Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Beyin gelişimi kuramlarının habercisi olarak Darwin, bu inançların ancak “insanın akıl yürütme gü­cünde kayda değer bir ilerleme sağlandıktan sonra ve hayal, merak ve hayret etme yeteneklerinde ise bundan da fazla bir gelişme görülmesiyle birlikte” oluştuğunu eklemişti. Darwin, insanlardaki “dinî bağlılık duygusunu” “bir köpeğin sahibine olan derin sevgisine” benzetmiş ve bir yazarın “köpek sahibini bir tanrı gibi görür” sözüne atıfta bulunmuştur. Sf. 22

    Alıntı; Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı (İlk İnsanlar ve Dinlerin Kökeni) – E Fuller Torrey, Çeviri; Erkan Aktaş, (Paloma Yayınevi, 3. Baskı Ekim 2019, Sf. 22) birebir alınmıştır.

  • Herhalde ilahi uzmanlaşmanın en uç noktasına “çaldıkları malları satarken hırsızlara yardım eden özel bir tanrıya sahip olan” Tonga adasındaki Polinezyalılar erişmişlerdir. Sf. 18

    Alıntı; Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı (İlk İnsanlar ve Dinlerin Kökeni) – E Fuller Torrey, Çeviri; Erkan Aktaş, (Paloma Yayınevi, 3. Baskı Ekim 2019, Sf. 18) birebir alınmıştır.

  • Din terimini “bireylerin ilahi olarak kabul edebile­cekleri ne varsa onlara ilişkin duygu, eylem ve deneyimlerini” ifade etmek için kullanıyorum. Buradaki “ilahi” sözcüğü William James tarafından tanımlandığı gibi “tanrısal” anlamında kullanılmıştır. Sf. 15

    Alıntı; Beynin Evrimi ve Tanrıların Ortaya Çıkışı (İlk İnsanlar ve Dinlerin Kökeni) – E Fuller Torrey, Çeviri; Erkan Aktaş, (Paloma Yayınevi, 3. Baskı Ekim 2019, Sf. 15) birebir alınmıştır.

  • (Kitabın bu bölümünde Nebil Reyhani yazısı)

    Bunun yanında, Kant’ın henüz ampirik olarak çürütülmemiş, dolayısıyla bugün için hala doğru olarak kabul edebileceği­miz bir görüşü var. Siyaset biliminde “demokratik barış” adı verilen bu görüş, demokrasiyle yönetilen ülkelerin birbirleri­ne karşı savaşmayacaklarını iddia eder. Kant’tan günümüze gelen bu iddianın bugün bile geçerliliğini koruması siyaset biliminin bir muammasıdır. Sf. 82

    Alıntı; Barışın Felsefesi – İoanna Kuçuradi, (Türkiye Felsefe Kurumu, 2.Baskı 2013, Sf. 82) birebir alınmıştır.

  • Dürüstlük: bir durumda istediğimle yaptığımın aynı olmasıdır.

    Alıntı; Etik ve Değerler Hakkında – İoanna Kuçuradi, (İnternet 2021, Sf. ) birebir alınmıştır.

  • Eğitimde öncelik, değerler eğitimini öğretmek olmalı.

    Alıntı; Etik ve Değerler Hakkında – İoanna Kuçuradi, (İnternet 2021, Sf. ) birebir alınmıştır.

  • Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma, sözü de bir çıkar  içeriyor, zaten, kötü şeyi yapmamalıyız.

    Alıntı; Etik ve Değerler Hakkında – İoanna Kuçuradi, (İnternet 2021, Sf. ) birebir alınmıştır.

  • İnsanı bir bütün olarak değerlendirmek zordur. Bunun için kritik durumlarda ne yapıyor ona bakmak lazım, çıkarı ile çelişen durumlarda ne yapıyor, hak koruyor mu?

    Bir eylemi değerlendirmek insanı değerlendirmekten daha kolay.

