Anadolu’da, Hititler zamanından beri belli bir yol ağı vardı. Anadolu’nun coğrafi yapısı, yolların, coğrafi yer şekillerine uygun yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu bugün de böyledir. Yani, tarihin ilk zamanlarından beri, Anadolu yol güzergâhları çok fazla değişmemiştir. Lidyalılar, Persler ve krallıklar döneminde ticari ve askeri amaçlı yollar yapılmıştı. Seleukoslar, yeni kurdukları kentleri, bir yol ağı ile birbirine bağlamışlardır. Ancak, yine de, Anadolu’da yol yapımında esas atılım Roma döneminde gerçekleşmiştir. Sıfır (0) yılına geriye gittiğimizde, Anadolu’da mevcut ana yolları aşağıdakiler olarak sayabiliriz. Efes’ten başlayıp, Dinar (Apameya, Apameia), Yalvaç (Antiokya, Antiocheia), Aksaray (Archelais), Kayseri (Caesareia), üzerinden Malatya (Melitene) ve oradan Fırat vadisine uzanan yol, ana batı-doğu yoludur. Bu yoldan ayrılan bir kol, Aksaray’dan güneye dönüp Tarsus’a (Tarsos) iner, oradan Suriye ve Mezopotamya’ya ulaşır. Bu iki yol, tarihin bundan sonraki safhalarında hem ticari ve hem de askeri olarak çok önemli olacaktır. Karadeniz’i, Akdeniz’e bağlayan yol ise, Samsun’dan (Amissos) başlar, Kayseri üzerinden İssos ve Suriye’ye gider. Anadolu’nun bir diğer önemli yolu da, Marmara limanlarından başlar, Eskişehir (Dorileon, Dorylaion) ve Ankara üzerinden Sebasteia’ya (Sivas’a) uzanır. Bu yol, Sebasteia’da iki kola ayrılıp, Fırat vadisine girer.
Alıntı; Bizimkiler IV (Roma) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 144, 145) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın