Söz sırası kendine gelen Gül ise adeta döktürüyordu. O görüşmede Gül şunları söylüyordu:
“Türk halkı Yahudi vatandaşlarına karşı hoşgörülü ve dosttur. Anti-Semitik açıklamalar yani Yahudi aleyhtarı konuşmalar kıyıda köşede kalmıştır. Halk arasında yankı bulmamaktadır…”
Gül, Yahudi aleyhtarı konuşmaların kıyıda köşede kaldığını, Yahudilere Erdoğan’ı götürüp, Erdoğan’ın da bu şekilde konuşmasını sağlayarak Yahudilerin ve ABD’lilerin güvenini kazanıyordu.
11 Haziran 2005 tarihli AKP ve Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen Vakit gazetesi her yıl verilen ödüllerden birini daha haber yapıyordu. ADL, yani Anti Defamation League’nin Çevik Bir’e verdiği aynı amaçlı ödül için “Yahudilerden üstün hizmet madalyası” başlığını kullanırken, Tayyip için hafif bir kıvırtma yaparak “Musevilerden Cesaret Ödülü” açıklamasında bulunuyorlardı. Gerçekte ADL, bu ödülleri kendilerine üstün hizmet edenlere veriyordu.
Tayyip’in ödülü almasını Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Devlet Bakanı Ali Babacan ve Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül izliyordu. Tayyip, ödül alırken şöyle döktürüyordu:
“Musevi düşmanlığı utanç verici bir akıl hastalığının tezahürüdür, katliamla sonuçlanan bir sapkınlıktır, sapıklıktır… Soykırım, etnik temizlik, ırkçılık, İslam düşmanlığı, Hıristiyan düşmanlığı, yabancı düşmanlığı ve terörizm geçmişten bu güne kadar devam edegelen aynı kötülüğün farklı yüzleridir… Başka dinlere hoşgörü göstermek bize Peygamberimizin mirasıdır…. Musevi düşmanlığının Türkiye’de yeri yok…” Sf. 48, 49
Alıntı; Musa’nın Gül’ü – Ergün Poyraz, (Togan Yayınları 6. Basım Mayıs 2007 – Sf. 42, 43) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın