Bilgi Bakkalı
Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.
Kategori: Askerlik
-
(Birinci Balkan Savaş’ı;) Öyle ki, Şevket Süreyya Kırklareli kaybedildiğinde “Türk piyadesinin kaçışı, Bulgar süvarisinin ilerleyişinden daha hızlıydı!” diye yazacaktı. Sf. 179 Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 179) kitabından birebir alınmıştır.
-
Halaskâr Zabitanlar işbaşında; Bu arada İTC karşıtları da boş durmuyordu elbette. 1912 yılının haziranında İstanbul’da ‘Halaskâr Zabitan’ (Kurtarıcı Subaylar) adı altında örgütlenen subaylar bir muhtıra yayımlayarak ülkenin II. Abdülhamid devrindeki gibi bir buhran geçirmekte olduğunu ve çökme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu ve vatanın kurtarılmasının “yine en çok askerlere düştüğünü” ilan etmişlerdi. Sf. 177 Alıntı; Öteki…
-
Ayaklanma başlıyor; Mart ayının sonlarına doğru, o güne kadar askerlikten muaf olan din adamlarının askere alınmasını öngören kanun çıktığında iş bir kıvılcıma kalmıştı. Çünkü özellikle Anadolulu gençler, askerlikten kaçmak için medrese öğrencisi oluyorlardı. Anadolu’daki nüfusun yaklaşık üçte birine tekabül eden bu kesim, ordunun asker potansiyeli açısından büyük bir kayıptı. İttihatçılar bu kesimlerden basit bir okuma…
-
1096 yılı geldiğinde ilk haçlı seferleri başlamıştı. Haçlı seferlerinin organize edilmesinde en önemli nedenlerden biri Selçuklu fetihleriydi. Selçuklular önce Anadolu’yu, sonra Filistin’i ve en önemlisi Kudüs’ü ele geçirmişlerdi. Doğu Roma İmparatoru Alexios Komnenos’da 1091 yılında Papa II. Urbanus’e mektup yazarak yardım istemişti. Aslında onun istediği asker yardımı idi. Çünkü Alexios görüyordu ki Türklerin bu gelişi…
-
Alp Arslan’ın ordusunda çok miktarda Kürt asker ve Kürt Beyler vardı. Yani Malazgirt savaşının kazanılmasında Kürtlerin de büyük payı vardır. Alp Arslan, Romanos Diogenes’e bir savaş tutsağı gibi değil, bir konuk hükümdar gibi muamele etmiştir. İmparator için özel bir çadır hazırlanmış, emrine hizmetkârlar tahsis edilmiş, özel masrafları için her gün para verilmeye başlanmıştır. Savaştan bir…
-
Türk orduları yaz kış dinlemez her mevsimde hareket ederlerdi. Düşman durmadan takip edilir, saldırmak için en uygun an beklenirdi. Saldırılar genellikle gece başlar veya bazen şafak beklenirdi. Türk askerleri bitkin bile olsa, savaşmak için uygun an yakalandığında savaşılırdı. Hızlıydılar, kendilerine güvenliydiler. Komutanları savaş taktiklerinde inanılmaz uzmanlaşmışlardı. Onların hem stratejileri ve hem de iradeleri vardı. Gerekmedikçe…
-
Türkleri nerede ise bütün düşmanları ve özellikle batılılar çok çirkin bulurlar. Onları canavar gibi, insandan daha çok hayvan gibi düşünürler. Tanımlamalar hep kısa boyları, büyük başları, kısa bacakları ve büyük kol ve elleri vurgulanarak yapılır. Burunları basık, göz çukurları oyuktur. Daha doğrusu öyle tanımlanır. Batılılar Türk ve Moğolları korkunç bulurken, Müslüman Araplar onları çok estetik…
-
1937 ve 1938 Yıllarında Kırım, Sürgün ve İdamla Dağıtılan Aşiret ve Ocak Büyükleri Hakkında Özet ve Toplu Bilgiler; 38 öncesinde Dersim toplumunun öncü ve yönetici öznesi, benim “Aşiret ve Ocak Büyükleri” olarak tanımlamayı tercih ettiğim birkaç yüz kişilik küçük bir toplumsal katmandır. Bu katmanın bir bütün olarak “feodal”, “ağa” ya da “derebeyi” olarak tanımlanması yanlıştır.…
-
27. Türk Süvari Tümeni ile 53. Piyade Alayının ve Bayburt, Kelkit, Kemah jandarma kuvvetlerinin hücumlarına maruz kalan bu kuvvetler çetin savaşlardan sonra Dersim’e ulaşmayı başardılar. Dersim’e iltihak eden önderler Pülür`deki Kürd aşiret kuvvetleriyle birlikte Kemah’taki Türk garnizonlarına saldırarak muhasara ettiler (kuşattılar). Bu çarpışmada Türk ordusu saflarında Dersimli Kürtlere karşı çarpışan Topal Osman yaralanarak Giresun’a kaçtı. …
-
20 Ekim 1920’de Sivas, Kangal, Divriği arasında hareket eden Türk postası, Dumarca dağlarında Canbeganlı Kürt aşireti tarafından müsadere edildi (mallarına el konuldu). Bu arada Ankara’daki Türk Hükümeti de 54. Süvari alayını Sivas’tan Koçhisar’a 32. Süvari Alay’ını da Tokat’tan Sivas’a, Erzincan’daki jandarma kuvvetlerini de Refahiye’ye intikal ettirdikten, Sivas, Erzincan ve Mezra vilayetlerinde sıkıyönetim ilan etti. (15…
