Raporu hazırlayan istihbaratçı, raporunu gereği için Fethullah Gülen’e gönderiyor ve ancak onun “durumun vahametini idrak etmesinden” sonradır ki, aynı raporun kopyası, yine gayriresmi “en üst makam” ya da cemaat hiyerarşisinde “Kainat İmamı” Fethullah Gülen eliyle, bir başka mutemede, yani halk arasında “Başbakan’ın Gölgesi” olarak ünlenen şahsa iletiliyor. Bu arada, devlet adına yaşanılan bir çelişkinin de altının çizilmesi gerekiyor: Cemaat hiyerarşisine göre, bir polis memuru, bir bekçi ya da bir astsubay üst bir konumda ise, cemaat hiyerarşisinde daha altta bulunan bir Emniyet Müdürü’nün ya da Generalin, devlet ya da kurum hiyerarşisini dikkate almaksızın, o kişiye “biat” etmesi, bir başka ifadeyle onun emirlerine harfiyen uyması gerekiyor. Aynı şekilde, mübaşirin ya da zabıt kâtibinin “imam” olduğu bir sistemde, bu mübaşirin ya da zabıt kâtibinin, mürit hâkime emir vermesi, karar dikte ettirmesi gibi bir sonuç doğuyor. İşte, tarikatların ya da cemaatlerin güçlenip devlete sızdığı noktalarda, devlet hiyerarşisi resmen çöküyor. Türk Devleti, en önemli zaafını bu noktada yaşıyor… Sf. 35
Alıntı; Köstebek – Necip Hablemitoğlu, (Pozitif Yayınları, Nisan 2008 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın