Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nin ruhsatnamesi I. Dünya Savaşı’nda kaybolduğundan bu okulun kapatılması fırsatı ele geçmiş, ancak 17.04.1953’te Menderes Hükûmeti 106 sayılı yeni bir ruhsatname vermiştir.

    Alıntı: Ajan Okulları – Necdet Sevinç, (s. 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Söz konusu yasaların çıkartılması, bölgede sıkıyönetim ilan edilmesi ve öteki hazırlıkların tamamlanmasından sonra, Mustafa Kemal, 1936 yılında, TBMM’nin açılışını yaparken yaptığı konuşmada, Dersim sorununu ülkenin en önemli sorunu olarak ilan etti ve mutlaka çözülmesi gerektiğini belirtti. “Ebedi Şef,” çözümle neyi kastettiğini ise şu sözlerle dile getiriyordu:

    “Dâhili işlerimizden en mühim bir safha varsa o da Dersim meselesidir. Dâhilde bulunan iş bu yarayı, bu korkunç çıbanı, ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için, hükümete tam ve geniş yetki verilmelidir.” Sf. 445

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 445) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dersim’i adeta yok etme çaba ve hazırlıkları sürerken, devlet 1934 yılında, Türk olmayan halkların sindirilmeleri ve varlıklarının sona erdirilmesi yönünde kapsamlı yeni bir yasa çıkardı. Bu, 2510 sayılı Mecburi iskân Kanunu idi. Baştan sona kadar ırkçı esaslar üzerinde şekillendirilmiş olan yasada, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içeresinde yaşayanlar açıkça “hakiki Türk soyundan olan/olmayan.” “Türk kültürüne bağlı olan/olmayan” şeklinde tasnife tabi tutuluyor ve öteden beri izlenen etnik temizlik ve asimilasyon politikasının başarıya ulaşabilmesi için yapılacak çalışmalar yeni baştan düzenleniyor.

    1935 yılında ise bu kez “Tunceli Kanunu” adı altında, Dersim’e özgü yeni bir yasa çıkarıldı ve bölgenin adı değiştirilerek “Tunceli”ye çevrildi.

    25 Aralık 1935 gün ve 2884 Sayılı Tunceli Kanunu’na göre, bölgede görev yapmak üzere bir Genel Müfettişlik (4. Genel Müfettişlik) oluşturuluyor, Korgeneral rütbesinde bir general ise Genel Vali olarak atanıyordu. Sf. 444

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 444) kitabından birebir alınmıştır.

  • Görevi gereği, Dersim’le en yakından ilgilenenlerden biri olan Mareşal Fevzi Çakmak, hazırladığı raporda, Dersimliler için “Dersim halkı cahildir, haydutluk ruhuna sahiptir.” dedikten sonra, atılmasını istediği önlemleri sıralıyor. Genelkurmay Başkanı, Dersim’den sürülmesini istediği aile ve aşiretlere ilişkin geniş bir liste de sunduktan sonra öteki önerilerini sunuyor: Bu önerilerden bazıları şöyle: Yerli memurların çıkarılması (yani bölge dışına sürülmeleri), …..

    d)Yüksek idare memurlarına adeta koloni idarelerindeki yetkilerin verilmesi,

    e)Propagandaya ağırlık verilmesi ve Türklüğün telkini,

    f)Kürtçe yerine Türkçenin yerleşmesi için ilmi ve idari tedbirlerin alınması (büyük kız çocuklarının okutulması),

    “Kısaca:

    2.Dersimli okşanmakla kazanılamaz. Silahlı kuvvetin müdahalesi Dersimli ye daha çok tesir yapar ve ıslahın esasını teşkil eder.

    3.Dersim evvela koloni gibi dikkate alınmalı. Türk camiası içinde Kürtlük eritilmeli, ondan sonra da aşamalı öz Türk hukukuna tabi kılınmalıdır.” Sf. 443, 444

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 443, 444) kitabından birebir alınmıştır.

  • Gizli belgelerde, Dersim sorunu Kürt sorununun bir parçası olarak görülür ve “çıbanın” temelinden sökülüp atılması hazırlıkları sürdürülürken, kamuoyuna yönelik propaganda çalışmalarında, Dersimlilerin öz be öz Türk oldukları, dillerinin de biraz Farsça karışmış Türkçeden başka bir şey olmadığı sürekli tekrarlanan bir konuydu.

    1930’lu yılların yarısından itibaren, yazılı basında bu işin başını çeken yayınlardan biri, Elazığ’da basılmakta olan “Altan” dergisiydi. Sf. 430

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 422) kitabından birebir alınmıştır.

