Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 1-Sâbiîlik dini inanırlarının Kur’an ayetlerinde “Kitap Ehli” sayılanlar arasında yer alması (birçok İslam fıkıhçısı da bu görüştedir. Ebu Hanife de bu yönde fetva vermiştir) boşuna değildir. Sâbiîlik dininin İslam’a kaynaklık eden bir din olmasındandır.

    2-Gerek Yahudilikte gerek Hristiyanlıkta ve gerekse İslam’da, Sâbiîlik dininin çok kınanıyor oluşu, yeni türeyen bir dinin, türediği kaynağı “inkâr” etmesi geleneğindendir. İslam’ın Hristiyanlık ve Yahudiliği, Hristiyanlığın Yahudiliği kınaması gibi bir şey.

    3-Sâbiîlik, Müslüman yazarların da kabul etmek zorunda kaldıkları gibi, tüm dinlerin en eskisidir. Sf. 149

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 149) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu yazı, İbn Meymun‘un, Delâletü-l-Hâfirin adlı ve Prof. Dr. Hüseyin Atay tarafından Arapça olarak yayınlanan kitabından.

    İbn Meymun (1135-1205) daha önce de belirtildiği gibi, Yahudilikte son derece önemli bir kişidir, bu dinin ikinci kurucusu sayılır. İbn Meymun Sâbiîlik dininde olanları nasıl kınamaya çalışıyor, onlarla nasıl savaşıyor; belli oluyor bu yazısında da. Ve açıkça görülüyor ki, Sâbiîleri “Yahudilik” te gösterenler yanılmışlardı.

    Yazının Türkçesi şu:

    “Bilindiği gibi “babamız İbrahim Peygamber, Sâbiî toplumu içinde doğdu. Onların inançlarına göre, ‘yıldızlardan başka Tanrı yoktur”. (Sâbiîlerin inançlarının böyle olmadığı daha önceki ve belge ve açıklamalardan pek açık olarak anlaşılır. Çünkü Sâbiîler, yıldızlara tapınıyorlardı, ama tapınmaları gerçekte Tanrı’yaydı. Yıldızlarsa birer simgeydi, Yahudi İbn Meymun, bunları kötülemek için böyle yazıyor. -E.-K.) Sf. 145, 146

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 145, 146) kitabından birebir alınmıştır.

  • Süryan toplumu, toplumların en eskisidir. Âdem ve oğulları Süryanca konuşmuşlardır. Sf. 141

    Ben belirtmeliyim ki, Sâbiîlerin kutsal kitapçıklarından iki kutsal kitapçık (sahife) gördüm. Ama bu iki kutsal kitapçık, İdris’den (İdris Peygamberden) aktarılmaydı. Bunlardan birincisi, namaz-dua kitapçığıydı: Onda olanlardan kiminde şöyle deniyor:

    “(Ulu Tanrı) başların bağlı bulunduğu Ezeli’sin (öncesiz ve sonra-sızsın) Sen! Akıl-düşünce ve gözlem alanına giren tüm varlıkların Tanrı’sısın! Ülkelerin başı, dünyaların çobanı, meleklerin ve başkalarının efendisisin. (Rabb). Yeryüzünü yönetenlerin akılları senden iner. Çünkü sen, ilk nedensin. Gücün her şeyi kaplamıştır. Sen, sının olmayan ve algıyla ulaşılmaz bir birliksin. Göklerin egemenlerinin yöneticisisin. Işığı sürekli olan kaynakların da. Sensin, krallar kralı. Tüm iyi olanların buyuranı. Her şeyi vahiyle, işaretle önceden bildiren. Yaratıklar senden üremiştir. Tüm evren senin bir işaretinle düzenini bulur. Işık sendedir. Her şeyden önce gelen öncesiz neden sensin. Ruhlarımızı arıtmanı, Senin nimetine hak kazanmayı, şimdi ve sonsuza dek bunu isteriz senden. Ey akıllarımıza giren her tür kirden uzak olan açık (zâhir). Ve bizi tüm hastalıklardan kurtarıp iyileştir, üzüntülerimizi sevince çevir. Yalnızca senden korunmayı dileriz ve yalnızca senden korkarız. Senin işaret edilen ama kimsenin senden ötürü sözle dile getiremeyeceği yüceliğine uygun doğrultuda olmayı başarmayı dileriz. Her kes seninle başarıya ulaşır. Tüm dünyaların umudu sensin.” Sf. 142

