Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Anekdotlar
-
“Atatürk’ün en küçük bir şeyden hiddetlendiği görülüyordu. … Bazı tıynetsiz heriflerin, Atatürk’ün son zamanlarda iki kadeh rakı ile zıvanadan çıkmış olduğunu söylemeleri tamamen yalandır. .. Adice, alçakça propagandadan ibarettir.” Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 12) kitabından birebir alınmıştı.
-
“Bütün dünyanın bir deha olduğunda ittifak ettikleri (birleştikleri) Atatürk…” Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştı.
-
“Bu adam ölürse ben yaşayamam!” diyor. Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştı. BAKKAL’IN NOTU (2022); Nitekim Paşa vefat edince Bozok intihar etmiş ancak ölmemiş.
-
Mussolini; “-Atatürk’ün ölümünü beklemeli!” demişti. Atatürk, Tahsin Uzer’in yalısının balkonundan halka; “-Mussolini iyi bilmelidir ki, ben ölmeyeceğim!” Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 8) kitabından birebir alınmıştı.
-
Atatürk şu hikâyeyi anlatıyor; “Bismarck çok şampanya içermiş. Doktorları artık alkolü kesme zamanının geldiğini kendisine ima etmişler. Bismarck doktorlarına; “Söyledikleriniz doğru olabilir, fakat ben doktorumu terk ederim şampanyamı terk etmem!” demiş.” Alıntı: Atatürk’ün Son Günleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 10) kitabından birebir alınmıştı.
-
“Ara sıra biraz da hasisliği vardır…. Bazen meselâ vermeyi, hediye etmeyi kararlaştırdığı bir şeyi son dakikada vermeye kıyamaması gibi geçici haleti ruhiyesinden (ruh halinden) ileri gelmekteydi. Salih Bozok ile beraber yanında oturuyorduk; “Çocuklar! Size bugün birer hediye vermek istiyorum!” Gardırop odasına çıktım. Atatürk; “-Size birer kalpak vereceğim!” diyerek emir verdiler ve kalpak dolabını açtırdılar. Dolapta…
-
“-Adam olmak demektir hocam! Adam olmak! İlk Meclis’te, bir gün, laiklik konuşuluyordu. … din alimlerinden bir arkadaş, kürsüye geldi, alaycı bir tavırla; “Arkadaşlar bir laikliktir gidiyor. Affedersiniz, ben bu laikliğin anlamını anlayamıyorum!” diyor. Riyaset makamında oturan Mustafa Kemal Paşa dayanamamış; “-Adam olmak demektir hocam! Adam olmak!” .. bu cevabı alan mebus arkadaşımız hoca efendi, bir…
-
“Mustafa Kemal Park Otel’inde halk ile bir arada oluyordu.” Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf. 80) kitabından birebir alınmıştı. BAKKAL’IN YORUMU (1995): Halk Park Oteli’ne geliyormuş.
-
“Bir gün, parti divanında,, savaş sanayisi fabrikasında yapılan kadro düzenlemesi nedeni ile açıkta bırakılan işçilerin durumu görüşme konusu olurken, İsmet Paşa, işçiyi koruyan Recep Peker’e kızarak; “-Milli egemenlik, kamuoyu, sözleri bir lafzı-ı muraddan (istek sözünden) ve bir takım süslü kelimelerden ibarettir. Böyle bir şey yoktur. Bütün dünyada geçerli ve kaçınılmaz oldukları gibi mesele; Okur-yazar denilen…
-
Atatürk; “-Ben Sofya’ya Ateşemiliter (askeri ateşe) olarak gittiğim zaman, Fethi (Okyar) Bey’e “Bizim için oda hazır mı?” diye sordum. Bana, “Ne odası burası, Sefarettir, sefirlere mahsustur, sen başının çaresine bak!” demesin mi?” Atatürk bu hikâyeyi Fethi Bey’in yanında anlatır ve Fethi Bey’de sürekli mahcup olurdu.” Alıntı: Atatürk’ün Hususiyetleri – Kılıç Ali (Sel Yayınları 1952 – Sf.…
-
“Hilmi Bey idam hükmünü şaşılacak bir soğukkanlılıkla dinlemiş, masanın önünde durarak; “İzninizle bir-iki söz söyleyeceğim, veda sözü.” demiş. Fakat bir türlü sözünü derleyip toparlayamamış. “Allahaısmarladık” diye boynunu cellâda vermiş ve asılmıştı. Fakat sehpa ile birlikte yere yuvarlandığı görülmüştür. Sağdan- soldan duyulan “Eceli gelmemiş!” “Allah’ın işine bak!” sesleri arasında yüzükoyun yere serilmiş olan Hilmi Bey’in üstüne…
-