    Alıntı; Etik ve Değerler Hakkında – İoanna Kuçuradi, (İnternet 2021, Sf. ) birebir alınmıştır.

  • İnsanlık onurumuzu yaptıklarımızla veya yapmadıklarımızla koruyoruz, bize yapılanlarla değil.

    İşkenceyi yapanın insanlık onuru zedelenir.

    Alıntı; Etik ve Değerler Hakkında – İoanna Kuçuradi, (İnternet 2021, Sf. ) birebir alınmıştır.

  • Doğru değerlendirmek nasıl yapılır: eğer bir şeyin değerini yani etik değerini biliyorsak doğru değerlendirebiliriz. İnanç, kültür gibi değer bilgileri ile doğru değerlendiremeyiz.

    Değer yargıları şartlar değiştiği halde değişemiyorlar.

    İlkeleri korumaya çalışıyoruz, insan güme gidiyor.

    Değer yargıları bizi ezbere değerlendirmelere götürüyor.

    Değerlerin bilgisini öğrenmek lazım.

    Alıntı; Etik ve Değerler Hakkında – İoanna Kuçuradi, (İnternet 2021, Sf. ) birebir alınmıştır.

  • (Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin Lise Tarih Kitaplarında Mustafa Kemal Paşa’nın Elyazısı İle Yazdığı Görüşleri)

    “Muhammed’in aile ve atalarına ait bütün malumat tarihi olmaktan ziyade efsanevîdir. Peygamber zamanında bir malumat yoktu; bunlar sonradan icat olunmuştur.

    Arapların aile şecerelerinin tutulması usulü Halife Ömer zamanında başlamıştır. Bu usûl bir takım düzme şecerelerin uydurulmasına yol açtı. Hakikatte, Muhammed’in menşei hakkında pek az şey bilinmiştir, o kadar ki onun asıl ismi dahi malum olmamıştır, Muhammed, Peygamberin ismi değil, lakabıydı.

    Peygamberin cetleri hakkındaki malumat dahi tarihî vesikalara uymaz. Araplar, Peygamberin İbrahim neslinden geldiğini isbata çalıştılar; Araplar bu suretle bütün Arap ırkının yüksek necabet sahibi olduğunu isbat etmek hevesinde idiler.

    Muhammed kendisi hiçbir zaman asalet şerefi iddiasına kalkışmamıştır; O, boş teferruata ehemmiyet vermezdi; gayesine doğru tereddütsüz yürür amelî bir adamdı.

    Muhammed, hiçbir zaman bir asalet hücceti istemedi; damarlarında İbranî nebilerinin kanı dolaştığını iddia etmedi; bilakis gerek kendisinin, gerek ana ve babasının fakir halleriyle iftihar etti.

    Bütün mehazlar (kaynaklar), bize, Muhammed’in babası olmak üzere Abdülmüttalib’in oğlu Abdullah namında bir zatı gösterir, Anasının da adını Âmine olarak tesbit ederler.” s. 221

    Alıntı; Kemalizm – Abdurrahman Dilipak, (Beyan Yayınları, 3. Baskı 1988, s. 221) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çok az önce İstanbul’dan kaçıp Ankara’ya gelen genç gazeteci Ziya Gevher, şimdi Hâkimiyet-i Milliye’nin yazı müdürü! Elinde, selefi Nafı Atuf’un bıraktığı tahta saplı bir mürekkep kalemi, önünde bir hokka, biraz da kâğıt belinde de tabancası! Hanın ahırında sermürettip, sermakinist Ahmet Usta (Ulus) hem tabancalı, hem bıçaklı. Altı mürettibin hepsi de silâh taşıyor. Gazetenin tek muhabiri İzzet Ulvi hariç! Kaç defa hışımla, sallanan kapıyı savurup yazı müdürünün odasına giren milletvekili, Ziya Gevher’in silâhından, yazı müdürü de karşısında duran Meclis üyesinin tabancasından gözlerini ayırmadan konuşmuşlardı! Sf. 102

    Alıntı; Kemalizm – Abdurrahman Dilipak, (Beyan Yayınları, 3. Baskı 1988, Sf. 102) kitabından birebir alınmıştır.