    İkincisi ahlak (namus) kitapçığıydı. Bu kitapçıkta yazılı olanlardan kimi şöyle:

    “İçinizden hiçbiriniz, kendisinin karşılaşmaktan hoşlanmayacağı türden bir iş ve davranışta bulunmasın bir kardeşine. Sakın övünmeyin, erdemlerinizi abartmayın. Yalan yere Tanrı’ya ant içmeyin. Esasen Tanrı’ya ant içmeye (ant içirmeye) yoğunlaşmayın hemen. Doğru söze güvenin.” Sf. 142

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 141, 142) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sâbiîlerin farz olan Oruçlarının otuz gün olduğu da açıklanıyor. Sf. 136

    “Sünnet olmayı bırakırlar. Doğanın yaptığının (doğal görünümün) üstüne değişik bir şey yapmazlar. (Yani doğada, doğuşta nasılsalar öyle kalırlar)” deniyor. Sf. 136

    Peygamberin nasıl olması gerektiği konusunda:

    “Peygamber, ruhsal yönden bütün kınanası (aşağılık) şeylerden uzak kalabilmiş kişidir. Bedeninde de sakatlıklar yoktur. Her tür övülesi şeylerde eksiksiz durumdadır. Ayrıca onun, her konuda en doğru olanla karşılık vermesi, kafalardaki düşsel şeyleri, kuruntuları bilip bildirmesi gerekir. Dua ettiği zaman yağmur yağmalı, bitki ve hayvan hastalıkları, felaketleri önlenip yok olmalıdır. Dünyanın iyiliğine, daha çok bayındır olmasına yarayacak görüşler taşımalıdır… diyorlar.” Sf. 136

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 129, 130) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada, İbn Nedim bir kitaptan söz ediyor (El Fihrist) “Çok eski nüsha bir kitapça okudum. Me’mun (Halife) kitaplığından alınmışa benzer. Bu kitap Suhuf’un (peygamberlere indirildiğine inanılan kitapçıklar, sayfalar) adları, sayısı (gökten) indirilme (büyük kutsal) kitaplar, iletenleri (peygamberleri) aktarılıp anlatılıyor. Çoğu Haşevyye (yoruma karşı olan bir mezhep) ve halk bunları doğruluyor, bunlara inanıyorlar. Şimdi ben, söz konusu kitabın, benim bu kitabımı ilgilendiren kesimine yer vereceğim;” Sf. 129, 130

    “Ben bu kitabı Hanifler’in kitaplarından (alıp) tercüme ettim. Hanifler, İbrahimci (İbrahimiyye) Sabitlerin ta kendileridir. İbrahim Peygambere inanmışlar, Tanrı’nın İbrahim’e indirdiklerini ondan alıp taşımışlardır.” Sf. 130

    Abdullah İbn Selam Oğlu Ahmed bu kitapla birlikte “Suhuf”u, Tevrat’ı, İncil’i, Peygamberler (Nebiler) Kitabı’nı da, İbranca’dan, Yunancadan ve Sâbiîlerin dilinden (Süryanca’dan) Arapçaya, “harfi harfine çevirdiğini, çevirirken de, aslını bozma girişimine yol açar kaygısıyla, yazının iyi olmasına ve süslemeye önem vermediğini, çevirdiği kitaba bir şey eklemediğini, tekrarları önlemenin dışında kitaptan bir şey de eksiltmediğini, önce olanlardan kimini sonraya, sonra olanlardan kimini öne aldığını (takdim-tehir yaptığını)” yazıyor. Kimi Örnek’ler vererek bunu anlatıyor. “Sâbiîlerin dili” ne değindiği yerde: “Bu dil, bütün kitap ehlinin (ortak) dilidir” diyor. Sf. 130

