Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Askerlik

  • Nafıa askerlerinin sevk edildikleri illerden biri Yozgat’tı. Yozgatlı gazeteci ve şair Abbas Sayar (1923-1999) nafıa askerlerinin Yozgat’a gelişlerine 19 yaşında tanık olmuştu. Sayar 1989 yılında hatıralarını tefrika olarak Yozgat gazetesinde yayınladı: Sf.55 “Evet, 1941 yılı, Mayıs, Haziran haftası… On bine yakın Ermeni, Rum, Yahudi. Yozgat’ta iğne düşürsen yere düşmez…” Sf. 56 “Yozgat on küsurlardan yirmi…

  • Gayrimüslim erkeklerin nafıa askerleri olarak silahaltına alınmalarından yaklaşık bir yıl sonra Millî Müdafaa Vekâlet’inin 27 Şubat ve 7 Mart 1942 tarihli teklifleri üzerine İcra Vekilleri Heyeti 18 Mart 1942 tarihinde yaş sınırını genişletecek, “şimdiye kadar ihtiyat olarak hizmete alınmamış bulunan her doğumdan gayrimüslimlerin silahaltına celpleri” ne karar verecekti. Sf. 47 Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri…

  • Hükümet silahaltına celp edilen askerlerin geride bıraktıkları ailelere maddi yardımda bulunacaktı. Bunun için de sinema ve tiyatro biletleri bedellerine, nakil vasıtaları ücretlerine bir miktar zam yapılacak ve bu zam yardım olarak ailelere dağıtılacaktı. Belediye’ler de aynı maksatla belediye resmî ve tarifelerine zam yapacaklardı. Sf. 46 Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi…

  • 24 ila 39 yaş arasındakiler silah altına çağrılmalarına rağmen yeni doğan çocukların nüfus idarelerine geç kaydedilmeleri olağan olduğundan gerçekte celp edilenlerin yaş aralığı 20 ilâ 60 arasıydı. Sf. 45 Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008 – Sf. 45) kitabından birebir alınmıştır.

  • Azınlıkların ortak hafızalarında yer eden çok yaygın bir söylenti, hükümetin silahaltına alınan gayrimüslim erkekleri katletmeyi tasarladığı, dönemin Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın bu tasarıdan haberi olduğunda azınlıkları Millî Müdafaa Vekâleti emrine aldırarak canlarını kurtardığı kanaatiydi. Bu kanaatten ötürü azınlıklar Mareşal Çakmak’ı minnetle anacaklardı. Bu söylentinin ortaya çıkmasındaki neden nafıa askerlerinin hemen hemen tamamının yol ve…

  • Amele taburlarına 1942 Temmuzunda son verildi. Birkaç ay sonraki Varlık Vergisi ise, amele taburlarından geri dönenleri bekleyen acı bir sürprizdi. Aynı amaçlı politikaların 1942 uygulamasıydı. Biliyorsunuz bu politikalar daha sonra 1955 6/7 Eylül Olayları ve 1964, sürgünleriyle devam edecekti. Sf. 7 Alıntı; Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri – Rıfat N. Bali, (Kitabevi Yayınları, 1. Baskı 2008…

