Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nin ruhsatnamesi I. Dünya Savaşı’nda kaybolduğundan bu okulun kapatılması fırsatı ele geçmiş, ancak 17.04.1953’te Menderes Hükûmeti 106 sayılı yeni bir ruhsatname vermiştir.

    Alıntı: Ajan Okulları – Necdet Sevinç, (s. 86) kitabından birebir alınmıştır.

  • Barbarlar birçok bakımdan Romalılardan geriydiler. Ama en önemli meselede ileriydiler. Barbar kabilelerinde çiftçi, emeği ile kabile önderini ve maiyetindeki askerleri besleyip geçindirmek zorunda olduğu halde, köle değildi. Ekmeğini kendi alın teriyle kazananlar için barbarlar arasında yaşamak daha kolaydı. Romalı toprak kölelerinin ve şehirli yoksulların, barbarların tarafına kaçmalarının sebebi de buydu. Sf. 421

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 421) birebir alınmıştır.

  • Roma İmparatorluğu’nun durumu günden güne kötüleşiyordu.

    Açgözlü memurlar, halkı soyup soğana çeviriyorlardı. Öyle bir zaman geldi ki, yalnız imparator değil, imparator naipleri de hükümdar ve tanrı kesilmişti halkın başına.

    Kimileri, tıksırıncaya kadar yiyip içebilmek için midelerini boşaltacak kusturucu ilaçlar alırken, kimileri de açlıktan ölüyordu.

    Açlar toklardan, zayıflar şişmanlardan kat kat fazlaydı. Sf. 414

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 414) birebir alınmıştır.

  • Artık köleler şöyle dursun, köle sahipleri bile kölelik düzeninden kurtulma yollarını arıyorlardı.

    Toprak ağaları, kolon denen özgür çiftçilere tarlalarını kiraya vermeye başladılar. Özgür insan, toprağı daha iyi işliyordu. Çalışan ellerin işlediği kısırlaşmış toprak da cömertleşiyor, bol ürün veriyordu. Sf. 412

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 412) birebir alınmıştır.

  • Önceleri, felsefeyle doğa bilimi bir bütündü. İlk Yunan filozofları, aynı zamanda doğayı inceleyen birer araştırıcıydı.

    İskenderiye’de bilimle felsefenin yolları artık ayrılmıştı.

    Buradaki filozofların çoğu Platoncuydu. Platon sağ olsaydı, memnun olurdu. Çünkü Ptolemaiosçular onu, Atinalılardan daha iyi takdir etmişlerdi.

    Demokritosçularaysa İskenderiye’de şüpheyle bakılırdı. Demokritos’un İskenderiye kitaplığındaki kitapları tozlar içindeydi, kimse bunları okumazdı. Sf. 348

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 348) birebir alınmıştır.

  • Anatomi salonunda, Herofilos adlı hekim, kutsallığa saygısızlıkla suçlanmaktan korkmaksızın insan cesetlerini teşrih ederdi. Böylece, düşünce organının, eskiden sanıldığı gibi kalp olmayıp beyin olduğunu, damarların havayla değil, kanla dolu bulunduklarını açıklamıştı.

    Daha Empedokles zamanında Krotonlu hekim Alkmeon, hayvanın hareketlerini beynin yönettiğini sezmişti. Fakat Alkmeon, yalnız hayvanları teşrih ederdi. Herofilos ise eski yasakları çiğneyerek insan vücudunun da otopsisini yapmıştı. Mısır’da bu cesareti göstermek, Yunanistan’a kıyasla daha kolaydı. Çünkü Mısırlılar öteden beri ölüleri mumyalamakla uğraşırlardı. Sf. 349, 350

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 349, 350) birebir alınmıştır.

  • Yunanistan’da Anaksagoras, Demokritos, Sokrates gibi filozoflar yaşarken, Çin’in de kendi filozoftan vardı.