  • “17. Fırat garbındaki vilayetlerimizin bazı aksamında dağınık bir yerleşmiş olan Kürtlerin Kürtçe konuşmaları behemehâl men edilmeli ve kız mekteplerine ehemmiyet verilerek kadınların Türkçe konuşmaları temin edilmelidir.” Sf. 430

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 430) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu mektuplardan sonra hükümet askeri operasyon yapılması önerisini uygun buldu ve aynı yılın sonbaharında ordu yöreye karşı saldırıya geçti.

    1926 harekâtında olduğu gibi Kürtler oldukça başarılı bir direniş gösterdiler. Askeri birlikler girebildikleri yerleşim birimlerini ateşe verip yağma ve talana girişirken, kendileri de önemli kayıplar vermekten kurtulamadılar. Kışın yaklaşması üzerine operasyon her zamanki gibi yakılıp yıkılmış köyler, açlık, yoksulluk ve gözyaşı bırakarak son buldu. Sf. 428, 429

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 428, 429) kitabından birebir alınmıştır.

  • Olay şu: 1930 yılında, Erzincan’da bulunan Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Başbakan İsmet İnönü’ye iki mektup yazıyor. Mektuplarında, Kürtlerin bölgedeki varlıklarından ve Kürtçenin konuşulan hâkim dil olmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiren Genelkurmay Başkanı, önlem alınmadığı takdirde “tehlike”nin daha da büyüyeceğini söylüyor. Önlem olarak önerdiği ise askeri operasyon ve sürgündür. Devleti yönetenlerin Kürt halkına karşı sahip oldukları anlayışı göstermek bakımından, bazı bölümleri aktarmakta yarar var:

    Mareşal, bu arada bazı köylerin isimlerini vererek, “… Bütün Kürt köylerine bir etki yapmak ve devlet nüfuzunu bakim kılmak için Erzincan’a nakledilecek bir hava kıtası ile bu köyleri tahrip etmenin uygun olacağı düşüncesindeyim,” diye ekliyor. Sf. 428

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 428, 429) kitabından birebir alınmıştır.

  • Aynı dönemde, Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey ise aynı konuda hazırladığı raporda Ali Cemal’in tam karşıtı görüşler savunuyor ve şöyle söylüyordu:

    “Yaptığım temasların bende hâsıl ettiği izlenime göre, Dersim gittikçe Kürtleşiyor, ülküleşiyor ve dolayısıyla tehlike büyüyor…”

    “Dersim, Cumhuriyet Hükümeti için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selâmeti bakımından mutlaka lâzımdır.”

    “Okul açmak, yol yapmak, refah sebeplerini sağlayacak fabrikalar kurmak, kendilerini meşgul etmeye yarayan çeşitli sanayi işleri sağlamak, özet olarak yurt sahibi yapmak veya uygarlaştırmak suretiyle ıslaha çalışmak hayalden başka bir şey değildir…” Sf. 426

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 426) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dersim’in de bağlı bulunduğu Elazığ Valisi Ali Cemal’di. Dersimliler gibi Alevi inancına sahip olan Ali Cemal, raporunda özetle, “… Baskılar son bulur ve şuurlu bir şekilde hareket edilirse Dersimliler, Cumhuriyetin çok sadık ve fedakar hadimleri olabilirler., ”

    “Dersimliler öldürülmekten, göç ettirilmekten korkuyorlar…” diyordu.

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 426) kitabından birebir alınmıştır.

  • Cephe Komutanı Muğlalı, yayınladığı bildiride güdülen amacı ifade ederken:

    ‘‘Şimdiye kadar melunca hareketlere devam eden, canavarlığın ve haydutluğun timsali olan Koçuşağı aşiretinin tedip ve tenkiline kesin surette karar verilmiştir,” diyordu.

    Aynı komutanın, 28 Kasım tarihli bildirisinde ise şu sözlere rastlanmaktadır: “Öteden beri Dersim’in yenik olmayan aşireti ve milli kahramanları adını taşıyan Koçuşağı haydutlarını,..”

    “Aziz vatanımızın bağrında adeta kangren haline gelmiş bir çıbandan başka bir şey olmayan bu canavar grubunun yok edilmeleri hususunda Cephe ve Bölge Komutanları başta olmak üzere tekmil arkadaşlarıma katlandıkları güçlük ve sarf ettikleri mesai nedeni ile bütün kalbimle teşekkür eder.. .”

    Görüldüğü gibi devleti temsilen görev yapan komutan;

    1.Qocan aşiretinin Dersim’de “ulusal kahraman” olarak tanımlandığını itiraf ediyor.

