün doğru değerlendirilmesi ve oynanması önemini korumaktadır.” Sf. 146, 147

    “Geçmişe ilişkin kapsamlı eleştiri-özeleştiriden çıkardığım temel ders; tüm sorunların en çağdaş ve doğru yolunun “demokratik uygarlık” sistemi içinde aranması ve çözümlenmesidir. Dolayısıyla sürekli uğraşım olan Kürt olgusu ve sorununda Türk-Kürt ilişkilerine demokratik siyasi yaklaşımı uygulamak esas olacaktır. Yaklaşık 200 yıldır uygulanan milliyetçi yaklaşımlar başlangıçta ilerici rol oynamışsa da giderek çağdaş etnik savaşlara dönüşmesi sorunları ağırlaştıran bir etken haline gelmiştir. Filistin-İsrail örneği bu gerçeği çok iyi kanıtlamaktadır. Olası bir Kürt egemen sınıf devletçiliği Ortadoğu’da her tür çatışmaya ortam hazırlayacak bir olgu olmaya adaydır. Yakın geçmiş bu gerçeği daha da doğrulamaktadır. Kürt sorununu temel bir demokrasi sorunu olarak görmek milliyetçi-ayrılıkçı tezlere zemin kılmamak, mevcut siyasi sınırları esas alan bir çözümde ısrarlı olmak Ortadoğu çapında demokratik gelişmeler için en büyük kazanımlardan biri olacaktır.” Sf. 148

    “Rolümü ağırlıklı olarak 5 yıldır bu temelde oynamaya çalıştım.” Sf. 148

    “Hâlbuki köklü çözüm; Türkiye için en sağlıklı birliği ülke ve toplum için “Demokratik bütünlükte” bulan yeni bir dönemi; aynı zamanda içte kalıcı barış ve istikrarla muazzam bir kalkınma, dışta ise Ortadoğu, Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya’da önderlik ve AB’de güçlü hızlı bir üyelik anlamına gelecektir.

    Bunun için Hükümetinizin yeniden diyaloga kapıyı açması, çözüm yolunda eksik kalan adımları atması tarihi bir olaya sahiptir. Bu imkânın değerlendirilmesinin de bir vebal olarak gördüğüm için 58. hükümeti bilgilendirmeyi bir yurttaşlık görevi bildim. Takdir şüphesiz makamınızın olacaktır.

    Bir kez daha 58. hükümetin ülkemize hayırlı ve başarılı olmasını dilerken, kendi zaviyemizden bu gerçekleri saygıyla arz ediyorum. 30.11.2002. Abdullah Öcalan.“ Sf. 149

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 136 ile 149 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yasalar örümcek ağına benzer, güçlü olanlar deler geçer güçsüzler takılır kalırlar. Sf. 133

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 133) kitabından birebir alınmıştır.

  • “1993’de gazeteci Hasan Cemal yanıma geldi. Bana İsmet Sezgin’den ‘Üslubunu düzeltsin, hükümetin söylediklerini de fazla hesaba almasın’ şeklindeki notunu getirdi..

    Özal’ın ölümünden sonra Semra Hanım’a başsağlığı mesajı gönderdim. Sağlığında benim için söylediği ‘Söyleyin ona yaptığın her şey yanlış değildir’ bu söz beni çok etkiledi” Sf. 131

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • 28 Aralık 2005 tarihli gazetelerde Abdullah Gül’ün oğlu Ahmet Münir Gül’ün adı kazaya karışıyor, kaza sonucu bir kişi hayatını kaybediyor, bir kişi ise yaralanıyordu. Bu olaydan önce Tayyip Erdoğan’ın oğlu Sanatçı Sevim Tanürek’e çarparak onun ölümüne sebep oluyordu. Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın oğlu Abdullah Unakıtan 34 DM 8144 plakalı Range Rover cipiyle başka bir araca çarpıyor bu kazada dört kişi ölüyor, iki kişi ise yaralanıyordu. Sf. 84

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 84) kitabından birebir alınmıştır.

  • ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright’in; “Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar değerlidir” sözleri aklıma geliyordu. Sf. 91

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 91) kitabından birebir alınmıştır.

  • “Ben bu gezileri yapmadan önce, şimdi senin oturduğun koltukta (eliyle koltuğa vurarak) ABD Dışişleri Bakanı Powel oturuyordu. Onunla 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerinde anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp anlatamam ki…”

    Gül’ün işte o “anlatamadığı” ve bizim 23 Şubat 2004 tarihli yazımızda bir bölümünü Yeniçağ okurlarıyla paylaştığımız “gizli işler” in bugüne kadar birçok maddesi olaylarla doğrulanan tam metni aşağıdadır.

    “Türk ordusu bundan böyle hangi gerekçe ile olursa olsun, sınır ötesi harekette bulunmayacak.

    PKK’ya karşı Türkiye’nin egemenlik alanı içinde yapılacak askeri harekâtlar için, ABD askeri makamlarına bilgi verilecek.