    Filozof Mo-Tzu, insanların nasıl düşündükleri ve doğru düşünüşlerin yanlış düşünüşlerden nasıl ayırt edildiği üstüne bilimsel bir eser yazmıştı. Mo-Tzu, maddeyi ve enerjiyi tarif ederek, enerjinin, hareket halinde madde olduğunu yazmıştı.

    Mo-Tzu, safahat içinde yaşayan soyluları açığa vurarak, insanları, haksızlık ve zulümle savaşa çağırır. Savaşların halklara ne büyük felaketler getirdiğini görür ve insanlığın, ancak bütün halkların birleşmesiyle kurtulabileceğini söyler.

    Mo-Tzu, aynı zamanda büyük bir mühendisti. Kaleleri mancınıklara ve başka kuşatma silahlarına karşı savunma yöntemlerini bulan Mo-Tzu’dür. Sf. 345

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 345) birebir alınmıştır.

  • Ama İskender, kılıcın kestiğini bir daha birleştiremediğini bil­dirdi.

    Bunun için de, halkları birleştirmek, aralarında akrabalık bağ­ları kurmak için, on bin askerini İranlı kadınlarla evlendirmiş, kendisi de aynı gün İran hükümdarının kızını almıştı.

    Tarihte en büyük düğün bu olmuştur.

    Filozof Diyojen, kendisine dünya vatandaşı derdi. İskender’se, dünya hâkimi ve tanrı olmak istemişti. Babil’i başkent yapmış ve Mısırlı kâhinlerin, kendisini tanrı Ammon’un oğlu ilan etmeleri­ne göz yummuştu. On binlerce Yunanlıyı Asya’ya göç ettirmişti.

    İskender geçtiği her yerde birçok şehrin temelini atmış ve hep­sine de Aleksandriya, İskenderiye adını vermişti. Bu yeni şehirler­de hayat da eski şehirlerdeki gibi değildi. Sf. 339

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 339) birebir alınmıştır.

  • Çoğu zaman Aristoteles, eline keskin bir bıçak alarak, her­hangi bir hayvanı açar, onun kalbini, karaciğerini, dalağını ince­ler. Hayvanların iç organlarına bakarak, insan vücudunun yapısı hakkında bir fikir edinmeye uğraşır. Çünkü bir ölünün kesilme­si cinayet sayıldığından, insan vücudu hakkında çok az şey bilin­mektedir. Sf. 327

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 327) birebir alınmıştır.

  • Atinalıların filozoflara ilk esaslı saldırısı Anaksagoras’a yapılandır ki bundan sonra birtakım büyük düşünürlere saldırmak âdet olacaktır. Sf. 325

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 325) birebir alınmıştır.

  • Demokritos, başka bir dünya hakkında anlatılardan masal sayar ve şöyle der: “Ölümlü, canlı doğanın yok olmaya mahkûm olduğunu bilmeyen kimi insanlar, hayatlarını öbür dünyaya dair yalan uydurmakla, sıkıntı ve korku içinde geçirirler.”

    Platon “öbür dünya hakkında böyle masallar” uyduranlardan biriydi. Demokritos’un görüşleri hoşuna gitmezdi ve insanları yine “ilahi kurucuya”, ahiretin, öbür dünyanın; çektikleri sıkıntıların ödülünü bulacakları, günahlarının cezasını görecekleri tek gerçek dünya olduğuna inandırmaya çabalardı. Sf. 322

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 322) birebir alınmıştır.

  • Bütün eski bilimlerin kaderi böyle olmuştur. Araştırmacılar, ilk bilim insanlarının fikirlerini, daha sonra yazılmış eserlerde güçlükle bulurlar. Bu fikirler başkalarının kitaplarında, yaban­cı ve çoğu zaman düşman bir ortamda şöyle barınabilmişlerdir:

    Bir ortaçağ papazı, tanrıbilim alanındaki kitabına, antik dün­yanın putperest bir filozofundan birkaç satar alırdı. Fakat bu, ge­nel olarak filozofu yermek için yapılırdı. s.225

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, s. 225) birebir alınmıştır.