    2.Büyük küçük, kadın erkek ayırımı yapmadan bütün aşireti “canavar,” “haydut” ve “kangren” şeklinde nitelendiriyor.

    3.Yöre halkının kökten yok edilmesine karar verildiğini belirtiyor, yani bir jenosidin hedeflendiğini itiraf ediyor. Sf. 425

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 425) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sey Rıza mektubun altına bir kaç kelime yazdı ve Kalan aşiret reisi Ali Ağaya yolladı. Sey Rıza notunda:

    “Sabahleyin haber salındı, halk toplandı ve Sey Rıza’yı kızağa bindirerek Xaçeliye köyüne gittik. O gece Xaçeliye’de kaldık. Yine aynı gece, çevreden insanlar toplandılar. Silahı olanlar bir araya geldiler. Ertesi gün sabahleyin Sey Rıza’yı tekrar kızağa bindirdik, Hozat’ın karşı tarafında bulunan Sey Cemalanlara ait mezraya götürdük. O gece Sey Rıza hükümetin gücünü, asker miktarını öğrenmek üzere Hozat merkezine elçi yolladı. Öteden haber geldi ki Haşan Hayri telgraf çekmiş ve Malatya yönünde, nehrin öte yakasındaki Komırxan (Kömürhan)’a doğru geri çekilen asker yeniden Elazığ’a geldi, Şeyh Said kuvvetleri ise gerisin geriye Palo’ya gittiler.’ diyor. Bunun üzerine Hozat’ı kuşatmaktan vazgeçip geri geldik.” Sf. 422

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 422) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yine ayaklanma öncesinde Sovyetlerden yardım istenmesi söz konusu olduğunda, öteki şeyhler, “komünistlerle ilişki kurmak günahtır,” düşüncesiyle karşı çıkarken Şeyh Sait, “düşmanı yenilgiye uğratabilmek için gerekirse komünistlerden de yardım alınır,” tezini savunmuş ve böylece Sovyet yetkilileriyle görüşmelerde bulunmak üzere çalışmalara başlanmıştı. Sf. 420

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 420) kitabından birebir alınmıştır.

  • Elbet Şeyh Sait dindar biriydi ama onun kadar, hatta ondan da fazla politikti. Siyasi çalışmalarında, dini duyguları her koşul altında her şeyin önüne koymadığını, tersine bu konuda hayli toleranslı davrandığını ve yurtseverliği önde tuttuğunu ortaya koyacak yeterli bilgiye sahibiz. Örneğin, onun en önde gelen danışmanı Fehmi’ye Bilal’di. Fehmi dindar bir insan değildi, ateist olarak biliniyor, hatta içki kullanıyordu. Bu durum nedeniyle sağdan soldan şikâyetler gelmesi üzerine, Şeyh Sait’in özetle, “Fehmi halkına hizmet ediyor yeter, kendisinden ne istiyorsunuz?” dediği öteden beri söylenmektedir. Sf. 420

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 420) kitabından birebir alınmıştır.

  • Güya Şeyh Sait Dersim’e gidip Seyid Rızaya konuk olmuş, ancak ev sahiplerinin, yani Seyid Rıza tarafının yemek hazırlamak üzere hayvan kesmesine karşı çıkmış, onları kendi adamlarına kestirtmiş. Nedeni de “Alevilerin eliyle kesilmiş hayvan eti haramdır” düşüncesinde olmasıymış. Sf. 419

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 419) kitabından birebir alınmıştır.

  • Öte yandan, Dersimliler sadece Mustafa Kemal hareketine destek vermedikleri, yeni kurulan devlete sempati duymadıkları için değil, ondan önceki dönemlere ilişkin tutum ve davranışları nedeniyle de Ankara yönetiminin düşmanlığını kazanmışlardı. Türkiye Cumhuriyeti yönetimi için Dersim bir baş ağrısı, bir tehlikeydi. Neden?

    1.Dersimliler yüzyıllarca boyun eğmemiş, Osmanlı otoritesini kabul etmemişlerdi,

    2.Onlar, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlının Dersim’deki varlığına fiili olarak son vermiş, bağımsız bir Kürdistan’ın kurulması da dâhil, ulusal taleplerini açıkça dile getirmişlerdi. Bir kesimi Ruslarla uzlaşmaya varmış, hatta bazıları Rus Çar’ına başvurarak bir Kürt devletinin kurulması için yardım talebinde bulunmuşlardı,

    3.Dersim-Qoçgîrî yöresindeki Kürt önder ve aydınlar, Kürdistan Teali Cemiyeti başta olmak üzere faal halde bulunan Kürt örgütlerinde yer almış, onlarla ortaklaşa çalışmışlardı.