    Türkiye, ABD’nin İran’a ve diğer Ortadoğu ülkelerine karşı uygulayacağı sınırlı askeri hareketlere, şartsız olarak üs ve taşıma kolaylığı sağlayacak. Askeri birlik verecek. Türk birliklerinin üst komuta yetkisi, ABD komutanlığına verilecek.

    Türk ordusunun asker sayısı ve silah kuvveti, ABD’nin uygun gördüğü sayı ve kabiliyete indirilecek. Özellikle tank ve ağır silahların miktarı düşürülecek. Savaş uçağı sayısı sınırlandırılacak.

    Irak’ın kuzeyinde kurulan Kürt oluşumu Türkiye tarafından resmen tanınacak. Türk devletinin Kürt devletinin kuruluşunu “savaş nedeni” sayan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ve bu yöndeki politika ve kararlar kaldırılacak.

    Af Yasası, PKK yöneticilerini de kapsayacak şekilde genişletilecek. Türkiye dört yıl içinde uygulanacak bir planla, üniter yapısını devrederek federasyon uygulamasına geçecek. “Kamu Reformu” ve “Yerel Yönetimler” yasaları hızla çıkartılarak, Türkiye Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı şehir ve kasabaların belediyelerinin özerkleşmesi sürecini kararlı olarak yürütecek.

    Yunanistan’la sorunlar çözülecek. Kıbrıs’ta Denktaş devre dışı bırakılacak. Annan Planı kabul edilecek. Ege’de Yunan taleplerine esnek bir tutum takınılacak.

    Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek. Sınır ticaretinde Ermenistan lehine düzenlemeler yapılacak.” Sf. 66, 67

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 66, 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Abdullah Gül, Amerika’da en etkin kuruluşlardan sayılan Amerikan Yahudi Komitesi ile de bir araya geldi. Gül, 24 Şubat 1997’de ABD’de Türk Büyükelçiliği’nde American Jewish Comitte ile yaptığı bu görüşmede “Yahudilerin en rahat olduğu ülke Türkiye” açıklamasını yapıyordu. Sf. 59

    Gül, 1997’nin Ağustos ayında İskoçya’da yapılan “Three Lateral Commission” toplantılarına yapılan davet üzerine devlet bakanı sıfatıyla katılacaktı. TLC toplantıları masonik bir örgütlenme olarak tanınıyor, fakat hakkındaki bilgiler son derece sınırlı kalıyordu. Hiyerarşik olarak, Bilderberg toplantılarının bir üstünde yer alıyor. Ancak hükümet düşünce Abdullah Gül bu önemli toplantıya katılamadı. Sf. 59, 60

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 59, 60) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ve Abdullah Gül temaslarını, eğer bir dünya devleti varsa, bunun en azından zihinsel merkezi olan CFR ile yani Council of Foreign Relations ile tamamladı. Bu görüşmenin önemini Fehmi Koru köşesinde şöyle değerlendiriyordu. Sf. 57

    Dünyanın en etkili düşünce üretim merkezi olarak bilinen Council on Foreign Relations ’in bir sıfatı da “dünya hükümetidir Gerçekten de, CFR ve doğumuna izin verdiği Trilateral Commission ve Bilderberg gibi örgütler, dünya sınırlarına aldırmaksızın faaliyet göstermekteler. İkinci Dünya Savaşı sonrasında, San Francisco Konferansı’nı toplayarak Birleşmiş Milletleri oluşturduğu, ardından Dünya Bankası ile Uluslararası Para Fonu’nun kuruluş kararları alman Bretton Woods anlaşmasını kotardığı günden beri, CFR, dünyanın en güçlü siyasi örgütü. Rockefeller ailesinin ağırlığı hissedilen, iş ve finans çevrelerinin etkisindeki bu kuruluş. Sf. 57

    Şimdi de, Amerika’nın güdümünde oluşan “Yeni Dünya Düzeni’nin bir CFR projesi olduğu iddiası var. Bu örgütün 1930’lara kadar uzanan yayınlarına göz gezdirildiğinde, “tek dünya” ve “tek devlet” gibi kavramlarla sıkça karşılaşılıyor gerçekten.  Sf. 58

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 57, 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • Carnegie Vakfı, CIA’nın bir kolu gibi çalışıyor, Başkanlığını ise Yahudi ve Mason Morton Abromowitz yürütüyordu. Abromowitz CIA’nın Ortadoğu Masası Şefi ve 1996 yılında CIA başkan adayıydı. Fethullah Gülen 8 Şubat 1998 günü Vatikan’a hareket ederken, Papa ile buluşmasını Abromowitz’in sağladığını şu sözleri ile açıklıyordu:

    “Birkaç ay önce Abromowitz cenaplarının yardımıyla bu buluşma gerçekleşti” diyordu. İsrail, İngiltere ve ABD, siyasi grup olarak AKP’yi, tarikat olarak Nurcuları ve Gülen Cemaatini tercih ediyorlardı. Sf. 55

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.