  • Evet, Atatürk’ün asıl adı Mehmet Mustafa’dır. «Kemâl» ise kendisinin akranı arasındaki «mükemmel»liğini ilk defa sezmiş olan bir hocasının koyduğu mahlâs (takma isim) … Sf. 53

    Alıntı; Kemalizm – Abdurrahman Dilipak, (Beyan Yayınları, 3. Baskı 1988, Sf. 53) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Kazım Karabekir Fevzi Çakmak Paşa’ya Anlatıyor;)

    “Yegâne istinatgâhları sen olan Mustafa Kemâl Paşa muhteris ve menfaat düşkünüdür. Maksadı, şekli hükümeti değiştirmek, diktatör olmaktır. Ahlâkça herkesçe fena tanınan bu zatın milletin başına belâlar getireceğini seni seven bütün arkadaşlarınız ve ben yakinen biliyoruz. Ali Fuat Paşa da muhterisin biridir. En itimat ettiğin İsmet de aynı fikirdedir. Ve benim gibi o da seni ikaz etmek fikrindedir. Bunların hiç bir kuvveti olmadığı halde sen bunlara kuvvet veriyorsun. Âtinin vahim vaziyetlerinde omuzlarına büyük mesuliyet alıyorsun. Kendisinin İstanbul’a celbine sen mâni oluyorsun. Buna zahir olma! Bunu milletin, memleketin selâmeti için sana benim ve birçok arkadaşlarımızın samimî olduğundan ve senin bu vatana olan namuskârane fedakârlıklarını herkes bildiğinden söylemeyi bir vazife bildim. 2) Mustafa Kemâl Paşa yaverlerini de mebus yaptırıyormuş. Bu gibi mebusların yapacağı fena tesiri de düşünmelisiniz.” Sf. 44

    Alıntı; Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak – Ümid Sinan Topçuoğlu, (Latin matbaacılık, 1. Baskı 1977, Sf. 44) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çanakkale’deki toplarımız da tahrip olunacaktı. Gerek Fevzi Paşa, gerek onun yerine geçen Cevat Paşa’nın tertipleri ile bu toplar da, gizlice, sonradan, bizim işimize yarayabilecek yerlere gönderilmiştir. İstanbul’daki depolarda bulunan silah ve cephane, hiç kimse farkında olmaksızın, daha sonra istediğimiz yerlere gönderilecek tertiplere konmuştur. Sf. 28

    Alıntı; Mareşal Mustafa Fevzi Çakmak – Ümid Sinan Topçuoğlu, (Latin matbaacılık, 1. Baskı 1977, Sf. 28) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir gece Karpiç Lokantası’nda yemekteydik. Atatürk’ten başka kız kardeşi ve 20 kadar arkadaşımız da beraberdi. Sf.64

    Atatürk, burada Hatay konusunda bir olay yaratmanın propaganda yönünden faydalı olacağını düşünerek, Hatay konusunu tartışmaya açtı. Sofradakiler,. hatta müsaade ettiği için tartışmaya katılan diğer masalarda oturanlar, hükümetin gevşek tutumunu protesto ederek kısa zamanda daha müessir (tesirli, etkili) tedbirlerin alınması gerektiğini söylediler. Atatürk’ün bu konuşma ve protestoları tasvip eder görünen bir tutumu vardı. Hatay konusunda hükümete karşı yapılacak bazı çıkışları destekleyeceği havası uyandı. Kız kardeşi Makbule Hanım’ın elinde bir tabanca vardı. Makbule Hanım tavana iki el ateş etti. Atatürk bu çıkışa ses çıkarmadı. Orada, bizim soframızda bulunanlardan daha iki kişinin tabanca ile havaya ateş ettikleri görüldü. Bu gösteri hükümetin Hatay konusundaki gevşek tutumuna karşı bir protesto havası taşıyordu. Sf. 64, 65