  • Tecrübe o kadar azdı ki, insanlar geceden sonra gündüzün ya da kıştan sonra baharın gelip gelmeyeceğinden bile emin değil­lerdi.

    İnsanlar güneş doğsun diye törenler yaparlardı. Mısır’da gü­neşin sembolü sayılan Firavun, her gün tapınağın etrafında dola­şırdı. Sf. 191

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 191) birebir alınmıştır.

  • Uzun Bir Kol

    İnsan bir kargı yapıp ucuna da taştan oyulmuş bir mızrak ucu bağ­ladığı zaman, kolunu iyice uzatmış oldu.

    Kolunun uzaması onu daha güçlü ve yürekli kıldı. Sf. 97

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 97) birebir alınmıştır.

  • Her insan topluluğunda, ömürleri boyunca edindikleri iş tecrü­belerini gençlere aktaran, bilgili, yaşlı erkekler ve kadınlar olmuş­tur.

    Peki, ama kendi ustalığını, bilgi ve tecrübesini, insan başkasına nasıl verebilir?

    Göstermek ve anlatmakla.

    Bunun içinse dil gereklidir.

    Hayvanların yavrularına, doğal birer alet olan pençe ve dişlerin­den faydalanmayı öğretmeleri gerekmez. Bunun için de hayvanla­rın konuşmayı becermeleri hiç de gerekli değildir.

    İnsan için konuşmak zorunluydu.

    Dil, hem ortaklaşa çalışma, hem de yaşlıların tecrübe ve usta­lıklarını gençlere öğretmeleri için gerekliydi. Sf. 79

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 79) birebir alınmıştır.

  • İnsan henüz gerçek bir avcı değildi.

    Peki, neydi? Toplayıcıydı.

    İnsan Yiyecek Topluyor

    Toplayıcılık size ters gelebilir çünkü o zamanlar herkes bütün gün, sabahtan akşama dek mantar ve çilek toplamakla uğraşıyor­du. Sf. 57

    O eski zamanlarda, toplayıcılıkla geçimini sağlayan insanın durumu bu küçük kızdan çok daha kötüydü. Açlıktan ölmemesinin tek sebebi, bütün vaktini yiyecek arayarak geçirmesi ve bul­duğu yenebilecek her şeyi mideye indirmesiydi.

    Ağaçta yaşayan atalarından daha güçlü ve daha özgür olsa da, insan hâlâ, açlıktan ölmesine ramak kalmış, zavallı bir yara­tıktı.

    Ve durumunu daha da kötüleştirecek korkunç bir felaket yak­laşıyordu! Sf. 58

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 58) birebir alınmıştır.

  • Bundan yalnızca bir sonuç çıkarılabilirdi: İnsan ilk önce Eski Dünya’da, ama Eski Dünya’nın tek bir yerinde değil birkaç ye­rinde ortaya çıkmıştı. Sf. 55

    Alıntı; İnsan Nasıl İnsan Oldu – Mikhail İlin ve Elena Segal, Çeviri; Ahmet Zekerya, (Say Yayıncılık, 20. Baskı Ekim 2019, Sf. 55) birebir alınmıştır.

  • Son yıllarda beyin fonksiyonel manyetik rezonans (MR) görüntüleme tekniği sayesinde, dinî düşünceyle ilişkili beyin alanlarını belirlemek için çok sayıda araştırma yapılıyor. Sf. 245

    Temporal lob epilepsisi olan kişiler nöbet geçirdikleri sırada zaman zaman Tanrıyı görme gibi dinî deneyimler yaşadıklarını bildirdikleri için temporal lob bu çalışmalarda odak noktası olmuştur. San Diego’daki California Üniversitesinden nörobilimci Vilayanur Ramachandran, bu gibi epilepsi nöbetlerinin öncesinde bu kişilerin dörtte birinin “ilahi mevcudi­yet hissi ve Tanrı ile doğrudan iletişim hâlinde oldukları duygusu gibi çok etkileyici manevi deneyimler yaşadıklarını” bildirmiştir. Sf. 246

    Alıntı; Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı (İlk İnsanlar ve Dinlerin Kökeni) – E Fuller Torrey, Çeviri; Erkan Aktaş, (Paloma Yayınevi, 3. Baskı Ekim 2019, Sf. 245, 246) birebir alınmıştır.

  • Bu savaşların bariz nedenleri arasında, şehir devletlerinin egemenlik alan­larını artırmak istemeleri, toprak anlaşmazlıkları ve sulama kanallarının veya ticaret yollarının kontrolünü elde etme girişimleri bulunmaktaydı. Bununla birlikte, Mezopotamya kayıtlarında böyle nedenlerden nadiren bahsedilir; savaşlar daha ziyade tanrıların çatışması olarak gösterilir. Sf. 202

    Alıntı; Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı (İlk İnsanlar ve Dinlerin Kökeni) – E Fuller Torrey, Çeviri; Erkan Aktaş, (Paloma Yayınevi, 3. Baskı Ekim 2019, Sf. 202) birebir alınmıştır.

  • Günümüzden 11.000 yıl önce, diğer hayvanlar evcilleştirilmeye başlandığında, evcil köpekler oldukça yaygındı.

    Koyun ve keçiler muhtemelen bir sonra evcilleştirilen hayvanlardı ki bunun en az 10.000 yıl önce gerçekleştiğine dair kanıtlar var. Sf.170

    Juliet Clutton-Brock un DomesticatedAnimalsfrom Early Times isimli kitabında şöyle yazmıştır: “Keçi ilkel köylülere ve göçebe çobanlara fiziksel ihtiyaçla­rının tümünü sağlayabilmekteydi; giysi, et, süt, ayrıca el yapımı objeler için kemik ve tendon (kas kirişi), ışık için içyağı ve yakıt ile gübre için tezek.” Keçi derileri giyim ve su kapları olarak da kullanılabilmekteydi. Sf. 170

    Alıntı; Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı (İlk İnsanlar ve Dinlerin Kökeni) – E Fuller Torrey, Çeviri; Erkan Aktaş, (Paloma Yayınevi, 3. Baskı Ekim 2019, Sf. 170) birebir alınmıştır.

  • Dünyadaki bunca kötülüğün gerçek­leşmesi sorunu pek çok insanda olduğu gibi Darwin’de de inanç kaybına katkıda bulunmuştu. En sevdiği kızının on yaşındayken muhtemelen tü­berküloz nedeniyle ölmesi onu çok üzmüştü. Darwin, sözüm ona gücü her şeye yeten ve her şeyi bilen bir Tanrı’nın “milyonlarca tür hayvanın nere­deyse sonsuza kadar acı çekmesine” nasıl izin verebildiğini de sorguladı. Bir arkadaşına şunları yazmıştı: “Etrafımızda tasarıma ve iyiliğe, ihsana dair bir kanıtı başkalarının gördüğü gibi açık bir şekilde göremiyorum ben. Bence dünyada çok fazla sefalet ve acı var.” En nihayetinde Darwin, yaratılış sürecinde de bir tanrısal varlık algılayamaz oldu; ona göre “organik varlıkların çeşitliliğinde ve doğal seçilim eyleminde rüzgârın esme biçiminden daha fazla tasarım yoktu.” Sf. 22

    Alıntı; Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı (İlk İnsanlar ve Dinlerin Kökeni) – E Fuller Torrey, Çeviri; Erkan Aktaş, (Paloma Yayınevi, 3. Baskı Ekim 2019, Sf. 22) birebir alınmıştır.