  • Türk Yahudilerinin “Las Vente Klasas”, Türk Ermenilerinin “Kısan Tasagark”, Rumların ise “İkosi İlikeis” sözleriyle andıkları ve bu deyimlerin Türkçe karşılığı olan “Yirmi Kur’a” deyimiyle tarihe mal olan vaka, 6 Nisan 1941 tarihinde Yunanistan’ı işgal eden Nazi Ordularının Türkiye’ye de saldırmalarının muhtemel olduğu bir ortamda münhasıran gayrimüslim erkeklerden oluşan yirmi kur’a ihtiyat askerlerinin İcra Vekilleri Heyeti’nin…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Böyle çok ve böyle büyük engeller padişahın planlarını önledi. Ne yazık ki şu söz doğrudur: En Turquie on a commence la refoıme par la queue (Türkiye’de devrimlere kuyruğundan başlandı.). Bu reformların çoğu görünürdeki şeylerden, isimlerden ve projelerden ibaretti. En zavallı eser de Rus ceketleri, Fransız talimnameleri, Belçika tüfekleri, Türk…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Padişah bir darbede Türkiye’nin o zamana kadar Avrupa’nın siyasi terazisine attığı ağırlığı yok ettikten, yeniçerileri ortadan kaldırdıktan sonra, düşmanları ve kendi uyrukları onun elinden ülkeler ve memleketler aldılar. Hellas, Sırbistan, Buğdan ve Eflak elinden çıktı. Mısır, Suriye, Girit, Adana ve Arabistan bir Hidiv’in eline geçti. Besarabya ve Kuzey-doğu Küçük…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Rusya yenileşme işine başladığı zaman bu memleketin Avrupa ile teması o kadar azdı ki Batı devletleri, önemlerini ancak muazzam sonuçlarıyla anladıkları teşebbüslerden hiç haber alamamışlardı. Osmanlı İmparatorluğunda iş bundan ne kadar başkadır. Denebilir ki Avrupa Türkiye ile bizzat Türkiye’nin kendi kendisiyle olduğundan daha fazla ilgiliydi. Hiç değilse halk tabakasından…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 1 Eylül 1839, İstanbul) Asker itaat ediyor, fakat selâm vermiyordu. Her ne kadar müstesna bazı durumlarda selâm durmak zorunda kaldıkları oluyorsa da Türk askerinin bir gâvura resmi tazim ifa edeceği yolunda genel bir prensip koymaya henüz cesaret edilememektedir. Biz son derece aşağı görülen bir sınıfın üstün paye verilmiş fertleriydik; Sf.281 Alıntı; Türkiye Mektupları…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya) Kuvvetlerimizin yarısından çoğunu teşkil eden Kürtler düşmanımızdı; kendi subayları ve arkadaşlarına ateş ediyorlar, dağ yollarını kesiyorlardı. Bizzat Hafız Paşaya birçok defa hücum ettiler. Öteki kaçaklar tüfeklerini fırlatıp atıyor, kendilerini rahatsız eden üniformalarını sıyırıp çıkarıyor ve keyifli keyifli türkü söyleyerek köylerine yollanıyorlardı. Sf. 271 Alıntı; Türkiye Mektupları – Feldmareşal Helmuth…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya) Bütün Paşalar bu çekilişi candan istiyorlardı, fakat hiç biri bunu söylemeye cesaret edemiyordu. Ben, sivri tepede düşünceme katılmış olan Ferik Mustafa Paşadan ve Han Efendiden açıkça bunu söylemelerini istedim; Hafız Paşaya, askerlik işlerinden anlamayan mollalar gibilerine kulak asmamasını söyledim ve ona yarın güneş yeniden şu dağların arkasında battığı sırada,…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya Ordugâh) Nizamiye kıtalarının da yarısını yeni askerler teşkil etmekte idi. Ölüm nispeti o kadar korkunçtu ki burada bulunduğumuz sürede piyadenin yarısını gömmüştük. Bütün bunların yerini doldurmak şimdi hemen hemen tamamıyla Kürdistan’a yükleniyordu. Köylerdeki halk dağlara kaçıyordu, peşlerinden köpekler saldırtarak kovalanıyorlardı; tutulanlar, çoğu zaman çocuklar ve sakatlar, uzun iplere sıralama…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 12 Temmuz 1839, Malatya Ordugâh) Bizzat tabiat bir yerde büyük insan yığınlarının toplanmasına karşı koyar. Medenî memleketlerde bu iş zor ve masraflıdır, buradaki gibi memleketlerde ise öldürücüdür ve uzun sürünce para yetiştirilemeyecek bir şey olur. Bu sebeple senelerden beri bu zavallı vilâyetlerin üzerine çöken tazyik korkunçtur; fakat bütün imparatorluk da büyük bir orduyu…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Mayıs 1939, Birecik’te Ordugâh) Paşa’ya dün, yanlış anlaşılmaması için tercümanla harfi harfine şunları söyledim: “Mollalar sana harbin haklı olup olmadığını söyleyebilirler, fakat bunun akıllıca olup olmadığını yalnız sen takdir edebilirsin. Şartların tümü, padişahın ve Avrupa hükümetlerinin maksatları., bizim bütün ordularımızla düşmanın bütün ordularının kuvveti ve mevzileri, memleketin serveti, yığılmış olan erzak, mühimmat…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 8 Nisan 1839, Malatya) Bir süre önce, bir miktar Ermeni’yi Türk ordusuna almanın mümkün olup olmayacağı sorusu ortaya atılmıştı. Hukuk ya da hiç değilse hakkaniyet bakımından sanırım ki bu tedbire itiraz olunamaz.  Asya Ermenileri kalabalık, kuvvetli bir insan soyudur. Alışkanlık yüzünden muti, emir kulu tabiatlı, çalışkandır; çoğu da zengindir. Bu anda Hıristiyan Ermeni…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Şubat 1839, Malatya) Konya, Ankara ve Malatya’da kırk bin kadar sipahi ve redif askeri toplanmıştır. Sadece bu bir felâket, hem de çifte felâkettir, çünkü hükümet bu insanları asker olarak beslemek zorunda kaldığı gibi onlardan uyruk sıfatıyla vergi alamaz; bunların ticaretleri, sanatları durur, tarlaları yoz kalır ve çoluğu çocuğu sefalete düşer. Rediflerden başka…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 20 Şubat 1839, Malatya) Suriye’nin zaptını (ki ben bunu kolay bulmamakla birlikte hiç de imkânsız görmüyorum) bir an için olmuş bitmiş farz etmeme müsaade edin. Suriye’yi bir Paşa’nın eline vermek zorunlu görülüyorsa, bu zatın kıtaların başkumandanlığını muhafazaya devam etmemesi lâzımdır. Ancak askerî ve sivil iktidarın ayrılmasıyla, Osmanlı tarihinde o kadar sık görülen ve…

  • (Moltke’nin Mektubundan; 23 Kasım 1838, Malatya) Burada, bizim taraflarda büyük bir asker topluluğunun vasfı olan babayiğitçe ve neşeli hayatı hiç aramamalısın. Bu adamlar sanki dedelerinin cengâver ruhundan tamamıyla sıyrılmış gibi. Birkaç gün önce altı nöbetçiyi nöbet yerlerinden alıp birlikte firar eden bir çavuşu kurşuna dizdik, ötekiler bunu gördüler ve «zavallı adam!» diye düşündüler. Paşa yakalanıp…