    4.Resmi propagandacıların iddialarının tersine Dersimliler Mustafa Kemal’e üzerinde durulmaya değer bir destek sunmamış, ona açıkça cephe almış, bağımsız bir Kürdistan dâhil, Kürt ulusal demokratik haklarına saygı gösterilmesini ısrarla istemişlerdi. Ankara hükümetinin olumsuz tutumu yüzünden herhangi bir uzlaşma sağlanamaması üzerine, 1921 yılında Dersim-Qoçgîrî birlikteliğiyle Qoçgîrî Ulusal Direnişi gerçekleştirilmişti.

    5.Dersimliler  Ermeni soykırımına katılmadıkları gibi, Ermenilere sahip çıkmış, binlercesini kurtarmışlardı ki Türk milliyetçileri için bu da affedilemez bir suç ya da günahtı. s. 418, 419

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 418, 419) kitabından birebir alınmıştır.

  • Başbakanlık ve devlet başkanlığı da yapmış olan Celal Bayar, Qoçgîrî başkaldırısı ile ilgili olarak şöyle diyor:

    “… Dersimlilerin, Kürtlük hesabına en idealistleri Koçgiri’de toplandılar, teşkilat yaptılar. Sivil, asker bütün kuvvetleriyle oraya toplandılar. Orada mühim bir kuvvet teşekkül etti. Koçgiri’de isyan çıktı. (…) Koçgiri bence diğer isyanların hepsinden mühimdir. Yunanlılara karşı durmak için nasıl tedbir alıyor isek, orada da aynı şekilde teşkilat yaptık. Koçgiri’de bir ordu merkezi yapıldı. Onun başına da Nurettin Paşayı tayin ettiler. Koçgiri’de çok mühim muharebeler oldu. İki taraftan da çok telefat verildi. (…) Hadiseler üzerine Merkez Ordusu Kumandanlığına tayin edilen Nurettin Paşa duruma el koydu ve bölgede tam bir tenkil harekâtı başladı. İki taraf da büyük zayiat verdi.” Sf. 415, 416

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 415, 416) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu koşullarda başlayan Qoçgiri başkaldırısı, bilindiği gibi, Dersim’den beklenen ve önceden kararlaştırılan desteğin gelmemesi ve öteki bazı olumsuz koşullar nedeniyle başarıya ulaşamadı. Esasında Diyab Ağa, Meço Ağa, Kango Oğlu Ahmet Ramiz ve Binbaşı Haşan Hayri’nin Ankara ile uzlaşarak milletvekilliğini kabul etmeleri, Dersim’de tereddüt ve bölünmeye neden olmuş, daha önce kararlaştırılmış olan programın tam olarak uygulanması koşullarını ortadan kaldırmıştı.

    Hozat aşiretlerinin verdikleri sözde durmamalarında, adı geçen milletvekillerinin etkisi bulunduğu açıktır.

    Sonraki gelişmeler ise biliniyor. Qoçgîrî dâhil Dersimliler özellikle de Erzincan ve Qoçgîrî yöresinde silahlı eylemlerini arttırdılar. Buna karşılık devlet, bölgeye büyük askeri birlikler yolladı, çatışmalar çıktı. Sonunda devlet Kürt direnişçilerle başa çıkamayacağını anlayınca, sivil halkı hedef edinen bir katliama girişti.

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 414, 415 ) kitabından birebir alınmıştır.

  • Baytar Nuri’nin kaleminden aktaralım:

    “Programımız şu idi:

    İlk önce Dersim’de Kürdistan istiklali ilan edilecek, Hozat’ta Kürdistan bayrağı çekilecek, Kürt milli kuvveti Erzincan, Elaziz ve Malatya istikametlerinden Sivas’a doğru hareket ederek Ankara hükümetinden resmen Kürdistan istiklalinin tanınmasını isteyecekti. Türkler bu isteği kabul edeceklerdi, çünkü isteğimiz silah kuvvetiyle desteklenmiş olacaktı.

    Meço ve Diyab ağaların Dersim mebusu olarak tayin edildiklerini, Kürdistan’ın her tarafından Ankara’ya mümessiller geldiğini, Kürtlerin arzularına uygun kararlar verileceğini, hatta esasen Kürdistan isteğini kabulde hiç bir mahzur bulunmadığını, Elaziz valisi, Mustafa Kemal adına ilan ediyor ve bu ilanı bizzat Pertek ilçesi merkezine gelerek Dersimli Meço Ağaya bildiriyordu. Mutasarrıf, bu gibi vaatlerle Meço ağayı aldatmış, Pertek’ten Elaziz’e ve oradan da Ankara’ya götürüp Mustafa Kemal ile görüştürmüştü.