-
26 Şubat günü Palo Mevkî Komutanlığı, Elâzîz Cephesi Komutanlığı’na şu haberi yollar: (1) “Palu Mevkî Kumandanlığından Elâzîz Cephe Kumandanlığına Bismillâhirrahmânirrâhîm 1-Elâzîz hududuna kadar telgraf hattını tamir etmek üzere telgraf çavuşları yola çıkarılmıştır. Zât-ı Âlileri de icâb edecek mahale kadar hattın tamirine emirler buyurunuz. Telgraf olmayınca mâlumat (bilgi) almak müşküldür. 2-Beş günden beri harb raporunuza nâil…
-
14 Şubat 1925’te Amed (Diyarbakır)’den Pîran (Dicle) istikametinde hareket eden ve Binbaşı İbrahim komutasında bulunan müfreze, 16 Şubat’ta Şeritan köyünde bulunduğu sırada, Pîran yönünden gelen 500 kadar mücahidin öğlen 11’de Şeritan’a yaptığı kuşatıcı taarruz, müfrezenin karşı taarruzu ile durdurulabildi. Saat 19.30’a kadar devam eden çarpışmada, müfreze daha fazla ilerleyemeyerek Silvan’ın Klîse (Akyol) köyünde kalmış ve…
-
16 Şubat 1925 günü Bakanlar Kurulu toplantısında, İçişleri Bakanı Cemil Bey, Pîran olayı hakkında lâzım gelenlere emir verildiğini ve meseleye kapanmış nazarı ile bakıldığını bildiriyordu. Gazetelerde yayınlanan bu haber, hükûmetin bu meseleyi ciddiye aldığını göstermesi itibariyle kamuoyunu rahatsız etmeye başladı. Durumu oldukça ciddî gören Genelkurmay Başkanlığı, 3. Ordu Müfettişliğine emir verir: “1-Şeyh Sâîd olayı bilinmektedir.…
-
Şeyh Sâîd Kıyam’ında, TC tarafından dünyada ve tarihte eşine ender rastlanır bir şekilde terör estirildi; rejim, önüne gelen herkesi astı. Sırf Türkçe bilmediği için asılanlar oldu. Mahkeme hâkimleri kimi zaman karşılarına Türkçe bilmeyen insanlar getirildiğinde, “Türkçe bilmeyen birinden vatana millete zaten fayda gelmez” deyip idâm kararları veriyorlardı. Ne de olsa Kürdistan halkı “hem Müslüman, hem…
-
Şeyh Sâid Efendi, Hani bucağındaki Serdi (Şeren) köyüne giderek buradan Lice üzerine yürüme planı yapar. Toplantıya Lice’nin ileri gelenlerinden Hakkı Bey, İbrahim Bey ve oğulları, Liceli Selim ve Fehmî, molla oğulları Galib ve Tâhir katılmışlardı. Pîran’daki olay (13 Şubat 1925) duyulur duyulmaz, Kürdistan’ın bütün aşiret reisleri Karakoçan’ın Çan nâhiyesinde toplanıp kararlar alırlar. Bölgenin tanınmış âlimlerinden…
-
Şeyh Sâîd Hazretleri, Modan aşireti reisi Fakih Hesen’i, eski müftü Hacı İlyas Dalberî’yi yine müftü ve Molla Hûsnî’yi de inzibat memuru olarak görevlendirir. Genç’den sonra sıra Hani’ye gelmiş, Hani de kısa sürede fethedilmişti. Şeyh Sâîd kuvvetleri halkla beraber Hani meydanında zorbaların sultasından kurtulup Allâh’ın hâkimiyeti Hani beldesini de gafletten kurtardığı için cemaatle birlikte “şûkr” namazı…
-
Bu dört ilçe, hareketin stratejik noktalarını oluştururlar. Bingöl’ün Mezrâ (Elâzığ) ile bağlantısını Karakoçan, Erzurum ile bağlantısını Karlıova, Muş ile bağlantısını Solhan ve Amed (Diyarbakır) ile bağlantısını Genç sağlıyor. Şeyh Sâîd Efendi, 13 Şubat günü Amed’in Ergani ilçesine bağlı Pîran köyüne (bugünkü Dicle ilçesi) gelir. O’nun geldiğini duyan halk, tekbir getirmeye başlar. Pîran halkı, Şeyh Saîd’i…
-
14 Şubat 1925’te Dara Hani’ye yarım saatlik mesafedeki Kupar köyüne gelen Şeyh Sâîd Efendi, geceyi burada geçirmeye karar verir. Bu sırada Şeyh Sâîd’in önünde giden kuvvetlerin Genç’i ele geçirdikleri haberi Kupar’a ulaşır. Ertesi sabah şehre giden Şeyh Sâîd halka vaaz verir: “Haberiniz olsun ki ben kötü bir amaç için yola çıkmadım; zâlim de değilim, bozguncu…
-
IV. Murad’dan sonra, Kürtlerin en büyük katillerinden biri olan İsmet İnönü’nün damadı ve onun bugün basiretsiz Kürtleri kendi çıkarı için kullanan oğlu Erdal İnönü’nün eniştesi olan ve “Milliyet” gazetesinde köşe yazarlığı yapan Metin Toker, “Şeyh Sâîd İsyanı” başlığı altında, 23. sahifede 13 Şubat Pîranı’nı şu şekilde anlatır: “Şeyh Sâîd, yanındaki eşkıyanın teslimi talebini ileten teğmene…
-
Devletin kuruluşundan 16. asrın sonuna kadar bütün hükümdarların hepsi büyük mareşallerdir, askeri dehâlardır. Alıntı; Son İmparatorluk Osmanlı – İlber Ortaylı, (Timaş yayınları 2. Baskı Kasım 2006 – Sf. 53) kitabından birebir alınmıştır.