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 129, 130) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sabiînin bir takım ibadetleri de vardır. Ezcümle yedi vakit namazları vardır ki beş vakti Müslümanlarınkine tevafuk eder (denk gelir). Altıncısı kuşluk yedincisi de gecenin tam altıncı saatindedir. Namazları, niyyet ve bir de başka bir şey karıştırılmamak itibariyle Müslüman namazına benzer. Rükûsuz ve sücudsuz (Rüku yani yarım eğilme olmadan ve secdesiz) cenaze namazları da vardır. Otuz ve yirmi dokuz gün oruç da tutarlar ve savm (oruç) ve fıtırlarında (fitrelerinde) hilâle riayet ederlerdi o suretle ki fıtırlarında Şems (güneş), hamel burcuna dâhil olmuş bulunurdu ve gecenin rub’ı ahirinden (son çeyreğinden) kurs’u Şemsin gurubuna (güneşin doğuşuna) kadar oruç tutarlardı ve hamsei mütehayyıre (hayırlı beşli) denilen kevakibin büyuti şereflerine nüzullerinde bir takım bayramları vardır. Ve hamsei mütehayyire: Zuhal, Müşteri, Mirrih, Zühre, Utariddir. Beyti Mekke’ye tazim dahi ederler. Fakat Harran zahirinde bir yerleri vardır ki oraya haccederler ve Mısır Ehramına da ta’zim ederler. Sf. 123

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 123) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk Sâbiîler daha ziyade Keldaniler ve Süryanilerdir. Muhammed Hamidullah da onların menşeinin Babilonyalı olduğunu ifade etmektedir. Sf. 99

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları  4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 99) kitabından birebir alınmıştır.

  • Arapçada, “Sabee” kökü, “bir dinden çıkıp diğer bir dine girme” veya “haktan batıla meyletme” yahut Ebu Hayyan’ın ifadesine göre “meşhur bir dinden çıkıp, diğer bir dine girmeye” denir. Kureyşliler, gerek Hazreti Peygambere, gerek sahabeye Mekke’nin müşrik dinini kabul etmeyip, yeni bir din olan İslamiyet’e girdikleri için, onlara “Sâbiî” demişlerdi. Sf. 98

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları 4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 98) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kur’an’ı Kerimde Sâbiîlerden üç yerde bahsedilir. Bakara Suresi’nin 62. ayetinde, “İman edenlerle, dinini kabul edenler, Nasranîler, Sâbiîler içinde Allaha ve ahiret gününe inananlar ve yararlı işler işleyenler, Nezdî İlahi’deki (Tanrı katındaki) mükâfatlarına erecekler ve hiçbir korkuya uğramayacaklar, hiç de mahzun olmayacaklardır.” Maide Suresi’nin 72. ayeti de, yukarıdaki ayetle aynı anlamdadır. Yalnız ‘Sâbiîler kelimesin “vav” harfi ile merfu ve “Nasraniler” kelimesiyle yer değiştirmiştir. Hac Suresi’nin 17. ayetinde, “iman edenler, Yahudi olanlar, Sâbiîler, Nasranîler, Mecusiler, Müşrikler yok mu, Hak Teâlâ her şeye hakkı ile şahittir” diye buyrulmaktadır. Sf. 97

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları 4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 97) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bütün sâbiîlerin üç duası vardır. Bir ölünün cesedine temas ettikten sonra gusl ederler; domuzun, köpeğin, pençeli yırtıcı kuşların ve güvercinin eti haramdır. Sünnet yaptırmazlar; boşanmaya ancak hâkim kararı ile müsâade ederler ve iki kadın ile evlenmeği kabul etmezler.

    Sâbiîler önce El Cezire’nin şimalinde yayılmışlardı ve merkezleri eski Harran’da idi; dîni merasim dilleri Süryânîce idi. Halife al-Ma’mûn onları takip ve mahvetmek istedi; fakat fikrî meziyetleri kendilerine müsâmaha gösterilmesini temin etti. Sf. 93

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları 4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 93) kitabından birebir alınmıştır.

  • Asya ve Afrika’daki birçok kavimler gibi, eski zamanlarda Yemen, Hicaz, Suriye ve Irak Azaplarının güneş kültü ile amil oldukları ve Muhammed’in pek eski cetlerinden birinin “güneşin kulu” manasına gelen (Abdüşşems) adını taşımış olması ve en az 3-4000 sene önce inşa edilmiş olan Kâbe binasının bidayeten (başlangıçta) güneş kültü için kullanıldığı göz önüne getirilince yukarıdaki iki arabın 2-3000 sene evvelki ecdatlarının salik oldukları güneş kültünde derin manası olan burma sarıkları alelade bir baş sargısı veya Araplığın zahirî bir alameti olarak taşıdıklarında şüphe yoktur. Sf. 64

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları 4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 64) kitabından birebir alınmıştır.

  • İşbu izahat üzerine, Yukatan ve Guatemala kıtalarında yaşayan ve ırk itibariyle Maya milletine mensup olan Kişe ve Kakşikel kabilelerinin (Kişe kişi demektir) gerek millî rakslarında ve gerek güneşe tazimen (hürmeten) yaptıkları ayin esnasında, Tun namında mukaddes bir dünbelek kullandıkları ve bunu çalanlara karşı derin bir hörmet gösterdikleri hakkındaki malumata muttali olduktan sonra dünbelek sözümüzün başındaki “dün” ve Kudüm kelimesinin sonundaki düm lahikasının, kişe ve kakşikel dillerinde mübarek dünbelek manasına gelen tun sözünün aynı olduğu göze çarpmakta ve bu surede Kudüm sözünün, hem eski Türkçede ve hem de Kişe ve Kakşikel dillerinde mübarek mukaddes manasına olan ”ku” ve Kişe, Kakşikel dillerinde dünbelek anlamında olan “tun” yani mübarek dünbelek demek kolan “kutun” sözünden çıkmış olduğunda şüphe kalmamaktadır. Sf. 57

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları 4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak onlar (Sâbiîler), 7 yıldıza ve 12 burca saygı göstermek gerektiğini söylerler ve bunların suretlerini (resimlerini, heykellerini) tapınaklarında yapıp bulundururlar. Bunların kadim (öncesiz ve sonrasız) olduklarını da söylerler. Bunlara kurbanlıklarla ve darıyla yakınlaşmaya çabalarlar. Bir gündüz ve gece içinde, Müslümanların namazlarına benzer 5 vakit namazları vardır. Ramazan ayında da oruç tutarlar. Namazlarında, Kâbe’ye, el Beytul-Harama dönerler (kıbleleri Kâbe’dir). Mekke’ye ve Kâbe’ye saygı gösterirler. Ölü etini, kanı, domuz etini haram sayarlar. Müslümanlara haram sayılan kurbanları onlar da haram sayarlar. Hindistanlılar da Buda’ya (ya da putlara) yıldızlar adına tasvir (resim, heykel) ve saygı anlamında buna benzer bir yol izlerler. Arap toplumundaki putların kökenini de bu oluşturur. Sf. 47