    Meço’nun bu hareketini gören Diyab Ağa dahi, Ankara’nın kendine gösterdiği mehlaat ve payeye kapılarak, Kürt milli harekâtına arkasını çevirmiş ve Mustafa Kemal’in tuzağına düşmüştü.” Sf. 415

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 414, 415 ) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şunu da belirtmek gerekir ki bütün bu çalışmaların 1. dereceden yönlendiricisi Qoçgîrîli Alîşer’dir. 20. Yüzyılda Kürdistan’ın yetiştirdiği en önde gelen Kürt aydınlarından biri olan büyük yurtsever Alîşer, şairliği, ideolojik politik etkinliği ve askeri komutanlık yetenekleri ile bu işin hep başındaydı ki Türk yöneticiler de bunu her keresinde vurgulamaktan geri kalmıyorlar.

    Vali Ali Kemali, onun, 1920lerde Dersim’de yürüttüğü çalışmalardan bahsederken şunları söylüyor:

    “Bu adam 1335 senesi kışı içinde Armudan köyünden Mığırdıç isminde bir Ermeni’yi İstanbul’a göndererek, Kürt Teali Cemiyeti Seyit Abdülkadir’den talimat getirtti. 336 (1920) senesi iptidasında da Refahiye’nin Şadıllı (Şadıyan) aşireti reisi Paşa Bey ve bunun on kadar yardakçısıyla Dersim’in Ovacık kazasına ve Hozat’a giderek ve ‘Hilafet Ordusu Müfettişi’ unvanını takınarak ileri gelenlerden başına topladığı kimselere hulasaten şu nutku söyledi:

    ‘Kürdistan’a muhtariyet verildiğinden aşiretlerin barışmaları lazımdır; derhal teşkilata başlanmalıdır; bütün aşiret reisleri ve elebaşılar namına Ankara’ya bir heyet göndererek Avrupa’nın Kürtlere hediye ettiği muhtariyeti, Ankara hükümetine tasdik ettirmek icap eder. Şayet Ankara hükümeti bu teklifi kabul etmezse, o hükümet aleyhine kıyam olunacağını bildirmeliyiz. Sf. 414

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 413, 414 ) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ancak, Qoçgîrî’de yurtsever harekete öncülük edenler, Dersim’in tamamının dayanışması ve aktif desteği olmadan başarıya ulaşamayacaklarının bilincindeydiler. Bu nedenle de Refahiye Kaymakamlığına vekâlet etmekte olan Haydar Bey’in kardeşi Alişan Bey Ovacık’a gelmiş, bazı aşiret reislerini de yanına aldıktan sonra Hozat’a geçmiş ve büyük bir toplantı düzenlemişti. Aşiret reisleri toplantıda Qoçgîrî’yi sonuna kadar destekleyeceklerine, ayaklanmaya katılacaklarına söz vermiş Alevi töresi gereği kızıl elma üzerine yemin etmişlerdi.

    Bu toplantı sırasında, Ankara Hükümetine sunulmak üzere aşağıdaki istemleri içeren bir muhtıra hazırlanarak Hozat Mutasarrıflığına verilmiş, en kısa sürede yanıtlanması istenmişti:

    “1. Kürdistan muhtariyet idaresine muvafakat eden İstanbul Saltanat Hükümetinin bu baptaki kararını Mustafa Kemal hükümetinin de resmen kabul edip etmeyeceğinin açıklanması.

    2.Kürdistan muhtariyet idaresi hakkında Mustafa Kemal hükümetinin görüş noktası ne olduğu hususunda Dersimlilere acele cevap verilmesi.

    3.Elaziz, Malatya, Sivas ve Erzincan mıntıkaları hapishanelerinde mevcut bütün Kürt mevkufların hemen serbest bırakılması.

    4.Kürt çoğunluğu bulunan mıntıkalardan Türk hükümeti idare memurlarının çekilmesi.

    5.Koçgiri mıntıkasına gönderildiği haber alınan askeri müfrezelerin derhal geri alınması (15 Kasım 1336 – Yani 1920 yılı).” Sf. 413, 414

    Alıntı; Dersim Merkezli Kürt Aleviliği – Munzur Çem, (Vate Yayınları) 2. Baskı Ekim 2011 – Sf. 413, 414 ) kitabından birebir alınmıştır.