Kategori: Anekdotlar
-
Tezi yazıyorum: Yumuşak insanın sevmesi mümkün değildir. Aşk, katı insanın harcı’dır. Aşk, dişlilerin birbirine geçmesidir. Sevgi, karşılıklı olarak bilmektir ve derinlikleri duymaktır. Sevgide ortaklık ve saygıda uzaklık var. Tanrılar ortak olamadıkları için sevemezler ve uzak oldukları için de sevilmezler, Saygı, sevginin düşmanıdır. Güncel olmayan, tarihçi ve kalıcı sevgi için, aşk için, yalnız arada bir uzaklaşmayı…
-
Cumhuriyet kurulduğu zaman mevcut olan pek az elektrik üretimi ve dağıtımı belediye santralları şeklinde idi ve yabancılara aitti. Bu santraller çok zorlanmıştı ve çok verimsiz olarak işletiliyordu. Bunlar kamulaştırıldılar. Daha sonra yeni belediye santralları kuruldu. Yerel santralların sayısı 1923 yılında 2 iken 1945 yılında 190’a çıktı ve kurulu kapasite de aynı dönemde 30.000 kilovattan 107…
-
İkinci kanala Kalecki-Keynes Modeli adı veriliyor ve her zaman doğru olmasının yanında öğrencilerin aklında kolaylıkla yer eden şu özdeyiş ile anlatılıyor: İşçiler kazandıklarını harcarlar, kapitalistler harcadıklarını kazanırlar. Sf. 56 Alıntı; Quo Vadimus? Nereye Gidiyoruz? – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi, 2. Baskı 1988 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.
-
Cumhuriyet’in otuzlu yıllarda körüklediği balo merakı, 1940 ve 1950’li yıllarda dans öğrenmeyi Üniversite eğitiminin bir parçası haline getirdi. İstanbul’da dans okulu açıldı. Bir Grek kökenli dans profesörü vardı; iki öğrenci gelmiş, ücreti sormuşlar. Birisi az biliyormuş, profesör, saati yirmi lira demiş; diğeri biç bilmiyormuş, saatine on lira koymuş. Şaşırmışlar. Profesör açıklamış; az bilene dansı öğretmek…
-
İsmail Kemal Bey, Balkan harbinin karanlık günlerinde İstanbul’a gelerek Sadrâzam Kâmil Paşa ile görüştü. Buradan Romanya-Viyana-Treyeste yoluyla Draç limanına gitti. Gayesi Sırp ve Yunan ordularını ilerleyişini durdurmak için Arnavutluk istiklâlini Draç’da ilân etmekti. Bu şehire varır varmaz eşrafı toplantıya davet etti. Bunlara durumu anlattıktan sonra Arnavutluk istiklâlini ilân etmekten başka çare kalmadığım söyledi. Toplantıda bulunanlar…
-
(Bedrettin’in eseri Varidat’tan alıntı yapılmış;) “Hiç şüphe etme ki, Semavi kitaplarda yazılı veya haberle, yayılı köşkler, ırmaklar, cennet, huri, azap, cehennem ve emsali şeylerin herkesçe malum anlamlarından başka manaları da vardır. Ve onları ancak hakka ermiş olanlar bilirler.” “Bu beden için kalım olmadığı gibi, sona erdikten sonra cüzleri için de eski şekli üzerine birleşim yoktur.…
-
Hemen belirtelim ki, Tire’deki ibadet mekânı ve kutsallıkla ilgili bir örnek, bunun en güzel kanıtı olsa gerektir. Örneğin, 15. yüzyıl dini yapılarından Şemsi Zaviyesinin alt katı ayazma idi. Osmanlı Döneminden günümüze bu yerin “Üstü mescit, altı kilise” olarak ifadesi hoşgörü mirasının bir kanıtıdır. Ayazmaya gelen Hristiyanlar, burada mumlar yakarlar, dualar ederler, kutsal suyla yüzlerini yıkarlar…
-
Gezgin İbni Batuta 1333 yılında uğradığı Tire’yi bir ahi kenti olarak anmaktadır. Osmanlı Devleti kurulduktan sonra Aydın Sancağı tesis edilmiş ve sancak merkezi de Tire yapılmıştır. Bu sancağın sınırları içine de olaylar coğrafyasının etkin kentleri Karaburun ve Sart eklenmektedir. Sf. 103 Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf.…
-
Bugünkü Aydın ilinin adı Güzelhisar’dır. Sf. 78, 79 Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 78,79) kitabından birebir alınmıştır.
-
Gerek Bedreddin’in babası İsrail’in Eğridere, gerek Börklüceli Mustafa’nın Kızılbörklü Köyü birbirine yakın köylerdir. Bu nedenle Tire’de bir araya gelmeleri rastlantı değildir. Sf. 54 Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.