    Alıntı; Din Bu II (Tabu Can Çekişiyor) – Turan Dursun, (Kaynak Yayınları 4. Baskı Aralık 1990 – Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu kitabın, “Askere Din Kitabı”, ilk önce Cumhuriyet’in ilk yıllarında tertip edildiğini anlıyoruz, “Diyanet işleri Riyaseti Celile’sine” yazısı, 26 Mart 1925 tarihlidir ve “ordunun maneviyat dersleri içinde en mühim kısmı diyanete müteallik tedrisattır” cümlesiyle başlıyordu, “Erkânı Harbiyei Umumiye Reisi Müşir Fevzi” imzası var. Osmanlı Dönemi’nin son harbiye vekillerindendi, şimdi Cumhuriyet’te genelkurmay başkanı oldu, İbrani asıllı olma ihtimali yüksek ve tarikatçı olduğu kesindir, Fevzi Çakmak’ın, Şeyh Sait isyanı ile telaşlanarak askere din dersine sarıldığını görüyoruz. Nakşibendi kalkışmasına daha çok din ile cevap verilecekti; ama kısa zaman sonra tam tersine bir yola geçildiğini biliyoruz. Sf. 377

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 377) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sonunda, İsrael Devleti, 14 Mayıs 1948 tarihinde kuruldu, ancak, bundan iki haftadan daha kısa bir zaman öncesinde de, İstanbul’da “Hürriyet Gazetesi” yayına başladı. Sf.369

    Hürriyet’in kurucusu Sedat Simavi’nin İbrani asıllı olduğunu ve gazetenin ilk günlerinde bir “Yahudi Gazetesi” iddiası o kadar yaygındı ki Simavi bir başyazı ile bunu yalanlamak zorunda kalıyordu. Yalanlasa da, bu düşünceyi kazıması kolay olmamıştır; demek ki eskiden “İbrani” sayılıyordu, restorasyonu önümüzdedir. Sf. 370

    Çok kısa bir hatırlatma verimli olabilir ve Munis Tekinalp’ı hatırlıyor ve hatırlatıyorum. Diğer çalışmalarımda ayrıntısı var, burada son derece kısa bir özet ile yetiniyorum. Asıl adı Moiz Cohen idi ve 30 Aralık 1909 tarihte Hamburg’da toplanan Dünya Siyonizm Kongresinde, Osmanlı İmparatorluğunu, tabii Yahudileri, temsil etti; ancak, Jön-Türk İhtilali’nden sonradır ve temsil resmidir. Burada, dünya Yahudilerini, sadece Filistin’e değil, Osmanlı mülkünün başka yerlerine de yerleşmeye davet ediyordu, “vaad edilmiş toprak” tarifi var. Burada, Yahudileri, Osmanlı’da “bazı gizli güçlere karşı” konuşlanmaya çağırdığı açıktır. Bir “denge unsuru” olacaklar ve “böylelikle Osmanlı’nın ve Yahudilerin çıkarları çakışacaktır;” Moiz Cohen’i, Ziya Gökalp’ı yetiştirenlerin birisi sayabiliriz, Kemalizm’i kodifiye etti. Sf. 370

    Ernest Jackh’ın ise başka bir haberi var; Mustafa Kemal Paşa Hazretleri’nin Hazar Yahudilerinin varlığını öğrendiğinde, bu bilgiye, pek büyük değer biçtiğini ileri sürüyor. Bundan, Paşa Hazretleri, Yahudilerin Türk oldukları sonucuna varmaktadır. İstanbul’da hahambaşı kanalıyla, Yahudileri, Türkiye’ye göçe çağırdığını not ediyor ve Hahambaşının bu doktrine katılmadığını öğreniyoruz. Pek itibar etmediler ve Filistin’i tercih ettiler. Sf. 370

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 369, 370) kitabından birebir alınmıştır.

  • Tan Olayı, Türkiye’de komünist tehlikesi olduğu konusunda İngiliz ve Amerikan yöneticilerini uyarmak için düzenlendi. Zincirli Hürriyet Olayı, Truman Doktrinini haklı göstermek için planlandı. Solcu Profesörler Olayı, Marshall Planı’ndan önemli bir pay almak için sahneye kondu.