Reis’in, “Savunmanızı dinlemeye hazırız !” Sözü üzerine, gayet sakin ve vakur bir vaziyette ayağa kalkan eski Maliye Bakanı Cavit Bey; “-Hâkim Efendiler! Savaş yapanlara, Mısır’ı alacağız diyenlere, bizim ruhumuzda biri Adana diğeri Irak gibi iki Mısır vardır dedim. Kafkasya’yı istila edeceğiz diyenlere, toprak almakla ne kazanacaksınız dedim. …Ziya Gökalp’in hazır bulunduğu bir mecliste, harbi istemediğim…
-
Reis; “-Meşrutiyetten sonra İstanbul, Selanik ve İzmir’de İttihat ve Terakki Partisine yardım toplanmış, bu arada mücevherat hediye edenler de olmuş. Bir partiye mücevherat verilir mi?” Dr. “-Efendim. Köylü tarla bile hediye etti.” “-Ama mücevher verilmesi garip değil mi?” “-Vallahi bilmem! Verdiler işte! Yardım bu, verilen ret edilir mi?” Reis, Dr. Nazım Bey’i de harp sorumlusu…
-
Reis; “Durumunuz ne sanık ne tanık sıfatıdır. Sorgulamanız sonucunda durumunuz anlaşılacaktır. Şimdi Rauf Bey’le ilginizi anlatınız.” Alıntı: İzmir Suikastının İçyüzü II – Feridun Kandemir (Ekicigil Matbaası 1. Baskı 1955 – Sf. 86) kitabından birebir alınmıştır. BAKKAL’IN YORUMU (1995): Mahkeme, Rauf Bey’i suçlayabilmek için gazeteci Velit Ebuzziya ve Ahmet Emin (Yalman) Beyleri de duruşmaya alıyor. Onları…
-
(İstiklâl mahkemesi intikam alıyor, Ziya Hurşit tam suikastın yapılacağı yerde asılıyor!) (Ziya Hurşit idam sehpasının önünde şunları söylüyor: ) “-En son gelir bezme (eğlence meclisine) ekâbir gelirmiş derler ya, ben de sonuncu asılan mıyım?” Cevap alamayınca sesini yükseltti; “-Ben zaten başka şey beklemiyordum. Sizin elinizden yalnız bu gelir. Amma buda zevk. Hürriyetsiz bir memlekette yaşamaktansa,…
-
“Mehmet Şükrü Bey, taş gibi, donup kalmış, hissiz. Siyaset Meydanı’na (Osmanlıda idam infaz edilen yere siyaset meydanı deniliyor) ilk götürülen Şükrü Bey idi. Bütün idam mahkûmları asılacakları yere kadar kapalı araçlarla götürüldükleri halde, Şükrü Bey açık arabaya bile bindirilmemiş, ta Hükûmet meydanına kadar korumaların ortasında ve bilekleri kelepçeli, üstü beyaz gömlekli (İdamların infaz gömleği) olduğu…
-
“13 Temmuz 1926 günü hüküm veriliyor. 14 Temmuz’da da sabaha doğru infaz ediliyorlar. Arif elleri bağlanırken bağırıyor; “Ben Gazi’nin yirmi yıllık arkadaşıyım. O beni affeder. Verin şuradan bir kâğıt kalem kendisine bir mektup yazacağım.” … telaşla şu mektubu yazıyor; “Yirmi yıllık arkadaşınızım. Birçok meydan savaşlarında size fedakârane hizmet ettim. Ölüme yaklaştığım şu dakikalarda beni affedeceğinize…
-
“Ziya Hurşit uyandırılınca, neşeli; “-Anladım. Telaş etmeyin. Hele bir hazırlanayım!” diyor. Giyiniyor, kolonyasını sürüyor, ipekli mendilini özenerek düzeltmiş ve “-Buyurun gidelim!” demiş. Hükmün okunması bitince; “-Hepsi bu kadar mı?” diye soran Ziya Hurşit, arkadaşlarını merak ederek onların ne olduğunu öğrenmek istemiş. “-Galiba bazıları idama müstahak değildi, herhalde bir yanlışlık olmalı.” Diyerek ayağa kalkmış. Hapishane…
-
“İşte idamına karar verilip te duruşma salonuna getirilmeyenler; Ziya Hurşit, İzmit Mebusu Şükrü Bey, Saruhan Mebusu Halis Turgut, İstanbul Mebusu İsmail Canbolat, Erzurum Mebusu Rüşdü, Trabzon Mebusu Hafız Mehmet, Sarı Edip Efe, Baytar Miralaylığından emekli Rasim, Mülâzımlıktan emekli Çopur Hilmi, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Eski Ankara Valisi Abdülkadir, İttihat ve Terakki’nin İaşe Bakanı Kara Kemal,…
-
(Feridun Fikri Bey Dersim Mebusu, demokrat ve düzgün bir insan, hukukçu. Korkudan sapıtıyor:) Feridun Bey “-.. Bazı insanlar ulu orta konuşurlar, gevezelik ederler Reis Bey. Bu da bir cürümdür (suçtur)” deyince dinleyiciler gülmeye başlarlar. Feridun Fikri Bey büsbütün heyecanlanarak iyice sapıtıyor; “-Sözle de cinayet suçu olur. Örneğin genel bir yerde, bir Mebus kalkar da bu…