-
Tarihi Ebü’l Faruk’tan aldığımız Börklüce’nin söylemleri, toplumsal paylaşım ilkesinin tebliği niteliğindedir. “Cenabı Hak dünyayı yaratmış, insanlara bahşetmiştir. Erzak, melbusat (elbiseler), davar, arazi ve bütün toprak mahsulleri umumun müşterek hakkıdır. İnsanlar hilkaten ve tabiaten müsavidirler. Birinin servet toplayıp biriktirmesiyle diğerlerinin ekmeğe bile muhtaç kalması ilahi maksada muhaliftir. Her şeyin çift olarak halk edildiğine, madde ve ruhun…
-
Tac-üt Tevarih yazarı Hoca Sadeddin Efendi ise olaylarla ilgili bilgi verirken, Türklerle ilgili ilginç bir saptama yapmayı da unutmamıştır; “Börklüce Mustafa ise Musa Çelebi olayından sonra, .. Aslen İran kökenli bir aileden gelen vakanüvis Hoca Sadeddin “Kötü Soylu Türkler” diyebilecek kadar ileri de gitmektedir. Naima ise “Çirkin suratlı Türk” ve “Kaba Türk” gibi aşağılayıcı ifadelerle…
-
Burada kalanlar askerlik yapmaz, vergi vermezlerdi. Bu nedenle çoğu kez manastırlara sığınmalar bu gerçeklere dönüktü. Bu kurumlar cinsel perhizi esas alan, ruh ve beyinlerin ilahilerle, dualarla beslendiği evlerdi. Kurumun, vücudun herkesten saklanması, kimse tarafından görünmeme ilkesi, yıkanmaları da engelliyordu. Bu yüzden aylarca hatta yıllarca yıkanmayan keşiş, rahibe ve manastır personeli vardı. Hatta kimi kaynaklar, vücudun…
-
“İnsanlarla yaşamak zordur. Çünkü susmak zordur.” Nietzsche Sf. 33 Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004 – Sf. 33) kitabından birebir alınmıştır.
-
(Birgivi) El, göz, kulak, dil ve ayak gibi çeşitli organlarla işlenen günahlar dizisine ilginç eklemeler yaparak, adeta günlük yaşamı çekilmez hâle getirmektedir. Mendil kullanmaya karşı çıkmasının yanı sıra giyilecek elbiselerdeki sarı ve kırmızı renklerine dahi karışan Birgili, tutucu dünya görüşüyle adeta özdeşleşmekte, Anadolu’nun Gazali’si olmaya heveslenmektedir. Şarkı, raks ve semaları dine aykırı bulan Birgili’nin önünü…
-
Tebliğlerdeki asıl keskin bakış “Yiyecek, giyecek, hayvan, arazi ve ürünler toplumun ortak malı olmalıdır.” ifadelerini kapsayan ideolojik söylemde yatmaktadır. “Cennet, cehennem bu dünyadadır, ölümden sonra dirilme yoktur. Her ne kadar Kur’an’da böyle bir ifade varsa da onun anlamı başkadır” diyen Bedreddin, Sf. 10 Alıntı; Tire’den Darağacına Şeyh Bedrettin – A. Munis Armağan, (Bilkar Matbaacılık, 28.07.2004…
-
Yeni Cumhuriyet’in zaferi hiç de alçakgönüllü değil. Günde on kez bana yabancı, çıkarcı, Türk düşmanı diye sövüyorlar. Evde, Elise götüreceğimiz eşyaları ayırıyor. Kovulmadığımızı, isteğimiz üzerine kendimize seçtiğimiz bir ülkeye gittiğimizi söylesem de kanmıyorum. Büyük sıçrayışa arzulu olan diğer Sefarad kardeşlerimizin aksine, kuşkusuz silahlı askerler bizi sınıra götürmüyor, ama bizleri geçim kaynaklarımızdan ederek, Türk vatandaşlığına geçmeye,…
-
“Kız çocuk ne doğsun, ne de ölsün” Sf. 283 Alıntı; İstanbul’da Bir Yahudi Ailesi (İmparatorluk Çökerken) – Brigitte Peskine, Ç; Elâ Güntekin, (İnkilâp Kitapevi, 2005 – Sf. 283) kitabından birebir alınmıştır.
-
Bizde bir yasa vardır. Bunun Seferad cemaatine özgü olduğunu uzun süre düşünmüştüm ama bazı Aşkenaziler de uyguluyormuş. Halkımızın bütün yasaları gibi, soyu korumaya yönelik bir yasadır bu. Hayatta kalmak. 1492’de İspanya’dan ayrılmadan önce, atalarımız on iki yaşını aşkın bütün çocukları bir birleriyle evlendirmiş. Sadece kızları korumak için değil. Evlilik hiçbir zaman tecavüze engel olmamıştır. Gerçek…
-
Ben de onlara değer biçmiştim Yahudi düşmanlarının başında Rumlar geliyordu en pozcular Fransızlar en hor görenler Türkler, en yakınlık gösterenler Ermenilerdi. Sf. 132, 133 Alıntı; İstanbul’da Bir Yahudi Ailesi (İmparatorluk Çökerken) – Brigitte Peskine, Ç; Elâ Güntekin, (İnkilâp Kitapevi, 2005 – Sf. 132, 133) kitabından birebir alınmıştır.