    Şubat 1948: CHP’nin İlkokullara Din Dersi Ve İlahiyat Fakültesi Kararı

    2 Nisan 1948: Solcu Profesörler Üniversite’den Çıkarıldı

    4 Ocak 1949: Sabahattin Ali’nin Öldürüldüğü Açıklandı

    14 Ocak 1949: Sebülülreşatçı Şemsettin Günaltay Başbakan Oldu

    28 Mart 1949: Türkiye, İsrael Devleti’ni Tanıyan İlk Ülke. Sf. 359

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 359) kitabından birebir alınmıştır.

  • Belki de şu yeterlidir, Şemsettin Günaltay’ın hitabesinin bir bölümü şudur:  ”İlk mekteplerde din dersleri okutturmaya başlayan Hükümet’in başkanıyım. Bu memlekette, Müslümanların namazlarını öğretmek, ölüklerini yıkamak için imam-hatip kursları açan bir Hükümet’in başkanıyım. Bu memlekette, Müslümanlığın yüksek esaslarını öğretmek için İlahiyat Fakültesi açan bir Hükümet’in başkanıyım.” Demek ki, 1949 yılının ortasına geldiğimizde, artık ilkokullara din dersi konmuş, imam-hatip kursları açılmış ve ilahiyat fakültesi kurulmuştu; dine dönme başlamıştır, diyebiliyoruz. Bunlar, 1949 yılında başbakan olan ve Sebülülreşatçı Şemsettin Bey’in ifşaatı durumundadır. Osmanlı’dan kalma, /şecaat arz ederken merd-i kipti sirkatin söyler sözünü doğruluyor. Sf. 352

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 352) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2015); Bu dine yönelişte Rusya’daki sistemin yayılma korkusu da var, İsmet Paşa, Sosyalizmden korunmak için halkın dindarlaşmasını ön görmüş olabilir.

  • Hangisi önceliyor, çünkü İsrael Devleti’nin kuruluşu, 1946 yılında kesinleşmiş görünüyor ve Amerika’nın Türkiye’yi himayesi altına aldığını ilan etmesi, 1947, bu halde, İsrael Devleti’nin kuruluşunun, 1948 ve Türkiye’nin dünyada tanıyan ilk devlet oluşunun, 1949, öncesindedir. Acımasız bir Elen düşmanlığı ile çıkan Hürriyet Gazetesi ile Sefarad-renkli Demokrat Partisi’nin kurulması ise bir ve iki yıl evvelin hazırlıkları durumundadır. Sf. 344

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 344) kitabından birebir alınmıştır.

  • Türkiye politikasında, Londra’da, politikacılar ve yüksek kamu görevlileri birlikte ele alındığında, iki parti vardı; bunlardan birisi, Türkiye’de tampon devlet kurmak isteyenler ve diğeri ise Türkiye’yi tampon devlet olarak kurmak isteyenlerdi, Churchill bu ikinci partinin lideridir. Bu ikinci parti, ayrıca, Türkler ile Araplar arasına bir “tampon Kürt Devleti” gereğine inanmaktadır. Bunun çok açıklıkla ifade edildiğini görüyoruz. Sf. 330

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 330) kitabından birebir alınmıştır.

  • Anadolu Türklerine ilk komşu Türkler, Azerilerdir. Öyleyse, Sevres’deki Ermenistan ve muhtemel Kürt Devleti Projeleri’nin, Anadolu Türkleri ile Azeriler ve oradan da İç Asya Türklerinin arasına bir duvar çekme işi olduklarını kolaylıkla söyleyebiliriz. Sf. 329, 330

    Alıntı; Çöküş (Gizli Tarih) – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları, 1. Baskı 2010, Sf. 329, 330) kitabından birebir alınmıştır.