    Alıntı; Atatürk’ten Anılar  – Kazım Özalp, Teoman Özalp, (Nehir Yayınları 1. Baskı 1998, Sf. 64, 65) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sofradaki sinirli havanın yumuşaması ümidiyle kalktık. Ancak biraz sonra yeni bir olay meydana geldi. İçerdeki odaya geçerken Mustafa Kemal Paşa karşılaştığı Mısır sefirini selamladı, hatırını sordu. Sefirin başında uzun bir fes vardı. Mustafa Kemal “Burada herkesin başı açık, siz de onlar gibi hareket edin, fesinizi çıkartın rahat edersiniz” dedi. Sefir bir hareket yapmadı. Paşa oradan ayrılmadı, sözlerini tekrar etti. Sefir fesini çıkardı ve yakınında bulunan bir garsona verdi. Olay bizim Şapka İnkılabı’nı yaptığımız tarihlerden bir süre sonra cereyan ediyordu. Sf. 51

    Mısır sefiri ile meydana gelen bu fes çıkartma olayından sonra Mısır devleti beklenilenin üzerinde büyük bir tepki gösterdi. Daha sonradan kral ailesine mensup bir hanımefendinin eşinin, Kahire’ye Türk sefiri olarak yollanmasına rağmen, ilişkilerimiz uzun süre soğuk kaldı. s. 52

    Alıntı; Atatürk’ten Anılar  – Kazım Özalp, Teoman Özalp, (Nehir Yayınları 1. Baskı 1998, s.52) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biliyordum ki bazı komisyon azaları bu görüşte olmamakla beraber, baskı görmedikleri halde, Mustafa Kemal Paşa’dan çekinmişler ve korkudan seslerini çıkarmamışlardı. 1 Kasım 1922’de Meclis’te saltanat kaldırılmış, hilafet kalmış ve bütün hükümranlık haklarının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde toplandığı kabul edilmişti. Sf. 21

    Alıntı; Atatürk’ten Anılar  – Kazım Özalp, Teoman Özalp, (Nehir Yayınları 1. Baskı 1998, Sf. 21) kitabından birebir alınmıştır.

  • Biz Selanik’ten durumu izlemeye çalışıyorduk. Meşrutiyet taraftarı olan vatanperver subay ve sivil aydınlar toplanarak neler yapılabileceğini tartışıyorduk. Mustafa Kemal, arkadaşlarını askeri kulüpte toplamış ve Rumeli’de askeri ve milis kuvvetlerden bir kıtanın hazırlanması ve olayları bastırmak üzere İstanbul’a yollanması fikrini ortaya atmış ve kabul ettirmişti. İşte “Hareket Ordusu” adlı kuruluş böyle oluştu. Sf. 3

    Alıntı; Atatürk’ten Anılar  – Kazım Özalp, Teoman Özalp, (Nehir Yayınları 1. Baskı 1998, Sf. 3) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ustalar korkmuş ve sararmış yüzleriyle, odaya girer girmez Atatürk birden yerinden fırlayarak, “Sizler elektrikleri yakamadınız. Ben sizi yakayım da görün” diye elini tabancasına attı. Ali Çavuş hemen ellerine atladı. Ustalara da “Kaçın!” diye bağırdı.

    Ustalar kaçtılar. Atatürk ile Ali Çavuş bu durumda iken Fevzi Paşa odaya girdi. Ali Çavuş da çok korkmuştu. Sakin bir yere saklandı. Sf. 146

    Alıntı; Ali Çavuş (Mustafa Kemal’in Canyoldaşı) – Zeynel Lüle, (Doğan Kitap, 1. Baskı 2008, Sf. 146) kitabından birebir alınmıştır.