  • Söz sırası kendine gelen Gül ise adeta döktürüyordu. O görüşmede Gül şunları söylüyordu:

    “Türk halkı Yahudi vatandaşlarına karşı hoşgörülü ve dosttur. Anti-Semitik açıklamalar yani Yahudi aleyhtarı konuşmalar kıyıda köşede kalmıştır. Halk arasında yankı bulmamaktadır…”

    Gül, Yahudi aleyhtarı konuşmaların kıyıda köşede kaldığını, Yahudilere Erdoğan’ı götürüp, Erdoğan’ın da bu şekilde konuşmasını sağlayarak Yahudilerin ve ABD’lilerin güvenini kazanıyordu.

    11 Haziran 2005 tarihli AKP ve Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen Vakit gazetesi her yıl verilen ödüllerden birini daha haber yapıyordu. ADL, yani Anti Defamation League’nin Çevik Bir’e verdiği aynı amaçlı ödül için “Yahudilerden üstün hizmet madalyası” başlığını kullanırken, Tayyip için hafif bir kıvırtma yaparak “Musevilerden Cesaret Ödülü” açıklamasında bulunuyorlardı. Gerçekte ADL, bu ödülleri kendilerine üstün hizmet edenlere veriyordu.

    Tayyip’in ödülü almasını Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Devlet Bakanı Ali Babacan ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül izliyordu. Tayyip, ödül alırken şöyle döktürüyordu:

    “Musevi düşmanlığı utanç verici bir akıl hastalığının tezahürüdür, katliamla sonuçlanan bir sapkınlıktır, sapıklıktır… Soykırım, etnik temizlik, ırkçılık, İslam düşmanlığı, Hıristiyan düşmanlığı, yabancı düşmanlığı ve terörizm geçmişten bu güne kadar devam edegelen aynı kötülüğün farklı yüzleridir… Başka dinlere hoşgörü göstermek bize Peygamberimizin mirasıdır…. Musevi düşmanlığının Türkiye’de yeri yok…” Sf. 48, 49

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 42, 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gül, Refahyol Hükümeti döneminde devlet bakanı olarak görev yaptığı dönemde özel harcamalarını kendisine bağlı Türkiye Kalkınma Bankası’na yaptırdığı gerekçesiyle hakkında açılan tazminat davasında mahkûm oldu. Gül hakkındaki karar, yaptığı harcamaların “kişisel ilişkileriyle ilgili olduğu ve görevi gereği olmadığı” gerekçesine dayandırıldı. 1996 yılının parasıyla 1 milyar 652 milyon liranın faiziyle Gül’den alınmasına hükmedildi. Zarar yasal faiziyle birlikte icra yoluyla alınabildi. Sf. 42, 43

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 42, 43) kitabından birebir alınmıştır.

  • MTTB 11 Kasım 1967 tarihinde İstanbul’da “Kıbrıs Yürüyüşü” düzenliyordu. Çünkü Kıbrıs’a girmesi Yunanlılarca yasaklanan Rauf Denktaş, gizlice adaya girer ve yakalanarak tutuklanır. Bu olayın ardından ülke genelinde toplantılar, mitingler düzenlenir. Sf. 40

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tayyip-Emine aşkında; Emine “Yıldırım aşkı ile çarpıldık, Tayyip aşkı için on kilo verdi” dese de, Tayyip; Hürriyet Gazetesi’nden Gülden Aydına verdiği röportajında hiç âşık olmadığını ısrarla vurguluyordu. Tayyip-Emine aşkı nasıl karışıksa, Anne Adviye’nin açıklamaları karşısında Abdullah – Hayrunnisa aşkı da öyle şaibeli bir duruma geliyordu.

    O günlerde Hayrunnisa Özyurt, 15 yaşında lise talebesi ve daha evcilik oynayacak yaştayken, Abdullah Gül 30 yaşında Hayrunnisa’nın adeta babası yaşındaydı. Sf.30

    Abdullah Gülle 1980 yılında 15 yaşında Lise birinci Sınıf’tayken evlilik yapan Hayrunnisa Özyurt, 1998’de Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arap Dili ve Edebiyatı Bölümü ’nü kazanmıştı. Sf. 31

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 30, 31) kitabından birebir alınmıştır.

  • Exeter Üniversitesi’nden Prof. Dr. lan Markham’ın (1) “Said Nursi’nin başarısı: Hakikat ve hoşgörü” başlıklı bir makalesi vardır! Yani bu üniversite “Dinler arası diyalog”un kurgulanmasında da büyük bir rol oynamaktadır.

    Yahudilerin Şalom Gazetesi 2005 yılında Yahudi Cemaati’nin önde gelen isimlerinin İsrail’i ziyaretlerine yer veriyordu;

    “…Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, 3 Ocak Pazartesi günü başlayan ve üç gün sürecek olan Ortadoğu gezisi sırasında İsrail’i de ziyaret etti.” Sf. 26, 27 

    Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 26, 27) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2023); Bir Profesör, okuma yazması olmayan Sait Nursi gibi bir kişi hakkında övücü bir makale yazmış. İnanılır gibi değil.